|
Medeniyet avcıları işbaşında!
Türkiye
3 Ekim öncesi Hatay'da gerçekleştirilecek Medeniyetler Buluşmasında
dinlerin temsilcilerini bir araya getiriyor. Dünyanın gözü 25-30 Eylül
tarihleri arasında Hatay’da olacak. İspanya Başbakanı Zapatero ile
birlikte Başbakan T. Erdoğan’ın ortak projesi olarak BM’de kabul edilen
“Medeniyetler İttifakı”nın buluşmasında 5 gün süreyle çeşitli dinlerin
liderleri bir araya gelecek. Başbakan T. Erdoğan’ın açılışını yapacağı
toplantıda “Global teröre karşı uluslararası bir platform oluşturalım”
çağrısı yapılacak.
Dinler buluşmasına davet edilen Papa 16. Benedikt,
Vatikan’ın dört üst düzey yöneticisini Hatay’a gönderiyor. Bunun yanı
sıra aklınıza gelebilecek sayıda farklı dinlerin temsilcileri de soluğu
Hatay’da alacak! Toplantıları Türkiye’de temsilciliği bulunan 37 ülkenin
büyükelçisi de izleyecek.
“Hatay’da
bu organizasyon neden yapılıyor?” sorusu sorulduğunda ortak yanıt
ise; “Bunun neresi kötü! Bütün dünyaya yüzyıllardır hoşgörü ortamının
nasıl gerçekleştiği görüntüsünü veriyoruz! Daha ne olsun ki!” olmakta!
Özellikle 11 Eylül’ün faturasının “İslami terör”e
kesilmesinden sonra, İslam dünyasının kendisini “savunma” refleksi
göstermesi kaçınılmaz olmuştu. Bu durumdan etkilenen Türkiye Cumhuriyeti’nin
Başbakanının da İspanya Başbakanı ile “Medeniyetler İttifakı” projesine
adım atmasını Amerikancı basınımız “Türkiye dünya lideri oluyor!”
şeklinde tamtamlar çalarak yorumlamıştı!
* * *
3 Ekim’e sayılı günler kala gerçekleştirilen Hatay’daki
buluşmanın temel gayesinin, “dinlerin kardeşliği”(!) palavrasına biraz
daha “yalan” katmaktan öte bir şey olmadığını cümle alem bilmekte!
Ancak yine de “yalan dünyasında” gezmekten hoşlanan vurdumduymazlar
böylesi organizasyonları Anadolu’da ve özellikle Güneydoğu’da sergilemeye
devam ediyorlar!
Dinler tarihinde peygamberlere ve kitaplara yüklenilen
“uluhiyyet” kavramı ile birlikte gelişen “kutsal yerler”, “kutsal
topraklar” ideası günümüze kadar hız kesmeden ulaşmış durumda! Bunun
böyle olmasını da, toplumun bireylerinden daha fazla din adamları
istemekte ve çoğunluğu bu yöne doğru olanca hızıyla sürüklemekteler!
İnsanlığın böylesi sonu belirsiz bir rota içerisinde
yolalması devam ederken, yaşadığımız Anadolu toprakları da özellikle
son yüz yıldan bu yana Haçlılar tarafından istila gayretleri ile karşılaşmakta,
ancak onları mutlu edecek şekle halen dönüşmemiş olması da doğrusunu
söylemek
|

Cami Nerede???
|
gerekirse karşımızdaki Haçlıları mutsuz etmekte!
Adeta dünyanın müzesi durumuna getirilen Anadolu
toprakları üzerinde yapılan her çalışma, Hıristiyan dünyasının uhrevi
duvarına(!) çarpmakta ve akabinde “Burada tarih var!” feryatlarına
neden olmakta! Ve bugün Anadolu’da yaşayan insanlarımız da çok kısıtlı
imkanları ile “dünyevi ihtiyaçlarına” çözüm bulacak projeleri sırf
bu nedenden dolayı hayata geçirememektedirler…
Temel sebep: Uhrevi dünyalıların bu dünyaya egemenlikleri…
Fakat aynı “uhrevi dünyalılar” petrol, elmas ve diğer
yeraltı zenginlikleri için dünyanın her köşesindeki mazlum milletleri
yüzyıllardan bu yana sömürmeye ve onların sırtından kendi yarattıkları
dünyaya hükmetmeyi sürdürebilmektedirler!
* * *
Yüzyıllardan bu yana Anadolu’da yaşayan Türkler,
mensubu oldukları İslam diniyle beraber, kendilerinden farklı dinlere
mensup diğer topluluklarla da huzur içinde yaşamanın formülünü bulmuşlar
ve bunu yaşamışlardır. Böylesi bir yaşam tarzı da “medeniyet” olarak
günümüze kadar gelmiştir. Kendi içerisinde olgunlaş-mış olan bu yaşam
tarzına karşı günü-müzde, bizlerin dışından tarafımıza gösterilen
ilgi ve alaka çoğumuzu “mal bulmuş mağrib”e döndürmekte!
Özellikle Türkiye’nin gündeminde yaklaşık 20 yıldan
bu yana yer alan AB serüveni, haçlı birleşmesinin oluşturduğu gücün,
Anadolu topraklarında olanca hızıyla atkoşturmasına sebebiyet vermekte
ve biz “Türkleri” de adeta “seyirci” konumuna koyarak tribündeki yerimizi
sağlamlaştırmakta!
Anadolu’da Türk’ten tokat üstüne tokat yiyen Haçlı
orduları, bugün Vatikan’ın yeni yetmeleriyle adeta istilaya uğramış
durumda! Gün geçmiyor ki Karadeniz’de, Orta Anadolu’da ve Güneydoğu
Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde yerli işbirlikçilerle organizasyonlar
yapılmasın!
Yapılan her organizasyon öncesindeki açıklamalardan
bir tanesi de; “Ülkemizin tanıtılmasına büyük katkı sağlayacak..”(!)
Böylesi açıklamalar sonucunda sokaktaki vatandaş
da, bu tür organizasyonların “ülke yararına”, daha sonra da “kendi
yararına” olduğu izlenimine kapılıyor ve sessizliğini sürdürüyor!
Bu ülkeyi ve Anadolu’yu tanımayan Haçlı mı var yeryüzünde!
Be hey sersem!
* * *
25-30 Eylül’de Hatay’da üç dinin (Tevrat, İncil ve
Kur’an) mensupları biraraya gelerek yüzyıllardan bu yana birlikte
yaşamanın getirdiği ortamı bizlere tanıtacaklarmış!
Organizasyonu gerçekleştirenler bu topraklar üzerinde
kilise, havra ve cami mensuplarının bir arada nasıl kardeşçe yaşadıklarını,
dosta-düşmana göstermenin gay-reti içerisinde olduklarını ifade ediyorlar!
Bu ifade tarzı sadece Anadolu’ya mahsus bir durum
şeklinde ambalajlanıyor ve kamuoyuna sunuluyor! Burada büyük bir eksiklik
var. O da, sunulmaya çalışılan ortamın belkemiğini “Türk”ün teşkil
etmiş olması. Türk’ün sadece Anadolu’da değil, Orta Asya’da, Kafkaslar’da,
Balkanlar’da, hatta Afrika’da bile sergilediği, yaşadığı, hâlâ da
yaşattığı böylesi ortamları öylesine çok fazla ki, saymakla bitmez!
Peki, Türk insanı (düşüncesi) bunun gerçekleştirirken,
haçlı dünyasının egemen olduğu topraklarda bunun benzerini neden göremiyoruz?
Neden Bosna-Hersek geçtiğimiz yıllarda büyük acılara
garkedildi?
Filistin toprakları neden hâlâ feryatlar içerisinde?
Bugün kendilerini “Batı” diyerek, dışında kalanları
da “Doğu” diye adlandıran oryantalistlerin kendi “Batı”ları içerisinde
kalan bir bölgeyi neden “dinlerin buluşması” merkezine taşıyamadıklarını
kim soracak?
Yüzyıllardır ulaşmaya çalıştıkları medeniyetin sahiplerini
bizatihi kendileri “barbar” diye adlandırmadılar mı?
Bugün için ortaya koydukları “Medeniyetler İttifakı”nı
niye “barbar”ların yaşadıkları topraklar üzerinde kurmaya çalışıyorlar!
Ya bugünkü kurmaca baştan sona sahte, ya da günümüze
kadar yazılarak bizlere okutulan tarih yalan!
Yüzyıllardan bu yana gerçekleştirdikleri sömürü düzenine
karşı son yıllarda yapılan başkaldırıları “İslami terör” adıyla adlandırarak,
hedef saptırması içerisine giren haçlı zihniyeti “yavuz hırsız ev
sahibini bastırırmış!” mantığı içerisinde yine bir adım önde gidiyor!
Hatay’a gelen Haçlı temsilcileri bu soruların cevaplarını
vermek zorundalar!
Hoş, onların bu cevapları verebilmeleri için, öncelikle
bizim bu soruları onlara yöneltmemiz gerekir!
Bu misyonu kim yüklenecek? Ev sahibi konumundaki
Diyanet İşleri Başkanlığı mı, yoksa “dinlerarası diyaloğun”(!) pespaye
kılıklı organizatörleri mi!
* * *
Önce Samuel Huntington’un “Medeniyetler çatışması”
tezini dünyaya sunanlar, bugün gelinen noktada hemen reçeteyi kesiyor
ve “Medeniyetler İttifakı”nı servise koydular!
Üzerinde durduğumuz konu, bugün için Türkiye Cumhuriyetini
yönetenlerin içinde bulundukları gaflet ve delaletle birlikte “iş
yapıyoruz” sanısı içindeki büyük aymazlıklarıdır!
Kürdistan haritalarının alenen gözlerimize sokulduğu
bu günlerde Hatay’da gerçekleştirilecek bu organizasyon, bin yıldan
bu yana Anadolu’da rahat uyku uyuma şansını bulamayan “uhrevi dünya”
mensubu haçlıların “dünyevî Türkler”in surlarında delik açma gayretinden
öte bir dav-ranış değil. Hoş, bunun ötesine de geçmesi zaten mümkün
değildir!
Son söz: Medeniyetlerin sahipleri olduklarını iddia
edenler, yine her zamanki gibi medeniyet avcılığındalar!
|