|
Prof. Dr. Ahmet Ercan |
|
Lozan’da konuşmacı olmak Konuşmalar Lozan’da biri basın toplantısı, diğeri otel içi konuşmalar, diğeri Lozan açık alanı ile tünlükte (salonda) yapılan konuşmalar olmak üzere dört ayrı konuşma yapıldı. Ayrıca, basın bildirisinin oluşturulması için bir de kurul oluşturulmuştu. Sayın Doğu Perinçek önceden düzenleyip, bastırdığı bildiriyi dağıttıktan sonra, “Bunlar görüşlerinize açık, önerileriniz olursa değiştiririz” deme olgunluğunu gösterdi. Türkiye’ye döndükten sonra, Lozan’da konuşturulanların uzun tartışmalardan sonra seçildiğini Sayın Baykam’dan öğrenmem doğrusuya beni üzdü. Çünkü, bazı kişiler iki kez konuşturulurken, bazılarının söyleyecek sözleri bile yoktu, kimisi ise orada neden bulunduğumuzun bilinci dışında yuvarlak tarihsel konuşmalar yaptılar. “ Benden öncekiler her şeyi konuştu ben ne diyeceğimi bilmiyorum” diyen kişiler bile vardı.. Ben, 4 yerel gazete 3 dergiye köşe yazan sizler gibi yurtsever bir kişiyim. Son gün Lozan Antlaşması’nın onaylandığı tünlükte, Sayın Bedri Baykam’a söz verilmesi gerektiğini ısrarla sayın Ferit İlsever’e yeniden söylerken, bunca konuşandan sonra bana da 60 saniye(1 dakika) söz vermesini istedim. Adımı öylesine yazdı. Ancak söz vermedi. Ben de Baykam gibi özgün bir değinim (konuşma değil…!) yapacaktım. Olmadı. Tartışma konusu yapmadım. Ancak Ferit Bey’in davranışı da pek ince değil kırıcı idi. Olayı karambola getirdi, işi düşündüğü gibi bitirdi. Oraya kimse gösteriş için gelmemişti. Kişiler ocaklarını (partilerini), katı tutumlarını, yurtsever görüşlerinin ardına bırakarak ulaşmışlardı Lozan’a. Sonra düşündüm! Acaba neden kimi boş sözlere dakikalarca yer verilirken bana 60 saniye bana verilmedi diye! Ne var ki, tünlükde olan çok değerli başka kişiler de konuşmak isterdi. Buna olanak yoktu. Süre dardı. Düzenleyicinin bir kısıtlama koyması doğaldı. Biraz alındık ancak olayı olumlu yönünden görmek gerekir. Biz de, başarı coşkumuzu bölüştüğümüz, çok güzel bir akşam yemeği yediğimiz, sanki bir yeşil uçmak (cennet) içindeki Türk aşevinde, ülkü birliğindeki Türklerle Ege türküleri, baturluk çığırıları söyleyerek utkumuzu göklere, gönüllere doğru duyurduk. Türk- Kürt kardeşliği Sayın Perinçek’in basın bildirisinde; Türk-Kürt kardeşliği yazıyordu. Ben bunun şiddetle çıkarılmasını istedim. Bir Diyarbakırlı dışında herkes benle aynı düşüncede idi. Çünkü, Lozan’da Türklük doğmuştu. Yeni ulusa Türk Ulusu denmişti. Lozan’ın en büyük kazanımı olan bütün ilkut (üniter devlet), bir ulus kavramını Lozan’da nasıl karşı durabilirdik ? Bu ne büyük bir çelişkiydi ? Lozan’da Atatürk ile İnönü’nün direnmesiyle ümmetten doğmuş yeni Türk Ulusu soylara göre ayrılmamış, Batının yoğun baskısı ile ne yazık ki dinlere göre azınlık-çoğunluk diye ayrılmıştır. Türk-Kürt kardeşliği Lozan’ın ilkelerine aykırı, Türkiye’yi bölen bir söylemdi. Bu ancak PKK’nın, ayrıca Türkiye’yi bölmek isteyen dış güçlerin işine yarardı. Sonuçta bu söylem bildiriden Türk Ulusu diye değiştirilerek çıktı. Buna mutlu oldum. Diğer türlü Lozan’da ağzımızı yüzümüzü bulaştırıp dönecektik. Avrupalı Türklerden giriş ücreti En ayıp olanı, bizim son konuşmaları dinlediğimiz, Lozan Antlaşması’nın onaylandığı tünlüğe yalnızca Türkiye’den gelenlerin öncelikle alınması, Avrupa Türklerinin arda bırakılmasıydı. Toplantı bitiminde Nasuh Mahruki ‘ye yakınan 25 yaşlarındaki bir Almanyalı Türk kızının kırgın yüreğiyle söylediğinden utanç duymuştum. “12 saat yoldan otobüslerle yalnızca Lozan düşüncesini yansıtmak için geldik. Ancak, konuşma tünlüğüne (salonuma) alınmadık. Bizden giriş için yabancı akça, avro, istediler” diye, çok üzüntülü, aşağılanmış, düş kırıklığına uğramış gencecik, Türklük özlemiyle büyümüş bir Türk kızı, ağlamaklı yakınıyordu. Çünkü kızın anlatımına göre düzenleme kurulundan Nuran Hanım, kapıyı tutarak onlardan giriş için alındı belgesiz, önce 100 avro istediği, sonra bunu 70, daha sonra da 50’ye dek düşürmüş olması idi. Oysa biz ödeme yapmadan tünlüğe girmiştik. Ödemek için bir gerekte yoktu. Eğer bu olay doğru ise Avrupa’nın taaa ötelerinden büyük bir ulusal güdüyle kopup gelenlere çok ayıp oldu. Biz içerde onlar dışarıda kaldı. Çoğu konuşmaları izleyemeyip, göl kıyısındaki yeşil alanlara, yollara, bönevlerine (kahvehanelere) savruldular. Bu yakınım Lozan toplantısının üzerine kara bir gölge gibi düştü. Elinden sigaranın düşmediği bu ufak tefek düzenleyici kadının çirkin davranışı, güzel olan bir çok girişimin üzerine kuşkulu, kara bir örtü sermişti. Bu konu araştırılıp açıklığa kavuşturulmalıdır. Gerçi şu da unutulmamalı, Lozancıların sayısı 225 kişi Türkeli’nden, gerisi Kutyak’dan (Avrupa’dan) olmak üzere yaklaşık 3 bin kişiydi. Ancak tünlük yaklaşık 6-7 yüz kişi alabiliyordu. İster istemez gelenlerin çoğu toplantıyı dinleyemeyecekti…Ne var ki Lozan alanındaki açık alan toplantısını tümümüz bir arada katılabilmiştik. Sonuç Çok önemli olmayan eksikliklere karşın, kişisel yanlışlığa dayalı birkaç davranış dışında Lozan 2005 düzenlemesi; sömürgen, şımarık, ipi kopmuş, yayılmacı, saldırgan Batıya karşı Türk yurtseverlerinin, Atatürkçülerin Batının orta göbeğinde bir başkaldırı örneği idi. Çok başarılı oldu. Kaldı ki ağustos’un ilk yediline (haftasında), yersiz tutuklamalar nedeniyle sayın Tüzmen’in İsviçreli bir bakanın Türkiye’ye gelmesini ertelemesiyle, İsviçre’nin kulağı bir kez daha çekilmiş, bunun sonucunda yeniden düşünen İsviçre, sözde Ermeni soykırımı konusunda diretmesinden yan çizmeye başlamıştır. Bu ulusal direnişimizin ilk ürünüdür, onurlu davranışın tez gelen bir kazanımıdır. Bu düzenlemeyi yapan başta İP ile ADD, Avrupa’daki Türk dernekleri ile katılan Türk aydınları çok büyük bir görevi yerine getirmişlerdir. Ufak tefek aksamalar nedeniyle bu direnişe asla gölge düşürülmemelidir. Tersine bu tür direnişler, yurt içi ile dışında yinelenmelidir taaa ulusal uyanışı sağlayıncaya değin. Demek ki birlikten güç doğuyor, birlikte daha doğruları buluyoruz. Umarız her katılanın katkıları ile doğan bu onurlu ulusal baş kaldırı, ulusal ilkutu (devleti) yeniden Atatürkçü çizgiye getirinceye dek sürer. Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür , Bir orman gibi kardeşçesine. Koşun yurtseverler el ele. |