|
Reha Ören |
|
Kürtlere özgürlük Türklere itidal
İtidal: Kökü Arapça olan bu kelime anlam itibarıyla: “İfrat veya tefrite düşmemek, yumuşaklılık, uygunluk” demektir. İfrat ve tefrite düşmemek ne demek? Tanrı aşkına AB uyum yasaları çerçevesinde sen kürtlere özgürlük nutukları çekeceksin. Sen ağzından sadece üç kez Türk kelimesini telaffuz edeceksin, Diyarbakır’ı Türkiye’nin diğer illerinden soyutlayıp özel mesajlar vermeye gideceksin. Yarısı polis olmak üzere bir başbakanın mitingine toplam 700 kişi katılacak. Sen kürtçe’yi serbest bırakacaksın, eğitim programları hazırlayacaksın. Zorla bir kürt milleti yaratacaksın. Devletin elinde olan imkânları bilimsel olarak kullanmayıp ve kullandırmayıp Batı’nın dümen suyunda zorla millet yaratmanın başını çekeceksin ondan sonra da adam daha fazla özgürlük isteyince de ‘provake hareketler’ diyeceksin. Tanrı aşkına Türk milleti mutedildir, Türk milleti sağduyu sahibidir. Ancak bağımsızlık ve özgürlük Türk milletinin asli karakteridir. Türkiye’de Türk bayrağı bulundurana birileri saldıracaklar. Uygulamaları asla ve kat’a milliyetçilikle bağdaşmayan, sırf adında ‘Milliyetçi’ kelimesi var diye bir siyasi partinin başkanlık binaları basılacak, bu devletin başbakanı Türklere itidal tavsiye edecek. Bunun anlamı “susun, bizim çizdiğimiz kaderimize boyun eğin” demektir. Bunlar ya Türk milletini tanımıyorlar, ya da hafife alıyorlar. Burnunun dibinde kürdistan kurduracaksın. Oraya güney kürdistan diyecekler, kürdistan’ın kuzeyine baktığın zaman Türklere Ankara ve Karaman civarının tayin edildiğini görmemek için kör olmak gerekmez mi? İsrail işgal ettiği bölgelerden “çekiliyor”muş! Tabii çekilir, adamın asıl amcaoğulları Araplarla kan bağı ve akrabalıkları varken, gözünü kürdistan adı altında Türkiye’ye dikti. Yaklaşık 15 yıldan beri kürtlerin Yahudi kökenli olduğu propagandasını beyinle enjekte eden İsrail karşısında Türk devleti ne yaptı? Utanmadan, sıkılmadan logosunun yanında “Türkiye Türklerindir” sloganını kullanan kartel medyası armadasının komutan gemisi Hürriyet gazetesinin “Barzani de Yahudi” manşetiyle çıktığını Irak’taki Barzan köyünün aslında Yahudi köyü olduğunu günlerce anlattığını ne çabuk unuttunuz yahu? Bütün bunlar sıradan komplo teorileri mi? Şaşarım aklınıza! Bunlar Türkiye’de yaşanan gerçekler. Devletin politikası olmazsa... Evet, üzülerek belirtmek gerekirse Türkiye’de Türk devletinin bir politikası yok. Günübirlik, ‘palyatif’ tabir edilen önlemlerle zevahiri kurtarmaya çalışıyoruz. Bilenler bilirler Şair Eşref örneklemesinde olduğu gibi yaşıyoruz. Hani Eşref Buca’ya kaymakam tayin edilir. Bu sadaretin sürgünüdür ama ince ayarlı bir sürgündür. Eşref’i kaymakam ederler, İstanbul’dan sürerek şerrinden kurtulmuş olurlar. Eşref Buca’ya gider, bakar ki Buca devletin olmadığı bir yer. Devlet-i Ali’ye başvurur. “Yahu” der, “Buca’ eşkıyanın kol gezdiği yer. Girip girip çıkıyorlar. Elimde zaptiye yok. Nasıl baş edeceğiz?” Sadaretten cevap gelir: “Evladım kaymakam Eşref, gözünü seveyim, idare-i maslahat et.” Eyvallah, eşkıya canı istediği zaman Buca’ya girer, talan eder ve gider. Bir iki başvuru daha. Sadaretten gelen cevap hep aynıdır. “Gözünü seveyim kaymakam Eşref. İdare-i maslahat et.” Eşkıya bakar ki kaymakam dandik, zaptiye takviyesi falan da gelmiyor. Buca’ya bir daha çıkmamak üzere girer. Bu kez Eşref hiddetlenir Sadaret makamına bir telgraf çeker. Telgraf çok basit ve kısadır. “İdare gitti. Maslahat elde kaldı...” Şimdi birileri ‘maslahat’ın ne olduğunu soracaklardır. Sözlük anlamı ‘fayda’dır. Ama argodaki anlamını da siz tahmin edin: Bizim gençliğimizde saat taktığınız kolunuzun bileğini, öbür elinizle tutar ve sallardınız. İşte ona da maslahat derlerdi. Şimdi anlatabildim mi, Eşref’in elinde ne kaldığını... 10 Kasım 1938’den beri devleti idare-i maslahat mantığıyla yönetenler ülkenin bu duruma gelmesinin sorumlularıdırlar. Vebal birinin ikisinin değil, tekmilinin birden sırtındadır. Ne sırtları yahu, ense köklerindedir! II. Dünya Savaşından sonra dünyada değişen dengelerin kuklası durumunda olduk. Onlar, hep senaryo yazdılar, biz onların senaryolarında figüran rolünü üstlendik. Kendi adımıza hiçbir şey yapmadık. 70’li yıllar Türkiye’nin kayıp yıllarıdır. Bir neslin tüketildiği yıllardır. Gerek içeride ve gerekse dışarıdaki politikasızlığımız bizi dünya devletlerinin gözünde devlet olarak bile görmemelerinin asıl nedenidir. 80’li yıllar, Sam Amca’nın çocuklarının ülkede boru öttürdüğü yıllardır. 90’lı yıllarda değişen dengeler arasında bile yerimizi alamadık. Tanrı’nın ve tarihin bize bahşetmiş olduğu Sovyetlerin yıkılışındaki tarihi misyonumuzu bile yerine getire-medik. Koskoca coğrafyadaki abuk sabuk tavırlarımız itibarımızı zedeledi. Türkiye’yi yönetenler bizi, 90’yı yıllarda özgürlüklerine kavuşan Türk yurtlarının özgürlük sarhoşlukları onları Batı’nın kucağına itti. Bizler ise saçma sapan ‘ağabeylik’ rüyalarıyla elimizdeki bu fırsatı da kaçırdık. Şimdi onların gözünde bile itiba-rımız yok. Çünkü onlar dahi Türkiye’nin politikasızlığını biliyorlar. Güvenilir, tu-tarlı bir siyasetimizin olmadığını onlar da anladılar. Şimdi ne olmuyor? Ne olacak senaryo tıkır tıkır işliyor. Bizim başbakanımız da bize ‘itidal’ tavsiye ediyor. Sadece o mu? Akepe’nin bütün il başkanları kurgulanmış gibi aynı açıklamalarda bulundular. “Kendilerini kürt olarak tanımlayanlara, özellikle Türklere ve Milli-yetçi Hareket Partililere vatanın selameti için itidal tavsiye ediyoruz.” Allah Allah. Adamlara soruyorsun. “Yahu bu devletin istihbarat birimleri yok mu? Bu gibi girişimlerden devletin neden önceden haberi olmuyor. Adamlar Cuma namazında devletin yıkmaya yönelik sloganlar atıyorlar, devletin polisi seyrediyor.” Siyasi pişkinlikle aldığınız cevap ortada: “Ben siyasi bir partinin il başkanıyım. Devlet ne yapacağını bilir.” Allah müstehakınızı versin e mi? Yahu sen devletin icra heyetinin başını çeken bir siyasi partinin il başkanısın. Adam gözbebeklerini elektrik sayacının çarkı gibi çevirerek gülümsüyor. Müstehzi ve bir tavırla gözlerinizin içine baka baka sizinle alay ediyor. “Anadilde eğitim, basın yayın, vb. hakların kullanılması da AKP hükümetinin oluşumundan önce alınan kararlardı. Hatta zamanın hükümeti içinde de sorun yaratmıştı. O nedenle bu yaşananları AKP’ye mal etmek mümkün değil...” “AKP zina ile ilgili maddeyi ön plana çıkararak, aslında antidemokratik ve faşizan maddeleri gizlemek isteyerek göz-lerden uzak tutmaya çalışmıştır. ‘Yalancının mumu yatsıya kadar yanar’, misali bu yaklaşımı deşifre olmaktan kurtulama-mıştır. Ekonomik alanda rakamlarla oynayarak aldatıcı başarı yaratmak istemektedir. Daha önceleri tartışma konusu yapılan TL’den sıfırların atılmasını dahi kullanmaya çalışmaktadır. Oysa ekonomiden bir nebze anlayanlar TL’den sıfırların atılmasıyla birlikte TL’nin değer kazanamayacağını çok iyi bilmektedirler.” Bunları ben söylemiyorum. Bilgi ağındaki sitelerinde okumak pekala mümkün. Durun daha bitmedi. Yine onların sitelerine bir göz atarak gerçek niyetlerini anlamaya devam edelim. Ben adına internet denilen bilgi ağı cahiliyim. Bilgi ağında becerebildiğim kadarıyla birlikte gezelim. “Kürtlerin devleti kurmasını engelleyen ABD-Sovyetler Birliği arasındaki anlaşma (1962 Küba krizi sonunda yapılan anlaşma) 1980’li yılların sonunda ortadan kaldırıldı. Yani, kürtlerin devlet kurmalarının önündeki uluslararası engeli ortadan kalktı.” ... “Dolayısıyla değişmekte olan Ortadoğu’da bağımsız bir kürt devletinin kuruluşu mümkün ve koşullar oldukça elverişlidir. Dünyada, Türkler dışında, bağımsız bir kürt devletine sempati ile bakmayan millet yok gibi. ABD ve Batı Avrupa devletleri kürt devletine sıcak bakıyor. Dün-yanın diğer devletleri de kürt devletinin kuruluşuna taraftar ya da en azından karşı değil.” ... “Ortadoğu’nun bu çok önemli bölgesinde istikrar iki türlü olur. Ya kürtler tamamen yok edilir ve ortadan kaldırılır, ya da devletlerini kurarlar.” ... İran, Suriye ve Türkiye kastediliyor. “... hâlbuki bu devletler kendi başlarına varlıklarını sürdüremezler. kürdistan’ı işgal altında tutamazlar...” ... “‘Birlikte bu vatanı kurtardık’ iddiası temelsiz ve kandırmaya yöneliktir. Kurtarma iddiası ‘büyük yalan’lardan bir tanesidir. Neresi kimden kurtarıldı? Kürt şehirleri kürtlerden, Pontos şehirleri Pontoslardan ve Laz şehirleri Lazlardan kurtarılıyor ve bunun adı da birlikte kurtarmadır. Kaldı ki kürtler isteyerek Türkler ile birlikte başkalarına karşı savaşmadı. Gelibolu’da ölen kürtlerin isteyerek askerliğe gitmiş olma-ları mümkün değil...” Bu kadar yeter mi? Başımıza çuval geçerken de “itidal” tavsiye etmişlerdi Hatırlarsınız değil mi? Amerikan askerleri Irak’ta Türk askerlerinin kafasına çuval geçirerek bütün dünyaya karşı başımızı eğmişlerdi de Engürü egemenleri yine itidal tavsiye etmişlerdi. Bizim yüzümüz kızarırken, gözyaşlarımız ciğerimizi dağlarken onlar bize “itidal” öneriyorlardı. Egemenlerin kimi timsahın gözyaşlarını akıtarak ağlıyor, kimi not ediyordu. Bakın bilgi ağı sitelerinde kürtler çuval meselesini nasıl yorumluyorlar? “... kürdistan’ın güneyi buna canlı bir örnektir. Türk devleti güney kürtlerini boğmak ve yok etme planlarına sahipti, sahiptir. ‘Stratejik müttefik’ ABD’yi bile gözden çıkararak bu amaçlarına ulaşmaya çalıştılar. Bütün varlıklarını güneydeki kürtlerin boğulmasına, kürt devletinin engellenmesine yatırdılar ve başaramadılar. Kürtleri silahsızlandırmayı düşünen Türkler kendi subaylarının ‘çuvallandığını’ gördüler. Gördüler ve sadece uzun uzun seyretmekle yetindiler...” ABD her zamanki gibi en büyük destekçileri Bize itidal tavsiye edenlere kürt sitelerinden bir kaya daha sunalım ve nerelerine isterlerse oralarına dayasınlar: “ABD’nin Ankara büyükelçisi güney ve kuzey kürdistan tek bölgedir diyor, ABD güneyin korunmasına verdiği önem kadar, kuzeyin refahına ve kalkınmasına önem veriyor. ABD her fırsatta bunu açıklıyor ve Türkler duymamış ayaklarına yatıyor... Robert Pearson Sedat Ergin ile diyalogunda “Kuzey ve güney kürdistan tek bölgedir” dedi ve hiçbir Türk gazetecisi ve politikacısı bu konuda yazmadı, konuşmadı, tümden sağır ve dilsiz kesildiler. Önemsiz bir açıklama olduğundan dolayı mı sustular? Hayır. Konuşan kişi ABD’nin Ankara büyükelçisi ve Ankara’da konuştu. Böylesi bir belirleme ilk defa bu açıklıkla bir ABD yetkilisi tarafından dile getirildi, ama Türk yöneticiler sustular.” Evet, Ankara egemenleri ne derler bilemem ama bu satırları okuyanların ve Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu hazmedecek ve itidalini koruyabilecek bir Türk evladının olabileceğini ben şahsen sanmıyorum. Sanmak bir yana hiçbir Türk’ün bu olaylar karşısında daha fazla mutedil kalabileceğine ihtimal dahi vermiyorum. Niyetleri belli “kürtlere özgürlük Türklere itidal” Sahi, bu konuda siz ne diyordunuz? Meraklısı için izahat: Bu bilgilerin aktarıldığı internet sitelerinin adresini bilerek vermedim. Hangi kürt sitesine girerseniz bu gerçekler suratınıza tokat gibi patlar! |