12.09.2005/Sayı:90
Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Tarih
Özgün
Ünlem
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye

Hüseyin Adıgüzel

Ali Bey adasında neler oldu?

Ali Bey adasınnda neler 26. Ağustos. Türk Kurtuluş Savaşının en büyük zaferi olan “Baş kumandanlık” meydan savaşına ve sonra kurtuluşa giden yolun başlangıcıdır. 26. Ağustoslar, Türk tarihine hediye edilen zafer taçlarının takıldığı günlerdir. Bu günler, Türk milletinin büyük mücadelesinin zaferle taçlanmasına ve boynuna takılmak istenen esaret zincirinin paramparça edilerek kurtuluşun gelmesine vesile olduğu için, duygu yüklü, bayram günleridir.

Geçtiğimiz 26 Ağustos günü, Ayvalık’ın Ali Bey (Cunda) adasında, görünüşte basit, ortaya çıkardığı ve çıkaracağı sonuçlar bakımından çok önemli bir olay yaşandı. Olay, yerel basında ve bilhassa, etnik azınlığın, yani Kürtlerin sözcülüğünü yapan “Evrensel” ve “Özgür Gündem” gazetelerinde manşetten verilirken, Cumhuriyet gazetesinde, iç sayfalarda küçük bir bölümde verildi. Olay neydi ve nasıl bu boyutlara taşındı?

Ali Bey adası, Ayvalık’ın balık lokantaları ile ünlü, güzel bir köşesidir. Sahil boyu dizilen lokantaların, müşteri çekmek için kıyasıya bir rekabet içinde olduklarını söyleyelim. Mesela; karşı ada Midilli’den gelen Rum müşterileri çekmek için Yunan müziği çalmak, ekstra salata, meze ve dondurma ikram etmek gibi.

Bu lokantalardan bir tanesinin sahibi, lokantanın bahçe kısmının önünde bir dondurma satma yerini, birisine kiraya vermiş. 26 Ağustos gününe kadar gül gibi geçinip giden bu iki ortak, o gün her nedense, kavga etmişler. Bunlardan birisi Kürt kökenli, diğeri ise Türk kökenli. Araya girenler, kavgayı yatıştırmışlar, tabii ki bu arada kavga edenler, birbirlerine bir iki de yumruk vurmuşlar. Kürt kökenli vatandaş, hemen cep telefonuna sarılıyor ve Ayvalık içinde, denizin dibinde bir lokanta işleten akrabalarına durumu bildiriyor. Hazır kıta 20-25 kişilik bir gurup, derhal adaya gidiyor ve bitmiş olan kavgayı yeniden başlatıyor. Bu gurup, “Ali kıran baş kesen” gibi, kavgaya karışmış bulunan Türk kökenli ve Ali Bey adası sakini olan kişiye saldırıyorlar ve dövmeye başlıyorlar. Saldırıya uğrayan kişiyi tanıyan ya da akrabaları olan civar esnaf ve orada bulunan Ali Bey adası sakinleri de, Ayvalık’tan gelen o 20-25 kişilik guruba müdahale ediyorlar. İş büyüyor, olayı duyan bir takım insanlar da oraya geliyorlar. İş çığırından çıkınca polis olaya müdahale ediyor. Polisler, kavga eden tarafları ayırmak için, havaya ateş açıyorlar ve kavgayı yatıştırıyorlar. Ve, Ayvalık’tan gelen, olayların büyümesine sebep olan 20-25 kişilik gurup belediye otobüslerine bindirilerek Ali Bey adasından uzaklaştırılıyor. Olay kısaca bu! Bu arada kavga eden gurubun birinin Kürt kökenli olması, karşı gurubun PKK aleyhine sloganlar atmasına sebep oluyor.Ali bey adasında neler oluyor

Şimdi bu olayı “Evrensel” gazetesinden aynen takip edelim.

Gazetenin adının hemen altına, büyük kara bir çerçeve içine beyaz büyük harfler ve büyük puntolarla “Ayvalık’ta Kürtlere saldırı!”

Bunun hemen altında daha büyük puntolarla “6-7 Eylül Gibi...” bu manşetin hemen altında yine büyük harflerle “ Kürtler adadan kovuldu! Dükkanlar talan edildi “ yazısı yer almış. Bu manşet haberin yanında da, sarı bir çerçeve içerisinde, siyah ve büyük harflerle “6-7 Eylülde ne olmuştu?” başlığı ile, 6-7 Eylül olaylarının kendilerine göre bir yorumu yapılmış.

Manşetin hemen altında, yine iri puntolar ve kara zemin üzerine beyaz küçük harflerle “Kürtlere yönelik linç girişimleri ürkütücü boyutlara ulaştı. Ayvalık’ın Cunda adasında kalabalık ve silahlı bir gurubun saldırıları nedeniyle, Kürtler güvenlik güçleri eşliğinde adayı terk etti. Ayvalık’a gitmek zorunda bırakılan Kürtler, Cunda’yı terk ederken de saldırıya uğradı.”

“Siz PKK’lısınız, terk edin gidin” diyerek saldıran 500 kişilik gurup, Kürtlere ait iş yerlerini talan etti ve Türk bayrağı astı. Cunda adasında yaşanan olaylar, 6 ve 7 eylül 1955’te yaşanan gayrimüslimlere yönelik kanlı saldırıları hatırlattı.”

Devamı sayfa üçte, bu minval üzere ve-rilmiş. 27 Ağustos. 2005. Evrensel Gazetesi.

Haber aynı gün ve tarihli “Özgür Gündem” gazetesinde de, aynı şahıslar tarafından verilmiş. İçerik aynı, fakat manşet değişik...

Manşette, büyük harflerle “Genel Kurmayın topyekün savaş çağrısı yanıt buluyor” cümlesi var. Bu cümlenin altında küçük harflerle, ama daha büyük puntolarla “Topyekün linç” yazılmış.

Cumhuriyet gazetesinde, iç sayfada küçük bir sütunda verilen haber ise aynen şöyle” Ayvalık Cunda Adası

“Doğulu- Batılı gerginliği”

Son günlerde guruplar arası artan kavgaların bir yenisi de Ayvalık’taki turistik Ali Bey (Cunda) adasında yaşandı. Doğulu olduğu bildirilen bir gurupla Ali Bey adalılar arasındaki kavgada bir büfe tahrip edilirken göz altına alınan dört kişi serbest bırakıldı.

Balıkesir’in Ayvalık ilçesine bağlı Ali Bey adasında önceki gece Doğu Anadolu kökenlilerin Serkan adlı bir gence omuz attıkları iddiasıyla kavga çıktı. Yaklaşık yüz kişinin karıştığı kavgada taşlar ve sopalar kullanılırken polis kavgaya karışanları ayırmak için havaya ateş açtı. Polis, Doğu kökenli gurubun abluka altına alınması üzerine, buradakileri belediye otobüsüne bindirerek korumaya çalıştı. Ancak, Ali Bey adalı oldukları bildirilen gurup belediye otobüsünün camlarını kırarak “Kahrolsun PKK”, “Cunda PKK’ya mezar olacak” sloganları attı. Olaylar polisin çabası ile, büyümeden önlenirken Doğu Anadolu kökenlilere ait bir büfe tahrip edildi.

Ayvalık Emniyet Müdürü Ayhan Güci “İki kişi arasında münferit bir olay. Büyütülecek bir şey yok. Taraflar şikayetçi olmayarak barıştı” dedi.

Biz, Ayvalık’ta yaşayan bir vatandaş olarak olaya karışanlarla yaptığımız görüşmeler sonucu, olayın çıkışını ve tafsilatını size aktardık. Aynı olayı “Evrensel” ve “Özgür Gündem” gazeteleri ile Cumhuriyet gazetesinden alarak önünüze koyduk.

Şimdi, olayı derinlemesine analiz edebilir, sebeplerini ve daha sonra olabilecek olayları, bunların sonuçlarını değerlendirebiliriz.

Bu tür olaylar, maalesef iki-üç senedir ortaya çıkmaya başladı. PKK terörünün en azgın olduğu zamanlarda bile böyle olaylar yoktu. PKK’ya karşı mitingler düzenleniyor, gösteriler yapılıyor, protestolarda bulunuluyordu. Fakat, batı Anadolu’ya yerleşmiş hiçbir Kürte karşı, bu şekilde hareketler olmu-yordu. Ne oldu da bu hareketler sıkça görülmeye başladı?

Bu olayların başlangıcını terörist başı-nın, paketlenerek bize teslim edilmesinde aramak gerektiği inancındayım. Adamı, saklandığı inde, bir operasyonla yok edebileceğimizi anlayan ABD, politikası icabı yaşamasını is-tediği terörist başını, idam edilmemek koşulu ile bize teslim edebileceğini bildirdi. Mal bulmuş mağribi gibi, bu oltaya atlayanlar, Apo beyi krallar gibi bakacakları sözünü vererek teslim aldılar. Göstermelik bir mah-keme sonucu adamı idama mahkum ettiler, ama, asamadılar. Çünkü, idam etmeyecekle-rine dair verilmiş sözleri vardı. İmralı adasına kapattılar. Dağlardaki ininde bulamayacağı, her şeyi emrine sundular. Yediği önünde, yemediği arkasında, doktoru yanında, televizyonu odasında, örgütünü oradan idare etmesi için gereken bütün koşulları hazırladılar. Belki, dağlarda, bakımsızlıktan ölebilecek bir adamı, hapishane adını verdikleri kral dairesinde, yeniden hayata döndür-düler.

Apo, ABD’nin tavsiyelerine uyarak politika değişikliğine gitti. İşte, bu olayların başlangıcını, hatta sebebini, bu politika değişikliğinde aramak gerekir. “Silahı bırak, politika yap!” olarak özetleyebileceğimiz, bu politika değişikliğinin sonucu, PKK’nın stratejisi de değişti. Irak’ta kurdurulan kukla Kürt devleti ile ilişki kurulacak ve bu kukla devletin yaşaması için, ona hayat öpücüğü verecek, dünyaya açılma yeri bulunacaktı. Bu yerin, Basra körfezinden olması mümkün değildi. Araplar, buna asla izin vermezlerdi. Tek yol vardı; Türkiye’nin geniş sahil kesiminden yararlanmak. Yeni stratejiye göre; Kürtler, kafileler halinde Mersin’den kuzey Ege sahillerine kadar yerleşecekler ve bulundukları yerlerde bir Kürt burjuvası oluşturacaklardı. Bu burjuvanın oluşturulması için öncelikle, bu yerlerin sokaklarına hakim olmak gerekiyordu. Yani, sokakları Kürt mafyası kontrol etmeliydi. Onlara karşı koyabilecek cesarette olan Türk gurupları da te-mizlenmeliydi. Bu işte, uydurulan bir takım senaryolarla, maalesef devlet bu gurupların üzerine gitti. Önce Sedat Peker gurubu, daha sonra Bursa ve İzmir gurupları, bir sürü düzmece iddialarla ortadan kaldırıldılar.

Dikensiz gül bahçesinde, hazırlanmış Kürt mafyası faaliyete geçti. Birkaç senedir, Denizli’de, Aydın’da, Muğla’da, Mersin’de, İzmir’de, Manisa’da, Balıkesir’de ve bu yerlerin önemli turistik ilçelerinde yaşayan esnafın canına yetti. Lütfen gidin, dolaşın, verdikleri haracın ne boyutlara ulaştığını ağızlarından dinleyin. Durum ilgililere defalarca bildirilmesine rağmen, hiçbir şey yapılmadı ya da yapılamadı.

Sokakların desteği ile, bazı Kürt mafya ağaları bu bölgelerde, burjuvalaşmanın adımlarını atmaya başladılar. Ellerinde bulunan ve kaynağı bilinmeyen paralar sayesinde, büyük iş yerleri açmaya, kendilerine rakip gördükleri iş yerlerini ellerinde bulunan mafya ile tehdit ederek piyasadan sil-meye başladılar. Başka bir metot ise, sıkışan esnafa yüksek faizlerle borç vermek ve borçlarını ödeyemeyen esnafın mallarının üzerine, güya yasal yollarla oturmak olarak söylenebilir. Bu yolla iflas ettirilerek mallarına el konan epey esnaf olduğunu, bölge halkı açık olarak ifade ediyor.

Elbette böyle durumlar, halkın, devletine olan güvenini sarsar. Sarsılan güven de, halkı başka arayışlara iter. Tam bu sıralarda, bayrağımıza yapılan çirkin saldırı ve arkasından, her gün kaldırılan şehit cenazeleri, halkı inanılmaz derecede heyecanlandırmaya başladı. Arkasından, yukarıda örneğini verdiğim gazete haberleri ve AB’nin Kürtler için istediği bitmez tükenmez tavizler, heyecanın dozunu sürekli arttırdı. Türk halkı hem mağdur, hem sanık olmanın yarattığı duygularla, patlama noktasına geldi. Hemen, herkesten aynı sözü duyuyorsunuz “ Ne olacaksa olsun, bu mesele bitsin. İç savaşsa iç savaş. Rahatımız, huzurumuz kalmadı” diyenler, ina-nın yüzde doksanları aşmış durumda.

Yukarıda, özetle anlatmaya çalıştığımız durumu en yoğun yaşayan bölgelerimizden birisi Ayvalık’tır. Burada, bir de Rum-Yunan ikilisinin düzenlemeye çalıştığı oyunlar var. Hatta, büyük bir kesimde, bu ikiliye, Kürtlerin de ortak olduğu söylentileri almış yürü-müş durumda. Aslında Ali Bey adasında olan olay, emniyet müdürünün söylediği gi-bi, münferit ve küçük bir olay, ama, bir müddet sonra, daha büyük olayların yaşanabileceğinden endişe ettiğimi kaydetmeliyim. Çünkü, herkes, barut fıçısı halinde, her an patlamaya hazır birer bomba görüntüsünde.

Devleti arayıp ta bulamayanlar, kendi göbeklerini kendilerinin kesmeleri yönünde hazırlık yapıyorlar. İnanın, bu çok tehlikeli bir şey, binlerce masum insanın hayatına mal olabilecek bir duruma doğru hızla giden olaylara, hükümetin ya da devletin hakim olması gerekiyor. Yoksa, olacak-lardan birinci derecede hükümet sorumlu olacaktır.

Bize göre; olayların tırmanmasının tek sebebi var: Yaşananlara duyarsız kalınması... Yasa tanımamazlara hadlerinin bildi-rilmemesi... Mersin’deki bayrak yırtma olayından sonra, bütün Türkiye’de gayet sessizce so-kaklara çıkıp bayrağını taşıyanlara, evlerine bayrak asanlara, hükümetin tepkisi “Aman dikkatli olun, Türk milliyetçiliğini yükseltmeyin” diye nasihat vermek oldu. Fakat onların gözleri, her halde, her gün yükseltilen ve saldırgan bir hal almaya başlayan Kürt milliyetçiliğini geremeyecek kadar kör... Ama, sorun Türk milliyetçiliği olduğu za-man, her şeyi görecek kadar açık. Bu çifte standartın mutlaka ortadan kaldırılması ge-rekir. Yasalara karşı gelen kim olursa olsun, hakkından gelinmelidir.

Ankara’nın, İstanbul’un, İzmir’in, Mersin’in göbeğinde Apo posterlerini sallayanlara, sözde Kürt bayrağını dalgalandırarak ortalığı yakıp yıkanlara kimse sesini çıkarmıyor, ama, ben bayrağımı elime alırsam, hemen müdahale ediliyor. Ve o zaman, kendi kendime soruyorum “ Bu devlet Türk devleti mi? Yani benim devletim mi? Değilse, benim devletim nerede?” Tanzimat’tan beri verilen tavizlerle, artık Türkiye Cumhuriyeti devletini, yani benim devletimi, azınlıklar yönetmeye başladı. Onlar, bu ülkenin birinci sınıf vatandaşı oldu, biz, çoğunluk tahakküm altında ikinci, üçüncü sınıf vatandaş durumuna düşürüldük. Sosyal hayatımızla ilgili, AB dayatması uyum yasalarına bir bakın; kimlere nasıl haklar tanınmıştır. Orada Türk kelimesine bile rastlayamazsınız.

Bütün bunlar, en kutsal hak olan “Nefsi müdafaa” yani “kendini koruma” hakkını dünyanın bütün milletlerine verir, ama, sadece Türk milletine vermez. Türk milletinin kendini koruma hakkı olmaz. Eğer, böyle bir hakkı kullanmaya kalkarsanız, o hakkın adı ‘linç’ olur, o hakkın adı ‘insan haklarına saldırı’ olur.

Şimdi, gazete demeye dilim varmayan iki paçavraya şöyle bir göz atın. Bu başlıkların bir benzerini siz kendi yayın organınızda atsanız, mesela, “Kürtler Türkleri Linç Ettiler”, ya da “Kürtler Türklere Saldırdılar, Evlerini, İş Yerlerini Talan Ettiler” başlıklarını manşette kullansanız, Halkı isyana teşvik etmekten hakkınızda on tane dava açılır. Ama, bunlara herhalde hiçbir şey yapılmıyor ki, bunlar, canları sıkıldıkça bu tür manşetlerle çıkabiliyorlar.

Şu başlığa dikkat ediniz: “Genelkurmayın Topyekün Savaş Çağırısı Yanıt Buluyor. Topyekün Linç!” Zannedersiniz ki, yüzlerce, binlerce insan, kendi halinde, işiyle gücüyle meşgul, masum insanların üzerine saldırmış ve hepsini öldürmüş. Bu kadar büyük provakatörlük, her halde dünyanın hiçbir yerinde olmamıştır. Bu kadar büyük bir yalan, dünya kurulduğundan bu yana, her halde yazılmamıştır. Ve lütfen dikkat ediniz, Genelkurmayımıza büyük bir suçlama yapılıyor ve büyük bir iftira atılıyor. Genel kurmay, kime karşı topyekün savaş olmasını istedi? Elbette, masum insanları öldüren PKK canilerine karşı! Ama, onlar, kendilerine göre, Kürt halkı ile PKK arasında bir fark olmadığını göstermek istiyorlar. PKK ile yapılan savaşın Kürt halkı ile yapıldığını anlatmaya çalışıyorlar ve hiç düşünmüyorlar ki, binlerce masum insan, bu yavelerle hedef ha-line getiriliyor.

Bir iç savaş senaryosu hazırlamışlar, iç savaş çığırtkanlığı yapıyorlar. Masum insanların ölmesi, onlar için hiçbir şey ifade etmiyor. Kör taassuplarının hedefine ulaşmak için, on binlerce insanın ölmesini istiyorlar. Ama, anlamıyorlar ki, on bin değil, yüz bin, bir milyon, on milyon insan dahi ölse, o kör taassuplarının gerçekleşmesi imkansız

Batman’da, Diyarbakır’da yaşananlara bir bakın ve ibret alın. Teröristlerin, eli kanlı katillerin sahibi kesiliyorlar, onlara özel mezar yerleri hazırlıyorlar, onları ırklarının kahramanları ilan ediyorlar ve yeni ölümler için zemin hazırlıyorlar. Kan gölünün içinde memnun ve mesut yaşıyorlar, tıpkı leşe konan akbabalar gibi...

Bakmayın siz bunların, barıştan, kardeşlikten, insan haklarından söz ettiklerine, aslında, ellerine fırsat geçirdikleri anda, binlerce masum insanı yok edecek kadar insanlıktan nasibini almamışlardır. O sözlerin hepsi, aldatmaca, insanımızı kandırmaya yönelik aldatmaca... Bir de Batıya şirin görünme!

O Batı ki, bunları en az on defa satmıştır. Ama yine de kuyruk gibi peşlerinden ayrılmıyorlar. Zannediyorlar ki, batı onların dostudur, kardeşidir. Halbuki, bir gün sonra kendilerini satacağını ve ölümlerine zil takıp oynayacaklarını bilmiyorlar. Şimdi çıkarı var, biraz seviyor, okşu-yor. Yarın çıkarı bitince ne olacak? Acaba bin kürdü, bir insanını feda edecek mi? Mesele bunu anlayabilmek, ama, maalesef anlayamıyorlar.

Ali Bey adasında, İzmir Seferhisar’da olan olayların, yarın Aliağa’da, Dikili’de, Menemen’de, Bergama’da, Edremit’te, Akçay’da olmasını istemiyorsak, şapkamızı önümüze koyarak iyi düşünmemiz ve gereken tedbirleri almamız gerekiyor. Her yeni gelen gün, bir öncekinden daha tehlikeli oyunlara gebe olarak geliyor. Lütfen, uyanın! Lütfen, hiç olmazsa mevcut yasaları işletin! Yasalara karşı çıkan kim olursa olsun, gözünün yaşına bakmayın!

Özgürlükleri daha fazla genişleterek bu meseleyi çözeceğiz deyip, kafanızı kuma sokmayın! Dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan özgürlükleri verdiniz de ne oldu? Oturup düşünün. Daha ne gibi özgürlük vereceksiniz. Kalan sadece, azınlıklara devlet hakkı tanıma özgürlüğüdür. Eğer, bunu kast ediyorsanız, bir an önce verin de, binlerce masum insan, binlerce Mehmetçik ölmesin.