|
Özgür Erdem |
Perinçek: Tayyip'in Uçbeyi Avrasyacılıkla başlayan Tayyip-Perinçek ittifakı Lozan2005 etkinliğinin yankıları sürüyor. Perinçek’in etkinliği siyasi şova dönüştürmesi, etkinlikte konuşturulmamaktan şikayetçi aydınlar, etkinliğin Demirel’in himayesinde gerçekleşmesi, Gül’ün ve Tayyip’in Perinçek’e verdiği destek... Anlaşılan uzun süre de konuşulmaya devam edilecek. Ancak biz, Lozan2005’te tartışmanın doğru bir zeminde ilerlemesi gerektiğini düşünüyoruz. Şu sorunun yanıtını aramak gerekiyor: Bu etkinliğin gerçek amacı ve Perinçek’in bu etkinlikteki misyonu neydi? Yanıt bir siyasetçinin öne çıkma isteğinden ya da kariyeristliğinden çok daha derinde yer alıyor. Lozan2005 etkinliğinin en önemli faydası Tayyip’ten Perinçek’e uzanan, içinde Aydın Doğan’ın ve Demirel’in de yer aldığı bir ilişkiler ağını ortaya çıkarması oldu. Bu ilişkiler ağının en önemli göstergesi şüphesiz Abdullah Gül’ün, Perinçek’in gözaltına alınmasını açıkça eleştirmesi ve Türk Dışişleri’nin uzun süredir göstermediği kararlılığı oldu. Ancak bu ittifak aslında daha eskilere dayanıyor. Yaklaşık bir yıl kadar önce, Avrasyacı tezleri eleştirdiğimizde, Avrasyacılığın özünde mandacılık olduğunu, Amerikancılık ve Avrupacılıktan farklı bir şey olmadığını ve Avrasyacı tezleri pratiğe geçirecek olanın da Tayyip olacağını söylemiştik. Dediklerimiz de kısa sürede doğrulanmıştı. Perinçek’in bayraktarlığını yaptığı Avrasyacılık, Tayyip’in ABD ve AB ile olan ilişkilerini dengelemek için kullandığı dış politika unsurlarından biri haline geldi. Tayyip-Putin son 7 ayda tam 4 kez görüştüler. 82 yıllık Cumhuriyet tarihinde Türkiye ile Rusya arasında bu düzeyde toplam 4 kere bile görüşme olmamıştır. Tayyip ve Perinçek arasında kurulan bu gizli ittifak yalnızca Avrasyacılık düzleminde devam etmiyor. Kıbrıs’tan Ermeni meselesine, pek çok dış politika sorununda Tayyip’in Perinçek’le benzer tavırlar aldığını görebiliyoruz. Türkiye’de başta Perinçek olmak üzere bir kısım aydın ve siyasetçi Tayyip’in dış politika görüşlerinin bayraktarlığını yürütüyor ve Atatürkçülük adına Tayyip’in uygulamaya koyduğu görüşlerin propagandasını yürütüyor.
Perinçek: Tayyip’in uçbeyi Perinçek, İsviçre Senatosu’nun sözde Ermeni soykırımı tasarısını kabul etmemesi üzerine Lozan2005’i bir çıkartma olarak nitelendirmiş ve kendisini bir uçbeyine benzetmişti. Perinçek, kendisinin de adeta itiraf ettiği gibi, bugün Tayyip’in uçbeyine dönüşmüş durumda. Şimdi, Perinçek’in temel görüşlerine ve Tayyip’in dış politikada yaptıklarına bakalım ve parallelliklerin altını çizelim: - Türkiye-Rusya yakınlaşması: Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Türkiye ile Rusya, Tayyip döneminde Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ileri ilişkilerini kurdu. Perinçek de 2 yıldır Türkiye ile Rusya’nın ittifak kurması gerektiğinin propagandasını yapıyor. - KKTC tanınmalı: Tayyip Erdoğan’ın temel Kıbrıs tezi, KKTC’nin uluslararası kamuoyu tarafından tanınması ve Annan Planı çerçevesinde “çözüm” bulunması. Bilindiği gibi bu, ABD’nin Kıbrıs politikasıyla da örtüşüyor. Perinçek de Rusya’nın ve Azerbaycan’ın Kıbrıs’ı tanıyacak adımlar atmasını istiyor ve bu doğrultudaki açıklamalarını olumlu karşılıyor. - Batıyı Sözde Ermeni soykırımı konusunda ikna etmek: Tayyip bilindiği gibi Ermeni tarihçilerle tartışarak ve lobi faaliyeti yürüterek sözde Ermeni soykırımının Batıda kabul edilmesini engellemeye çalışıyor. Son Lozan 2005 etkinliğinde görüldüğü gibi Perinçek de bu konuda Batının ikna edilebileceğini düşünüyor. - ABD’ye karşı Almanya-Fransa’yla yakınlaşma: Tayyip, ABD’ye alternatifler yaratma peşinde. Bu yüzden Rusya’nın yanı sıra Avrupa’yla ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor. Perinçek de benzer şekilde Batı Avrupa’yı Batı ile Avrasya arasında kalmış bir ara bölge olarak tarif ediyor ve Avrupa’yı ABD’ye karşı bir seçenek olarak gösteriyor. Perinçek Tayyip’i Avrupa’yla restleşmekten kurtardı Tayyip-Perinçek anlaşmasının Tayyip açısından getirisi nedir? Bu sorunun yanıtını Perinçek’in gözaltına alınmasıyla ilgili cevaplanamayan sorularda bulabiliriz: 1- Lozan2005 etkinliğinde “Ermeni soykırımı yoktur” tezini onlarca kişi dillendirmiş olmasına karşın niye bir tek Perinçek gözaltına alındı? 2- Perinçek’in söylediklerine göre, hakkındaki gözaltı kararı Mayıs ayında çıkmış. Peki madem öyle Perinçek İsviçre’ye nasıl girebildi? 3- Madem Perinçek savcılık tarafından aranıyordu, resmi konuşmacısı olduğu bir etkinlik İsviçre makamlarından nasıl izin alabildi? Bu sorular aklımıza şu yanıtı getiriyor: “Perinçek’in gözaltına alınması Tayyip’le Perinçek’in ortak kararıyla gerçekleştirilmiş bir porovokasyondur.” Neden mi? Bilindiği gibi Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halacoğlu hakkında İsviçre’de çıkarılan gıyabi tutuklama kararı büyük yankı uyandırmıştı. Ancak Türk Dışişleri, göstermesi gereken tepkiyi bir türlü gösterememişti. Zaten göstermesi de beklenemezdi. Çünkü, AKP iktidarı 3 Ekim’deki AB zirvesinden önce AB ile herhangi bir konuda restleşmeye girmek istemez. Perinçek’in İsviçre’de gözaltına alınması böylece bir anlamda Tayyip’in günü kurtarmasına yaramış oldu. Perinçek gibi marjinal bir siyasetçi için Türk Dışişleri’nin Avrupa’yı ayağa kaldırması tabii ki beklenmiyor. Bu nedenle, gösterilen sınırlı tepki bile yeterli olacaktı. Böylece, Tayyip sınırlı tepkisiyle, hem Halacoğlu için gösteremediği tepkiyi göstermiş oldu, hem de meseleyi Avrupa’yla çok fazla restleşmeden çözmüş oldu. Perinçek: Uluslararası komploların bir numaralı aktörü Görüldüğü üzere Perinçek misyonunu layıkıyla yerine getirmeye devam ediyor. Şimdi soracaksınız, niye hep Perinçek? Nedir Perinçek’i bu tip provokasyon ve komplolarda başrole iten şey? Nedeni çok basit: Örgütsel beceriksizlik. Bilindiği gibi büyük güçler küçük güçleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanır, öne çıkarır... Bu noktada büyük güç için bir handikap, kullanılan küçük gücün öne çıkmayı fırsat bilerek büyümesi ve kontrol dışına çıkma olasılığıdır. İşte İP, bu noktada herkesin gönül rahatlığıyla kullanabileceği bir güçtür. 35 yılı aşkın bir süredir Türk siyasetinde yeri olan Aydınlık hareketi bilindiği gibi sabit bir güçte devam edegelmiştir. Her türlü dönüm noktasında ve gelişmede İP’in örgütsel gücünde bir gelişme ya da değişme yaşanmamıştır. Bu yüzden İşçi Partisi bugün Tayyip tarafından da rahatlıkla kullanılabilecek bir güç konumundadır. Ne de olsa İP bu örgütsel beceriksizlikle ileride Tayyip’in de başını ağrıtacak bir güce hiçbir zaman ulaşamayacaktır. İP’in örgütsel gücü ve etki alanı ne kadar küçük olursa olsun Atatürkçü ve devrimci anlayışta yarattığı tahrifat önemlidir. Lozan etkinliklerinin sonuçların baktığımız zaman bu tahrifatın büyüklük ve önemini de görebiliriz. Bakın, Lozan2005’in siyasi bilançosu ne oldu: 1. Lozan2005 Demirel’in himayesinde gerçekleşti. Böylece, politikaya yeniden dönüş sinyalleri vermeye başlayan Demirel’in kendisini Kuvayı Milliyeci olarak lanse etmesinin zemini de yaratılmış oldu. 2. Lozan2005 bildirgesinde Türk-Kürt kardeşliğinden bahsedildi. Türkiye’de bir kesim Kürtçü yıllardır, Kurtuluş Savaşı’nın Türk-Kürt kardeşliği sayesinde kazanıldığı propagandasını yürütüyor. Apo da son dönemde bu kesime katıldı. Bu propagandanın tek amacı, Kürtlüğü ve Kürtçülüğü zararsız bir siyaset olduğunu kabul ettirmek ve bölücülüğe yeni yasal mevziler kazandırmak. AB ve ABD’nin baskıları nedeniyle bölücülüğe taviz vermek zorundaki iktidarların da tavizkarlıklarına bahane olarak gösterebilecekleri bir politika. Bilindiği gibi Perinçek de bu tezlerin Türkiye’deki ilk savunucularından birisi. Bu boyutta, Lozan2005, Türk-Kürt kardeşliği demagojisinin yeniden meşrulaştırıldığı bir eylem haline geldi. 3. Demirel’in himayesindeki etkinlik Aydın Doğan medyasının desteğinde devam etti ve Tayyip’in himayesinde bitti. Böylece hem Lozan’ın antiemperyalist özü sulandırılmış oldu, hem de Perinçek’in kuyruğuna takılan kimi Atatürkçü aydınlarımızın da ister istemez Tayyip’in himayesine girmesine neden olundu. 4. Perinçek bilindiği gibi sol içinde Atatürk ve Lozan düşmanlığını sokan adam. 68 gençliği mücadelesinin ideolojisi olarak Atatürkçülüğü benimsemişti ve içinde Perinçek’in de yer aldığı bir operasyonla Atatürk ve Lozan düşmanlığı sol içine bir virüs gibi sokuldu. Aynı şekilde Kürtçülük ve sözde Ermeni soykırımının var olduğu tezleri de ilk olarak Perinçek tarafından dile getirildi. Bunun örneklerini okurlarımıza bu sayfalarda yer veriyoruz. Bu konuda Perinçek’in görüşlerini değiştiğini ve 30 yıl önce yazdıklarının öneminin kalmadığını söyleyenleri de uyarıyoruz. Keza, Perinçek bu tezlerin sıradan bir savunucusu değil, Türk Solu’nun içine ilk sokandır. İnanmayanları Denizlerin ve Mahirlerin 68’de Atatürk ve Lozan söyledikleriyle Perinçeklerin TİİKP Davası’ndaki savunmalarını karşılaştırmaya çağırıyoruz. O dönem 68 gençliği toptan Atatürkçülüğü ve Lozan’ı savunurken ve Kürtçülüğe prim tanımazken, Perinçek önderliğindeki TİİKP (Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi) Atatürk düşmanı tezlerin teorisyenliğini yürütüyordu. 68’in devrimci gençlik hareketine Kürtçülüğü ve Atatürk düşmanlığını sokan uğursuz operasyonun bugün yeni bir perdesini izliyoruz. Perinçek aracılığıyla Kürtçülük bu sefer de Atatürkçülerin arasında yayılmaya çalışılıyor.
ADD’nin Tayyip’in yanında ne işi var 5. Lozan2005 etkinliğinin trajik bir sonucu da ADD’nin içine düştüğü durum oldu. ADD’nin Genel Başkanının AKP iktidarının Milli Eğitim Bakanı’na danışmanlık yapmasını doğru bulmadığımız daha önce de yazmıştık. Şeriatçı bir bakana danışmanlık yürütmeyi içine sindiren anlayış tabii ki Demirel’in himayesine girmeyi de kabullenir, Tayyip’in himayesini de, Aydın Doğan’ın desteğini de... 26 Ağustos’ta Afyon’da düzenlenecek ADD etkinliğinin Lozan2005 gibi Demirel himayesinde gerçekleşeceğini görüyoruz. Anlaşılan ADD yönetimi bu konuda akıllanmamış. Dün Maocularla yanyana gelenlerin kaçınılmaz bir şekilde bugün de Tayyip’in yanında olduklarını görüyoruz. Bu da kimseyi şaşırtmasın. Atatürkçülerin yanında yer almayanlar, her zaman Atatürk karşıtlarıyla birlikte hareket etmek zorunda kalır. Lozan uçağını TÜRKSOLU nasıl düşürecekti? Lozan2005 etkinliğiyle ilgili yaptığımız yayın anlaşılan Perinçek’i rahatsız etmiş, hakkımızda o bilindik teranelerini sıralamaya devam etmiş. Ancak bu sefer daha da eğlenceli bir suçlamayla karşılaştık: “TÜRKSOLU olarak Lozan’a gidecek uçağın düşürüleceği propagandası yapmışız. Böylece katılımcıların azalacağını umut etmişiz!” Açıkçası bu propagandayı biz de Aydınlık’ta öğrendik. Bu komik yalanı bir insanın nasıl uydurabileceğini ancak Perinçek’i yakından tanıyanlar ve onun psikolojisini bilenler yanıtlayabilir. Bu noktada yanıtı Perinçek’i psikolojik açıdan incelemiş bir bilim adamına bırakmak sanırız daha doğru olacak. Bakın Kaan Arslanoğlu “Politik Psikiyatri” kitabında Perinçek ve İP için ne diyor: “Aşırı komplocu bakış paranoid düşünce dizgelerini çağrıştırmaktadır.” |