|
Kuzey Fırat |
|
Asıl linç edilmek istenen Türkler Galeyana gelen Türkler, linç edilen Kürtler! Mersin’de Türk Bayrağının yakılmasından sonra, ülkemizin her yerinde, in-sanlar kendiliğinden, ellerinde Türk bayraklarıyla sokağa dökülmüş, kimileri de camlarına, balkonlarına bayrak asarak, bu olay karşısında tepkisini ortaya koymuştu. Kendiliğinden gelişen bu hareketler bile medyanın saldırısına uğramıştı. Apo için sokağa çıkanlar her şeyi göze alsın! 4 Eylül günü, Apo’ya destek için Gemlik’e giden DEHAP’lılar, gösteriye izin verilmeyince geri dönmek zorunda kalmışlardı. Geri dönüş yolunda, Bozhöyük’ten geçerken, otobüsten, kurtuluş gününü kutlayan Bozhöyüklülere Apo posteri göstermişler, bunun üzerine, halk otobüslere saldırmış, olaylar zor yatıştırılmıştı. Bu aynı zamanda Türk milletine meydan okumaydı. “Bak sen onca yıl savaştın ama ben onun için yollardayım, onun resmini bayraklaştırmışım, artık sen kaybettin!” Aslında bu olay, Mersin’de bayrak yakılmasıyla başlayan, vatanına, bayrağına sahip çıkan insanların, Türk vatanına ve Türklüğe karşı saldırıya verdiği en doğal tepkiydi. Doğaldı çünkü, onlarca yıl savaştığımız PKK terör örgütünün, meşrulaşmasını, PKK’ya siyasi parti gibi davranılmasını, Apo’nun muhatap kabul edilmesini içine sindiremiyordu Türk milleti. PKK Güneydoğudan otobüsler kaldıracak, Apo’ya destek mitingleri düzenleyecek ama buna kimse ses çıkarmayacak! Bu olaylar üzerine medyada, “galeyana gelmeyelim, sağduyulu olalım” çağrıları başladı. Sadece medya değil, PKK’yla, mücadele etmesi gerekenler ancak bu görevlerini yerine getirmeyip Türk milletinin, sokağa dökülmesine neden olan kimi “yetkililer” de aynı çağrıda bulunuyorlardı! “Aman milli birliğimizi kimse bozmasın! Provokatörlere prim vermeyelim!” Söylenmek istenen şuydu: “Bu milletten bu tepkinin dışında bir şey beklenmez, bakın 50 yıl önce azınlıklara neler yapmışlardı. Bugün de Kürtlere bunları yapmaları doğaldı. Bu vahşetin tekrar etmesi engellenmeliydi...” “Bu tür hareketler, zamanın dahi değiştiremediği Türk özelliğiydi! Türk, hep katliamcı, hep saldıran, yağma dersen yine Türklerde! Orta Asya’dan kopup gelmiş, Anadolu’yu işgal etmiş, Anadolu’nun gerçek sa-hiplerini azınlık durumuna sokan yine Türkler! Dünyanın neresinde Türk varsa, orada işgal vardır! Kıbrıs’ta işgalcidir. Avrupa’yı bile neredeyse işgal edecektir! Dünya’nın nizamını Türkler bozmakta-dır...” diyecekler nerdeyse. Ne menem bir şeydir şu Türkler! Türk dışındaki herkes mazlum, katliama uğrayan, hakları yenen! Ermeni mazlum, Rum mazlum, Kürt mazlum! Bu dönemde çıkan gazete başlıklarına bir göz atalım: “Vahşet gecesi”, “Vahşi talan”, “Ellerinde sopalarla Beyoğlu’na girmişlerdi”, “İstanbul vandalizmi”, “Türkiye’nin utanç gecesi vs...” daha buna benzer bir çok köşe yazısı, yazı dizisi. Peki 6-7 Eylül olaylarının, medyada, bu şekilde yer almasını nasıl değerlendirmek gerekir? Acaba, medya 6-7 Eylül olayları gibi olayları bir daha yaşamayalım diye bizlerimi uyarı mı yapıyordu? Hele, PKK’nın ayaklanma provalarına karşı, ülkenin hemen hemen her bölgesinde, tepkinin arttığı, hatta kimi yerlerde çatışmaların başladığı bu dönemde, tüm bu haberleri birer uyarı olarak değerlen-dirmek oldukça saflık olur. Bu tür haberlerin tek amacı vardı. Batı’ya, emperyalist güçlere Türklerin şika-yet edilmesi. Her fırsatta söyleriz, Batı’nın bizimle hesaplaşması henüz bitmemiştir diye. Türkler bu topraklardan atılana kadar da bitmeyecektir. Türk Batı’nın gözünde vahşidir, katliamcıdır, başı bozuktur. Bu haberlerin tamamı, Türklerin bu özelliklerinin hiçbir zaman değişmediğinin, değişmeyeceğinin göstermeyi, kanıtlamayı hedeflemektedir. Bu haberlerle, medyadaki işbirlikçiler kendilerini Türklerden ayırırlar. Türkler vahşidir, katliamcıdır, kendileri hümanist! Türkler baskıcıdır, kendileri demokrat! Belki de bu şekilde Batılı abilerine yaranabileceklerini sanmaktadırlar. Türkler, nasıl olsa Avrupalı olamayacaklardır. Ama onların Avrupalı olma şansı vardır. Tek şansızlıkları, barbar bir toplumun içinde doğup büyümüş olmalarıdır. İşte aralarındaki farkı, bu tür yazılarıyla, barış çağrılarıyla ortaya koyacaklardır! Hedef, Türklerdir Hasan Cemal, 6-7 Eylül olaylarını ele aldığı yazısında bağırıyor: “Tarihimizin kepaze sayfalarından biri” diye. Hasan beye göre, tarihimizde o kadar çok kepaze sayfa varki. Ermenileri katletmişiz, Kıbrıs’ı işgal etmişiz, Rumları katletmişiz, mallarını yağmalamışız, şimdi de sıra Kürtlere gelmiş! Yaşanan son olaylar, onun deyimiyle bu kepazeliğin tekrar sergilenmesinden başka bir şey değil. Hadi diyelim, Hasan bey Doğan medyada çalışıyor, bunları yazması doğal, peki Cumhuriyet Gazetesine ne oluyor? 6-7 Eylül olaylarının yıl dönümünden bir hafta önce, onlar da “Türklerin yaptıkları, Rum katliamı, Rum mallarını yağmaladığı” propagandasını yapmaya neden gerek görüyor! İlhan Selçuk, o olayların başında olan insanlardan bir tanesinin de kendisi olduğunu söylüyor ve Türkler adına özür diliyor! Ali Sirmen, özür diliyor! Hadi kendiniz böyle bir harekete giriştiniz, kendi adınıza özür diliyorsu-nuz, ama Türk milletini neden töhmet al-tında bırakıyorsunuz. Türklerin yapma-dıkları bir şeyi Türkler yapmış gibi gösterip onların adına neden özür diliyorsunuz? İsmet Berkan’da bu kervana, “Özür dilemesini” bilmeliyiz yazısıyla katılıyor. “Amerikalılara saldırırız, Kızılderilileri katletti diye, Fransızlara saldırırız Cezayirlileri katletti diye”, devam ediyor yazısına. “Ama onlar özür diledi ve büyüklüklerinden bir şey kaybetmedi, hatta böyle büyük millet oldular” diyor. “O zaman biz de özür dilemeliyiz” diyor. “Büyük devlet olmanın gereğidir” diyor. İsmet beye birileri hatırlatır mutlaka, Türkler tarihlerinin hiçbir döneminde katliam yapmamışlardır, bizlerle dalga geçmek için kullandığı o cümleler gerçeğin ta kendisidir. Evet Amerika’da Kı-zılderililer katledilmiş, büyük bir uygarlık sömürgeciler tarafından yok edil-miştir, Amerika şimdi özür diledi diye katledilen o insanlar geri mi gelmektedir, yok edilen o uygarlık geri mi gelmektedir? Kendisinin söylediği, Ermeni soykırım iddialarıyla karşımıza çıkan Fransa, Cezayir’de milyonlarca Cezayirliyi katletmiştir, özür dilemesi bir şey değiştirir mi? İkincisi birisi çıkıp derse ki “Şimdi Kürtleri katledelim, daha sonra özür dile-riz.” O zaman sorun çözülmüş mü olur? Yüzsüzlüğün bu kadarı olmaz. Batı’ya katliam bile serbest. Nasıl olsa özür dileyince büyüklüğüne daha da büyüklük katıyor. Türkler ise yapmadıkları katliamlar için bile hesap vermek zorunda. Bu mantığa göre Türkler için tek çare var. Koyun gibi başını uzatıp katledilmeyi beklemek. Kıbrıs’ta, Balkanlar’da, Kasfasya’da, Orta Asya’da, Irak’ta çok başarılı katledildik diye İsmet Berkan bir de bizi tebrik ederse kendimizi iyice “büyük millet” hissedeceğiz. Burada da bile ince bir saldırı vardır Türklere, en insani şey olan özür dilemekten dahi yoksun bir millet! Böyle bir millet adam olur mu peki? Olamaz. Adam olamayacak bir millet de yok edilmelidir. Çünkü dünyaya zararlıdır! Ame-rikancı bu adamların mantığı tam da budur. Sırada Ermeni anmaları var! 6-7 Eylül olaylarının bu şekilde ele alınmasının başka bir nedeni daha vardır anladığımız kadarıyla. Bu sene neredeyse devlet törenleriyle düzenlenen 6-7 Eylül anmalarının amacı anlaşılan Ermeni Soykırım iddialarına ön hazırlık yapmaktır! Büyük olasılıkla yakında Ermeni olayların yıl dönümünde, medya tarafından (Doğan Medyasından Cumhuriyet’e kadar) benzer bir kampanya başlatılacak, Türkiye köşeye sıkıştırılmaya çalışılacaktır. Zavallı ve kendi halinde Ermenilere nasıl saldırdığımız günlerce anlatı-lacaktır. Elbette bu saldırıların tek hedefi vardır; o da Türklerdir. Dünyada en çok kat-liama uğrayan ve en mazlum olan bir milleti, en zalim ve katil bir millet haline getiriyorlar. Sömürgeci Batı’nın binlerce yıldır Haçlı Seferlerinin bir numaralı hedefi olmuş Türk milleti o kadar çok soykırıma kurban verdi ki sonunda bizi Anadolu’ya kadar sıkıştırdılar. Ama yetmiyor. Kanlı kılıçlarıyla bizi katlettikleri yetmiyormuş gibi, kendi ülkemizde kendi bilinçlerimizde de bizi katletmek istiyorlar. Eğer Türklere dünyanın en zalim ve katil milleti oldukları belletilirse, başlarına gelecek her türlü musibeti hak ettikleri de kabul ettirilmiş olacaktır. Kürt sorunu yok Kürtlerin sorunu var! Bundan sonra da arkasından “Kürt sorunu” gelir. Türklere yönelik yeni katliamın buradan tezgahladığını artık daha iyi görebiliriz. Niçin? Çünkü “Kürtler bu topraklarda ezilmektedir, yok edilmek istenmektedir” bu adamlara göre! Eğer ortada bir çatışma varsa bunun sorumlusu her zaman olduğu gibi yine Türklerdir! Türklerin sorumlu olduğu tarihi örnekleriyle sabittir! O zaman, ortada olan so-runu Türkler çözemeyeceklerine göre kim çözecektir, Kürtler! Ermenilerle sorun yaşanmaktadır, kim çözecektir Ermeniler, Rumlarla yaşanan sorunları da elbette Rumlar çözecektir! Türkler bu psikolojiye sokulmaya çalışılmaktadır. Ortada sorun varsa, sorunun sebebi Türklerdir, sorunun çözümü karşı taraftır! Kürt sorunu dedikleri şey de, aslında sorunlu Kürtlerdir. Nedir sorunları Kürtlerin: Dilleri yoktur, dil yaratılmaya çalışılmaktadır. Geçmişte hiçbir uygarlığa sahip değillerken, şimdi tüm uygarlıkların “Kürt uygarlığından” çıktığı propagandasını yapmaktadırlar. “Kürt Sorunu” dedikleri şey aslında emperyalizmin sorunudur. Emperyalistler, Kürtlerin bu topraklara nasıl hakim olabileceklerinin hesabını yapmaktadır. Kürtler bu topraklara hakim olacaklar, emperyalistler Kürtlere zaten hakimdir, iş bu şekilde çözülecektir! Elbette bu bizim sorunumuz değildir. Bizim sorunumuz, emperyalizmdir, mücadelemiz, Türklüğe, Türk Devletine saldıranlardır. Onlara göre Türkler doğuştan faşist! Türk karşıtlarının tüm yazdıklarını alt alta topladığımızda, faşizan bir millet çıkar karşımıza. Hiçbir şeye tahammülü olmayan, her şeye, kendisinden başka herkese saldıran bir millet! Yaratılmak istenen imaj da budur zaten. Türk tarihi, bu yalan üzerine yeniden yazılmaya çalışılır. Milli hislerin Türklerde güçlü olması, ulusal bilincin güçlü olması, Türklerin bu faşist karakterinden kaynaklanır, onlara göre! Tarihteki Türk liderlerine saldırırken de aynı argümanlarla karşımıza çıkarlar. Kürt sorunu vardır derler, peki ya çözüm! Apo’nun “Demokratik Cumhuriyet” çözümüdür. Sorunu yaratan nedir peki, Atatürk’ün, tek devlet tek millet, tek bayrak olarak ortaya koyduğu milliyetçi çözümdür. Bu tartışmaların vardığı son nokta, Türkiye’nin Atatürkçü çözüm diye ortaya konulan, felsefeden kurtulmaktır! Yani Türkiye Cumhuriyeti’nden kurtulma meselesidir. Millet esasına göre kurulmuş ve şekillenmiş, Türkiye Cumhuriyeti’ni, “toplum” esasına göre şekillendirmeye çalışırlar. Neden, çünkü millet işin içine girdiğinde tek bir kimlik vardır ve hangi etnik kökenden gelirse gelsin millete tabidir. Toplum olunca, topluluklar vardır. Türk topluluğu, Kürt topluluğu, Ermeni topluluğu. Ülkeyi bu toplulukladan birisi yönetir. Bugün Türk topluluğu yönetiyorsa, yarın Kürt, Ermeni topluluğu yönetebilecektir! Bunun anlamı, “bu ülkeyi Türklerin dışında herkes yönetebilir”den başka bir şey değildir. Bu aynı zamanda Amerikan millet modeli dediğimiz şeyin ta kendisidir. Türkiye Türklerindir! Türkiye Cumhuriyeti’ni, emperyalizme karşı savaşla Türk milleti kurmuştur. Bu devlet kanla kurulmuştur. Kanla kurulan devlet, kan dökmeden verilmez! İşte asıl mesele budur. Son günlerde yaşananların arkasında da bu gerçek vardır. Millet, kanla kurulan bu ülkenin kan dökmeden verilmeyeceğinin farkındadır. Göstermektedir. Ama sağduyu çağrıları hep Türklerdir. Çünkü her türlü iktidar odağını işgal ettiklerini düşünmektedirler. Ama milletin milliyetçi hislerinin kaynağı olan “iman dolu göğsü” işgal edemeyeceklerini bilmektedirler. Silahla saldırıya uğrayan millet elbette kendisini silahla savunacaktır. Tarihin hiçbir döneminde, Türklerin aman dileyene el kaldırdığı görülmemiştir. Türk milletinin tek derdi vatanını, varlığını korumaktır. Buna yönelik bir saldırı olmadığı sürece, “galeyana” gelmez. Hoşgörülüdür, ama sabır dediğimiz şey de bir yere kadardır. Türk, kökenin araştırmaz. Kendisini Türk hissettiği için Türktür. Hangi etnik kökenden geldiğinin, Türklüğün hangi boyundan geldiğinin bir önemi yoktur. Bunu kendisine dert eden daha baştan kaybetmiştir zaten. Türk Türklüğünü ispatlamak zorunda değildir. Türklüğü belirleyen, konuştuğu dil, sahip olduğu kültür, değer yargılarıdır. Bundan dolayı, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içersinde yaşayan, aynı dili konuşan, aynı kültüre sahip herkes Türktür. Ama Türklükten utananlar zaten bizden değil. Çoktan taraf olmuşlardır. Korkularından bunu bile itiraf edememektedirler. |