15.08.2005/Sayı:88
Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Kıbrıs
Ekonomi
Tarih
Özgün
Karakutu
Ünlem
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 

Atatürk Deniz Che

Özgür Erdem

Başbakan Tayyip Erdoğan ve uçbeyi Doğu Perinçek

Başbakan Tayyip Erdoğan ve uçbeyi Doğu Perinçek
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ve danışmanı ADD Genel Başkanı Ertuğrul Kazancı

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ve
danışmanı ADD Genel Başkanı Ertuğrul Kazancı

Perinçek: Tayyip'in Uçbeyi

Avrasyacılıkla başlayan Tayyip-Perinçek ittifakı

Lozan2005 etkinliğinin yankıları sürüyor. Perinçek’in etkinliği siyasi şova dönüştürmesi, etkinlikte konuşturulmamaktan şikayetçi aydınlar, etkinliğin Demirel’in himayesinde gerçekleşmesi, Gül’ün ve Tayyip’in Perinçek’e verdiği destek... Anlaşılan uzun süre de konuşulmaya devam edilecek. Ancak biz, Lozan2005’te tartışmanın doğru bir zeminde ilerlemesi gerektiğini düşünüyoruz. Şu sorunun yanıtını aramak gerekiyor: Bu etkinliğin gerçek amacı ve Perinçek’in bu etkinlikteki misyonu neydi? Yanıt bir siyasetçinin öne çıkma isteğinden ya da kariyeristliğinden çok daha derinde yer alıyor.

Lozan2005 etkinliğinin en önemli faydası Tayyip’ten Perinçek’e uzanan, içinde Aydın Doğan’ın ve Demirel’in de yer aldığı bir ilişkiler ağını ortaya çıkarması oldu. Bu ilişkiler ağının en önemli göstergesi şüphesiz Abdullah Gül’ün, Perinçek’in gözaltına alınmasını açıkça eleştirmesi ve Türk Dışişleri’nin uzun süredir göstermediği kararlılığı oldu. Ancak bu ittifak aslında daha eskilere dayanıyor.

Yaklaşık bir yıl kadar önce, Avrasyacı tezleri eleştirdiğimizde, Avrasyacılığın özünde mandacılık olduğunu, Amerikancılık ve Avrupacılıktan farklı bir şey olmadığını ve Avrasyacı tezleri pratiğe geçirecek olanın da Tayyip olacağını söylemiştik. Dediklerimiz de kısa sürede doğrulanmıştı. Perinçek’in bayraktarlığını yaptığı Avrasyacılık, Tayyip’in ABD ve AB ile olan ilişkilerini dengelemek için kullandığı dış politika unsurlarından biri haline geldi. Tayyip-Putin son 7 ayda tam 4 kez görüştüler. 82 yıllık Cumhuriyet tarihinde Türkiye ile Rusya arasında bu düzeyde toplam 4 kere bile görüşme olmamıştır.

Tayyip ve Perinçek arasında kurulan bu gizli ittifak yalnızca Avrasyacılık düzleminde devam etmiyor. Kıbrıs’tan Ermeni meselesine, pek çok dış politika sorununda Tayyip’in Perinçek’le benzer tavırlar aldığını görebiliyoruz. Türkiye’de başta Perinçek olmak üzere bir kısım aydın ve siyasetçi Tayyip’in dış politika görüşlerinin bayraktarlığını yürütüyor ve Atatürkçülük adına Tayyip’in uygulamaya koyduğu görüşlerin propagandasını yürütüyor.

İsviçre Savcısı’na “Ermeni Soykırımı bir yalandır” diyen Perinçek, acaba Türk savcılarına ne demişti?

Doğu Perinçek: Ankara Hükümeti
Lozan’da emperyalistlerle uzlaştı

Lozan, Emperyalizme Karşı Mücadelede
Kemalist Burjuvazi İçin Dönüm Noktası Oldu

Ankara hükümeti, Lozan’da barış masasına, arkasında silahla kazanılmış bir milli kurtuluş zaferi olduğu halde oturdu. Sovyetleri Birliği’nin kararlı desteği ve emperyalistlerin zaafı, Türkiye’yi, Lozan görüşmelerinde daha da güçlü hale getiriyordu.

Emperyalistler, Milli Kurtuluş Savaşımızın Sovyet Devrimiyle birleşmesinden ve Türkiye’deki Emperyalist menfaatlerine daha büyük darbeler indirilmesinden korkuyordu. Türkiye’de milli savaşın devan etmesi, Asya ve Afrika’da ezilen halkların, özellikle Müslüman halkların mücadelesini güçlendiriyordu. Diğer taraftan, emperyalist ülkelerin halkları savaşa karşı çıkıyordu. İngiliz emperyalistlerinin Türkiye’ye tamamen hakim olmasını istemeyen Fransız ve İtalyan hükümetleri, İngiltere’nin askerî müdahaleyi durdurmasını istiyorlardı.

Böylece Lozan’da emperyalistler, Türkiye’nin siyasi bağımsızlığını tanımak ve kapitülasyonların kaldırılmasını kabul etmek zorunda kaldılar. Buna karşılık Türkiye, emperyalistlerin yurdumuz üzerinde iktisadi hâkimiyetlerini devam ettirmelerini mümkün kılan tavizler verdi.

Ankara hükümeti, Lozan’da, Türkiye halkının büyük fedakârlıklarla kazandığı zaferin semerelerini toplamadı. Bağımsızlığımızı kayıtsız şartsız destekleyen Sovyetler’in dostluğuna sırt çevirdi. Emperyalistlerle uzlaştı. Bu uzlaşma, burjuvazinin karakterinden ileri geliyordu. Çünkü milli burjuvazi hızla zenginleşmek ve büyümek istiyordu, sınıf menfaatlerini Batı emperyalistleriyle uzlaşmada görüyordu.

Ankara hükümeti, konferans öncesinde emperyalistlerle uzlaşma zemini hazırlayabilmek için, emperyalistlerin Sovyetler Birliği’nin konferansa katılmaması isteklerini kabul etti. Sovyetler Birliği konferansa sınırlı bir şekilde katıldı. Buna rağmen, Türkiye’nin bağımsızlığını Ankara hükümetinden daha kararlı bir şekilde savundu. Boğazlar ve Marmara Denizi üzerinde Türkiye’nin egemenliği için mücadele etti. Sovyet Dışişleri Bakanı Çiçerin şöyle diyordu: “Yakındoğu’da barış halinin biricik sağlam temeli, Türkiye’nin özgürlüğü ve egemenliğidir. Sovyet teklifi, geçici bir kombinezonu değil, ama bir zaferle yaşama hakkı kazanan Türk halkının haklarının korunmasını istiyor.” (S.İ. Aralov, Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Hatıraları, Versa Yayıncılık Grubu s.205)

Kemalist burjuvazi, daha 1921 yılının ilk aylarından itibaren emperyalistlerle uzlaşmaya başlamıştı. Lozan, emperyalizme karşı mücadelesinde dönüm noktası oldu.

Lozan’da verilen tavizler sebebiyle, emperyalistler adım adım Türkiye’ye yeniden nüfuz ettiler ve sonuç olarak Türkiye yarı-sömürge olmaktan kurtulamadı. Ülkenin bütün önemli mali, ticari ve sınai kuruluşları emperyalistlerin elinde kaldı. Alman, Fransız, İngiliz, Belçika, Hollanda, İtalyan ve Amerikan sermayesi, demiryolu, bankacılık, havagazı ve tramvay işletmeleri, ticaret ve maden alanlarına geniş ölçüde hakimdi. Diğer taraftan Osmanlı borçları, emekçilerin alın teriyle yarattığı değerlerle ödendi. 1929’a kadar devam etmesi kabul edilen gümrük serbestisiyle emperyalist tekeller ve işbirlikçileri, geniş işçi ve köylü kitlelerini azgınca sömürmeye devam ettiler. Boğazlar üzerindeki egemenlik haklarımız yabancılara bırakıldı. Kürdistan’ın parçası olan Musul petrol bölgesinde İngiliz işgali fiilen devam etti. Vatan hainleri Lozan hükmüyle affedildi.

Şefik Hüsnü, Lozan Konferansı hakkında şunları söylüyordu:

“İtilaf bezirgan hükümetlerinin açıkgöz temsilcileri, iktisadi ve mali çıkarlarını sağlam kazığa bağladıklarına kanaat getirerek belirli sınırlar izinde egemenlik haklarımızı onaylayan antlaşmaya ve ona bağlı mukavelelere imzalarını koydular. Avrupa kapitalistleri, bizi bağımsız bir hükümet tanımakla gelir kaynaklarımızı ve iş gücümüzü doymaz bir iştihayla sömürmek ve dolayısıyla ekonomik bağımlılıkları altına almak niyetinden vazgeçmiş olmuyorlar.” (Aydınlık, Sayı 16, 1 Ağustos 1923)

(TİİKP Davası savunma, sf. 189-191)

Perinçek: Tayyip’in uçbeyi

Perinçek, İsviçre Senatosu’nun sözde Ermeni soykırımı tasarısını kabul etmemesi üzerine Lozan2005’i bir çıkartma olarak nitelendirmiş ve kendisini bir uçbeyine benzetmişti. Perinçek, kendisinin de adeta itiraf ettiği gibi, bugün Tayyip’in uçbeyine dönüşmüş durumda. Şimdi, Perinçek’in temel görüşlerine ve Tayyip’in dış politikada yaptıklarına bakalım ve parallelliklerin altını çizelim:

- Türkiye-Rusya yakınlaşması: Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Türkiye ile Rusya, Tayyip döneminde Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ileri ilişkilerini kurdu. Perinçek de 2 yıldır Türkiye ile Rusya’nın ittifak kurması gerektiğinin propagandasını yapıyor.

- KKTC tanınmalı: Tayyip Erdoğan’ın temel Kıbrıs tezi, KKTC’nin uluslararası kamuoyu tarafından tanınması ve Annan Planı çerçevesinde “çözüm” bulunması. Bilindiği gibi bu, ABD’nin Kıbrıs politikasıyla da örtüşüyor. Perinçek de Rusya’nın ve Azerbaycan’ın Kıbrıs’ı tanıyacak adımlar atmasını istiyor ve bu doğrultudaki açıklamalarını olumlu karşılıyor.

- Batıyı Sözde Ermeni soykırımı konusunda ikna etmek: Tayyip bilindiği gibi Ermeni tarihçilerle tartışarak ve lobi faaliyeti yürüterek sözde Ermeni soykırımının Batıda kabul edilmesini engellemeye çalışıyor. Son Lozan 2005 etkinliğinde görüldüğü gibi Perinçek de bu konuda Batının ikna edilebileceğini düşünüyor.

- ABD’ye karşı Almanya-Fransa’yla yakınlaşma: Tayyip, ABD’ye alternatifler yaratma peşinde. Bu yüzden Rusya’nın yanı sıra Avrupa’yla ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor. Perinçek de benzer şekilde Batı Avrupa’yı Batı ile Avrasya arasında kalmış bir ara bölge olarak tarif ediyor ve Avrupa’yı ABD’ye karşı bir seçenek olarak gösteriyor.

Perinçek Tayyip’i Avrupa’yla restleşmekten kurtardı

Tayyip-Perinçek anlaşmasının Tayyip açısından getirisi nedir? Bu sorunun yanıtını Perinçek’in gözaltına alınmasıyla ilgili cevaplanamayan sorularda bulabiliriz:

1- Lozan2005 etkinliğinde “Ermeni soykırımı yoktur” tezini onlarca kişi dillendirmiş olmasına karşın niye bir tek Perinçek gözaltına alındı?

2- Perinçek’in söylediklerine göre, hakkındaki gözaltı kararı Mayıs ayında çıkmış. Peki madem öyle Perinçek İsviçre’ye nasıl girebildi?

3- Madem Perinçek savcılık tarafından aranıyordu, resmi konuşmacısı olduğu bir etkinlik İsviçre makamlarından nasıl izin alabildi?

Bu sorular aklımıza şu yanıtı getiriyor: “Perinçek’in gözaltına alınması Tayyip’le Perinçek’in ortak kararıyla gerçekleştirilmiş bir porovokasyondur.” Neden mi?

Bilindiği gibi Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halacoğlu hakkında İsviçre’de çıkarılan gıyabi tutuklama kararı büyük yankı uyandırmıştı. Ancak Türk Dışişleri, göstermesi gereken tepkiyi bir türlü gösterememişti. Zaten göstermesi de beklenemezdi. Çünkü, AKP iktidarı 3 Ekim’deki AB zirvesinden önce AB ile herhangi bir konuda restleşmeye girmek istemez.

Perinçek’in İsviçre’de gözaltına alınması böylece bir anlamda Tayyip’in günü kurtarmasına yaramış oldu. Perinçek gibi marjinal bir siyasetçi için Türk Dışişleri’nin Avrupa’yı ayağa kaldırması tabii ki beklenmiyor. Bu nedenle, gösterilen sınırlı tepki bile yeterli olacaktı. Böylece, Tayyip sınırlı tepkisiyle, hem Halacoğlu için gösteremediği tepkiyi göstermiş oldu, hem de meseleyi Avrupa’yla çok fazla restleşmeden çözmüş oldu.

Perinçek: Uluslararası komploların bir numaralı aktörü

Görüldüğü üzere Perinçek misyonunu layıkıyla yerine getirmeye devam ediyor. Şimdi soracaksınız, niye hep Perinçek? Nedir Perinçek’i bu tip provokasyon ve komplolarda başrole iten şey?

Nedeni çok basit: Örgütsel beceriksizlik. Bilindiği gibi büyük güçler küçük güçleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanır, öne çıkarır... Bu noktada büyük güç için bir handikap, kullanılan küçük gücün öne çıkmayı fırsat bilerek büyümesi ve kontrol dışına çıkma olasılığıdır. İşte İP, bu noktada herkesin gönül rahatlığıyla kullanabileceği bir güçtür. 35 yılı aşkın bir süredir Türk siyasetinde yeri olan Aydınlık hareketi bilindiği gibi sabit bir güçte devam edegelmiştir. Her türlü dönüm noktasında ve gelişmede İP’in örgütsel gücünde bir gelişme ya da değişme yaşanmamıştır. Bu yüzden İşçi Partisi bugün Tayyip tarafından da rahatlıkla kullanılabilecek bir güç konumundadır. Ne de olsa İP bu örgütsel beceriksizlikle ileride Tayyip’in de başını ağrıtacak bir güce hiçbir zaman ulaşamayacaktır.

İP’in örgütsel gücü ve etki alanı ne kadar küçük olursa olsun Atatürkçü ve devrimci anlayışta yarattığı tahrifat önemlidir. Lozan etkinliklerinin sonuçların baktığımız zaman bu tahrifatın büyüklük ve önemini de görebiliriz. Bakın, Lozan2005’in siyasi bilançosu ne oldu:

1. Lozan2005 Demirel’in himayesinde gerçekleşti. Böylece, politikaya yeniden dönüş sinyalleri vermeye başlayan Demirel’in kendisini Kuvayı Milliyeci olarak lanse etmesinin zemini de yaratılmış oldu.

2. Lozan2005 bildirgesinde Türk-Kürt kardeşliğinden bahsedildi. Türkiye’de bir kesim Kürtçü yıllardır, Kurtuluş Savaşı’nın Türk-Kürt kardeşliği sayesinde kazanıldığı propagandasını yürütüyor. Apo da son dönemde bu kesime katıldı. Bu propagandanın tek amacı, Kürtlüğü ve Kürtçülüğü zararsız bir siyaset olduğunu kabul ettirmek ve bölücülüğe yeni yasal mevziler kazandırmak. AB ve ABD’nin baskıları nedeniyle bölücülüğe taviz vermek zorundaki iktidarların da tavizkarlıklarına bahane olarak gösterebilecekleri bir politika. Bilindiği gibi Perinçek de bu tezlerin Türkiye’deki ilk savunucularından birisi. Bu boyutta, Lozan2005, Türk-Kürt kardeşliği demagojisinin yeniden meşrulaştırıldığı bir eylem haline geldi.

3. Demirel’in himayesindeki etkinlik Aydın Doğan medyasının desteğinde devam etti ve Tayyip’in himayesinde bitti. Böylece hem Lozan’ın antiemperyalist özü sulandırılmış oldu, hem de Perinçek’in kuyruğuna takılan kimi Atatürkçü aydınlarımızın da ister istemez Tayyip’in himayesine girmesine neden olundu.

4. Perinçek bilindiği gibi sol içinde Atatürk ve Lozan düşmanlığını sokan adam. 68 gençliği mücadelesinin ideolojisi olarak Atatürkçülüğü benimsemişti ve içinde Perinçek’in de yer aldığı bir operasyonla Atatürk ve Lozan düşmanlığı sol içine bir virüs gibi sokuldu. Aynı şekilde Kürtçülük ve sözde Ermeni soykırımının var olduğu tezleri de ilk olarak Perinçek tarafından dile getirildi. Bunun örneklerini okurlarımıza bu sayfalarda yer veriyoruz.

Bu konuda Perinçek’in görüşlerini değiştiğini ve 30 yıl önce yazdıklarının öneminin kalmadığını söyleyenleri de uyarıyoruz. Keza, Perinçek bu tezlerin sıradan bir savunucusu değil, Türk Solu’nun içine ilk sokandır. İnanmayanları Denizlerin ve Mahirlerin 68’de Atatürk ve Lozan söyledikleriyle Perinçeklerin TİİKP Davası’ndaki savunmalarını karşılaştırmaya çağırıyoruz. O dönem 68 gençliği toptan Atatürkçülüğü ve Lozan’ı savunurken ve Kürtçülüğe prim tanımazken, Perinçek önderliğindeki TİİKP (Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi) Atatürk düşmanı tezlerin teorisyenliğini yürütüyordu. 68’in devrimci gençlik hareketine Kürtçülüğü ve Atatürk düşmanlığını sokan uğursuz operasyonun bugün yeni bir perdesini izliyoruz. Perinçek aracılığıyla Kürtçülük bu sefer de Atatürkçülerin arasında yayılmaya çalışılıyor.

Perinçek: “İttihatçı kompradorlar
yüzbinlerce Ermeniyi katletti”

“İttihatçı kompradorlar, milli azınlıklar üzerinde de baskı ve katliam politikası uyguladı. Doğuda yüzbinlerce Ermeniyi katletti. Geri kalanlarını da yurtlarından sürdü. Arap ve Kürt milliyetçilerine çeşitli baskılar uyguladı. (TİİKP Savunma, sf. 154)”

Perinçek ve grubu Ermeni soykırımını 1974 yılında yayınladıkları TİİKP Davası Savunma, kitabında işte böyle kabul ediyordu. Üstelik Perinçek, savunmasında sözde Ermeni soykırımının başlangıcını Abdülahmit dönemine kadar götürüyordu:

“Abdülhamit satın aldığı Kürt beylerine kurdurduğu Hamidiye Alayları’nı Ermenilerin üzerine saldırtarak ner iki milliyeti birbirine kırdırdı ve mücadelelerini yok etmeye çalıştı. (...) Saltanatı Doğu Anadolu’da katledilen onbinlerce emekçinin ve İstanbul sokaklarında öldürülen binlerce Ermeni’nin kanıyla boyandı.” (age, sf. 146)

“Perinçek değişti” diyenlerin bu alıntılara nasıl itiraz ettiğini görür gibi oluyoruz. Ancak hatırlatmak isteriz ki, TİİKP Davası Savunma, hâlâ İP tarafından sahiplenen, Kaynak Yayınları tarafından satışı sürdürülen ve İP içinde adeta bir eğitim kitabı muamelesi gören ve Perinçek tarafından çok önemsenen bir kitap olma özelliğini sürdürüyor. Üstelik, Perinçek’in yayınladıklar arasında sözde Ermeni soykırımını savunan tek eser değil. Çok eski değil, 5 yıl önce, 2000 yılında Perinçek’in yayınladığı, sunuş yazısını da bizzat kendisinin yazdığı Ermeni tarihçi Rem Kazancyan’ın “Bolşevik-Kemalist-İttihatçı İlişkileri” isimli kitabının dipnotlarında Enver, Talat ve Cemal Paşalardan bakın nasıl bahsediyor: “Cemal Paşa, (...) 1915 Ermeni soykırımının örgütleyici ve yönlendiricilerinden biri olmuştur.” Aynı tanım Enver Paşa için yapılıyor. Talat Paşa için ise şöyle deniyor: “Türkiye’de 1915 Ermeni soykırımının başta gelen örgütleyicisi”

Peki, kitabın dipnotları kim tarafından hazırlanmış dersiniz: Mehmet Perinçek. Tam babasının oğlu...

ADD’nin Tayyip’in yanında ne işi var

5. Lozan2005 etkinliğinin trajik bir sonucu da ADD’nin içine düştüğü durum oldu. ADD’nin Genel Başkanının AKP iktidarının Milli Eğitim Bakanı’na danışmanlık yapmasını doğru bulmadığımız daha önce de yazmıştık. Şeriatçı bir bakana danışmanlık yürütmeyi içine sindiren anlayış tabii ki Demirel’in himayesine girmeyi de kabullenir, Tayyip’in himayesini de, Aydın Doğan’ın desteğini de...

26 Ağustos’ta Afyon’da düzenlenecek ADD etkinliğinin Lozan2005 gibi Demirel himayesinde gerçekleşeceğini görüyoruz. Anlaşılan ADD yönetimi bu konuda akıllanmamış. Dün Maocularla yanyana gelenlerin kaçınılmaz bir şekilde bugün de Tayyip’in yanında olduklarını görüyoruz. Bu da kimseyi şaşırtmasın. Atatürkçülerin yanında yer almayanlar, her zaman Atatürk karşıtlarıyla birlikte hareket etmek zorunda kalır.

Lozan uçağını TÜRKSOLU nasıl düşürecekti?

Lozan2005 etkinliğiyle ilgili yaptığımız yayın anlaşılan Perinçek’i rahatsız etmiş, hakkımızda o bilindik teranelerini sıralamaya devam etmiş. Ancak bu sefer daha da eğlenceli bir suçlamayla karşılaştık: “TÜRKSOLU olarak Lozan’a gidecek uçağın düşürüleceği propagandası yapmışız. Böylece katılımcıların azalacağını umut etmişiz!”

Açıkçası bu propagandayı biz de Aydınlık’ta öğrendik. Bu komik yalanı bir insanın nasıl uydurabileceğini ancak Perinçek’i yakından tanıyanlar ve onun psikolojisini bilenler yanıtlayabilir. Bu noktada yanıtı Perinçek’i psikolojik açıdan incelemiş bir bilim adamına bırakmak sanırız daha doğru olacak. Bakın Kaan Arslanoğlu “Politik Psikiyatri” kitabında Perinçek ve İP için ne diyor: “Aşırı komplocu bakış paranoid düşünce dizgelerini çağrıştırmaktadır.”