|
İklil Kurban |
|
Kazan’ın 1000 yıllığı Dostluklar güzeldir, fakat bu “sarsılmaz tarihi dostluk” gökten mi indi?! İnsanlar ve uluslar arasındaki dostluğu da, düşmanlığı da geçmiş tarih yaratır. İdil coğrafyasını gezen Arap gezginleri İbn Fadlan (X. yüzyıl) Bulgar şehrinde bulunmuş; Ebu Hamid el Endulusî (XII. yüzyıl) İdil boyu coğrafyasını gezmiş, İbn Batuta (XIV. yüzyıl) ise Saray şehrini tasvir etmiştir. Bu gezginlerin hiçbiri Kazan şehrinden bahsetmiyor. XX. yüzyılın ilk yarısında yaşamış ünlü Rus arkeologu S. Rudenko, özel olarak Kazan hanlığını araştıran ünlü Rus tarihçisi M. Hudyakov ve Tatar tarihçileri Atlasi, Gobeydullin’lerin eserlerinde “Kazan’ın 1000 yıllığı”na özgü tek bir işaret bulunmamaktadır. Son zamanlarda yaşamış Tatar tarihçisi A. Halikov ve özel olarak Kazan’ı araştıran Rus tarihçisi M. Fehner’ler de Kazan şehrinin doğuşunun ancak 600 yıl olduğunu yazmışlardır. Yeni bulgular güzeldir, bulgular sınırsızdır. Fakat bu “Kazan’ın 1000 yıllığı” bulgusu nereden çıktı?! Hiçbir tartışması yapılmamış, üstelik bir siyasinin ağzından aniden duyurulan bu “bulgu”nun gizemi nedir? Gerçekten Kazan bundan 1000 yıl önce kurulmuşsa, kurucusu kimlerdir? Tatar ulusu XIII. yüzyılda kurulan Altın Orda Devletinin ürünü olduğuna göre, 1000 yıllık Kazan’a, 700 yıllık Tatarlar nasıl sahip çıkabilir? Burada şu tarihi gerçek bilinmelidir ki, Altın Orda Devletinin kuruluşundan çöküşüne kadar geçen 200 yıl ve onun devamı olan Kazan Hanlığının kuruluşundan çöküşüne kadar geçen 100, toplam 300 yıl, hem Kazan şehrinin hem Tatar ulusunun doğuşu ve yükselişi yüzyılları idi. Altın Orda Devleti, Kazan Hanlığı, Kazan şehri ve Tatar ulusu, işte o, bir bütün tarihi sürecin öğeleridir. Kazan şehrinin oluşumunun bu tarihi sürecin dışında bırakılması, tarih ile oynamaktan başka bir şey değildir. Bana göre bu “bulgu!”, bilimsel bulgu olmaktan çok, Rusların uydurduğu bir siyasi oyunndur. Bunun bir siyasi kasıt olduğunun anlaşılması için, 15 yıl geriye gidip, Kazan’da olup bitenlere kuşbakışı bir göz atmak yeterlidir. Tatar bağımsızlığını yok saymak Yıl 1990, Temmuz ayı, Boris Yeltsin Tataristan’a gelir. O, Tataristan’ın birçok bölgelerini gezdikten sonra, Kazan’daki Yazarlar Birliği’nin salonunda Tatar aydınlarının sorularını yanıtlar. Onun konuşması içinde en çarpıcı ifade: “Bağımsızlık istediğiniz kadar olsun, ne kadar hazmedebilseniz, o kadar olsun” şeklindeki cümlesi olmuştur (Möhemmediyev, 1996: 40). Yeltsin’in bu sözü zamanında ve yerinde söylenmiş bir sözdü. Bu söz ile Yeltsin Tatarlar arasında ne kadar taraftar toplayabildiyse, Tatarlar da bu sözü kendi yararları için o kadar kullanabilmiştir. Aynı yılın ağustos ayı, Yazarlar Birliğinin girişimiyle, yine o, yukarıda adı geçen salonda toplanan aydınlar, sanatçılar kendi aralarında konuşarak, şu ortak görüşü benimserler: “Tataristan’ın ikinci dereceli cumhuriyet durumuna son verilmeli ve onun konumu eşit hukuklu cumhuri-yetler seviyesine yükseltilmelidir.” Bu ortak fikir, Tataristan Cumhurbaşkanı Mintimer Şeymiyev’e iletilir. Sonuçta 30 Ağustos 1990 günü, Sovyetlerin terkisindeki bağımsızlığını ilan etmiş Türki Cumhuriyetlerin öncüsü olarak, Tataristan kendi “Devlet Bağımsızlığı Bildirisi”ni dünyaya ilan eder (Möhemmediyev, 1996: 43 -44). Artık Tataristan bağımsız bir devlettir. İşte bu 30 Ağustos günü 1990’dan beri her yıl, Tataristan Cumhuriyetinin devlet bayramı olarak coşkulu bir şekilde kutlanmaktadır. Kazan’da bu bayramı kutlamak 1995 yılında bana da nasip olmuştu. Gerçi Rusya Federasyonu, Tataristan’ın bağımsızlığını şimdilik resmi olarak kabul etmese bile, Tatar ulusu bağımsızlığın heyecanını çoktandır yaşamaya başlamış ve buna da haklı idiler. Çünkü, Altın Orda ve Kazan Hanlığından miras kalmış, kanlarında var olan devletçilik duygusu, tarihlerinde var olan devletçilik geleneği, onlara er geç bağımsız devlet olacaklarının teminatını vermektedir. Buna şuurlu Tatar aydınları yürekten inanmaktadırlar. Tatar ulusu, bağımsızlık denilen bu haklı girişimini -bu insani heyecanını demokratik yolla pekiştirmek amacıyla 21 Mart 1992 tarihinde sandığa gitmiştir; sonuçta yüzde 61 oy çokluğuyla onaylanmış bu “Devlet Bağımsızlık Bildirisi”ni dünyaya yine bir kez duyurmuştur. Aynı yılı, Dünya Tatar Kurultayı Kazan’da açılıp, Altın Orda Devleti gündeme getirilmiştir. Bu halk oylamasından hemen sonra 31 Mart 1992 günü, Rusya Federasyonunun girişimi sonucu, federasyon içindeki özerk cumhuriyetler “kendi iradesiyle” “Federatif Dogovor” Federatif Antlaşma denilen bir karalanmış kağıdı imzalamışlar. Fakat Rusya egemenliğine bağlı kalmayı kabul eden bu antlaşmayı Çeçenistan ile Tataristan imzalamamıştır (Tahirov, 1994: 155). Gerekçe, Rusya Federasyonunun henüz demokratik yapıyı gerçekleştirememesidir. Burada şu bir gerçeğin altını çizerek belirtmek gerekiyor ki, Tatar ülkesinin zorla Rusya’ya katılmasından (1552) bugüne kadar tek bir Tatar böyle antlaşmaya imza atmamıştır (Tahirov, 1994: 145). Böylece Çeçenistan ile Tataristan, Rusya’nın iradesine değil, tarihin ve insanlığın iradesine bağlı kalma yolunu seçmiştir. Rus müstemlekeciliğinin uydurması Aradan geçen bu 15 yıl içinde ne yapıp yapıp, Yeltsin ve Putin’ler iktidar sahibi olma amacına ulaşmışlar. Artık Yeltsin’in verdiği sözünün unutulması, Putin’in ise kimsenin dokunamayacağı Sovyet devrindeki gibi ürkütücü bir iktidara sahip olması gerekecekmiş. Bunun için onların yapması gereken tek şey, geçmişi silip tarih ile oynamaktır. Bilindiği gibi, tarih ile oynamak, müstemlekecilerin en tipik özelliğidir. İşte “Kazan’ın 1000 yıllığı” denilen oyun aracılığıyla Rusların söyleyemediği, fakat söylemek istediği şudur: “Kazan şehrinin ve Kazan Tatarlarının Altın Orda Devleti ile hiçbir ilişkisi yoktur. Çünkü Altın Orda XIII. yüzyılda kurulmuşsa, Kazan çok daha önce X. yüzyılda kurulmuştur. O halde Kazan ve Tatarlar Altın Orda Devletinin varisi olamadığı gibi ayrı devlet de olamaz. 30 Ağustos yanlış algılanmış, doğrusu bugün, Kazan’ın 1000 yıllığının yaş günüdür. Bundan sonra bugün, Kazan’ın doğum günü olarak kutlanmalıdır. Tatarların bağımsızlık günü diye bir şeyi yok, çünkü biz tarihten bu yana birlikteyiz. Sarsılmaz tarihi dostluğumuzun kökü 1000 yıllara uzanmaktadır...” diye, Tatarlar, tarihinden koparılıp, bağımsızlık savaşından caydırılıp, yere inemeyecek kadar yüksek dala bindirilmek, istenmektedir. İşgalciyle dost olunmaz Yıllardır, Tatarların başında sarsılmaz idareci olarak günümüze kadar gelen bu Mintimer Şeymiyev denilen kişi kimdir? Özbekistan’ın Cumhurbaşkanı İslam Kerimov kim ise, Mimtimer Şeymiyev de odur. Yani Rus yanlısı bir haindir. O, “Bizim şehrimizi Sen-Petersburg ile bağlayan güç, sarsılmaz tarihi dostluktur” derken, ona bu sözü söyleten güç, yıllardır onun oturduğu Rusların verdiği sarsılmaz makamdır. Böylece Şeymiyev bu makamın karşılığı olarak, Korkunç İvan’ın kanlı kırımlarını, Stalin’in ölüm püsküren hapishanelerini, Yeltsin’in ve Putin’in iki yüzlü utanmaz yalanlarını unutmuş ve Putin’in emriyle “Kazan’ın 1000 yıllığı” yalanını uydurup, Tatar tarihini bulandırmış-tır. Putin de, Şeymiyev de amacına ulaşmıştır. “Devlet Bağımsızlığı Bildirisi”nin tarihi olan 30 Ağustos gününün gündemi-anlamı yok sayılıp, bu gün, Kazan’ın yaş gününe değiştirilmiştir. Tatarların alfabesini bile değiştirtmeyen Ruslardan dostluk beklemek, işgalci devlet ile işgal edilmiş ulus arasındaki ilişkiden dostluk beklemek, şeytandan iman beklemek kadar ahmaklıktır. Atalarımız, “Urus ile yoldaş olan ay baltan yanında olsun!” şeklindeki atasözünü boşuna söylememiştir. Kaynaklar Atlasi, Hadi, Seber Tarihi, Syenbike, Kazan Hanlığı
(Sibir Tarihi, Süyümbike, Kazan Hanlığı), Kazan 1993. |