26.09.2005/Sayı:91
Anasayfa
Başyazı
Yön
Söyleşi
Türkiye
Tarih
Özgün
Ünlem
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye

Hüseyin Adıgüzel

Şaşkın ördekler ne yaparlar?

Hürriyet'ten linç çağrısıOn-on beş gündür, Hürriyet gazetesinde Ahmet Hakan’ın başlattığı bir polemik, hemen bütün büyük ve saygın(!) medya kuruluşlarında, başta İşçi Partisi’nin sayın Çinci lideri Doğu Perinçek ve yardımcıları tarafından alabildiğine istismar edilerek yayılmaya ve kullanılmaya devam ediliyor.

TÜRKSOLU gazetesinin başyazarı Gökçe Fırat’ın “Kürt Varsa Sorun Var” “Türk Oğlu Türk Kızı Türklüğünü koru” makalelerinden seçtikleri birkaç cümleyi ele almışlar, Gökçe Fırat’ın ne ajanlığını, ne provokatörlüğünü, ne ırkçılığını, ne kışkırtıcılığını bırakmamışlar.

Hatta Ahmet Hakan, 17 Eylül 2005 tarihli Hürriyet gazetesindeki habere göre “bu önerilerin yayınlandığı derginin yazarları arasında meczup olmadığına inanmak istediğimiz Yekta Güngör Özden gibi bir yazar bulunmaktadır” ifadelerini bile kullanma cesareti göstermiş, TÜRKSOLU dergisinin bütün yazarlarını meczuplukla ittiham etmiştir. Kendilerinin ne olduğuna bakmadan başkalarına bu tür suçlamaları yönetenlere şimdilik şunu söylemekle yetinelim “Kendi gözündeki merteği görmeyenler, başkalarının gözünde çöp ararlar”

Ahmet Hakan’ı pek önemsemedim. Cevap vermeye değmez diye düşündüm. Fakat, saldırının boyutu değişince, TÜRKSOLU’nun ve Gökçe Fırat’ın sistemli bir saldırı karşısında olduğunu görünce, olaya müdahil olmak istedim. Çünkü, bu saldırılar, azınlık ırkçılarının yanında yer alanların, Türk milletine saldırısıydı. Türk milletinin milli ve kültürel değerlerine yöneliyordu. Müdahil olmamak mümkün değildi. Çünkü, ben de bir Türk’tüm ve milletimin milli ve kültürel değerlerini savunmak benim de görevimdi.

Gökçe Fırat yazısında neler demiş, önce bunların takıldıkları kısımları tam olarak verelim ve sonra bu kalemlerin niçin bunlara takıldıklarını açıklayalım.

TÜRKSOLU gazetesinin 29.08.2005 tarih ve seksen dokuzuncu sayısında Gökçe Fırat “Türk oğlu, Türk Kızı Türklüğünü Koru!” başlıklı makalesinde, “Başbakanın Apo’yu kurtarmaya çalıştığını, devletin silah bırak dememesi gerektiğini, teslim ol demesi gerektiğini, gerçek sorunun Türklerin Kürtleşmesi olduğunu belgelere ve nüfus hareketlerine dayanarak ortaya koymasından sonra “Türk oğlu Türk Kızı Türklüğünü Koru” alt başlığı ile şunları yazmış:

“Bugün PKK terörü ile mücadelede en önemli nokta budur. PKK Kürtleşmeden güç almaktadır. Türkler, Türklüklerini korursa, PKK zayıf düşecektir.

Bu ise askeri değil, toplumsal bir çözümü gerektirir. Türk kendi sorunun kendisi çözecektir.

Bunun için ilk başta yapılması gerekenler şunlardır;

1. Her Türk alışverişini mutlaka Türk’ten yapmalıdır. Kürde aktarılan para PKK’ya mali destek demektir. Türk bu mali desteği kesmezse, hem Türklerin mali gücü olmayacaktır, hem de Türk, Kürdün altında ezilecektir.

2. Her Türk Türkçe konuşmalıdır. Bunu da İstanbul şivesi ile konuşmalıdır. Dil varsa millet vardır. Televizyonlardaki Kürt dizilerinin, Kürt müziğinin, her adım başı Kürtçe müzik çalan barların, minibüslerin ortasına düşen Türk ister istemez lisanını yitirmektedir.

Buna direnmek için;

Türk Kürt dizisi izlemez.

Kürtçe müzik dinlemez.

Kürtçe müzik çalan barlara gitmez.

Kürtçe konuşulan minibüse binmez.

Kürtçe kaset satan dükkandan alışveriş yapmaz.

3. Türk ancak modern şehir hayatında kendini ifade edebilir. Türk medeniyeti köyden gelen etkilere kapatılmalıdır. Köy, her halükarda Kürtçülüğün yaşam alanıdır.

Yıllarca, İstanbul’da, Sivaslı, Erzincanlı, Malatyalı, Tokatlı Alevi kitlenin yarattığı köy ortamı, Kürtçülüğü güçlendirmiştir. Türk’ü saza mahkum eden köylü kafası, bugün şehirleri Kürt kültürüne teslim etmiştir.

4. Türkler yemeklerine sahip çıkmalıdır. Türk’ün damak tadı, Kürt yemekleri ile yer değiştirmektedir. Türk’ü kebaba, lahmacuna mahkum eden anlayışla mücadele edilmelidir. Yemek kültür savaşının bir parçasıdır. Mc Donaldslar ne kadar tehlikeli ise, Kürt mutfağı da o kadar tehlikelidir.

Başka kültürlerin yemeklerini yiyen kültürler asimile olur. Türk mutfağına sahip çıkmalı, başka şeyler yememelidir.

5. Her şeyden önce Türk üremelidir. Artan her bir Türk bebesi, bizi Ergenokan’dan çıkaracak bir kurtarıcıdır.”

Tartışılan ve Gökçe Fırat’ı ırkçı, faşist yapan sözler bunlar.

Doğal olarak bu beyefendiler, yazının bütünlüğünü bozarak canlarının istediği birkaç sözü almışlar, bağlı oldukları ideolojinin çerçevesinde, insanlık için kutsal olan bazı değerleri de eklemeyi ihmal etmeden, akıllarına gelenleri yazmışlar. Doğal olarak da saçmalamışlar.

Bir sefer, yazının ana fikri, dayandığı temel “her milletin yaptığı gibi, Türk milletinin de kendisini koruması” fikridir. Bunun kınanacak, üzerinde fırtınalar koparılacak nesi var? Bütün dünya milletleri, bunu yapmıyorlar mı? Bütün savaşlar bundan çıkmıyor mu? PKK bugün bunu, hem de silahla yapmaya çalışmıyor mu? ABD neden Afganistan’da, neden Irak’ta? Irak’ta direnişçiler neden ölümü göze alarak savaşıyorlar? İran, her türlü tehlikeyi göze alarak neden atom bombası geliştirmeye çalışıyor? Bu soruların tümünün cevabı tektir: Milletlerini korumaya çalışıyorlar.

Bizim mütareke basınımızın satılmış kalemlerine göre, ABD’nin, İran’ın, Irak’ın, Kürtlerin hepsi haklılar, milletlerini silahla bile koruma hakları var, ama, Gökçe Fırat gibi bir Türk’ün kendi milletini hem de yazıyla, bırakın korumaya çalışmasını, uyarmaya bile hakkı yok! Yani, bu mütareke basının kalemşörleri Türk’ü insan saymazlar, Türklerin hakkını gasp ederler, sonra, insan haklarından, insan gibi yaşamaktan, dostluktan, kardeşlikten söz ederler. Bütün söyledikleri sadece aldatmaca, Türk milletini uyutma taktiğinden kaynaklanan safsatalardan ibarettir.

Bunlar, bu milletin felaket baykuşlardır.

Bunlar, Tanzimat aydınları, Enderun artıklarıdır.

Bunlar kimliğinden habersiz yaşayan şaşkın ördeklerdir.

Bunlar, Türk milletinin uyarılmasına bile tahammül edemezler. Arada bir Gökçe Fırat gibi birisi çıkar da, milleti uyarmaya kalkarsa, bir yerlerine bir şeyler batmış çocuk gibi basarlar çığlığı. Basarlar yaygarayı ki, uyarılar güme gitsin, kimse işin farkına varamasın. Bunların görevi bu. Bunun karşılığında para alıyorlar, bunun karşılığında karınlarını doyuruyorlar.

Onların Gökçe Fırat ile bir kişisel sorunları yok. Amaçları Gökçe Fırat’ın şahsında Türk milletine saldırmaktır. Türk milletinin varlık sebebi olan milli ve kültürel değerlerini yıpratmak, yok etmeye çalışmaktır. Tanzimat’tan miras kalan bu yaratıkları, reddi miras etmenin vakti geldi, geçiyor bile... Bunların görevi, Türk milletini, ihtiyar tarihin tozlu rafları arasına atmaktır. Batının küf kokan güya ilim mahfillerinde edindikleri, Türk’ü yok etme planını uygulamanın peşindedirler. Bu yüzden, milli bir duruş sergileyen bütün kuruluşlara ve Türklere, salyalı ağızlarıyla saldırırlar. Bunların saldırıları, her Türk’e sadece şeref verir.

Gökçe Fırat’a yöneltilen bu sistemli saldırıda dikkatimi çeken önemli bir husus daha var. Bunu da sizlerle paylaşmayı düşünüyorum. Bildiğim kadarı ile, bu ülkede, bugüne kadar, çeşitli dergi ve gazetelerde, internet sayfalarında, Gökçe Fırat’ın yazısına benzer, belki bu kadar açık olmayan, ama daha sert ifadeler taşıyan yüzlerce, binlerce yazı yayımlandı. Hâlâ da yayımlanıyor. Gazete ve dergi karıştıran, internet sitelerine giren herkes, bu yazıları çok açık olarak görebilir. Hatta Avrasya televizyonunu seyredenler, Gökçe’nin söylediklerinin aynısını orada, hemen her gün dinleyebilirler. Yani, Gökçe Fırat’ın yazdıkları yeni bir şey değil. Peki öyle ise, bu fırtına neden koparılıyor? Neden Gökçe Fırat günah keçisi haline getirilmek isteniyor? Sorun burada. Gökçe Fırat’ın kişiliğinde...

Gökçe ve arkadaşları TÜRKSOLU adı altında bir gazete çıkarmaya başladılar. Gerçekten büyük fedakarlıklarla kurdukları gazete ve İleri dergisini, her türlü engellemeye karşı yayımlamaya devam ettiler. İleri Yayıncılık adı ile kurdukları bir yayınevi ve yayınladıkları yüze yakın kitap ile Türk milletini uyarmaya, solun gerçek yüzünü göstermeye çalıştılar. Atatürkçü ve Türkçü olan yüzlerce genç saflarında toplandı. Bu beklenmedik çıkış, başta Perinçek olmak üzere, göbeklerinden dışa bağımlı, sol kesimi şaşkınlığa uğrattı.

Bu gerçekleri bilen birisi olarak, bugün Gökçe’ye yapılan bu saldırıların temelinde, Gökçe’nin önderliği altında TÜRKSOLU’nu oluşturan gençlerin gerçek Atatürkçü, Türkçü ve solcu olmalarının yattığı kesin bir gerçektir. Çünkü, Gökçe Fırat’ın liderliğindeki TÜRKSOLU, sahte solcuları, sahte Atatürkçüleri, sahte emperyalizm karşıtlarını deşifre etmiş ve kamu oyuna tanıtmıştır.

Günden güne yitirilen gençlik kesimi, elden giden Atatürkçülük, bunları intikam duygusu içerisine sokmuş, Batılı uşakların başlattıkları saldırıya, can simidine sarılır gibi sarılmışlardır. Amaçları, ne insan hakları, ne Türk-Kürt kardeşliğinin bozulması korkusu, ne ırkçılık, ne bölücülük yapılması ve bunların kınanması değildir.

Amaçları, Türk milletinin beklediği sesi çıkaran TÜRKSOLU’nun susturulmasıdır. Tabii ki, buna güçleri yetmez. Ahmet Hakan’ın demagoji yaparak savcıları göreve çağırması da safsatadan öte bir şey değildir. Irkçılığın ne olduğunu bilmeyen bir insanın, ırkçılık yapılıyor diyerek savcıları göreve davet etmesi sadece meczupların işi olabilir. Bu meczup konusunu da geleceğim.

Yukarıdaki öneriler dedikleri, gerçekte birer temenni, uyarı olan, (aslında önermek başka şey, olmasını temenni etmek, uyarmak başka şeydir. Bunu bile fark edemeyen bu beylerin, ilk mektep beşinci sınıf çocuğu kadar bile, dile hakim olmadıklarını söylemekte bir yanlış yoktur) hususların, dikkatli bir şekilde okunursa ve kafanız bir başka yerlere emanet edilmemişse, sadece, bir milletin kendini koruması için düşünülmüş önlemler paketi olduğunu görürsünüz.

Sistemli bir saldırı karşısında olan Türk kültürü korunmalı mıdır, yoksa korunmamalı mıdır? Yok edilmeye çalışılan bir kültürün kendini koruma hakkı var mıdır, yok mudur? Öncelikle bu soruların cevabı verilmelidir. İnsan hakları Evrensel beyannamesi, Birleşmiş Milletler’in bazı kararları, AGİT kararları, AB kuruluş ve işleyiş kararları, hepsi, bu hakkın olduğunu söylerler. Öyle ise, sadece bu hakkın kullanılması amacıyla kaleme alınmış bir yazıdan nasıl oluyor da “ırkçılık, ajanlık, bölücülük” anlamı çıkarılıyor? Dervişin fikri neyse, zikri de odur. Asıl bölücülüğü, asıl ırkçılığı, azınlık ırkçılarının yanında yer alarak onlar yapıyorlar.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında, bizzat Atatürk tarafından başlatılan, “Yerli Malı Haftası” uygulamalarında söylenen, “yerli malı yurdun malı, her Türk onu kullanmalı” sözleri ile Gökçe Fırat’ın “Her Türk alışverişini mutlaka Türk’ten yapmalıdır” görüşü arasında ne fark vardır? “Türk’ün ürettiği, Türk tarafından satılan mal alınmalıdır” sözü, yaşanılan gerçeğin çok açık, çok yalın bir biçimde ifade edilmesinden başka bir şey değildir.

Devekuşu misali, başlarını kuma gömmüş ya da fil dişi kulelerinde oturmuş, millete tepeden bakan ve ülkenin içinde yaşananları sadece televizyon haberlerinden izleyen, ya da gazete sayfalarından takip eden beyler(!) bugün bu ülke bir savaş, savaştan daha kötü bir terör saldırısı yaşıyor mu, yaşamıyor mu? Türk halkına ve devletine saldıran taraf bir Kürt örgütü mü değil mi? Böyle bir durumda, millet ve devlet kendilerini korumayacak mı? Elbette koruyacak. Patagonya’ya da gitseniz, bu böyle olacaktır. Bunun başka bir yolu yoktur.

Bir devlet ve millete yönelen saldırı karşısında ilk yapılacak işlerden birisi, saldıran düşmanın tüm kaynaklarını kesmek mi, yoksa kaynakların akmasını seyretmek midir? Gökçe Fırat’ın Türk milletine uyarısı, ya da temenni ettiği husus, bundan başka bir şey değildir.

Ben, bin bir güçlükle kazandığım parayı, bir Kürt işletmesine vereceğim ve sonra o para bana kurşun olarak geri dönecek. Yağma yok beyler! O dönemler artık geride kaldı. Millet, her şeyin farkında. Siz isteseniz de, istemeseniz de, Gökçe yazsa da yazmasa da, o dönem artık bitti. Sizin gibi aymazların, millete zorla yedirmeye çalıştığınız naneleri, artık bu millet yemek istemiyor. Bağırsanız, yırtınsanız, kudursanız bile, millet artık sizin gibileri kaale bile almıyor. Bu bir milli duruş sergilemektedir. Kendi milletine sahip çıkmaktır. Dostunu, düşmanını tanımaktır. Bunun ırkçılıkla, ajanlıkla, kışkırtıcılıkla, bölücülükle ne alakası var?

Sizlerin mantığına göre, bütün dünyaya mal satmaya çalışan, malınızı benden alın, şundan almayın diyen devletlerin hepsi, milliyetçi, ırkçı, bölücü, kışkırtıcı olmuyor mu? Ya da, Apo İtalya’da yakalandıktan sonra, Apo’yu bize vermeyen İtalyan hükümetine karşı başlatılan “İtalyan mallarını satın almayın” gösterileri de, bu mantığa göre, ırkçılık, bölücülük, kışkırtıcılık değil mi? Yani, bu beylere göre, devleti yıkmaya ve milleti yok etmeye yönelik tırmanan olaylar karşısında, milli bir duruş sergilemek, kendi insanına sahip çıkmak, düşmandan alış veriş etmeyin, milli kültürünüze sahip çıkın demek, ajanlık, bölücülük, kışkırtıcılık ve ırkçılık demektir.

Bunu Türk milleti yaptığı zaman, adı, bölücülük, kışkırtıcılık, ajanlık, ırkçılık oluyor da, Amerikalı, İngiliz, Alman, Kürt yaptığı zaman, insanlık oluyor, millet dayanışması oluyor, yurtseverlik oluyor. Sizlerin bu çifte standartlarınızdan artık bıktık. Kesin sesinizi, gülünç oluyorsunuz, kargalar bile sizlere gülüyor. Baykuşvari hezeyanlarınızı, kendinize saklayınız.

Açın dünyanın kullandığı lügatları bir bakın bakalım, ırkçılık sözünün karşısında neler yazıyor? Sonra, Gökçe’nin yazısını bir kez daha okuyun. Meydan Lauorosse’de “Bir ırkı, diğer bütün ırklardan üstün kabul etme. Biyolojik, sosyolojik ve pisokolojik ölçüler içerisinde bir ırkı, diğer ırklardan üstün olarak değerlendirme”, Türkçe Sözlük “Bir ırkı, her açıdan, dünyada var olan ırklardan üstün görme, üstün olduğunu gösterme uğraşı.”

Sizlere göre ise, dünya lügatlerine girecek yeni bir keşif “bir ırkın kendini koruma gayreti, çalışması” ırkçılık oluyor. Ne yazmış Gökçe? Sizin aldığınız kadarında bile ne yazmış? “Ey Türk oğlu, Türk kızı Türklüğünü koru” demiş. Bu ifade ırkçılık öyle mi? Sevsinler sizi!

Meydanlarda Apo posterleri dalgalandıranlar, PKK bayrakları sallayanlar, Apo’ya dayanışma mitingleri yapanlar, Diyarbakır’da, Batman’da, Ankara’da, İstanbul’da, Mersin’de, İzmir’de Türk bayrağını yakanlar, Türk milletine ve Türk devletine hakaret edenler, göç edip geldikleri batı Anadolu şehirlerinde kendilerine koloniler kuranlar, PKK teröristlerine şehit diyerek özel mezar yerleri hazırlayanlar, cenazelere belediye ambulansı gönderenler, Türk iş adamlarını haraca bağlayanlar, “Türkler, Kürtleri linç ediyor”, başlıkları ile gazete çıkaranlar orta yerde, milletin gözü önünde, melanetliklerini sergilerlerken sesiniz bile çıkmıyor, Gökçe Fırat “Türk oğlu Türk Kızı Türklüğünü koru” diye yazdığı zaman savcıları göreve çağırıyor ve muhbirliğe başlıyorsunuz.

Çünkü, siz, Türk değilsiniz, siz, insan olmanın onurunu bilmiyorsunuz, siz, beynini yabancılara ipotek etmiş bir zavallısınız. Yani siz, Türk milletinin kültürünü, dolayısıyla kendini koruma hakkını yok farz ediyor ve Türk milletinin yanında değil, karşısında yer alıyorsunuz. Peki Türk milletinin karşısındasınız da, kimin yanında yer aldığınızı açık olarak niye ifade edemiyorsunuz? Hadi söyleyin, çekinmeyin, safınızı açıklayın! Bana, insan hakları, insanlık masalı da okumaya kalkmayın! İnsan hakları varsa bütün insanlar içindir, yoksa hiç kimse için yoktur. Bunu kafanıza yerleştirin.

TÜRKSOLU gazetesinde sizin gibiler yazı yazamazlar. Çünkü; TÜRKSOLU gazetesinde yazı yazmak için “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” olmak gerekir. Kimlik sorunu olmamak gerekir.

“İki yıl önce “Türk’ün ateşle imtihanı” demiştik!

Şimdi ise “Türk’ün sabırla imtihanı”.

Türk oğlu, Türk kızı: Zor bir dönemeçten geçiyorsun. Türklüğünü koru! Milletini, vatanını, dilini, davanı koru!

Her şeyini millet davasına gözünü kırpmadan, arkana dönüp bakmadan vereceğin günler geldi.

Türk’ün güveneceği evladısın! Güveni boşa çıkarma! 1