|
Turhan Feyizoğlu |
|
AB-ABD ve Ingiltere, kullandığı bir terör örgütünü iyice geliştiriyor ve Türkiye’ye Türk halkına karşı koz olarak kullanıyor. Bir Türk şehri Diyarbekir’in Büyükşehir Belediye Başkanı olan Osman Baydemir adlı şahıs, Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından 2005 yılının Eylül ayında, çağrıldığı-davet edildiği Avrupa’da AP Başkanı Joseph Borrell adlı şahısa ve AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn adlı şahısa isteklerini içeren bir rapor vermiş. 11 Eylül 2005 tarihinde basında yayınlanan haberlere göre, Osman Baydemir adlı şahısın AP Başkanına ve AB Komiserine verdiği 18 sayfalık bu raporda, Türkiye, AB ve AP’ye şikayet ediliyor, bazı isteklerde bulunuluyor. Kamu adına hareket eden bir belediye başkanının böyle bir şeyi yapması yasalara göre mümkün mü? Kamu adına hareket etmesi gereken bir belediye başkanı, belediye başkanlığına seçildikten sonra üye olduğu partisi adına değil tüm toplum adına hareket etmesi gerekir. Yasalara göre bunu yapması gerekir. Ama görünüyor ki öyle hareket etmiyor. Osman Baydemir adlı şahıs, 19-20 Eylül 2005 tarihlerinde de Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde düzenlenen toplantılara katılacak ve bu isteklerini açıklayacak. Türk halkı ve devleti sürekli bu kesim tarafından eleştirilirken-suçlanırken, bu kesim, toplumun ortak çıkarı, barışı, huzurunun iyi gitmesi amacıyla bir şey yapıyor mu? Görüldüğü kadarıyla hiçbir şey yapmıyorlar. Savcıları göreve çağırıyorum Bir topluluk, güvenlik güçlerini öldürecek, her tarafı vuracak-kıracak tahrip edecek, toplum düzenini-huzurunu bozacak yasalara karşı gelecekler, otobüsleri yakacaklar. Bunlar da yetmiyecek. Evine Türk Bayrağı asan vatandaşın evini taşlayıp, camını kıracaklar. Yaptıkları toplantılarında, gösterilerinde Türk bayrağına hakaret edildi, yerlerde parçaladılar. Türkiye’de neredeyse hergün en az 10 şehitin evlere gönderildiği dönemde Türk halkı sabrını-soğukkanlılığını korudu. Bütün bu olaylara rağmen Türk halkı, her şeyi kalbine gömdü, yüreğine bastı. Küllendirdi olayı. Bir şey yapmadı. Sabrı son sınırına kadar zorlanan Türk halkı artık bu haksızlıklara karşı tepkisini göstermeye başladı. Nazım Hikmet’in şiirinde dediği gibi, Türk halkı, “gayrık yeter” demeye başladı. Dehap diye bir partinin genel başkanı adına hareket eden Tuncer Bakırhan adlı şahıs, 6 Eylül 2005 tarihli gazetelerde yayınlanan haberlere göre şu açıklamayı yapmış: “3-5 taşla geri çekilmemiz mümkün değildir. Daha büyük mitinglerde, daha büyük eylemlerde buluşacağız.” Türkiye Cumhuriyeti devletinden ve Türk toplumundan her türlü istekte bulunan bazı gruplara sormak gerekiyor. Bu isteklerde bulunan grupların Türkiye’nin iç barışı-kardeşliği-huzuru için ne yaptı diye sorulması gerekir. Tuncer Bakırhan adlı şahsın açıklamasının anlamı, “Türk halkı ile çatışmak istiyoruz”, kısaca, “iç savaş istiyoruz”, anlamına gelir demektir. Savcıları göreve çağırıyoruz. Türk halkı ve devletinin tarihte nerede, ne zaman, ne yapacağını bilmiş, ona göre hareket etmiş, ona göre hareket edecektir. Türkiye’nin çevresindeki ve Türk dünyasındaki gelişmelere de kısaca bakalım. AB-ABD ve İngiltere, 9 Eylül 2005 tarihinde, Türkmen şehri Telefar’e bomba yağdırdı ve soykırım yaptı. Kerkük’ten sonra Telafer’de de Türkler yokedildi ABD-Ingiltere’nin işgalci askeri güçleri ve onlarla işbirliği yapan maşa-uşakları tarafından. Irak’ın AB-ABD-İngiltere-CIA destekli köy aşiret kökenli Cumhurbaşkanı (!) Celal Talabani, 10 Eylül 2005’te yaptığı açıklamada özetle, “ABD güçleri Irak’tan gitmesin. Türkiye’ye Suriye’ye kim engel olacak”, demiş. Ne biçim bir ülke Cumhurbaşkanı ki (!), işgal-soykırım yapan bir emperyalist ülkenin askeri gücü için ülkesinden gitmesini istemiyor, askeri işgalin devam etmesini ve ülkesindeki halkının ölmesine, her türlü işkence yapılmasına göz yumuyor. Böyle bir isteği-çağrıyı bağımsız bir ülkenin cumhurbaşkanı değil ancak emperyalist güçler için çalışan bir ajan yapar-yapabilir. Düşünsenize bir ülkenin cumhurbaşkanlığını yaptığını iddia eden kişi, yaşadığı toprağı, ülke diye görmüyor. O topraklarda yaşayan insanları halk diye görmüyor. Alışmış bir kere, emperyalizmin istediğini yapmaya. Emperyalist güçlerin istediği biçimde düşünüyor, hareket ediyor. Talabani, boşuna korkmuyor. Tarihte örnekleri var. Emperyalizme uşaklık yapanın, halkına ihanet edenin sonları felaket olmuştu. Bu nedenle, emperyalist işgalci güçlere hizmet eden uşaklar-ajanlar-hainler her zaman korkmuştur.Türk ve Türkiye karşıtı kullanılan-kullanılmaya çalışılan bir diğer örnek. Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı (!) Hansjörg Kretschmer adlı şahıs, Orhan Pamuk hakkında açılan “Türklüğü alenen aşağılama” davası için, “10.9.2005 tarihinde yayınlanan haberlere göre, “Pamuk davası test olacak”, demiş. Yani Türk ve Türkiye karşıtı bir çaba daha ortaya çıkıyor. Devam ediyoruz. 10 Eylül 2005 tarihli New York Times gazetesinde yayınlanan başyazıda, Orhan Pamuk konu edilerek, “Başbakan Tayyip Erdoğan’dan BM zirvesinde yapacağı konuşmada Orhan Pamuk’tan bahsedilmesini”, istemiş. Peki bahsetmezse ne olacak? Bu bir tehdit mi? Yeni provokasyonlar mı yapılacak? Devam edelim. AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, 10 Eylül 2005 tarihli gazetede yayınlanan habere göre, Orhan Pamuk hakkında açılan soruşturma için, “Geleceğin Nobel Ödülü adayı yazar Orhan Pamuk’un yargılanmasının AB’nin kırmızı çizgilerine dahil olacağını”, söylemiş. Burada bazı gerçekler ön plana çıkıyor. 1-AB-AP, istersen saçmala, yeterki onun politikasına uygun hareket et sana sahip çıkıyor, destekliyor, hatta Nobel bile verebilir. 2-Nobel almak için AB-AP’nin istediğine uyacaksın. 3-Nobel, AB-AP karşıtı olan kimseye verilmiyor. 4-Nobel almak için AB-AP, vereceği kimseyi önceden seçiyor. Türkiye görüldüğü gibi içten ve dıştan kuşatılmış durumda. AB’nin maaşlı memuru Olli Rehn ve onun gibi maaşlı memurlarına şunu belirtiyorum (Aslında muhatap alınacak birisi değil ve muhatap da almıyorum, sadece onun gibi maaşlı memurlara söylüyorum): Türklerin de “kırmızı çizgileri” var. Türklerin kırmızı çizgilerinden bir tanesi de: Anti-emperyalizmdir. Mustafa Kemal ve Türk halkı, emperyalist işgalci güçleri, uşakları ve maşalarını nasıl Türk kurtuluş savaşında yendiyse, Türk halkı, bugünde emperyalist güçleri, maşaları ve uşaklarını aynı şekilde yenecek güçtedir. Türkiye’de bazı sol güçler Türkiye’de yaşanan bazı gerçekleri anlamaya başladı. DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, 11 Eylül 2005 tarihinde yapılması planlanan gösteri için, DİSK Yönetim Kurulu üyeleriyle birlikte düzenlediği basın toplantısında, “Kürt milliyetçiliği” deyimini kullanarak, buna karşı olduğunu, Türkiye’yi bir “iç savaş” ortamına sokacak bu güçlerin de katılacağı gösteriye katılmayacağını, açıkladı. Emperyalist güçler, uşakları ve maşaları bu arada boş durmadı. Astsubay Mustafa Bayıklı, asker Süleyman Aydın, asker İbrahim Ceylan, asker Yüksel Kutla, 11 Eylül 2005 günü, Uzman Jandarma Çavuş Emrah Akman ile jandarma er Kadir Kasa, 15 Eylül 2005 günü, polis memuru Ömer Gürsoy, 17 Eylül 2005 Pazar günü, şehit edildi. Onlar Türk tarihinin kahramanlarıdır. Unutulmayacaklar.Emperyalist güçlerle bağları olan uşak ve maşaların bu emperyalist güçlerle ilişkileri kopartılamadığı sürece bu olaylar artarak devam edecektir. Türkler bunu iyi bilmeli. Bunları sadece bilmek yetmez, bu olaylara karşı durmalı. Kısaca, her Türk hazır olmalı. Bu tür gerçeklikleri Türk halkı tarihten iyi biliyor. Emperyalist güçlere, maşalarına-uşaklarına karşı Türk halkı ve devleti her zaman aynı Mustafa Kemal dönemindeki gibi her şeye hazırdır ve ona göre hareket edecek güçtedir. Petros Papakonstantinu adlı bir şahıs, 6 Eylül 2005 tarihinde, Kathimerini, adlı gazetede yayımlanan yazısında, günümüz Türkiye’sini, “Türkiye, köşeye sıkışmış, yaralı canavar gibi”, diye tanımlamış. Bu Yunanlı gazeteci, Birinci Dünya Savaşı’nda emperyalist güçler tarafından Türklere karşı kullanılan Yunanlı güçlerin Türkler tarafından nasıl yenildiğini iyi biliyor. O dönem, emperyalist güçler, Türkiye için “Hasta adam” diyorlardı. AB-Türkiye Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Yardımcısı İngiliz Andrew Duff, 16 Eylül 2005 tarihinde, yaptığı açıklamada özetle şunları söylemiş: “Türkiye resmi dairelerinden Atatürk resmini indirmedikçe AB’ye giremez.” Mustafa Kemal Atatürk, 11 Aralık 1935’te yaptığı açıklamada özetle şunları söylemişti: “Bu dünyadan göçerek Türk milletine veda edeceklerin çocuklarına, kendinden sonra yaşayacaklara, son sözü bu olmalıdır: Benim Türk milletine, Türk Cumhuriyetine, Türklüğün geleceğine ait ödevlerim bitmemiştir, siz onları tamamlıyacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz... Bu sözler bir ferdin değil, bir Türk ulusu duygusunun ifadesidir. Bunu, her Türk bir parola gibi kendinden sonrakilere artsız arasız tekrar etmekle son nefesini verecektir. Her Türk ferdinin son nefesi, Türk ulusunun nefesinin sönmiyeceğini, onun ebedi olduğunu göstermelidir. Yüksek Türk, senin için yüksekliğin hududu yoktur. Işte parola budur.” Türkler, Mustafa Kemal’in önderliğinde bütün emperyalist güçleri ve onunla işbirliği yapan uşakları ile maşalarını dize getirmiş, yoketmiş, yeni bir devlet kurmuştu. Türkler, Mustafa Kemal’in parolasını biliyor ve ona göre hareket ediyor, etmesini bilecektir. |