16.01.2006
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Özgün
Dünya
Ekonomi
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Kapak

İnanKahramanoğlu

1925 yılında İstiklal Mahkemelerinin idama mahkum ettiği isyancılarAtama, vatanıma, bayrağıma sövdürtmem!

301 yetmez, İstiklâl Mahkemesi paklar!

“Derin” operasyon ve 301

301. maddenin kaldırılması için başlayan tartışma aslında Türk Devletine karşı yürütülen “derin” operasyonun son aşamalarından birisini oluşturuyor.

Türkiyelilik tartışmasıyla başlayan çok yönlü kimliksizleştirme operasyonunun sözcüsü liberal aydınların bu seferki hedefi Türklüğü, Ordu’yu ve Cumhuriyet’i aşağılamayı cezalandıran 301. maddenin kaldırılması. 301. maddeyle birlikte 305. madde de kaldırılması gündemde olan bir diğer yasa maddesi. 305. madde de özetle bağımsızlık, Cumhuriyet, toprak bütünlüğü, milli güvenlik gibi milli hassasiyetlere karşı fiilde bulunmayı cezalandırıyor.

Ancak mesele tek başına 301. ve 305. maddelerin kaldırılmasına dayalı bir demokratikleşme isteği olarak sunulsa da aynı günlerde başlatılan Türk Devletine yönelik büyük bir psikolojik savaş atağının bir parçası olarak değerlendirilmeli.

Şemdinli’deki PKK provokasyonundan çuval meselesine, Pamuk davasından, “derin devlet” ve kontrgerilla tartışmalarına kadar son dönem medyanın gözde gündem maddelerinin hepsi tek bir amaca hizmet ediyor: Türk Devletinin son direniş çabalarını kırmak ve Devleti teslim almak.

301. maddenin kaldırılması Devletin Türklüğe, Cumhuriyet’e, Ordu’ya küfredilmesine bile seyirci kalması anlamına geliyor. Zaten amaç da bu, yoksa Türklüğe hakaret etmek ve Cumhuriyet’e sövmek bunlar için akşam yatıp sabah kalkmak kadar doğal birşey.

Dolayısıyla 301’in olup olmamasının bunlar açısından pek bir önemi yok. Zaten bugüne kadar bu davadan dolayı kim ne ceza almış ki, bu kadar yaygara koparılıyor?

Ama 301’in kalkmasının psikolojik savaş içinde bir yeri var. Kendisine, rejimine ve ordusuna küfredilmesini sineye çeken devlet artık devlet olma vasfını yitirmiş demektir. Türk Devleti şimdi böyle bir tercihe zorlanmaktadır.

Pamuk, Dink ve Lagendijk; Türk’e küfür serbest!

301. maddenin kaldırılması isteklerine yol açan olaylar ve kişilere baktığımızda da kopartılan fırtınanın amacını kestirebilirsiniz.

Türk Devletine küfrederek Nobel Edebiyat Ödülü alma hesabı yapan Pamuk, 301. madde tartışmalarının başlamasına sebep olan ilk isim. “Bu ülkede 1 milyon Ermeniyi ve otuz bin Kürdü öldürdük” diyen Pamuk’

un ardından 301. madde tartışmalarını alevlendiren diğer isim Ermeni gazeteci Hrant Dink. Dink de aslında Pamuk gibi çok “masumane” sözler söylemiş; “Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur.”

Son olarak da Pamuk ve Dink’in yakın arkadaşı ve büyük “Türk dostu” Joost Lagendijk: “Türk Ordusu PKK ile savaşmayı seviyor. Böylece değerini koruyor. Başbakan Kürtlerle diyaloğa geçince, Ordu provokasyona başladı. PKK da yanıt verdi.”

Lagendijk’in açıklamalarıyla AB’nin PKK konusundaki gerçek niyetleri bir kez daha ortaya çıkıyor. Lagendijk’e bakarsanız Türkiye’de terör diye bir şey yok, Ordu provokasyon yapıyor ve PKK da cevap veriyor.

Birileri hâlâ AB, PKK’yı niye terörist örgüt listesine almıyor diye çırpınmaya ve milleti kandırmaya devam edebilir. Ama bu sözlerin sahibi Lagendijk AB-Türkiye Karma Komisyonu Eşbaşkanı ve söylediği sözlerin AB’yi bağlamadığına dair de bir açıklama yapılmış değil. Dolayısıyla AB’nin terör konusuna yaklaşımını Lagendijk açıklamış oluyor. Tabii ki anlamak isteyenler için.

Rektör Aşkın’ın suçu: Türklüğe küfretmemek

Şimdi bu açıklamaları dünyanın herhangi bir yerinde yapın ve ne olacağını kendiniz görün. Denemesi bedava.

Zaten AB ülkelerinde durum bizim arzuhalci aydın takımının gösterdiğinin tam tersi. Almanya ve Fransa gibi ülkelerde de 301 benzeri maddeler var. Üstelik bu maddeler oldukça ağır cezalar içeriyor. Tabii buna da hemen cevap geliyor: “İyi de orada bu maddelerden, Türkiye’de olduğu gibi çok sayıda dava açılmıyor.”

Peki ama bu ülkelerin hangisinde devletine ve milletine sabah akşam küfreden bir aydın çetesi var ki?

Ya 301. maddenin kaldırılmasını talep eden zevatın Pamuk, Dink ya da Lagendijk konusunda ortalığı yakıp yıkması, ama Rektör Yücel Aşkın’a gelince birden suspus olmalarını nasıl değerlendirmeli? Yoksa, Rektör Aşkın Türklüğe ve Cumhuriyet’e küfretmediği ve “takım”a dahil olmadığı için mi savunmasız bırakıldı!

Pamuk ve Dink davasında mahkeme koridorlarında boy gösteren AB komiserlerini de Aşkın davasında göremedik. Bu çifte standart o kadar belirgin ki, Pamuk’a destek için imza verenler arasından bile bazı itirazlar yükseldi. Ama bu birkaç cılız ses hemen ikna edildi ve imza metninde yalnızca Pamuk’a destek verildiği açıklandı. Böylece açıkça görüldü ki bunların niyeti üzüm yemek değil bağcıyı dövmek. Demokrasi kisvesi altında Türk Devletine ve Cumhuriyet’e küfretmek!

Aydın faşizmi!

Bu aydın faşizmi değilse nedir? Hukuk, eğer varsa herkes için işletilmelidir ve ortada bir hukuksuzluk varsa bu hukuksuzluğa her koşulda karşı çıkılmalıdır. Ancak aydın takımının böyle bir niyeti olmadığı ortadadır.

Onların istediği düzen aslında hukukun ortadan kaldırıldığı bir keyfiyet düzenidir. Kuralları kendileri belirleyeceklerdir. Bunların tasarladıkları düzende kendilerinin her yaptıkları koşulsuz yasal, kendilerinden olmayanların her türlü söylem ve eylemi ise koşulsuz suç olacaktır.

Bu kadar keyfi bir düzen en baskıcı faşist rejimlerde bile olmamıştır. Ama bugün Türkiye’de demokrasi kisvesi altında açıkça faşist bir baskı düzeni özlemi çekenler üstelik aydın sıfatıyla ve özgürlük sloganlarıyla ortada dolaşmaktadır.

Bunların özlemini çektiği düzen, şeriatçıların, teröristlerin özgürce dolaşabildiği, ama Atatürkçülerin ve milliyetçilerin esaret altında tutulduğu bir faşist yönetimdir. Kendilerinden olmayan herkese karşı takındıkları tutum bu niyetlerini ortaya çıkarmıştır.

Bu tablo aslında Türk aydıncığının dramıdır. Tanzimat’tan kalma bir hastalığın mirasıdır. Slogan hep aynıdır: Hürriyet. Ama ne yazık ki hürriyet değil hep esaret gelmiştir. Türk aydını Tanzimat’tan beridir aynı naneyi yemektedir. Kendi milletine ve devletine küfrederek Batılı efendisine yaranma peşindedir. Ama bu hizmetinin karşılığında gelebileceği yer bellidir. Çünkü efendisine ne kadar hizmet ederse etsin efendi onun gerçek yerini bilmektedir.

O nedenlerdir ki, Pamuk yıllardır Türk Devletine küfretmekte ve bu küfrün sonucu olarak da Nobel hayalleri görmektedir. Basındaki yol arkadaşları da kendisi lehine tezahüratta bulunmaktadır. Ama sonuçta hevesleri kursaklarında kalmıştır. İyi küfrettiği için henüz kimseye Nobel Ödülü verilmemektedir.

Vatansız ve namussuz aydın

“301. madde kaldırılsın” diyerek ortalığı ayağa kaldıran zevat, kendi milletinin düşmanlığını kazanmaktan başka ne yapmaktadır?

Türk halkı ile aydın arasındaki çelişkinin temelinde aydının bu şizofrenik ruh hali bulunmaktadır. Batıyı memnun etmek isteyen aydın kendi halkına ve vatanına ihanet etmek zorundadır. Vatansızlık ve namussuzluk bu aydının karakteri olmuştur. Ama o vatansızlığını gururla söyler. Türk olmak yerine dünya vatandaşı olmak onun için daha geçer akçedir. Namus ise bunların unuttuğu bir kavramdır.

Bugün “Türk” olan ne varsa bu aydın geçinen zevatın saldırısı altındadır. Öyle bir durum ki; devlet düşmanı olmadan aydın sayılmak mümkün değildir. Devlete en çok küfreden en makbul aydın olmaktadır.

O nedenle kıyasıya bir yarış yapılmaktadır. Milliyetçilik mi; bu olsa olsa ırkçılıktır. Bayrak mı; faşizmin simgesidir. Cumhuriyet mi; baskı ve istibdat rejimidir, yıkılmalı ve derhal ikincisi kurulmalıdır. Bu kadar küfre sabırtaşı bile dayanmaz. Ama Türk’ün sabırla imtihanı hâlâ devam etmektedir.

Bütün kaleler zaptedilmiş!

Bütün bu gelişmeler karşısında Türk Devleti de Türk milleti de sessizce beklemekte ve süreci izlemektedir. Ancak kimse Türk’ün kan dökerek kazandığı Vatanını, Bayrağını ve Ata’sını bu kurtlar sofrasında bırakacağını düşünmesin.

Türkiye’nin AB’ye mahkum olduğu bir süreç Türk Devletinin bütün dayanaklarını ortadan kaldırmaktadır.

Dolayısıyla mesele yalnızca 301. maddenin var olması ya da olmaması değildir. Türkiye kendisine AB’ye koşulsuz olarak bağlayan bir üyelik sürecini bütünüyle reddetmeden bağımsızlığını ve bütünlüğünü koruyamayacaktır. AB süreci Türkiye’yi öyle bir duruma sokmuştur ki yapılan her işte ve atılan her adımda “AB ne der?” anlayışıyla hareket edilmektedir. Böylesi bir durumda bağımsızlıktan söz etmek mümkün değildir.

Türkiye bu sözde üyelik aldatmacasından kurtulmadan ne ülkesini koruyabilir, ne rejimini, ne de Ordusunu.

Gelinen noktada ne yazık ki bütün kaleler zaptedilmiştir. Birileri de bu ortamda çıkıp Türklüğe, Ordu’ya ya da Cumhuriyet’e küfredebilir ve AB demokrasisi içinde bu suçların cezalandırılması mümkün olmaz.

Aslında herkes Orhan Pamuk’un da, Lagendijk’in de suç teşkil eden bu açıklamalarından dolayı ceza almayacağını biliyor. Zira AB ile yatıp AB ile kalkan bir iktidar varken AB’ye rağmen bu isimlere ceza verileceğini beklemek anlamsız.

Ancak Hükümet’in bu konudaki açıklamaları da düşünüldüğünde yakın zamanda 301’in de ortadan kaldırılacağı ve Türklüğe, Cumhuriyet’e ve Ordu’ya küfretmenin yasal olarak da serbest olacağı bir dönemi yaşayarak göreceğiz. Böylece tam demokratikleşmiş bir ülke olacağız.

Türk düşmanı iktidar AB ile aynı safta

Burada Türk milletinin asıl talihsizliği böylesi bir kritik dönemeçte Türk düşmanı bir iktidar tarafından yönetilmesidir. Tayyip iktidarı AB’den gelen her isteği adeta bir emir olarak değerlendirmekte ve gereğini yerine getirmektedir.

Abdullah Gül’ün 301. madde konusundaki tavrı da bu nedenle kimseyi şaşırtmamıştır. Gül, 301. madededen açılan davaların Türkiye’nin imajını zedelediğini ve “Geceyarısı Ekspresi” gibi olumsuz izlenimlerin oluşmasına yol açtığını söylemektedir.

Oysa Lagendijk’in açıklamaları AB’nin Türk Ordusu’nu PKK ile aynı kefeye koyduğunu ve üstelik ülkedeki terörün suçunu da Türk Ordusu’na attığını göstermektedir. Ama Türk Devletinin Dışişleri Bakanı olan Gül bu açıklamalar karşısında Lagendijk’e haddini bildirmek yerine dava açan savcıları ve suç duyurusunda bulunanları suçlamaktadır. Yine Orhan Pamuk’un Ermeni soykırımını kabul eden ve daha da ileri giderek Kürtlere de benzer bir uygulamanın yapıldığını iddia etmesi karşısında da Gül aynı pozisyonu almakta ve Pamuk’un yanında yer almaktadır.

Bundan önce de defalarca AB yetkililerinin “Türkiye Kemalizmden kurtulmalıdır.” yollu çağrılarının Şeriatçı iktidar tarafından yanıtlanmadığını ve gerçekte AB ile Şeriatçı iktidarın amaçlarının ne kadar uyumlu olduğunu söylemeye gerek var mı?

Peki Türk Devletinin Dışişleri Bakanı Gül bütün bunlardan sonra uluslararası arenada Türkiye’nin Ermeni soykırımı yapmadığını ya da PKK’nın bir terör örgütü olduğunu nasıl savunabilecektir?

AKP iktidarı hem AB’nin bütün talimatlarını harfiyen yerine getirmekte hem de bunun millet nezdinde yarattığı tepkiden kaçmanın yollarını aramaktadır. Bu noktada Cemil Çiçek devreye sokulmaktadır. Başbakan ve Başbakan Yardımcısının 301. maddenin kaldırılması yolundaki açıklamalarının yanına Çiçek’in sözde muhalif çıkışları konmakta ve halkın tepkisi hafifletilmeye çalışılmaktadır.

Ancak Çicek’in tepkisinin de göstermelik olduğu görülmektedir. Zira Çiçek’in Pamuk davasının düşürülmesi için gereken adımları atmakta gecikmeyeceği şimdiden ortaya çıkmıştır. Bütün bu kandırmaca içinde, atı alan Üsküdar’ı geçmektedir.

301’i kaldıranlar İstiklâl Mahkemesinin yolunu açıyor

Türk Devleti bugün AB ve ABD’nin desteğiyle yürüyen büyük bir devletsizleştirme ve milletsizleştirme operasyonuyla karşı karşıya kalmaktadır. Son günlerin değişmeyen gündemi Türkiyelilik tam da bu amaçla piyasaya sürülmüştür. Türk kimliğinin ortadan kaldırılması ve Türk’ün direniş kalelerinden birisinin daha yıkılması hedeflenmektedir.

Türk Devleti şimdi psikolojik olarak da yıkılmak ve teslim alınmak isteniyor. Bir devlet düşünün ki kendi milli menfaatlerini korumaktan aciz. Böyle bir devlet hangi düşmanla nasıl mücadele edecektir?

Demek ki 301 ve 305. maddelerin kaldırılması Türk Devletinin tasfiyesinde son duraklardan birisidir.

Ancak Türk Devletinin ve Türk milletinin hukuk kuralları içinde meşru müdafaa olanaklarının kaldırıldığı bir ortam aynı zamanda Türk’ün kendi benliğini yeniden kazanacağı ve kendi devletini yeniden ve yoktan varedeceği bir sürecin de önünü açmaktadır.

Bugün Türk Devletini, kendi hukukunu ortadan kaldırarak teslim aldıklarını zannedenler aslında kendi idam fermanlarını imzaladıklarının bilincine varmalıdırlar.

301. maddenin olduğu yerde Türk Devleti rejimini, Ordusunu ve Devletini bu hukuk kuralları çerçevesinde koruyacaktır. Ancak bu hukuk yolunun kapanmasıyla Türk’ün bu hakkından vazgeçeceğini ve onursuzca teslim olacağını düşünenler fena halde yanılmaktadırlar.

301. maddeyi ortadan kaldıranlar İstiklâl Mahkemesinin yolunu açmaktadırlar. İstiklal Mahkemesinde ise birazcık tarih bilgisi olanların da bildiği üzere Cumhuriyet’e ve Ordu’ya küfretmenin ve ihanetin bedeli 301’in öngördüğü cezanın çok çok üstündedir. Bilenler bilmeyenlere anlatsın.

Bayrağıma, Atama,vatanıma sövdürtmem!

Bugün saldırı altında olan, Türk’ün en kutsal değerleridir. Saldırı altında olan Türk askerinin kanıyla suladığı bayrağıdır. AB komiserlerinin her fırsatta AB üyeliğinin önünde engel dediği Atatürkçülüktür. Yıkılmak istenen Cumhuriyet rejimidir.

Türkiye 20. yüzyılın başında yıkıma giderken bir Ulusal Kurtuluş Savaşı vererek ve Batıyı dize getirerek bağımsızlığını kazanmıştı.

Şimdi kan dökerek kazandığımız özgürlüğümüz elimizden alınmak isteniyor. Türk’ün kutsal değerleri yine saldırı altında. Ancak bu sefer sinsi bir plan izleniyor. Demokrasi, özgürlük, AB üyeliği gibi aldatmacalarla Türk halkının milli bilinci köreltilmeye çalışılıyor.

Fakat aklı başında her Türk, olan bitenin farkında. Batının ve onların ülke içindeki işbirlikçilerinin Türk’e düşmanlıklarının sebebini biliyoruz. Bunların nihai amacı Türkleri Anadolu’dan da atmak.

Fakat kimse boşuna heveslenmesin. Kan dökerek kazandığımız bağımsızlığımızı kan dökmeden teslim etmeyeceğiz.

Bugün AB üyeliği ve demokratikleşme adı altında teslim edilen her kale yarın zorla geri alınacaktır. Kıbrıs’tan Güneydoğuya kadar Türk Devleti her alanda düşmanla anlayacağı dilden konuşacaktır. Türkiye şimdi hızla böyle bir çözüme doğru gitmektedir.

Türk’ün Bayrağına, Vatanına ve Ata’sına dil uzatanlar ateşle oynadıklarını bilmelidirler.

Türk’ün bugünkü suskunluğu kimilerini cesaretlendiriyor olabilir. Ama uyuyan dev uyandığında kendinize kaçacak delik arayın.

Hamaset yapmıyoruz.

Her ne pahasına olursa olsun vatanımızı ve milletimizi savunacağız.

Bunu bilin.

Öfkemizden korkun!

Bayrağıma, Ata’ma, Vatanıma sövdürtmem!

301 yetmez.

Sizi ancak İstiklal Mahkemesi paklar!