12.09.2005/Sayı:90
Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Tarih
Özgün
Ünlem
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Tarih

Şener Üşümezsoy

Şener ÜşümezsoyTürk-Tatar süper-etnosuyla Rusların tarih boyu mücadelesi

Kazan’ın 1000. yıl dönümü kutlandı. Bu aslında tarihsel bir çarpıtmadır. Emperyalist güçler tarafından sömürülen halklara dikte ettirilen tarih kurgularına yeni bir örnektir.

Türkiye’de dayatılan Kürt tarihi olgusuyla, Kazan’da Tatarlara Rusların dayattığı tarih kurgusu bu anlamda benzeşmektedir.

Kürtlerin ortaya çıkışı tamamen Kızılbaş Safevi Türkmenlerine karşı Sünni Osmanlı’nın 1500’lerde başlayan mücadelesinin sonucudur. Bugün Kürtlerin başkenti olduğu iddia edilen Diyarbakır-Amed aslında 1500’lere kadar bütünüyle Türkmenlerin başkentiydi.

Bunun tam bir benzer örneğini de bugün Putin’in Kazan’ın 1000. yıldönümü toplantısında dillendirdiği tarih tezinde görebiliriz. Kırım’dan sonra Kazan’ın Tatarsızlaştırılması olgusunu görmekteyiz.

Rus tarihçileri ve özellikle Rus Avrasyacılığını ileri süren tarihçiler büyük bir hareket olarak, Avrasya denilen bölgedeki Türk uluslarını bir süper-etnos olarak yeniden oluşturan büyük Cengiz Han’ın Batı’ya doğru hareketini, Cengizoğullarının Batı’ya doğru büyük tarihsel devrimini yok sayılmak istemektedirler.

Tatarlık olgusu, bugün Kazan’da, Kırım’da, Özbekistan’da, Kazakistan’da ve Kırgızistan’da ana olgu iken, tek bir ulus iken ve bu ulus tüm Avrasya’nın tarihine, özellikle mühür basarak, Rusları da kendisine tabi bir ulus, halk olarak oluşturmuşken, bu tarihi dönem ve gerçekler hatıralardan silinmek isteniyor. Tarih alt-üst ediliyor.

Kazan’ın ve Tatarların gerçek tarihi

Kazan’ın 1000. yılını kutluyorlar ki bu tam bir uydurmadır. Kazan’ın oluşmunu, 1221’de Cengiz Han’ın oğlu Batum’un Harzemşahlara karşı yaptığı seferden kalan ufak bir grubun Kafkaslardan Ukrayna’ya gelmesi ve burada hem Alan, hem Kıpçak hem de Rus knesliklerinin tümünü yenerek şok yaratmasına kadar geri götürülebilir. Daha sonra Cengiz Han Karakum’a dönerken Samutay başkanlığındaki grup Bulgar şehrine saldırmıştır. Kazan Müslüman Bulgar devleti denilen devlet yıkılmıştır. 1236’dan sonra Batuhan başkanlığında tüm Tatar grupları, Orta Asya’daki Türk gruplarının tümünü toplayarak bugünkü Tataristanı feth ettiler. Kazan şehri bundan dolayı yıkılan Bulgar devletinin değil çok sonra Altın Orda devletinin kurduğu bir devlettir. 1000 yıllık değildir.

Tatar grupları Kıpçak gibi unsurları ortadan kaldırmışlardır. Alanları ve diğer kavimleri kendi ordularına katmışlardır. Fakat gerçek böyle iken, özellikle Rus tarihçileri Cengiz-Tatar olgusunu tarif ederken iki saptırmaya gitmektedirler. Birincisi Tatarlar Moğoldur tezidir. İkincisi de Tatarlar çok küçük bir sayıda geldi ve kayboldular tezidir.

Bu iki sapmayı da hem Rus tarihçileri, hem de bazı pantürkçü tarihçiler, Rus tarihçilerinin etkisiyle kullanmaktadırlar. Gerçeğe baktığımız zaman bütün Tatar dediğimiz unsurlar, Arapların Müslümanlık olgusunu sildiği, Rusların Rusları köle yaptığı için düşman olduğu büyük bir süper-etnodur. Sadece Moğollar değildir.

İlk büyük Tatar ordusu, Cengiz Han’ın başkanlığında, Melkit, Melman, Kerevit ve Tatarlardan oluşan bir gruptur. Ama daha sonra bunlara Uygurlar, Türkistan’ı aldıktan sonra Tarlutlular ve diğer boylar katılır. Türk etnojenesinin devamlılığı söz konusudur burada. Tıpkı milattan önce 500’lerde Çinlilerin tüm bu etnojenik gruplara Hun demesi gibi, o dönemde bu gruplara Tatar deniyordu.

Sömürgeci Avrasyacı tez: Tatarlık yok olmuştur

Moğol kabileleri daha doğuda kalmıştır. Batıya doğru geldikçe diğer kavimler öne çıkar. Bu gerçekten bir etnojenetik bir sentezdir. Ama Ruslar buna tarihsel gerçekliğe karşı “Tatar olgusu gerçekleşmemiş ve burada gerçekte çok az bir grup gelmiş ve bunlar erimiştir.” tezini sürmektedir ki bu aslında Gumilyev’in tezidir. Bütün dayandıkları nokta şudur; eski Ruslar gitmiştir, yeni Ruslar gelmiştir. Bunlar ise Slavlar, Mogerler, Kıpçaklar, Tatarlar, Alanlar, Aslar, Çuvaşlardan oluşmuş bir sentezle yeni bir Rus etnosu oluşturmuştur. Bugün Putin’in Kazan’da söylediği de bu. Rus sömürgeciliğinin temel tezi budur. Avrasya’da sömürdüğü tüm Tatar halklarına işte sizler de Rus ulusundansınız denmektedir. Daha sonra Stalin ile Homosovyetik Rus kavramı uyduruldu. Berikarus (Büyük Rus) yani Yeni Rus ulusu ve Sovyetik Rus bağlantısını sömürgecilik sürdürmüştür.

Kazanlı arkadaşımız İklil Kurban Beyin de yazdığı gibi, Kazan Hanlığı 1450 yılında Pir Muhammed Han tarafından kurulmuştur ve bu kişi Cengiz Han’ın torunlarından birisidir. Keza Kırım Hanlığı gene Cengiz Han’ın torunlarından biri tarafından kurulmuştur ve halkı da bu ulustan oluşmaktadır. Yani Orta Asya’dan gelen Türk boyları buralara yerleşmiş, artı buradaki Türk boylarını da kendi orduları içine alarak yeni Tatar süperetnosunu oluşturmuşlardır. Bir başka ifadeyle büyük Türk süperetnosu diyebiliriz.

Devrimci ulusalcı gelenek ve işbirlikçi gelenek

Fakat burada altını çizeceğimiz olgu şu, Ruslar Kazan Hanlığını zaptettiği zaman, İvan, hemen “siz Tatar hanlığı değil, Bulgar beyliğisiniz” demiştir. Keza, bu tezler daha sonra Gaspıralı’ya kadar işbirlikçi bir akım olarak gelmiştir.

Bulgarlar da Müslüman bir Türk boyudur. Ama Tatar kimliğini reddetmek için Rusların dayattığı aslında çoktan silinmiş bir kimliktir bu. Kazan’da Bulgar teziyle ayakta duran bir Rus partisi, bir de ulusalcı Tatar partisi varlığını ve mücadelesini hep sürdürmüştür.

Korkunç İvan döneminden beri Rus yanlısı olan bu bahsettiğimiz Bulgar unsurlar vardır. Ve Ruslar da bu Bulgar unsurları öne çıkarmaktadır. Keza Beyaz Ruslarla işbirliği yaparak Sovyet devriminde karşı devrimcilerle ve işgalcilerle birlikte hareket eden Ayazi Sakiler de bu çizginin takipçisidir. Ve Cengiz Han’ın Uluorda dediğimiz hanlığının işgalci olduğunu ileri sürerek Rus tezini savunmuşlardır.

Keza benzeri şekilde Gaspıralı da Tatarlığı, Tatarlığı Moğolluğa indirerek reddederek “biz İdil-Ural’da zaten var olan Türkleriz. Ruslarla beraberiz, onların Müslüman müttefikleriyiz. Yalnız kültürel özerklik istiyoruz, bağımsızlık istemiyoruz” şeklinde Kadetçi ve işbirlikçi tezleri savunmuştur.

Keza aynısı Sadi Maksudilerde, Ayazi Sakilerde de sözkonusu olmuştur. Bunlar ne demiştir? Biz kültürel özerklik istiyoruz. Bir başka tabirle “Rusya’nın Müslüman halkıyız” tezini savunmuşlardır. Ama gerçekten devrimci bir tavır ortaya çıkmıştır Kazan’da. Galiyevlerin devrimci tavrı, Sultan Vahidoğlu ile birlikte, “Biz Bolşevik Devrimiyle emperyalizme karşı, Rus Çarlık ordularına karşı mücadele ederiz ve arkasından da tam bağımsızlığı savunuruz” demiştir. Diğerleri beyaz orduların kuyruğuna takılmıştır. Daha sonra ise, Japonya’ya ve Avrupa’ya kaçarak bu sefer Prometeusçu hareketle Amerika’nın hizmetine girmiştir.

Benzer mücadele Kırım’da da sürmektedir. İki partinin mücadelesi vardır. Gaspıralı’ya karşı tavır alarak “biz bağımsızlığı savunuyoruz” tezini ileri süren devrimci ulusalcı çizgi, kültürel özerkliği değil topraklı bağımsızlığı savunmuştur. Ve bunun devamı olarak Numan Çelebi Cihan “Kırım Tatarlarındır” tezini ileri sürmüştür. Buna karşı olan Cafer Çelebi ise Sadri Maksudilerin Beyazlarla işbirliği yapması gibi, Ukrayna milliyetçileriyle işbirliği yapmış ve bu dönem Galiyev çizgisinde olan Kırım’daki devrimci hareketin zayıf düşmesine ve daha sonra Kırım’ın başına gelen felaketler sebep olmuştur.

Bugün ise, Kazan Cumhurbaşkanı Mintimer Şeymiyev geçmişte bağımsızlık tezini savunurken, artık Rusya’ya entegre olabilme politikası gütmektedir. Keza benzerini Kırım’da Mustafa Cemiloğlu gibi bir ulusal kahramanın kendi tavrını, yalnızca insan hakları kahramanlığına indirgemesine ve uluslararası insan hakları ödülleri almak adı altında işbirlikçi bir politikaya alet olmasına şahit olmaktayız. Tehdit Altında Halklar Cemiyeti adı altında faaliyet yürüten Yahudi-Kürt ekseninde çaba gösteren örgütün ödülünü almıştır. Bu toplantı aslında Kürtlerle, Ermeni, Süryani ve Tatların oluşturduğu bir birlikte, Aryen Birliği dediğimiz birlik içinde Tatarları asimile edilmesi toplantısıdır. PKK’yla aynı toplantaya katılınmıştır. Keza, Ukrayna’da da açıkça Yuşenko’yu desteklemesi bu Batıcı sapmanın diğer örneğidir.

Tekrar Kazan’a dönersek. Eğer Tatarlar bir yıldönümü düzenleyecekse, bu Kazan’ın 1000. yıldönümünü Ruslarla kutlanması değil, Korkunç İvan’ın kadın çocuk tüm Tatarları katletmesinin 500. yıldönümünün anılması olmalıdır. Kazan Hanlığını Ruslar zaptettikleri zaman bir tek canlıyı, savaşçıyı Rusların bırakmamalarını ve savaşçıların da kendi karılarını ve çocuklarını düşmana bırakmamak için öldürdüğünü anmalıdırlar.

Galiyev’in kavradığı Türk süper-etnosu gerçeği

Özet olarak tarihte büyük bir gerçeklik olarak ortaya çıkan Türk süperetnosu yok sayılmak, yok edilmek, parçalanmak istenmektedir. Bunun yerine Rus etnosu, Fars etnosu hatta Türkiye’deki Türklük yok edilerek Türkiyelilik uydurmacasıyla Kürt etnosu yaratılmak istenmektedir. Cengiz’in torunları olan Özbeklere bu kimliği reddedilip bir Sart kimliği dayatılmakta, Kazan Tatarlarına Bulgar kimliği, Kırım Tatarlarına Tat, Got, As, Alman kimliği, Kıpçaklara beyaz ırk, aryen kimliği, İran’a Fars kimliği, Türkiye’ye Kürt kimliği dayatılmaktadır. Bu ülkelerdeki Batıcı, işbirlikçi iktidarlar ve egemenler de bu tarih tezlerine hizmet etmektedir.

Putin BDT dağılırken, yeni bir Avrasyacılıkla Kazan ve Kuzey Batı Sibirya petrollerini ABD’yle uzlaşma içinde paylaşabilmek için “Rusluk içinde erimiş Tatarlar” tezini yeniden gündeme getirmektedir. Kazan’daki kutlamalarda da bu yönde konuşmuştur.

Türk dünyasına yeni bir bakış açısı ile baktığımız zaman en devrimci tavır olarak ise Türk süper-etnosunun gerçekliğini ve bütünlüğünü savunmayı görüyoruz. Geçmişteki ırkçı veya Amerika’nın kullandığı anlamda Turancı unsurların stratejilerinden çok farklıdır bu duruş. Burada Türklük olgusu mutlak bir gerçektir ve bu gerçeği Tatar süper-etnosunu kavradığımız zaman devrimci bir çizgiye ulaşacağız.

Bir zamanlar ABD bu gerçeği kullanmıştır ama daha da önce Stalin de bu gerçekliği devrim esnasında Sovyetleri kurtaran Tatar Kızılordusunun mücadelesi çerçevesinde kullanmıştır. Sonra bu orduyu dağıtıp, süper-etnoyu parçalayarak devrimi de parçalamıştır. Şimdi tekrar Galiyev çizgisinde tüm bu Türk süper-etnosu coğrafyasında devrimci kopuş stratejisi tekrar canlandırılmalıdır.