12.09.2005/Sayı:90
Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Tarih
Özgün
Ünlem
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Ünlem

Öner Yağcı

Öner YağcıDüğmeye kim bastı

Düğmeye basıldı!” demek acizliğin, çaresizliğin işareti anlamına gelir demek yanlış mıdır?

“Düğmeye basıldı!” ya da “Birileri düğmeye bastı!” diyenler, acaba düğmeye kimlerce basıldığını ya da kimlerin bastığını söylemekten niçin kaçınıyorlar?

Yaşadıklarımızı emperyalizmin “böl ve yut” politikasının doğurduğu gerçeğini niçin akıllardan uzaklaştırmaya çalışıyorlar acaba?

Emperyalizmin kendisine darbe vurulan her yerde mutlaka o darbenin intikamını almak için projeler ürettiği niçin unutturulmak isteniyor?

Emperyalizmin yediği darbenin intikamını almak için, darbe yediği bölgede o bölgenin koşullarına göre “bölme” politikaları uygulamasının; hepsi birbirinin içinde olmak üzere din, mezhep, tarikat, aşiret, etnik köken ayrımcılıklarını diriltmesinin, kaşımasının, palazlanmalarını sağlamasının onun tarihinin en belirgin özelliği olduğunu niçin ve kim saklamak istiyor?

Çok ya kın tarihe, 20. yüzyılın sonlarına bile gitmeye gerek yok, 21. yüzyılın şu ilk 5 yılında dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşananlar bu gerçeği olanca çıplaklığıyla göstermiyor mu?

BOP (ya da GOP) ile AB projesi, bu gerçeğin yansımalarından yalnızca ikisi olarak, Kurtuluş Savaşımızdan beri başımıza örülmek istenen çorabın, kökü emperyalizm olan ve Sevr’e kadar uzanan ipliği değil midir?

Bugün yaşadıklarımız, ülkemizi 1940’lı yılların ortalarından itibaren sürükleyen emperyalist politikaların ve daha Kurtuluş Savaşı sıralarında başlayan işbirlikçiliğin aldığı yolu apaçık gösteren sonuçlarından başka bir şey midir?

Sol bilinenin, Kürt milliyetçiliğini temel politika yapan ve özgürlükçülük adına sürdürdüğü liberal, etnik ayrılıkçılığı körükleyen ve besleyen politikalarının, emekle, solculukla bir ilgisi olabilir mi?

Sağ bilinenin, yapay ve emperyalist politikanın bir ürünü olan Türk İslam Sentezi ile dinsel bağnazlığı ve Cumhuriyet düşmanlığını besleyen politikalarının milliyetçilikle, yurtseverlikle bir ilgisi olabilir mi?

Yıllar boyu örtüşen hilafet, şeriat, ılımlı İslam devleti, din devleti istemleri ile bağımsız Kürdistan, Diyarbakır başkent, Kürtlere özgürlük istemlerinin emperyalizmin dayatma politikalarıyla çakışmasının rastlantı olduğunu düşünmek saflıktan başka bir şey midir?

Demokrasi ve özgürlük temeli üzerine yükseliyor gibi görünen ve açıkça bir ayaklanmanın provaları olarak ortaya çıkan son provokasyonlar ve kışkırtmalara karşı Cumhuriyet’in kendini koruyamaz durumu düşmesi de gelinen noktanın ve tehlikenin ne kadar önemli boyutlara ulaştığını ve savunma refleksini yitirmiş bir yönetimin gaflet ve dalalet içinde olduğunu göstermiyor mu?

Bu durumun, ABD ve AB politikalarının bölgemizdeki tasarılarından bizim payımıza düşen bir gerçeklik olduğunu yadsıyabilir miyiz?

Yaşananların Türk-Kürt kavgası ya da Laik-İslamcı kavgası değil; ülkemizi yönetenlerin izlediği ekonomik, mali, toplumsal, kültürel politikaların da katkısıyla emperyalistlerin “Ilımlı İslam”, “BOP”, “Yeni Sevr” gibi projelerinin gerçekleşebilmesi için “arka bahçe”lerde beslenenlerin ve bu yolda piyon olmayı kabul edenlerin; emperyalistlerin bunca yıldır sürdürdüğü hazırlıklarından, ve güçlerinden aldıkları cesaretle Türkiye Cumhuriyeti’ne meydan okuması olduğunu görmeme hakkımızın olmadığını biliyor muyuz?

Öyleyse, ihtiyacımızın, çaresizliğin ifadesi olan “düğmeye bastılar” ya da “sağduyu” çağrıları olmadığını anlamıyor muyuz?

Bu koşullarda, yurtseverlerin paniğe kapılmadan, tuzaklara düşmeden, sürüklenmek istediğimiz iç savaş ortamına karşı bütünleşip Cumhuriyet’i savunma sorumluluklarını yerine getirmeleri olduğunu söylemek gerekmiyor mu?

Sahi, düğmeye kim basmıştı?