|
Ali Özsoy |
|
İsrail askeri olarak kaçınılmaz olan Gazze çekilmesini stratejik bir zafere dönüştürmeyi amaçlıyor. Bu amaçla hem Batı Şeria’daki Yahudi işgalcilerin sayısı arttırılıyor hem de Gazze üzerindeki abluka ağırlaştırılıyor. Ama esas hedef siyasi zafer. Bunun için Filistin’in bölünmesi ve işgali nihaileştirilmek ve Filistin Arap dünyasından koparılmak isteniyor. Şaron’un bu politikasının en büyük destekçileri Tayyip, Ürdün Kralı Abdullah ve Mısır lideri Mübarek oldu. Tayyip ve Mübarek bizzat Şaron’u “cesur, yürekli lider” ilan etti. ABD İsrail’in elinin rahatlamasını istiyor. Suriye ve İran işgali için İsrail’in sadece Gazze ve Batı Şeria’da saplanıp kalmasından ibaret olan şimdiki askeri konumunun değişmesi şart. Bu yüzden İsrail bir tanınma atağı başlattı. Şaron’a göre İsrail Gazze’den çekildiğine göre artık Arap ülkeleri ve diğer Müslüman ülkeler İsrail’i tanımalıdır. İsrail’in tanınması aslında Filistin’in işgalinin ve esaretinin tanınması demektir. İsrail ve ABD’nin BOP çerçevesinde yeni dayatması bu. Şu anda İsrail’i sadece dört Müslüman ülke tanıyor. Bunlar Türkiye, Mısır, Ürdün ve Moritanya. Ancak Moritanya da geçtiğimiz ay düzenlenen darbeyle yeni yönetim ilişkileri yeniden askıya aldı. Bu dört ülkenin de halkı İsrail’e ve tanınmasına karşı ancak Amerikancı iktidarlar halka rağmen İsrail’e tüm İslam dünyasının uyguladığı tecrit politikasını deliyorlar. AKP’den Filistin’e katmerli ihanet 1 Eylül günü İstanbul’da düzenlenen bir toplantı Tayyip’in iktidarda daha fazla kalmak adına Türkiye’yi ne tür bir ihanete ve tehlikeye sürüklediğinin ibretlik bir örneği oldu. Bizzat Tayyip’in aracılığıyla İsrail Dışişleri Bakanı Şalom ve Pakistan Dışişleri Bakanı Kasuri İstanbul’da bir araya geldi. Toplantıya ABD ve BM’nin Dinler ve Medeniyetlerarası Diyalog Girişimi için İslam Dünyasının “akil adamı” sıfatı yüklediği Devlet Bakanı Mehmet Aydın yönetti. Mehmet Aydın aynı zamanda Amerikancı basın tarafından Tayyip yerine Cumhurbaşkanlığına önerilen bir isim olarak son günlerde sivrildi. Toplantı Amerikancı ve dinci basının sevinçle duyurduğu gibi gerçekten de “tarihi” bir öneme sahip. Çünkü Pakistan kurulduğu günden beri İsrail’in en büyük düşmanlarından biri. Bunun en önemli nedeni Pakistan’ın nükleer silahlı tek Müslüman ülke olması ve hatta bu teknolojiyi İran’a aktardığının ortaya çıkması. Bundan dolayı İsrail’in en büyük müttefiklerinden biri Hindistan. İki ülke arasında İran-Pakistan yakınlaşmasına karşı nükleer bir ittifak kurulduğu biliniyor. Pakistan ve İsrail arasındaki zıtlaşma o kadar üst düzeydeki ABD’nin Üçüncü Dünya Savaşı senaryolarında Hindistan ve İsrail’in ABD’yle birlikte Pakistan’a nükleer saldırıda bulunması değişmeyen bir öğe olarak yer alıyor. İki ülke dışişleri bakanın buluşması ve Pakistan’ın İsrail’i tanıma sinyalleri vermesi Pakistan’da ve Filistin’de büyük tepkilere neden oldu. Binlerce gösterici Gazze’de ve Pakistan’da sokaklara döküldü. İran buluşmayı kınadı. Pakistan Başkanı Müşerref henüz İsrail’i tanımak gibi bir durumun söz konusu olmadığını açıkladı. Ancak Pakistan Dışişleri Bakanı Kasuri “Arap ülkelerinin Yahudi bir devletle bir arada yaşama gerçeğine alışması gerekiyor. Mısır ve Ürdün İsrail’i tanıdı ve barış süreci üzerinde söz sahibi oldu. Bizim zaten gizlice yaptığımız görüşmeleri Gazze çekilmesi vesilesiyle açıkça yapmamız olumlu bir adımdır” diyerek Şalom’un İstanbul’da resmen yaptığı tanınma talebinin kısa sürede gerçekleşebileceğinin işaretini etti. İsrail Bakanı Şalom amaçlarının Türkiye’nin yardımıyla ilk aşamada Pakistan, Fas, Tunus, Katar, Umman, Bangladeş, Malezya’dan diplomatik tanınma elde etmek olduğunu açıkladı. Türkiye değil İsrail Büyükelçiliği Türkiye için asıl utanç verici ve tehlikeli olan gelişme ise İsrail’in Müslüman ülkelerde açamadığı büyükelçileri Türkiye’nin Büyükelçilik binalarında temsilcilik olarak açma talebi oldu. Hatta Birleşik Arap Emirliklerinde İsrail temsilciliğin gizlice açıldığı iddia ediliyor. AKP’nin memnuniyetle karşıladığı teklif çoktan uygulanmaya başlanmış olabilir. Bu gelişme Türkiye’nin tüm Arap ve İslam dünyasının düşmanı haline gelmesine neden olacaktır. Çünkü Müslüman ülkelerinin halklarının İsrail’e tamamen düşmandır. İşbirlikçi iktidarlar bile halktaki tepkiden korkarak İsrail ile ilişki kuramamaktadır. Türkiye’ye hiçbir İslam ülkesinin cesaret edemediğini tek başına gerçekleştirmesi dayatılıyor. AKP hükümeti Türk Büyükelçiliklerini gizlice Siyonist lobi merkezlerine dönüştürmek istiyor ki bu aynı zamanda İslam ülkeleriyle tüm bağımızın koparılması ve büyükelçiliklerimizin kapatılmasıyla eşdeğerdir. İtalya’da görüşen Tayyip ve İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Peres ise Türkiye’nin Filistin’e karşı uygulanan ABD-İsrail stratejisi için üstleneceği yeni rolü tartıştılar. Gazze’den sözde çekilen ama sınırlarını elinde tutan İsrail, sınır boyu ve 40 km’lik Gazze sahil hattı boyunca Türkiye-İsrail ortaklığıyla bir endüstri ve turizm serbest bölgesi kurulmasını önerdi. Amaç Gazze’nin İsrail sömürgesi haline getirilmesi ve Filistin’in geri kalanından ve Arap dünyasından tamamen koparılması. Bunu bizzat Peres kendi şöyle ifade ediyor: “Ben Başbakan Erdoğan’a Gazze’de bir sanayi bölgesi kurmalarını önerdim. Çünkü biz politik olarak Gazze’yi Batı Şeria’dan ayırdık. Fakat ekonomik olarak değil. Türkler bu teklife de büyük ilgi gösterdiler.” İsrail’in amaçları doğrultusunda çok fazla tahminde bulunup, teori üretmeye gerek yok. Zaten açıkça ifade ediyorlar. Ama Tayyip bunu “barış sürecine önderlik” diye yutturmaya çalışıyor. Ancak hazırlanan süreç tam da yeni bir savaş ve işgal süreci. Türkiye sadece Filistin, Suriye ve İran’ın kuşatılmasına değil, kendi kuşatılmasına da AKP iktidarı yüzünden alet ediliyor. Esas kuşatılan Türkiye AKP’nin ABD’ye iktidar diyeti olarak ödediği Siyonist lobiciliği politikası, sadece Filistin’e değil aynı zamanda ve daha da çok Türkiye’ye ihanet sürecidir. Söz konusu olan sadece İsrail’in tanınması veya sempatikleştirilmesi değil. Esas amaç ABD’nin Irak’tan sonra yeni işgal saldırısı için elini kuvvetlendirmesidir. İsrail’den Ukrayna’ya kadar uzanacak, Türkiye, Ortadoğu ve Orta Asya’yı kuşatıp parçalayacak, Yahudi-Kürt-Ermeni-Gürcü hattının oluşturulması için İsrail Filistin bataklığından kurtarılıp, ABD’yle beraber yeni yayılmacılık atağına kalkmak zorundadır. İşin ilginci ABD’nin kuşattığı ve işgal etmeyi planladığı tüm ülkeler işbirlikçi iktidarlar vasıtasıyla, ABD’ye yaranmak adına çemberin içine kendileri giriyor. Pakistan ABD ve İsrail’le yakınlaşarak nükleer tehditten kurtulmak isterken Afganistan, Hindistan cephelerinden gerçekleşen kuşatmanın tek açık olan noktası olan İran’dan kopuyor. Eğer İran düşerse Pakistan etrafındaki çember kapanır. Türkiye ise ABD ve İsrail’in silahlandırdığı PKK kanalıyla zaten “müttefiklerinin” sıcak saldırısı altında. “Büyük Kürdistan”ın “anayasal” adımları yine AKP’nin tanıdığı Talabani’nin sözde yönetimiyle atıldı. Türkiye’nin tek şansı Kürt yayılmacılığı ve ABD kuşatmasına karşı İran, Suriye ve Arap dünyasıyla ortak hareket etmek iken, AKP Türkiye’nin düşmanlarının taşeronluğunu yapıp, İran ve Suriye’nin kuşatılmasına hizmet ediyor. İslam dünyasıyla tüm bağlarını koparıyor. İran ve Suriye de düşerse İsrail’in Türk Büyükelçiliklerine gerek kalmadan, “Büyük Kürdistan” büyük elçiliğini Diyarbakır’da açması için gerekli adımlar atılmaya başlanacak. |