Bu aşk burada biter
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Ataol Behramoğlu
İstila
Son bir kaç yıldır yaşadığımız her şey kimsenin görmek istemediği, görse bile kabul etmekten kaçındığı, yokmuş gibi davranmayı tercih ettiği bir toplumsal olguyu sürekli su yüzüne çıkarıyor: İstila.
TÜRKSOLU’nda bu sütunda “Türkiye’de Kürt sorunu yok, Kürt istilası var” tespitini ilk defa yaptığımızda tarih henüz 15 Ağustos 2005’miş...
Altınova’da çıkan son olaylar, bir kez daha aynı gerçeği su yüzüne çıkardı; Türkiye’nin belli bölgelerinde, ciddi bir sorun yaşanmakta.
Altınova’da olan olay aslında son derece sıradan gibi duruyor. Altınova, Balıkesir ilinin Ayvalık ilçesine bağlı küçük bir belde. Balıkesir’in özellikle Ayvalık ilçesi son yıllarda yoğun Kürt göçüne maruz kalan bölgelerimizden biri.
Mersin’den Muğla’ya, Muğla’dan Çanakkale’ye kadar tüm sahil şeridinde olduğu gibi, bu bölgemizde de çok hızlı bir Kürtleşme yaşanıyor.
Son yaşanan olayda bir internet kafede ufak bir tartışma çıkıyor. Tartışan tarafların ne için tartıştıklarının çok önemi yok, önemli olan kendilerini ve karşısındakileri nasıl tanımladıkları. Bir taraf kendisine Türk karşısındakine Kürt diyor, diğer taraf kendisine Kürt karşısındakine Türk.
Demek ki kimileri böyle birşey yokmuş gibi davransa bile, halk artık kendisini milli ya da etnik kimliği ile tanımlamaya başlamış durumda. Bu, üzerinden asla atlanmaması gereken son derece önemli bir gerçeklik.
Ama daha önemlisi bunun nedenini bulabilmek.
Sahi, neden artık bu ülkede insanlar kendilerini sağcı-solcu, dinci-laik, ilerici-gerici, köylü-şehirli vb gibi karşıtlıklar içinde değil de Türk-Kürt karşıtlığı içinde ifade ediyor?
Şimdi liberal, dinci ve Kürtçü basında köşe tutanlar hemen diyecekler ki, çünkü siz halkı kışkırtıyorsunuz!
Bu da bir açıklama tarzı ama bizim böyle bir faaliyetimiz olmaması bir yana böyle büyük bir kırılmayı yaratacak sebebin çok daha büyük olması gerekir.
Peki mesela soralım:
Acaba ülkemizde 25 yıldır bitmeyen ve hergün aramızdan yeni yeni gencecik canlar alan PKK terörü bir sebep olabilir mi?
Mesela en son Aktütün sınır karakolumuza yapılan saldırı ve bu saldırıda tam 17 şehit vermemiz bu tür bir ayrışmayı tetikliyor olabilir mi?
Elbet bunların da bir payı vardır ama yine de yeterli bir açıklama değil. Asıl soru şu: Neden PKK karakolumuza saldırdığında, bu ülkenin insanları Türk ve Kürt olarak iki ayrı kampa ayrılıyor?
Bunun tek bir açıklaması var, herkes bal gibi de biliyor ama namussuzca saklıyor: Bu ülkede PKK terörünü destekleyen, kendisini PKK ile özdeşleştiren geniş bir taban var. Ve o taban da kendisine Kürt diyor.
Elbet kendisine her Kürt diyen kendisini PKK ile bir tutmuyor belki ama sonuçta çok geniş bir PKK’lı Kürt nüfus da bulunuyor.
Şimdi kimileri “bu ülke bir mozaik, etle tırnak gibiyiz, bizi birbirimizden koparamazlar, iç savaş oyununa gelmeyelim” gibisinden hamaset nutukları atabilir ve bu hamaseti de sanki bilimsel analizlermiş gibi uzun uzun yazılarla gazetelerde dergilerde yayınlayabilir. Ama bazı sorular var ki tüm analizlerden daha etkili oluyor.





Gazetemizin üç sene önceki tespitleri kimileri kabul etmek istemese de Türkiye’de yaşanan gerçek bölünmeyi yansıtıyor. |
|
Sorular...
Soralım o zaman...
Birinci soru:
Altınova’da bu kadar Kürdün ne işi var?
Kimileri irkilebilir ama hiç de ırkçı bir soru değil. Zaten mesele Altınova’da ya da diğer sahil kent ve kasabalarımızdaki Kürtlerin çokluğu değil. Hadi diyelim ki bu olguyu, basit bir göç olarak gördük diyelim.
O zaman ikinci bir soru:
Kerkük’ün bir Kürt göçüne maruz kaldığını, bunun nedenininse bu kentin etnik bileşimini değiştirmek olduğunu, kentin zorla Kürtlerin eline geçtiğini savunan Türk Devleti, Türk Ordusu ve Türk kamuoyu, Kerkük’le Altınova arasındaki farkı nasıl açıklıyor acaba?
Acaba diyoruz Türkiye’nin içindeki bu iç göçün de tıpkı Kerkük’teki gibi bir etnik amacı olmaz mı?
Elbet soruları çoğaltmamız lazım. Son yıllarda nedense Balıkesir, İzmir, Mersin, Adana gibi şehirlerimizde bu tür olaylar yaşanıyor.
Üçüncü soru:
Neden hiç bir “Kürt ilinde” böyle bir olaya rastlamadık acaba?
Birinci sebep Türklerin çok ırkçı ve saldırgan olmasıdır, ikinci sebepse Kürtlerin çok hümanist ve barışsever.
Peki acaba şu etle tırnak gibi olmuş toplumsal mozayiğimizin Doğu kısmında, kendilerine Kürt denilen bölgenin kentlerinde ve kasabalarında acaba ben Türküm diyen bir kalabalık var mı ki, çatışma çıksın!
Gerçek şu ki bu ülkenin Batı kısmında Kürtler gelip Türklerin arasına rahatça yerleşebilmektedir ama tersi bir durum yoktur.
Tabi uyanıklar bu soruyu şöyle de yanıtlayabilir: Elbet yok çünkü Doğu daha fakir o nedenle Türkler Doğu’ya gitmiyor.
Hadi buna da eyvallah diyelim.
O zaman başka bir şey soralım.
Buyrun, dördüncü soru:
Bu ülkede ister Doğuda yaşasın isterse Batıda yaşasın, kendi aralarında kimi yerlerde bir kent, kimi yerlerde ise bir semt veya mahalle oluşturan ve kendilerine Kürt diyen bölgelere bir bakalım, çok uzağa da gitmeyelim, şu 17 askerimizi şehit verdiğimiz Aktütün saldırısından sonra, en ufak bir tepki, hoşnutsuzluk gördünüz mü, tüm ülke bir yas tutarken buralarda bir yas gördünüz mü, tüm ülkede evlere bayraklar asılırken buralarda herhangi bir evde Türk bayrağı gördünüz mü?
Elbette hayır.
Ve bu ülkede yaşanan bölünmenin tek sebebi de bu.
Maalesef kendisine Kürt diyen büyük bir çoğunluk, Türk’ün, yani kardeşinin yasına ortak olmamaktadır.
Böylesi bir ortamda da insanların kendilerini Türk-Kürt karşıtlığında tanımlamaları elbette ki en doğal süreçtir. Zaten yaşanan da tümüyle budur.
Altınova’da bir hayvan
Mesela Altınova’ya dönsek. Orada yaşayan Kürtler bundan önce yaşanan terör olaylarına tepki göstermiş olsaydı, bu ülkenin genelinin aldığı tavrı almış olsaydı, onlar da teröre tepki olarak evlerine Türk bayrağı asmış olsaydı, yine de bu kavga bu boyuta çıkar mıydı?
Elbette çıkmazdı.
O halde burada Türk-Kürt bölünmesinin iki tarafını da aynı kefeye koymamak gerekmektedir. Bir taraf, yapması gereken kardeşliğin asgari şartını daha yerine getirmemektedir...
Ama ne hikmetse suçlanan yine de Türk tarafıdır.
Olaya dönelim. Bir tartışma çıkıyor internet kafede. Daha sonra tartışan taraflardan Kürt tarafından biri kamyonuna atlıyor bu kamyonla internet kafeye giriyor ve kamyonla Türk denilen gruptan iki kişiyi ezerek öldürüyor.
Olay sadece bu.
Şimdi soralım ve el insaf diyelim, burada kim haklı kim haksız?
Kendisine Kürt diyen grup birincisi açıkça katil. Hem de bilinçli bir cinayet var ortada. Cinayetin ötesinde bir hayvanlık da var.
Kamyonla insan ezmek ne demek?
Bu ülkede ve tüm medeni ülkelerde karayollarında aracınızla giderseniz bazen bir tabela dikkatinizi çeker, sürücüyü uyarır, dikkat hayvan çıkabilir diye.
Neden, çünkü hayvanı bile, kazayla bile ezmek, insan olan için utanç vericidir.
Ama Altınova’da araç ehliyeti değil insanlık ehliyeti de elinden alınması gereken bir hayvanla karşı karşıyayız.
Şimdi burada biraz mantıklı düşünsek, kendisine Kürt denilen bu hayvan, nasıl oluyor da kendisine Kürt diyen topluluk içinde kendine yandaş bulabiliyor?
Toplumsal bir yandaşlığı geçtik, herhangi birinizin ailesinden biri, kardeşi, oğlu, babası bile böyle bir şeyi yapsa savunur musunuz?
Elbet savunmazsınız.
Ama Altınova’da bu hayvanı, sadece Kürt olduğu için savunabilmiştir insanlar.
Ölen iki kişinin yakınlarının tepki göstermesi son derece normaldir. Bu tepki diyelim ki bölgede yaşayan ve kendisine Kürt diyen kitleye yöneldi.
Peki neden durmadı?
Mesela kendisine Kürt diyen o topluluktan aklı başında birileri çıkıp da, şunu niye demedi:
“Bu olay aramızdaki kardeşliği, dostluğu bozmasın. Bu hayvanın kendine Kürt demesi bizi üzer en çok. Bu hayvanı hiçbir şekilde sahiplenmiyoruz. Acınızı paylaşıyoruz.”
O gerginlik içinde bu denilemezdi mi diyorsunuz. Tamam kabul edelim ama olayın öncesine, yani birikim dönemine dönelim o zaman.
Altınova’da yerleşen Kürtler, Türklerin daha önceki şehit acılarını paylaşsaydı, o kalabalık oraya yönelir miydi?
Bu kadar ihanete bu aşk dayanmaz
Şimdi herkes takkesini önüne koysun ve düşünsün.
Bu hepimizin hikayesi, hepimizin gerçeği.
Yıllar yıllar önce büyük bir ülkemiz vardı. Düşman bu ülkeye saldırdığında, içimizden bazıları o düşmanla birlikte bizim ülkemizi bölmek için işbirliği yaptı.
Bizler tarih kitaplarımızda olayı, Kürtlerin ihaneti diye yazmadık ama. Sevr dedik geçtik.
İhanet sözlüğümüze girmedi.
Düşmanı kovduk ülkemizden, ilerleyelim dedik bir de baktık ki yine aynısı...
İsyan dedik bu defa. Bastırdık. Ama en çok da içimizdeki öfkeyi bastırdık. Yine ihanet demedik.
Sonra yıllar yıllar geçti. Yine başladı aynı terör.
Tam 6 bin askerimizi gömdük mezara.
Tekbaşımıza.
O taraftan kimse gelmedi taziyeye evimize, saftutmadı bizimle cenazemizde.
Ve yine de ihanet denedik bu kahpeliğe.
Hep içimize attık öfkemizi, ihaneti bastırdık ve bu kardeşlik masalını sürdürdük.
Bu bizim için hep karşılıksız bir aşk olmuştu.
Ama artık görüyoruz ki insanlar duygularını bastırmıyor.
Altınova bir dönüm noktasının ilk işaretlerinden biri olarak geçecektir tarihe:
Bu aşk burada biter...
|