|
Vedat Beki |
|
Son günlerde ülkemizde gerçekleşen olayları takip etmekte olabildiğince sıkıntı yaşıyorum. Neden derseniz; gazete sayfalarını okuduğumda, TV ekranlarına yansıyan görüntüleri izlediğimde puzılın önemli bir parçasının eksik olduğunu fazla bir zahmete girmeden fark edebiliyorum! Nedir bu eksiklik, diye soracak olursanız hemen yanıtlayalım! T.C.’nin İçişleri Bakanı ortalarda yok! Ülkenin başta Güneydoğu olmak üzere, Karadeniz, Ege ve Marmara bölgesinde meydana gelen olaylar yenilir yutulur cinsten değil! Karadeniz’de halkın linç tepkileri ard arda gerçekleşirken, İstanbul’un göbeği kaynayan kazan haline dönüştü! Hemen yakınlarda Bozüyük’te şehir halkı ile PKK yandaşları arasında çıkan arbede (mi desem, sokak savaşı mı! bilemiyorum) görüntülerinin, bu ülkede yaşayan her vatandaşı en az benim kadar tedirgin ettiğini düşünüyorum. Bütün bu olayların getirdiği kaos ortamının biran önce dağılması yönünde mevcut iktidarın İçişleri Bakanın bir gayretini görmemek beni daha da tedirgin ediyor... Ülkenin Başbakanı T. Erdoğan konuşuyor:”Polis, Hizbuttahrir’e müdahale etmeliydi!” Yine hükümetin Başbakan Yardımcısı (Spordan sorumlu!) Mehmet Ali Şahin tüm yurtta tepkiyle karşılanan İstanbul Fatih Camii’ndeki şeriatçı eyleme isyan ediyor ve; “Oradaki sivil polisler neden o adamı takip edip yakalamadılar!” Ardından İstanbul Valisi Muammer Güler adeta özür dilercesine “Ben burada Sayın Başbakanımızın da kamuoyunda ifade ettiği gibi, burada bir eksikliğin olduğunu kabul ediyorum.” diyor! Tüm bu açıklamalardan sonra İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah medyanın sorularını yanıtlıyor ve o da yarım ağız, polisin görevini eksiksiz yaptığını dile getiriyor! Bütün bu açıklamaların arasına bir de hükümetin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül giriyor ve “Bunların hepsi provokasyondur. Teröre asla müsamaha yok, kesinlikle yok. Bu, acizliğin ifadesidir.” diyor! Acaba Dışişleri Bakanı Gül’ün söylediği önlemler alınacak mıdır? Ya da alınmış mıdır? İçişleri Bakanına bakarsak, bundan endişe duymaktayım... Çünkü kabinede görevli İçişleri Bakanı ortalarda yok! Ve suskunluğunu da görüntüsüyle beraber devam ettirmekte... Bozuyük’te meydana gelen olaylardan sonra İçişleri Bakanı basına görüntülü değil yazılı(!) bir açıklama yapıyor ve çok ilginçtir ki bu açıklamada da vatandaşa çaktırmadan gözdağı veriyor! Yaptığı yazılı açıklamada; Hiçbir kişi veya sivil toplum örgütünün, kanunların kendisine vermediği bir yetkiyi üzerine atfederek kullanamayacağını vurgulayan Aksu, aksi davranış ve eylemlerin, toplumda kamu düzenini bozacağını, kargaşaya neden olacağını belirterek açıklamasını şöyle sürdürüyor: “Geçmişte de gördük ki bu gibi yanlışlıklardan hep yüce milletimiz zarar görmüştür. Birlik ve beraberliğimizi bozmayalım. Sağduyu içinde hareket edelim. Soğukkanlı olalım ve tahriklere kapılmayalım. Türkiye Cumhuriyeti, demokratik bir hukuk devletidir. Hukuka aykırı bir durum veya eylem olduğunda, bunu takip edecek, soruşturacak, adli organlara teslim edecek ve yargılanmasını sağlayacak merciler bellidir.” Bu ülkede bir Üzeyir Garih cinayeti işlenmişti geçmişte! Zamanın İçişleri Bakanı polisin “zanlı” diye yakaladığı bir tinerci çocuk ile ekranlarda kendisini gösteriyordu! Bilecik iline bağlı Bozuyük ilçesinde 3000 kişinin katıldığı bir “iç savaş” görüntüleri yaşanmakta, ancak gel gör ki İçişleri Bakanı TV ekranlarında TC’nin vatandaşlarına karşı herhangi bir açıklaması yok! Diyarbakır doğumlu, İstanbul milletvekili (!) İçişleri Bakanı resmen “tıp” oynamakta! Oynamaya da devam etmekte… * * * İsterseniz biraz gerilere gidelim… 1950’li yıllar… Çok partili döneme geçiş. Ve beraberinde sokakta, vatandaşın konuştuğu dile giren yeni bir kelime: Mafya… Beraberinde “mafya” denildiğinde ülke olarak İtalya akla geliyor! Sinemalarda gişe rekorları kıran “Baba I” ve devamı “Baba” filmleri… Bizim ülkemizde de “İnci Baba”, “Kürt İdris”, “Kürt Ahmet” ve “Dündar Kılıç”… Sokaktaki vatandaşın bildiği babaların tamamı Kürt! Taa o zamanlarda… Yani 1950’lerden sonraki dönem… 12 Eylül 1980’e gelinceye kadar yaşadığımız süreç içerisinde ülkemizde bu “baba”lardan oldukça sözediliyordu! 1950’lerde oluşturulan bu “baba”lı oluşumlardan özellikle İnci Baba (Mehmet Nabi İnciler) en sade vatandaşın bile yakından tanıdığı bir isimdi! Öylesine bir isimdi ki, dönemin başbakanı (daha sonra cumhurbaşkanı oldu) Süleyman Demirel’le birlikte aynı haber içerisinde gazete sütunlarında yer alıyordu! İnci Baba’nın açıklamaları oldukça şa-şırtıcı geliyordu: “Kardeşim bizimle ne uğraşıyorsunuz? Biz kendi çocuklarımıza babalık yapamıyoruz. Dünyada iki tane baba var: Reagan ve Gorbaçov (O zamanki ABD ve SSCB devlet başkanları), onların yanında bizim babalığımız hava gazı”! Böyle diyordu İnci Baba, ancak yine kendisine biçilen rolü oynamaya devam ediyordu! Her türlü ihale işinde boy gösteriyor, zaman zaman polise yakalanıyor, daha sonra da elini kolunu sallayarak, hatta davet edilerek zamanın başbakanı ile aynı karede resim çektirebiliyordu! Dündar Kılıç ve şürekasının geldiği son nokta da hepinizin malumu olduğu üzere Susurluk! Bütün bunları bu sayfalarda aktarmak istemiyorum… Arşivler bunun en büyük kanıtları… Arzu eden yığınlarca bilgi ve belgeye ulaşabilir… Siyasetçi-mafya-bürokrat üçgenindeki özgün bağlantıda Kürtler 1 ve 2 numara! Üçlü ayağın 2’si kafadan Kürt! Üçüncüsü mü? Önemli değil! Nasıl olsa Kürtleştirilmiş birileri bulunur! Çünkü böyle bir sıkıntı yok! Peki bütün bunlar tesadüf mü? Hiç kimse bana tesadüf olduğunu söylemeye kalkmasın! Bugün ülke gündeminde yaşananlar ve benzer olayları önlemede yetkili makam; Öncelikle Başbakan ve onun görevlendirdiği İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’dur! Nasıl olacak! Abdülkadir Aksu Diyarbakırlı! 7 Eylül 2005 tarihli gazetelerden: “Bilecik Valisi Çolak, Diyarbakır Milletvekili Mesut Değer’i Bozüyük’e sokmadı… Diyarbakırlısın, ilçeye girme!” … Ne yani! İçişleri Bakanı Diyarbakırlı olduğu için mi TV ekranlarına çıkmıyor! Halkı galeyena getireceği düşüncesiyle mi Bakan Aksu’nun yerine Dışişleri Bakanı (!) bile terörü önleme konusunda kararlı olduklarını açıklıyor! Baştan aşağı komedi! Hem de en alasından! Böylesine bir ülke yönetimi, böylesine gaflet, böylesine delalet olmaz! * * * 25 Ağustos tarihli gazetelerde Genelkurmay Başkanı Özkök’ün açıklaması aynen şöyle: “Örgüt politik hedeflerini gerçekleştirmek için bölücü faaliyetlerini sürdürmektedir. Herkes elini taşın altına sokmalıdır. 20 yıldır bu mücadele TSK ile yürümektedir. Ancak topyekün bir anlayış ile yapılmalıdır.
Devletin tam kadro mücadeleye katılması gerekir. Herşeyin acısı yüreğimizdedir. Çok daha kararlılıkla mücadeleye devam edeceğiz. TSK hedefi bölücü terör örgütü üyelerinin terörü terkederek kanunlara teslim olmasıdır. Teröre karşı işbirliği şarttı.” diyerek herkesi sorumluluk almaya çağırıyor. 6 Eylül’de İçişleri Bakanı Aksu’nun açıklamasında; “Kimse olmayan yetkisini kullanmaya kalkmasın”(!) diyerek tam tersi bir açıklama yapıyor! Ne demişti daha sonra Özkök: Biz hükümet ile uyum içindeyiz! Sevsinler böylesi bir uyumu! Kimi kandırdığınızı zannediyorsunuz sayın beyler! Biriniz topu taca atıyor! Top toplayan da yerinde yok! Tribündekiler topu sahaya yollamaya kalkınca da! ... Hükümetin İçişleri Bakanı Aksu, vatandaşına huzurlu bir ortam sağlayamıyorsa ve sağlama yönünde gayret göstermiyorsa (ki göstermiyor) görevini bırakmalı! Yani istifa etmeli! Tabii ki Bakan Aksu’dan böyle bir hareket beklemiyorum! Öyleyse görevden alınmalı! Bunu da yapabilecek bir başbakan göremiyorum! Öyleyse… Her şey apaçık ortada duruyor! 10 Kasım 1938 sabahı Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden itibaren ülke düşmanları sürekli mesaideler! 15 yılda yapılanları, 70 yıla yakın bir zamandır yıkmaya çalışıyorlar… Hem de pervasızca… Hem de büyük bir cüretle… Başarabileceklerini bir an bile düşünmüyorum… Oyun bozulacak… |