26.09.2005/Sayı:91
Anasayfa
Başyazı
Yön
Söyleşi
Türkiye
Tarih
Özgün
Ünlem
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Tarih

Vedat Beki

Medeniyet avcıları işbaşında!

Ortodoks KilisesiTürkiye 3 Ekim öncesi Hatay'da gerçekleştirilecek Medeniyetler Buluşmasında dinlerin temsilcilerini bir araya getiriyor. Dünyanın gözü 25-30 Eylül tarihleri arasında Hatay’da olacak. İspanya Başbakanı Zapatero ile birlikte Başbakan T. Erdoğan’ın ortak projesi olarak BM’de kabul edilen “Medeniyetler İttifakı”nın buluşmasında 5 gün süreyle çeşitli dinlerin liderleri bir araya gelecek. Başbakan T. Erdoğan’ın açılışını yapacağı toplantıda “Global teröre karşı uluslararası bir platform oluşturalım” çağrısı yapılacak.

Dinler buluşmasına davet edilen Papa 16. Benedikt, Vatikan’ın dört üst düzey yöneticisini Hatay’a gönderiyor. Bunun yanı sıra aklınıza gelebilecek sayıda farklı dinlerin temsilcileri de soluğu Hatay’da alacak! Toplantıları Türkiye’de temsilciliği bulunan 37 ülkenin büyükelçisi de izleyecek.

Protestan Kilisesi“Hatay’da bu organizasyon neden yapılıyor?” sorusu sorulduğunda ortak yanıt ise; “Bunun neresi kötü! Bütün dünyaya yüzyıllardır hoşgörü ortamının nasıl gerçekleştiği görüntüsünü veriyoruz! Daha ne olsun ki!” olmakta!

Özellikle 11 Eylül’ün faturasının “İslami terör”e kesilmesinden sonra, İslam dünyasının kendisini “savunma” refleksi göstermesi kaçınılmaz olmuştu. Bu durumdan etkilenen Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanının da İspanya Başbakanı ile “Medeniyetler İttifakı” projesine adım atmasını Amerikancı basınımız “Türkiye dünya lideri oluyor!” şeklinde tamtamlar çalarak yorumlamıştı!

* * *

3 Ekim’e sayılı günler kala gerçekleştirilen Hatay’daki buluşmanın temel gayesinin, “dinlerin kardeşliği”(!) palavrasına biraz daha “yalan” katmaktan öte bir şey olmadığını cümle alem bilmekte! Ancak yine de “yalan dünyasında” gezmekten hoşlanan vurdumduymazlar böylesi organizasyonları Anadolu’da ve özellikle Güneydoğu’da sergilemeye devam ediyorlar!

Dinler tarihinde peygamberlere ve kitaplara yüklenilen “uluhiyyet” kavramı ile birlikte gelişen “kutsal yerler”, “kutsal topraklar” ideası günümüze kadar hız kesmeden ulaşmış durumda! Bunun böyle olmasını da, toplumun bireylerinden daha fazla din adamları istemekte ve çoğunluğu bu yöne doğru olanca hızıyla sürüklemekteler!

İnsanlığın böylesi sonu belirsiz bir rota içerisinde yolalması devam ederken, yaşadığımız Anadolu toprakları da özellikle son yüz yıldan bu yana Haçlılar tarafından istila gayretleri ile karşılaşmakta, ancak onları mutlu edecek şekle halen dönüşmemiş olması da doğrusunu söylemek

Meydan Cami????

Cami Nerede???

gerekirse karşımızdaki Haçlıları mutsuz etmekte!

Adeta dünyanın müzesi durumuna getirilen Anadolu toprakları üzerinde yapılan her çalışma, Hıristiyan dünyasının uhrevi duvarına(!) çarpmakta ve akabinde “Burada tarih var!” feryatlarına neden olmakta! Ve bugün Anadolu’da yaşayan insanlarımız da çok kısıtlı imkanları ile “dünyevi ihtiyaçlarına” çözüm bulacak projeleri sırf bu nedenden dolayı hayata geçirememektedirler…

Temel sebep: Uhrevi dünyalıların bu dünyaya egemenlikleri…

Fakat aynı “uhrevi dünyalılar” petrol, elmas ve diğer yeraltı zenginlikleri için dünyanın her köşesindeki mazlum milletleri yüzyıllardan bu yana sömürmeye ve onların sırtından kendi yarattıkları dünyaya hükmetmeyi sürdürebilmektedirler!

* * *

Yüzyıllardan bu yana Anadolu’da yaşayan Türkler, mensubu oldukları İslam diniyle beraber, kendilerinden farklı dinlere mensup diğer topluluklarla da huzur içinde yaşamanın formülünü bulmuşlar ve bunu yaşamışlardır. Böylesi bir yaşam tarzı da “medeniyet” olarak günümüze kadar gelmiştir. Kendi içerisinde olgunlaş-mış olan bu yaşam tarzına karşı günü-müzde, bizlerin dışından tarafımıza gösterilen ilgi ve alaka çoğumuzu “mal bulmuş mağrib”e döndürmekte!

Özellikle Türkiye’nin gündeminde yaklaşık 20 yıldan bu yana yer alan AB serüveni, haçlı birleşmesinin oluşturduğu gücün, Anadolu topraklarında olanca hızıyla atkoşturmasına sebebiyet vermekte ve biz “Türkleri” de adeta “seyirci” konumuna koyarak tribündeki yerimizi sağlamlaştırmakta!

Anadolu’da Türk’ten tokat üstüne tokat yiyen Haçlı orduları, bugün Vatikan’ın yeni yetmeleriyle adeta istilaya uğramış durumda! Gün geçmiyor ki Karadeniz’de, Orta Anadolu’da ve Güneydoğu Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde yerli işbirlikçilerle organizasyonlar yapılmasın!

Yapılan her organizasyon öncesindeki açıklamalardan bir tanesi de; “Ülkemizin tanıtılmasına büyük katkı sağlayacak..”(!)

Böylesi açıklamalar sonucunda sokaktaki vatandaş da, bu tür organizasyonların “ülke yararına”, daha sonra da “kendi yararına” olduğu izlenimine kapılıyor ve sessizliğini sürdürüyor!

Bu ülkeyi ve Anadolu’yu tanımayan Haçlı mı var yeryüzünde! Be hey sersem!

* * *

25-30 Eylül’de Hatay’da üç dinin (Tevrat, İncil ve Kur’an) mensupları biraraya gelerek yüzyıllardan bu yana birlikte yaşamanın getirdiği ortamı bizlere tanıtacaklarmış!

Organizasyonu gerçekleştirenler bu topraklar üzerinde kilise, havra ve cami mensuplarının bir arada nasıl kardeşçe yaşadıklarını, dosta-düşmana göstermenin gay-reti içerisinde olduklarını ifade ediyorlar!

Bu ifade tarzı sadece Anadolu’ya mahsus bir durum şeklinde ambalajlanıyor ve kamuoyuna sunuluyor! Burada büyük bir eksiklik var. O da, sunulmaya çalışılan ortamın belkemiğini “Türk”ün teşkil etmiş olması. Türk’ün sadece Anadolu’da değil, Orta Asya’da, Kafkaslar’da, Balkanlar’da, hatta Afrika’da bile sergilediği, yaşadığı, hâlâ da yaşattığı böylesi ortamları öylesine çok fazla ki, saymakla bitmez!

Peki, Türk insanı (düşüncesi) bunun gerçekleştirirken, haçlı dünyasının egemen olduğu topraklarda bunun benzerini neden göremiyoruz?

Neden Bosna-Hersek geçtiğimiz yıllarda büyük acılara garkedildi?

Filistin toprakları neden hâlâ feryatlar içerisinde?

Bugün kendilerini “Batı” diyerek, dışında kalanları da “Doğu” diye adlandıran oryantalistlerin kendi “Batı”ları içerisinde kalan bir bölgeyi neden “dinlerin buluşması” merkezine taşıyamadıklarını kim soracak?

Yüzyıllardır ulaşmaya çalıştıkları medeniyetin sahiplerini bizatihi kendileri “barbar” diye adlandırmadılar mı?

Bugün için ortaya koydukları “Medeniyetler İttifakı”nı niye “barbar”ların yaşadıkları topraklar üzerinde kurmaya çalışıyorlar!

Ya bugünkü kurmaca baştan sona sahte, ya da günümüze kadar yazılarak bizlere okutulan tarih yalan!

Yüzyıllardan bu yana gerçekleştirdikleri sömürü düzenine karşı son yıllarda yapılan başkaldırıları “İslami terör” adıyla adlandırarak, hedef saptırması içerisine giren haçlı zihniyeti “yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış!” mantığı içerisinde yine bir adım önde gidiyor!

Hatay’a gelen Haçlı temsilcileri bu soruların cevaplarını vermek zorundalar!

Hoş, onların bu cevapları verebilmeleri için, öncelikle bizim bu soruları onlara yöneltmemiz gerekir!

Bu misyonu kim yüklenecek? Ev sahibi konumundaki Diyanet İşleri Başkanlığı mı, yoksa “dinlerarası diyaloğun”(!) pespaye kılıklı organizatörleri mi!

* * *

Önce Samuel Huntington’un “Medeniyetler çatışması” tezini dünyaya sunanlar, bugün gelinen noktada hemen reçeteyi kesiyor ve “Medeniyetler İttifakı”nı servise koydular!

Üzerinde durduğumuz konu, bugün için Türkiye Cumhuriyetini yönetenlerin içinde bulundukları gaflet ve delaletle birlikte “iş yapıyoruz” sanısı içindeki büyük aymazlıklarıdır!

Kürdistan haritalarının alenen gözlerimize sokulduğu bu günlerde Hatay’da gerçekleştirilecek bu organizasyon, bin yıldan bu yana Anadolu’da rahat uyku uyuma şansını bulamayan “uhrevi dünya” mensubu haçlıların “dünyevî Türkler”in surlarında delik açma gayretinden öte bir dav-ranış değil. Hoş, bunun ötesine de geçmesi zaten mümkün değildir!

Son söz: Medeniyetlerin sahipleri olduklarını iddia edenler, yine her zamanki gibi medeniyet avcılığındalar!