26.09.2005/Sayı:91
Anasayfa
Başyazı
Yön
Söyleşi
Türkiye
Tarih
Özgün
Ünlem
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye

Reha Ören

Bütün Türkler bir ordu Katılmayan alçaktır!

Laf-ı güzafı bırakıp, eğri oturup doğru konuşmanın zamanı geldi. Neymiş efendim, lahmacun- kebap edebiyatıymış.

Makyajlı basının cici bebeleri topyekün taarruza geçtiler.

Şeriatçı kesimin de işine yaradığı için olayı pompalayarak ‘tezvirat’ rolmünü bihakkın tamamladı!..

Ciltler dolusu yazılan yazıları bir kenara atıp birden bire mal bulmuş mağrıbi misali kebap ile lahmacuna taktılar.

Oturup bir an bile “teşbihte hata olmaz” diye düşünmediler.

Kimse yanlış anlamasın, ben kimsenin avukatlığını üstlenmedim. Kimse de benden böyle bir şey istemedi.

Ama ortada bir gerçek var. Türksolu yazıları birilerini kızdırıp, fincancı katırlarını ürkütse de millet bal gibi o yazıları tutuyor. Şahsen benim çevremden onlarca insan “Bizim toplum içinde söyleyemediğimizi siz yazarak nasıl söyleyebiliyorsunuz?” sorusunu sordular.

Üslubu eleştirebilirsiniz. Eleştirmekte haklı da olabilirsiniz. Ama içerik itibarıyla Türkiye’de oynanan oyunların deşifre edilmesi mi sizi kızdırdı Bab-ı Adi kuzucukları?

Çoban ateşi demiştim ya...

İki yıl önceydi galiba. İki yıl bazen çok uzun zaman sürecidir. Hafızam beni yanıltmıyorsa yine TÜRKSOLU gazetesinde yazmıştım. O zaman birileri lisan-ı münasip ile kulağımızı çekerek, “Yook” dediler, “Bu iş çoban ateşiyle olmaz. Düzenli ordu desteği lazım”, bu dostça bir karşı çıkıştı. Sonraları omuzu kalabalık güruhundan birileri çıkıp, “Ne yapmaya çalışıyorsun sen?” dediler.

Şimdilerde bir kebap yüzünden fırtına koparttıkları gibi...

Onlar, çoban ateşleri yakmanın zamanının geldiğini çok iyi biliyorlar. Bilmesine biliyorlardı da onlar, tahterevallileri dengede tutmanın hesabı içindeydiler.

Onlar, dengeci politikalarla, idare-i maslahat güzergâhlarında beklemeyi tercih ediyorlardı. Onlar, denge ve idare-i maslahat ile uğraşa dursunlar, zaman sürecinde Türkiye işgal edilmiş ülke konumuna getirildi.

İdare gitti, maslahat Türk’te kaldı. Engürü egemenleri para kazanacağız diye Tatav’la edasıyla, Mahmutpaşa işportacısı mantığıyla vatan toprağını bile sattılar.

Anadolu’nun bağrında Alman köyleri, İtalyan kasabaları oluştu. Özel güvenlik yasalarıyla elin gavuru artık kendi kurduğu köyün emniyetini ve asayişini sağlıyor. Onlar hâlâ daha ‘milletim’ diye ahkâm kesip, milleti kandırmaya devam ediyorlar.

Ülkeyi sürükledikleri AB uçurumunda öyle bir politika izlediler ki 80 yaşındaki nineler bile “ A oğul AB midir nedir oraya girecekmişiz. Torunum her gün bedava süt içebilecekmiş. Heç bir sıkıntımız, derdimiz kalmayacakmış. Allah’a şükür!” diyebiliyor.

Bu kadar aşağılık politikalarla Anadolu Türklüğünün ırzına geçiyorlar.

Sürüngen politikalarıyla 700 yıllık Türk şehrini bugün Kürt şehri ilan ettiler.

İğrenç ayak oyunlarıyla yoktan bir Kürt milleti yarattılar.

Kim yarattı?

Ben mi yarattım. 10 Kasım 1938’den beri, o kenti işgal eden Engürü egemenlerinin politikaları yarattı. 10 Kasım 1938 tarihinden itibaren saldırıya geçen emperyal güçler, önce milletin içine girdiler. Sonra devleti çökertme politikaları izlediler.

Türk, dediler, Kürt dediler, Alevi dediler, Sünni dediler, sonrasında Müslüman dediler, dinsiz dediler. Bu masum milleti lokma lokma eğlediler. Bu da yetmedi şimdi lime lime etmeye çalışıyorlar.

Kimi dini alet ediyor. Kimi siyaseti. Kimi çıkarlarını. Ekonomiyi çökerttiler. Bu gün asgari ücretle çalışanlar semt pazarlarının artıklarını utana sıkıla evlerinde götürerek çoluk çocuğunun karnını doyurmaya çalışıyor. Ülkenin bütün stratejik kaynakları özelleştirme adı altında yabancılara peşkeş çekiliyor Engürü egemenlerinin şimdiki başı; “Bizim iktidarımızda 300 kuruşa çay içip simit yiyebilecek hale geldiniz” diye meydanlarda nutuk çekiyor.

Utanmadan sıkılmadan müzayede görevlisi tavrıyla “Satııyoruuum. Satacağımmm... Saatttım!” diye televizyon ekranlarından milletin gözünün içine baka baka ihanetini haykırıyor. Haykırıyor da Bab-ı Adi basınının gıkı bile çıkmıyor.

Arlı namuslu dergiler ve gazeteler de emperyal güçlerin çemberine alınıyor. Hayatlarını idame edemez hale getiriliyorlar. İlan kaynakları daralıyor. Abone çemberi sıkıştırılıyor. Onlar her şeye rağmen doğru bildiklerini haykırmaya devam ediyorlar.

Onlara bir sözümüz yok. Bu ülke işgal edilmiş ülke konumunda. Mehmetçiğin kafasına geçirilen çuval bile Engürü egemenlerinin umurunda değil.

Alman nazisi Papa’nın vekiline Türk vatandaşlığı veriliyor. Jet hızıyla nüfus cüzdanı çıkarıldığını makyajlı basın manşetlerden veriyor. “Bu ne sür’at?” demeye bile zaman bulamadan gelişmelerin; Fener Papazı, Ekümenik Patrik Barthelemeo’nun faaliyetlerinin önünü açabilmek için olduğunu fark ediyorsunuz.

Bir Türk vatandaşı kaybettiği nüfus cüzdanını alabilmek için anası bellenirken, Vatikan’ın İstanbul temsilciliğine Türk devletinin polisleri nüfus cüzdanını elden teslim ediyorlar.

Evet, neden çoban ateşi sorusuna verilecek örnek çok. Örnekleri yazarken bile yüzümüz kızarıyor. Alnımız terliyor. Hafakanlar basıyor.

İlkemiz: “Dilde-fikirde-işte birlik.”

“Dilde-fikirde-işte birlik.” şiarının bütün dünya Türklüğünde muteber olmasını ilk yazan cennet mekân İsmail Gaspıralı’ydı. Bilirsiniz değil mi?

Bu gün inancında samimi, fikrinde ilkeli her Türk’ün izlemesi gereken yol budur.

Türk’ün Türk’le işbirliği yapması dahi yakılan bir çoban ateşidir.

Her Türk’ün ana ilkesi budur Şahsen ben hayatımın en küçük bir zaman diliminde bile hep bu ilkeye uymuşumdur. Bu konuda bilmeden işlediğim günah var ise eğer, Tanrı affede.

Kendilerini Türk’ten gayri addedenlerin bütün yaptıkları budur. Bu ilkedir ki onların birbirleriyle kenetlenmelerini sağlamıştır. Bu ilke yüzünden ekonomik çıkmazları yoktur. Şeriatçısından, işbirlikçisine kadar, hepsinin izlediği yöntem budur.

Aslında kurtuluşun tek reçetesi de budur:

“Dilde-fikirde-işte birlik.”

Bütün Türkler bir ordu, katılmayan alçaktır

Türkiye’nin düşürüldüğü hali izah etmek için sayfaları doldurmak gereksiz. Bunları “aklı-hür, vicdanı hür” her Türk zaten biliyor.

Bunu hainler de biliyor. Önemli olan hain olmayanların bilmesi. Kendini Türk hissetmeyenlerin bu ülkeyi çökertebilmek Atatürk’ün Cumhuriyetini yok edebilmek için yaptıkları ve yapacakları hiç bir şey beni şaşırtmaz. Benim için önemli olan Türk’ün ne yaptığıdır.

Bir Türk’ün ihaneti söz konusu olamaz. Olmamalıdır. İhanete yer vermemek için de her Türk, her Türkçü, her Atatürkçü kendini Türk Ordusunun bir neferi olarak kabul etmelidir.

Her Türk, Mustafa Kemal’in neferi mantığıyla, belirli bir disiplin içinde, kendini her an nöbette kabul ederek uyanık olmalıdır.

Her Türk kadife eldiven giymiş çelik yumruk olmak zorundadır.

Gün bu gündür. Dem bu demdir. Gün savaş günüdür. Gün, çoban ateşi yakma günüdür. Gün, “Dilde-fikirde-işte birlik günüdür.”

Gün, bütün Türklerin bir ordu, katılmayanların alçak ve hain olduğunu ilan etme günüdür.

Tanrı yardımcımız olsun.

Bütün Türklerin gazası mübarek olsun.

Bundan böyle şehadet de, gazilik de bizim için...