26.09.2005/Sayı:91
Anasayfa
Başyazı
Yön
Söyleşi
Türkiye
Tarih
Özgün
Ünlem
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye

Kuzey Fırat

Nazizmden Kürtçülüğe
Cumhuriyet Gazetesi

Laikliğe indirgenen Atatürkçülük

Tarihimizde öyle günler gelip geçmiştir ki, yaşanan kimi olaylar karşısında, herkes safını belirlemek zorunda kalmış, tarafsızlık denen şey ortadan kalkmıştır.

Bağımsızlık Savaşımız, herşeyin, ak ve kara diye ayrıldığı, ara renklerin ortadan kalktığı, işbirlikçiliğin değil, tek vücut düşmana karşı savaşın en güzel örneklerinden bir tanesidir.

Kurtuluş Savaşı’nı veren kumandan ve şeflere, mütareke basının saldırması, emperyalizminin sözcülüğünü yapması, bugün medyanın içinde bulunduğu durum dolayısıyla hemen aklımıza gelmiştir. Mustafa Kemal’in, vatan haini ilan edildiği, Bağımsızlık Savaşı’na küfredilen gazete sayfaları gözlerimizin önünden geçmektedir şimdi.

TÜRKSOLU’un son sayılarında ortaya attığımız, Kürt meselesiyle ilgili gerçekler, medyada geniş şekilde yer aldı. TÜRKSOLU’nun yaptığı “Kürt Sorunu yok, Kürt istilası var” tespiti, yıllardır gizlenmeye çalışılan bir gerçeğin ortaya çıkmasının yanında, insanların karşı karşıya oldukları tehlikenin hangi boyutlarda olduğunun fark etmelerini sağladı. İnsanlar bizleri arayıp tebrik ederken, her koşulda destekleyeceklerini açıklarken, kimileri, bizlere karşı linç kampanyasına başladı.

Aydın Doğan medyasının yanı sıra, Cumhuriyet Gazetesi, bu yayınlarımızı fırsat bilerek bize karşı kini kusmakta gecikmedi.

Cumhuriyet, Atatürkçü çizgide yayın yapan bir gazete olarak bilinir. Cumhuriyet’i alan insanların büyük çoğunluğu, Cumhuriyet’i Atatürkçü sandığı için alır. Yayın çizgisini beğenmese bile, gazeteler arasında kötünün iyisi olarak değerlendirilir ve alınır. Cumhuriyet yazarları arasında, çok değişik fikirlere sahip, Atatürkçülüğe düşman kimseler etkin görevlerdedir. Cumhuriyet’in bu kozmopolit yapısı bir yana, bizim için önemli olan tarafı, Atatürkçülüğe yüklediği misyondur.

Hâlâ 28 Şubat döneminde yayın yaptığını zannetmektedir. Elbette Atatürkçülüğe karşı gerici bir kalkışmadan söz edilebilir ama, Türkiye’nin bugün boğuştuğu sorunların başında bölücülük gelmektedir. Karşımızda şeriata doğu ilerleyen bir Türkiye değil, bölünmeye doğu hızla sürüklenen bir Türkiye durmaktadır. Asıl tehlike bölünme tehlikesidir. Atatürkçüler, şeriat ve bölücülerin kolkola yürüdüklerinin farkındadır. Şeriat konusunda herkes duyarlıdır ancak iş Kürt meselesine gelince işler değişmektedir. Şeriata karşı, “çok duyarlı” Cumhuriyet Gazetesi, mesele Kürtler olunca yumuşayıvermektedir. Mesele Kürtler olunca, demokrasi, özgürlük, kültürel zenginlik gibi kavramlar bir anda ön plana çıkmaktadır!Nihayet harb başladı

Nazi yanlısı ilk gazete: Cumhuriyet

Orhan Bursalı, 11 Eylül 2005 tarihli Cumhuriyet gazetesinde, köşesinden bizlere “Nazi” diyerek saldırıyor. Kürtler hakkında, Nazilerin, Yahudilere yaptıklarına benzer manifestolar yayınlıyormuşuz. Hikmet Çetinkaya da benzer gerekçeler ileri sürerek bizlere saldırmakta, bizleri Atatürkçü olmamakla suçlamaktadır.

Nazi diye saldıran bu yazarlarımıza, bir zahmet, dönüp tarihe, en azından şuanda yazı yazdıkları gazetenin tarihine bakmalarını öneririz. Nazi savunuculuğu Türkiye’ye nasıl girmiştir, kendi tarihlerinde bunu göreceklerdir.

Almanya’nın saldırıya geçtiği gün, bu saldırı haberi Cumhuriyet’ten, “Nihayet Harp başladı! Alman orduları dört koldan Leh topraklarına hücuma geçtiler (2 Eylül 1939. Cumhuriyet)” manşetiyle duyrulmuştur! Cumhuriyet, günler öncesinden Almanya’nın saldırısını, öylesine sabırsızlıkla beklemektedir ki , saldırı günü, sevinç çığlıklarını bu şekilde duyurmaktadır.

Cumhuriyet Gazetesi, benzer yayını savaş sırasında sürdürecektir.

Tan Gazetesinde Sabiha Sertel, Nazi Partisinin Kongresinde konuşan, partinin Propaganda Bakanı Goebbels’in; “Davamız, Lehistan’da, Avusturya’da, Bulgaristan’da, Sırbistan’da, Türkiye’de muvaffakiyetle yürümektedir” sözleri üzerine, Türkiye’deki faşizm tehlikesine dikkat çekmiş, bu yöne doğru eğilimlerin olduğunu örnekleriyle ortaya koymuştur. Faşizmin üzerine cesaretle gidilmesini önermiştir. Sabiha Sertel’in, bu yazısına, Nazi yanlılarının cevabı gecikmemiştir! Peki cevap vermekte gecikmeyen, Nazi Bakanı’nın avukatlığına soyunan gazete kimdir biliyormusunuz: Cumhuriyet. Cumhuriyet’e göre Sabiha Sertel’in tespitleri sadece komiktir! Cumhuriyet’e göre Sertel’erin Nazi düşmanlığı Sovyetçiliklerindendir. Cumhuriyet, Sovyetler’e karşı, Hitler’i desteklediğini açıklamaktan çekinmez. Hatta gazete, Hitler destekçiliğini öyle bir noktaya vardırmıştır, “Hükümetin genel politikasına aykırılık” gerekçesiyle on günlüğüne kapatılır. Hükümette CHP’dir.

6-7 Eylül olaylarının kışkırtıcısı kim?“Dünya Realiteyi olduğu gibi görmeye mecburdur”

Sadece, Tan Gazetesiyle polemikleri değil, Almanya’yı açıktan savunan yazıların varlığı, bizi Nazilikle suçlayan Bursalı ve Hikmet’in, Nazizmin Türkiye’ye nasıl girdiğini görmelerini sağlar umarız.

“Bugün Avrupa’da bir Alman kudreti yaşıyor. Bu kudretin menbaı kemiyet ve keyfiyet itibariyle, Alman birliğinden gelir. Alman birliği ise bir veya birkaç şahsın değil, tekamül eden bir fikrin, bineanaleyh tarihin eseridir...

Aynı dili konuşan, aynı kültüre ve aynı emellere malik 90 milyonluk bir kitle, Avrupa’nın ortasında artık devlet teşkil ediyor. Bu bir realitedir ve bunu kabul etmek lazımdır.”

Alman saldırganlığın iyice arttığı, katliamların en çok yaşandığı günlerde yazılan bu satırların yazarı kimdir acaba? Çok sıkı Cumhuriyetçilerimize sorsanız bu satırları ancak TÜRKSOLU Başyazarı yazar!

Bu satırlar o dönem çıkmakta olan Cumhuriyet’in Başyazarına aittir. Peki bizi faşistlikle suçlayan, bu efendiler kendi tarihlerini neden görmezden gelirler. Bu ülkeye Nazizmin TÜRKSOLU’yla değil, Cumhuriyet Gazetesi’yle geldiğini kendilerine hatırlatmak isteriz.

Hitler savunuculuğu öyle bir noktaya varmıştır ki, Alman faşizmine karşı çıkan herkes Yahudi damgası yemekten kedisini kurtaramaz. Cumhuriyet’in başyazarına göre, Almanya’ya karşı çıkan herkes Yahudidir!

1940’larda Almancılık olarak ortaya çıkan çizginin, bugün Kürtçülük şeklinde devam ettiğini görmek zor değildir. 1940’larda, Almanlara duyduğu hayranlığı, Alman savunuculuğunu, yukarıda aldığımız satırlarla dile getiren Cumhuriyet, bugün Kürtleri savunurken de aynı cümleleri kullanmaktadır. İsterseniz, yukarıdaki alıntıda, Alman yerine Kürt, Avrupa yerine de Türkiye kelimelerini koyun karşınıza, Çetinkaya’nın, Bursalı’nın veya bize saldıran başka yazarların, Kürtler üzerine yazdığı her hangi bir yazıyı hatırlatacaktır. Kürt realitesi, Türkiye’nin ortasındaki bilmem ne kadar Kürt nüfusu, aynı dili konuşan insan…vs bu kelimelerin hemen hepsi, Kürt meselesine “demokratik” bir çözüm olarak emperyalizm tarafından önümüze konan ve bu çözüme dört elle sarılan “demokrat” yazarların, ortak dili olmuştur.

Hem Atatürkçü hem Apocu olunmazHem Atatürkçü hem Apocu olunmaz

Cumhuriyet, Apocu mu, yoksa Atatürkçü mü olacaktır hâlâ karar verememiştir! Atatürk, Kürtmeselesini tek dil, tek bayrak diyerek çözmüştür. Atatürk’ün bunun dışında hiçbir çözümü yoktur. “Kardeşlik çözümü”, “Demokratik Cumhuriyet” çözümü gibi, Apo’nun ve Maocuların ortaya attığı çözüm önerileri, Atatürk’ün yırtıp attığı Wilson ilkelerinin ta kendisidir. Cumhuriyet, Atatürkçü olduğunu iddia eder ancak, meseleye yaklaşımı Apo’nun yaklaşımının aynısıdır.

Apoculuğu, Atatürkçülüğe tercih eden bu beylere sormak lazım. Atatürk’ün Apo kadar kafası çalışmaz mıydı acaba? Kültür zenginliğini korumasını Atatürk bilmiyor muydu? Türkçe’yi geliştirirken neden Kürtçe’yi geliştirmedi? Ki o günlerde bunları yapması çok daha kolaydı. Yüzyıllardır hakim olan alfabeyi ortadan kaldıran Atatürk, yeni alfabeyle birlikte, Kürtçe bir alfabe tarih sahnesine çıkartamazmıydı?

Artık Atatürkçülerin, Apo’yla Atatürk arasında bir tercih yapması gerekmektedir. Ya Atatürkçü olursunuz ya da Apocu, ikisi birden olamazsınız. Cumhuriyet okuru da karar vermek zorundadır; ya Atatürkçülerin yanında yer alacak, ya da Apoculuk bataklığına gazetesiyle birlikte Atatürkçülere engel olmadan gömülecektir.

Cumhuriyet: Nazım Hikmeti'in yüzüne tükürünCumhuriyet’ten okurlarına çağrı: Nazım Hikmet’in yüzüne tükürün

Bizi Atatürkçü olmamakla suçlayan, Cumhuriyet yazarlarını rahatsız eden bir mesele de bizlerin solcu olmasıdır. Solcu insan böyle şeyleri nasıl söylermiş. Neymiş solculuk, Kürtçülüğün arkasına takılmak mı?

Solculuk üzerinden bizlere saldırmaları, ne hikmetse, tarihte yaşanmış başka bir olayı hatırlattı bize! Hatırladığımız bu olay, bize saldıran Bursalı ve Çetinkaya gibi Cumhuriyet yazarlarının, kendi tarihleri konusunda ne kadar cahil olduklarını gösteriyordu.

Bizden solcu bu yazarlar bilmezler mi, DP’nin iktidar olduğu 1950’li yıllarda (ki o zamanki başyazarları DP milletvekilidir), Cumhuriyet Gazetesi, yüzüne tükürülsün diye Nazım Hikmet’in resmini basmıştır.

Şöyle yazarlar Nazım’ın resminin altına: “…Bu fotoğrafı sütunlarımıza geçirirken şair Eşref’in Abdülhamit’e tavsiyesi aklımıza geliyor. Bu tavsiye ‘Resmi teksir ettirip dağıt ki, millet doya doya yüzüne tükürsün mealindedir. Bizde yukardaki resmi Nazım hesabına aynı gaye ile basmış bulunuyoruz.” Tarih 12 Temmuz 1951’dir.

Bakmayın şimdilerde, Nazım’ı “Romantik şair”, “Dünya şairi” sıfatlarıyla andıklarına. Yukarıda yazdığımız, bizim değil, Cumhuriyet Gazetesi’nin tarihidir.

Peki çok solcu Cumhuriyet yazarları, bu satırların yazarı TÜRKSOLU başyazarı mıdır, Cumhuriyet başyazarı mıdır?

Darbeci kim, kim provokatör?

Bizleri darbecilik ve provokatörlükle suçlayan Cumhuriyetçilere tarihten bazı hatırlatmalar yapmaya devam edelim ve bazı önerilerde bulunalım.

Bundan üç yıl önce Atatürkçü gençler, “Ordu Göreve” pankartı açmış ve oldukça yankı uyandırmıştı. Bu dönemlerde yine aynı Cumhuriyet yazarları, bizleri darbecilikle suçlamışlar, hakkımızda yasal işlem yapılması için çağrıda bulunmuşlardı. Şimdi de “halkı dil, din ırk ..vs” üzerinden bölmek istediğimizi iddia etmekteler. Savcılara çağrıda bulunmaktalar. Bizleri provokatörlükle suçlamaktalar.

6-7 Eylül olaylarının yıldönümünde, yazı dizisi hazırlayan Cumhuriyet gazetesi yazarlarına bir iki önerimiz olacaktır. Provokatörü ve darbeciyi çok uzaklarda aramalarına gerek yoktur. Özellikle Orhan Bursalı ve Hikmet Çetinkaya, yazı kurulu toplantılarında, başlarını biraz yukarı kaldırırsalar, provokatörü ve darbeciyi göreceklerdir! 6-7 Eylül olaylarının kışkırtıcısının, 1970’lerde darbe örgütleyenin ve darbecilikten yargılanıp ceza alan bizim başyazarımız değil, kendi başyazarları olduğunu göreceklerdir. Provokatör de, darbeci de, her gün toplantı yaptıkları, yiyip içtikleri başyazarlarının ta kendisidir. Tan gazetesinin nasıl basıldını, insanların nasıl galeyana getirildiğini yazarlarından Orhan Birgit ve başyazarlarından öğrenebilirler. Çünkü olayların başında yine onlar vardır!

Sahibinin sesi

Kürt istilası olmadığını iddia eden bu yazarlara bir iki önerimiz daha olacaktır. Hadi bize inanmıyorlar bu konuda. Bari Gürbüz Çapan’a sorsunlar. Onun döneminde Esenyurt’u kimler doldurdu? Gürbüz Çapan kimlere iş sahası açtı ? Sorabilirler mi peki bu soruları. Hayır. Çünkü kendilerini finanse edenlerden bir tanesi Gürbüz Çapan’dır.

Ülkücü sendikecıdan para almaktan çekinmeyenler, her ne hikmetse bizleri faşistlikle suçlarlar. Ayıp derler insana. Yüzsüzlüğün bu kadarına yuh derler.

Hadi, Sabah Gazetesi sahibi Turgay Ciner’in verdiği paralardan burada hiç bahsetmeyelim. Amerikancılardan gelen paralarla, nasıl Atatürkçülük yapılacağını başkası sorsun artık..

Gün, birleşme günü değildir artık. Ayrışma günüdür. Atatürkçülerle, Atatürkçü olmayanlar ayrışacaktır. Bölücülerle milliyetçiler ayrışacaktır. Solcularla, kompradorlar ayrışacaktır. Tüm bunların bir araya gelmelerinin hiçbir şansı yoktur. Atatürk düşmanı tüm kesimler konuşunken, Atatürkçüler susmayacaktır. Atatürkçülük kisvesi altında bölücülük virüsü yayanlar deşifre edilecektir.