15.08.2005/Sayı:88
Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Kıbrıs
Ekonomi
Tarih
Özgün
Karakutu
Ünlem
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 

Atatürk Deniz Che

Türkiye

Reha Ören

Namusumuzu satıyorlar
ruhumuz bile duymuyor!

Tövbe estağfurullah, tövbe estağfurullah. Asla ve kat’a Tanrı’nın varlığından şüphe etmedim. O’nun gökte, yerde, ağaçta, yaprakta ve dahi insanda olduğunu bilirim.

Bilmesine bilirim de ona atfedilen sıfatlardan zaman zaman endişeye düştüğüm ve şüpheye kapıldığımı da bilirim. Akepe iktidar oldu olalı “kahhar” sıfatından şiddetle şüphe etmekteyim. Bilenler bilir, ‘kahhar’ kahredici demektir. Kahreden bir Tanrı!.. Acunu yaratan bütün güzellikleri lütfeden Tanrı, nasıl kahredici olur?

İşin orasını tasavvuf erbabına bırakmak gerekmektedir. Lakin ben de bir insanoğluyum. Düşünmeden yapamıyorum. Tanrı mı sıfatından vazgeçti, yoksa şu yaşadığımız cehennemi sıcaklar O’nun da mı beynini sulandırdı? Bilmek ve dahi anlamak mümkün değil. Tanrı’nın kahretmesi gereken şu sözlerin sahibi Ankara’da ‘Vekil’ sıfatı ve unvanına malik.

“Yakında Sümerbank tarihten silinecek. Tarihten siliniyor. Artık bitirdik. Elinde bir şey kalmadığı gibi ismini de kaldırıyoruz. İsim hakkını satarız. O başka. Sümerbank, Karadeniz Bakır, SEKA gibi işletmelerin hepsi bir ad altında toplanacak ve bitirilecek. ‘Efendim, kar edeni de satıyorsunuz, zarar edeni de satıyorsunuz’ Satacağız tabii. Kar edeni de satacağız, zarar edeni de satacağız.”

“Büyüyün yabancı ortaklıklara önem verin. Adamlarda yığınla para var. Kalaklarından para fışkırıyor. Gelmek istiyorlar.” Bu sözler Maliye Bakanı Kemal Unakıtan Beyefendi’nin. “Satıyorum... Satacağıımm, Saaattım” Adamlar devlet değil müzayede yönetiyorlar.

Tanrı eğer hakikaten ‘kahhar’ olsaydı. Bu adamların bu sözlerini duyardı. Duyardı da gereğini behemehal anında yapardı.

Gazi’nin Sümerbank’ı

Dikkat buyrun, Gazi Paşa’nın önem verdiği üç banka var. Birincisi İş Bankası, ikincisi Etibank ve üçüncüsü Sümerbank. İş Bankası’nın önemi malum. Toprağın altındaki değerleri işlemekle yükümlü bankanın adı Eti, toprağın üstündeki ürünleri işlemeğe yönelik faaliyetleri değerlendiren, teşvik eden bankanın adı da Sümer.

Gazi Paşa bu isimleri tesadüfen mi buldu? Bu ne muazzam bir şuurdur. Bu ne muazzam bir tarih bilgisidir ki hem coğrafi, hem tarihi mesaj ve misyon yüklüyor. Şimdiki vekil hazretleri de Sümerbank’ı bitirmekle iftihar ediyor! Hani ‘Kahhar’dın ey Tanrı! Yaşları bencileyin 50’ye doğru olanlar için Sümerbank bir iftihar vesilesidir. Yoksul babaların ve onurlu devlet memurlarının yüz akıdır Sümerbank. Bayram günlerinde çocuklarına kundura alabileceği tek yerdir. Kızının patiskasını taksitle alacağı yegâne kurumdur. Bir çocuğun ayaklarında Sümerbank kundurası gördüğünüz zaman babasının namuslu devlet memuru olduğuna dair müteselsilsen kefil olabilirdiniz.

Dar gelirli aile reislerinin çocuklarından utanmalarını engelleyen kurumun adı Sümerbank’tı. Şimdikiler onu yok edeceklerini böbürlene böbürlene söylemekte beis görmüyorlar.

Allah müstahaklarını versin. İnşallah ve dahi âmin. Adam “satıyorum, satacağım, saattttım..” dişe bas bas bağırıyor ya hemen ardı sıra ilave de ediyor. “Yabancılara mülk satma meselesi vardı. Onu dediler, bunu dediler, biraz önlediler. Aynısını tekrar düzenleyip getireceğiz. Meclis tatilden çıkar çıkmaz, çalışmaya başlar başlamaz o gelecek.” İşportaya düşmüş ülke eylediler Türkiye’yi. Mahmutpaşa çığırtkanları gibi parsel parsel satıyorlar. Satışa karşı çıkanı da kendilerince Kasımpaşa ağzıyla azarlıyor.

“Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Erdemir’in hisselerinin yabancılara satışına karşı çıkarak istifa eden Erdemir ve İsdemir müdürlerine, “Kime satılırsa satılır, sana ne. Sen genel müdürsün. Maaşını alırsın, orayı da en iyi şekilde yönetirsin” yanıtını verdi. (Gazete haberlerinden)

Hazret, aynı demecin sonlarına doğru bir laf ediyor. “Siyasiler her tarafı çiftlik haline getirdiler.” Elhak bu söz doğrudur. Altına hiç düşünmeden imzamı da atarım, mührümü de basarım. Doğrudur, çünkü bir zamanlar bu ülke Süleyman Bey’in çiftliğiydi, istediği gibi güderdi. Sonraları iktidar partilerinin ve hempalarının çiftliği oldu. Şimdilerde dillerde terane olan bir çocuk şarkısı var: “Tayyip Baba’nın bir çiftliği var”.. Günün modası bu. Siz bakmayın bu çocuk şarkısının magazin kanallarında yayınlanmadığına. Milletin indinde popüler.

Dövlet dairelerinin mödürlerinin kılık kıyafetleri bile aynı. Adamlar namaz kıldıkları anlaşılsın diye avratlarına pantolonlarını bile ütületmiyorlar. Bıyıklarının şekli de fabrikasyon tıraş. Dudak üstü açık olacak, Başbakan’ınki öyle ya, bıyıklar kirli bıyık şeklinde olacak. Yani varlığı ile yokluğu az belli olacak. Bilmem hangi tarikatın sünnet-i şerife dediği türden olacak. Çiftlik dediğin de böyle belli olur zaten.

Erdemir meselesi

Herifler, bir kere satmayı kafalarına koymuşlar. Ne bulurlarsa satacaklar. Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkenin bir tek yolcu gemisi kalmamış. Para kazandılar!.

Vatanın toprağını satıyorlar. Para kazanacaklar. Koskoca bakanın beyanatındaki üsluba bakın. “Adamların kulaklarından para akıyor.” Tövbe estağfurullah, kulaklarından para akanların bilmem nerelerinden ne akıyor acaba? Eminim bilmiyorlardır. Ya da şimdilik fark edemediler. Yoksa para için oralarından akana da tav olurlardı.

Erdemir dedikleri aslında bağımsızlığımızın simgesi Erdemir’in künyesine bir göz atalım mı?

İsdemir: Türkiye’nin en büyük entegre demir çelik tesislerinden. 6 bin çalışanı var. Uzun çelik üreten İsdemir’in üretimini yassıya çevirecek yatırımın yapılması koşuluyla Erdemir’in oldu. 2007’de yatırımların tamamlanıp yılda 3 milyon ton kapasiteye ulaşması hedefleniyor.

Erdemir-Maden: Sivas Divriği’deki demir madeni tesislerini işletiyor ve Türkiye’deki demir cevheri arama ruhsatlarının yarısını elinde bulunduruyor. Yaklaşık 400 çalışanı var.

Erdemir-Romanya: Erdemir’in Romanya’da özelleştirmeden aldığı bu tesis, motor ve transformatör sanayiinin ana girdilerinden olan silisyumlu yassı çelik ürünleri üretiyor. Çalışan sayısı 376.

Çelbor: Kırıkkale’de yer alan şirket. Savunma sanayinin kullandığı dikişsiz boruları üretiyor. Bu şirkette 100 kişi çalışıyor.

Çelik Servis Merkezi: Gebze’de kurulu bu merkezin amacı müşterilere hizmet ihtiyacı olan ürünleri, istedikleri özelliklere ulaştırmak. Bu merkez yeni satın alınan Yarımca Porselen arazisine taşınması planlanıyor.

Erenco: Demir çelik sektöründe mühendislik, yatırım ve danışmanlık hizmetleri veren şirket Erdemir grubunun yatırımlarını planlayıp yönlendiriyor. Bu şirkete konusunda uzman 210 kişi çalışıyor.

Peki, ya limanlar?

Erdemir’in Türk sanayiine hizmetini inkâr etmek gafletin ve dalaletin ötesinde ihanettir. Erdemir denilir de, Erdemir’e ait limanlardan pek kimse bahsetmez. Erdemir bünyesinde bulunan İsdemir Limanı da Türkiye’nin Aknenizdeki en büyük limanıdır. Günlük 16 bin ton kömür, 20 bin ton cevher, 1.500 ton çelik, bin tona yakın kargo ve 600-700 ton paket kargoyu dünya standartlarında boşaltabilecek imkanlara sahip.

Sıkı durun daha bitmedi. Erdemir her şeyden önce ülkenin stratejik önemine haizdir. İskenderun Limanı, Ereğli ve Yarımca limanlarının sahibi de Erdemir’dir. Asıl önem bence burada, Göz göre göre adamlara limanlarımızı da vereceğiz. Bir de meselenin çok daha vahim bir yönü var. Sam Amca’nın ambargosunu tekme gibi kıçımıza yediğimiz günden itibaren Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ürettiği bütün araç ve gereçlerimiz Erdemir ürünü. Dahası, 1974 Kıbrıs harekâtını yapan gemilerimizin saç aksamı da Erdemir üretimi.

Eski pezevenkler şimdikiler gibi değildi. Onlar adamın müşteri olup olamayacağını yoklar. Ondan sonra adabıyla, fısıltı halinde dertlerini anlatırlardı. Şimdiki yeni yetme pezevenkler adamın kolundan tutup “Karı istemisin ağa, muamelesi iyidir” diye açıktan söylüyorlar.

Engürü egemeni olan iktidar partisinin içerisinde ‘bakan’ sıfatlı ve unvanlı 23 zat ile kendilerine milletin vekili denilir 358 zevat var. Bunların içinde eskilerden kalanlar da var, yeni yetmeler de.. Yani pazarlama zanaatını iyi biliyorlar. Yabancılara el altından fısıltı halinde pazarlıyorlar, bize gelince yeni yetmelikleri tutuyor!

Ekonomist Selim Somçağ’ın gazetelerdeki açıklamaları çok ilginç. “Türkiye’de bugün boru, gemi inşa, beyaz eşya, otomotiv sanayileri belli bir düzeye geldiyse bunu Erdemir’e borçluyuz. Böyle bir tesisin satılması için hiç bir ekonomik gerekçe bulmak mümkün değildir. Erdemir gibi stratejik ve karlı bir kuruluş neden Hazine’nin bir haftalık faiz ödemesine denk gelen bir bedelle satılmak istenmektedir? Çünkü satışın adresi bellidir: Fransa Arcelor.”

Biliyorum bir kaç satır önce bana kızdınız. Fahişe satışı örneklemesinden dolayı. Tanrı aşkına haksız mıyım yahu?Elin gavuruna pazarlık yaparken fısıltı halinde, bize gelince uluorta ve pervasızca.. Başka kimlere fısıldadılar?

Mittal: Dünyanın en büyük çelik üreticisi olan Hint şirketi geçtiğimiz günlerde İş bankası’nın iştiraki olan İzmir Demir Çelik’i aldı.

Arcelor: Fransız Usino, Lüksemburglu Arbed ve İspanyol Aceralia’nın 2002 de birleşerek kurdukları Arcelor dünya çelik piyasasının ikinci büyük oyuncusu. Arcelor’un iştiraki Arcelor Packaging ile Erdemir yüzde 50’şer payla ortak oldukları Sollac’ta ambalaj çeliği üretiyorlar.

Corus: Bir İngiliz-Hollanda ortaklığı. Büyümek için her fırsatta Erdemir’e ağzı sulanarak bakıyor.

US Steel: Kuruluşu 100 yıl önceye dayanan US Steel bir Amerikan şirketi. Son günlerde özellikle Doğu Avrupa’daki özelleştirmelerle gündeme geldi.

OAO Severstal: Rus çelik devi OAO Severstal de Erdemir’in önemli taliplileri arasında yer alıyor.

Erdemir olayına kısa bir nazar attık. Karşımıza bunlar çıktı. Yahu ben de oturmuş Erdemir’i yazıyorum. Vatan namustur diye bilirdik. Bunlar vatanın toprağını bile satıyorlar. Irzımız, namusumuz gözlerimizin önünde peşkeş çekiliyor. Yakında satacak bir şey bulamazlarsa avratlarımıza bile göz dikecekler. Ne kadar para kazanırız diye ölçüp biçecekler.

Yahu bu işi sadece bunlar mı yaptı? Hadi canım sizde 6. Filo gelecek diye genelevleri badanalayan hükümetleri, fahişeleri özel bakımdan geçirenleri de gördük biz!. Elbet sizin içinizde de görenleriniz vardır. Ama belki unutmuşsunuzdur. Hıristiyan argosunda bir laf vardır. “Rahibeyle günaha giren, papazla temize çıkamaz.” Bunlar Batı ile gerdeğe girmeye alışık. Kısa bir süre öncesine kadar zina ediyorlardı. Şimdilerde nikâh kıyacaklar. Hani ne demişler: “Leyla kiminle yatsa, Mecnun’a gebe kalır”.

Bunlar da bizi yatırıp yatırıp gebe bırakıyorlar. Bu işe isyan edenlerin sesleri de ya kısık çıkıyor, ya da kronik faranjite yakalanmış gırtlak gibi kesik kesik. Neyleyelim. Kader bu. Nasıl kaderse? 6 Filo’nun Yankeeleri gelecek diye badanalanan genelevin, 06 numarasında çalışmak zorunda kalan ve neden devlet eliyle bakımı yapıldığını bir türlü anlayamayan kader kurbanı Kader’e benziyor bizimkisi!.

Sesimiz kısık çıksa da, gırtlağımızı sıksalar da haykırmaya devam. Kalın sağlıcakla. Vesselam.