18.07.2005/Sayı:86
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yekta Güngör Özden
Türkiye
Yekta Güngör Özden
Yekta Güngör Özden
Ekonomi
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Kapak

Ali Özsoy

Londra! Senin için üzülmüyoruzÇeşme'deki terörün kurbanı bir Türk

İngiliz’e olunca “terör”, Türk’e olunca “eylem”

Türkiye’de PKK terörü ABD ve AB desteğiyle azdı. Sivil asker yüzlerce vatan evladımız yine emperyalist uşağı PKK’lı teröristlerin haince saldırılarıyla şehit olmaya başladı.

Türkiye’ye çok yönlü bir “müttefik” saldırısı var. Türk Milleti ve devletine ise kendini savunma hakkı yasaklanmış durumda. Hatta şehitlerimiz için ağlamamız bile engellenmek isteniyor. Türk için ağlamak yasak. Ama düşmanlarımız için tüm medya ağıt yakıyor. Hatta resmi devlet törenleri düzenleniyor.

Türkiye’ye düşman olanlar düşmanlığın gereklerini çok iyi yerine getiriyor. Ama Türkiye açısından durum tam tersi.

Afganistan’ı ve Irak’ı işgal eden İngiltere’nin kalbi Londra’da gerçekleşen saldırıda 50’yi aşkın kişi öldü. Türkiye’de tüm medya, devlet yetkilileri olayı kınadı. Tayyip ve Abdullah Gül “terörü” kınadılar, kararlılık gösterileri düzenlediler. Ortak cephe önerdiler. Hatta 14 Temmuz günü AB kararı doğrultusunda tüm devlet kuruluşlarında 2 dakikalık saygı duruşu gerçekleştirildi. Terör kurbanı Iraklı çocuk

Tüm gazeteler günlerce Londra’yı manşetten indirmedi. Lanetler okundu. Kurbanların yaşam öyküleri tek tek yazıldı. Televizyonlar özel programlar yayınladı. Avrupa’daki terör tehdidinin nasıl engelleneceği “uzmanlar” ve gazetecilerce tartışıldı.

Peki Londra’nın bombalanması için bu ağıtlar ve lanetlemeler hangi ülkede gerçekleşiyor? Terörün her gün can aldığı, demiryollarından turistik otellere, karakollardan restoranlara her türlü hedefe saldırıların düzenlendiği, yüzlerce insanın teröristlerce katledildiği ve sakat bırakıldığı bir ülkede: Türkiye’de.

Ve kendi ülkemizde televizyonlarda, gazetelerde, siyasetçilerin ağzında kendi vatandaşlarımızın teröre kurban gitmesi hakkında hiçbir şey duymazken, PKK açıkça siyasi faaliyet gösterip, göz göre göre katliamlar düzenlerken, Türk Milleti’nden Londra’daki “terörü” lanetlememiz, teröre karşı ABD’nin kurduğu cephede en öne koşmamız isteniyor.

Peki Batının “teröristi”ne karşı savaşmamız istenirken, Türkiye’deki PKK’lı teröriste Batı ne diyor? “Silahlı milis.” Terör saldırısına ise “silahlı eylem.”

Batı tercihini çoktan yapmış. Biz Batı destekli terörün katlettiği vatandaşlarımıza mı üzüleceğiz, yoksa ölen Batılılara mı? Artık Türkler tercihini yapmalı.

İngiliz’e 1548, Türk’e 30 cm kareİngiliz’e 1548, Türk’e 30 cm kare

Türk’e karşı çifte standardı ve medyada ihanete varan gafleti vurgulamak için çok basit bir hesap yapacağız. İlkokul 4’e giden ve cetvel kullanmasını bilen her çocuk bu hesabı yapabilir.

Tarih 2 Temmuz 2005. Elazığ Tatvan seferini yapan posta trenine PKK’lılar uzaktan kumandalı bombayla saldırıyor. Bu PKK’nın son 2 ayda bölgede düzenlediği onlarca bombalı saldırıdan yalnızca biri. Trendeki 5 memur ölüyor.

Ertesi gün büyük medyanın sayfalarını bu haber için karıştırdığınızda ancak iç sayfalarda küçük bir bilgi olarak bulabilirsiniz. Ama biz insafa gelip, Doğan medyanın gazetesi Milliyet’in birinci sayfadan verdiği haberi örnek alalım.

Bu haber birinci sayfanın sağda en alt köşesinde küçücük bir kutuya sıkıştırılmış bir haberdi. Başlık “PKK Raya Bomba Döşedi.” Haber tam olarak 5 cm eninde 6 cm boyunda yani 30 cm kareydi. Yanında aynı gün Londra’da düzenlenen bir konserin haberine tam 8 kat yer ayrıldı.

Tarih 7 Temmuz 2005. Londra’daki saldırı gerçekleşiyor. Haber manşette, büyük puntolarla “Lanet Olsun” diye yer aldı. Tüm birinci sayfa bu habere ayrıldı. Blair’in kararlı bakışlarla arkasında Bush ve Chirac. Üst başlık “Başaramazlar.” Meraklısı için hesapladık. Bingöl’de Türk vatandaşlarının şehit edildiği terör saldırısına sadece 30 cm kare ayıran Milliyet gazetesi, Londra olayı için 43 çarpı 36 yani tam 1548 cm kare birinci sayfadan yer ayırdı. İç sayfalarda devam eden ve günlerce süren yayın cabası.

Bu sadece küçük bir örnek. Medya, PKK terörüne karşı üç maymunu oynuyor. Ölen Türk olunca insan canının çok bir önemi yok. Hatta PKK’yla ateşkes çağrıları yapan manşetler, PKK’nın taşeronlarını “duyarlı aydınlar” olarak yansıtan yorumlar, büyük medyanın “tarafsız” olmanın ötesinde Batıdan gelen talimatlar doğrultusunda taraf olduğunu gösteriyor. PKK’ya açıkça akıl öğretiliyor. “3 Ekim’e kadar saldırma. Ateşkes yap. Türkiye’nin AB süreci tehlikeye girerse hepimiz için kötü olur” yorumları yapılıyor.

Büyük medya İngilizlere ağlamaya devam etsin, TÜRKSOLU olarak Türk’ün avukatlığını yapacağız.

ABD’nin adeta bir öncü işgal kolu gibi Türkiye’ye soktuğu PKK’lı katillerin sadece son iki ayda düzenlediği terör eylemlerinin kısa bir bilançosunu hazırladık. Son iki ayda yüzlerce saldırı, bombalama, yol kesme, adam kaçırma olayı yaşandı. Hazırladığımız liste sadece kısa bir özet. Gazetelerin iç sayfalarında köşelere sıkışmış olarak belki bu saldırıların haberine ulaşabilirsiniz. PKK terörüne kurban giden insanlarımızın sayısı son bir yılda 2004’e göre neredeyse 30 kat arttı. 2004’te terörist saldırılar sonucu 5 kişi şehit olurken, bu sene temmuz ayı itibariyle bir yılda 114 şehit verdik.

Peki bu olaylar nerede oluyor? Yani AKP iktidarının iç güvenliği TSK’nın görev alanından çıkarmak istediği, AB büyükelçilerinin Türk Ordusu’nun Güneydoğu’dan çekilmesini istediği, medyanın “uluslararası teröre” karşı İran ve Suriye işgalleri için Türkiye’yi ABD’nin sokmaya çalıştığı bir ülkede: Türkiye’de.

Terörün katlettiği Türk vatandaşlarının sayısı her gün artıyor. Terör büyük şehirlerde sivil hedeflere odaklanıyor. ABD’nin Irak’ta PKK’lılara sağladığı C4 bombaları masum insanlarımızın hayatını karartıyor.PKK, raya bomba döşedi

Terörün Kaynağı Washington, Brüksel, Londra…

Teröristlerin nereden geldiği belli. İran’dan veya Suriye’den gelmiyorlar. PKK’yı açıktan besleyen iki güç var. Biri ABD diğeri AB.

PKK terörü, ABD Saddam’ı devirip, Irak’ı işgal edince hortladı. Herkesin gözü önünde, ABD askerlerinin gözetiminde, PKK K. Irak’ta Kandil Dağı’nda besleniyor ve barınıyor. Silahlarını ABD’den ve ABD kuklası Barzani ile Talabani’den alıyor. Hatta PKK’nın Irak’ta sözde seçimlere giren yasal partisi bile var.

AB ise PKK’nın siyasi faaliyetlerinin yönlendirildiği, finans gücünü sağladığı merkez durumunda. AİHM’in kararıyla Apo affedilirken, kararda kendisi için terörist kelimesi bile kullanılmadı. AB’nin gözünde PKK bir özgürlük örgütü.

Türkiye’de sivillerin katledildiği PKK saldırıları ise AB’ye göre “silahlı eylem.” En son Çeşme’de sivillerin hedef alındığı bombalı saldırıyı İngiliz devlet televizyonu BBC ve Reuters ajansı “Kürt milislerinin eylemi” olarak duyurdu.

AB yetkilileri için de durum farklı değil. Nerede bir PKK’lı yargılanıyorsa orada AB ülkelerinin büyükelçilik görevlilerini görebilirsiniz. Türk Bayrağı’nı yakmaya çalışan Mersin’deki PKK’lıların davasına sokulmadıkları için durumu protesto eden İngiltere ve Norveç büyükelçilik görevlileri, aynı zamanda Londra’daki “terör saldırları” için Türkiye’yi destek vermeye çağırıyor. Diğer yandan BM ve Norveç hükümetinin ortak çalışması çerçevesinde PKK’nın kadın kolları yandaşı 4 propagandacıya Nobel Barış Ödülü verileceği duyuruluyor.

Türkiye’yi savunmakla yükümlü Tayyip ise AB büyükelçilerine verdiği rapor sırasında fırçalanıyor. AB büyükelçileri Tayyip’ten Güneydoğu’daki güvenlik operasyonlarının durdurulmasını ve askerlerin bölgeden çekilip, sivillerin çözüm getirmesini buyuruyor.

PKK’nın terör saldırılarının siyasi hamiliğinin AB tarafından yapıldığının bundan daha açık bir kanıtı olabilir mi? İşte üzülmemizi istedikleri İngiltere ve Batı. İşte kendileri için hükümetin tüm ülkede saygı duruşu düzenlettirdiği Batı.

Türk’e üzülmeyen, hatta Türkleri öldürmek için PKK katillerini besleyenlere niçin üzülelim?

AB büyükelçileriABD bildirgeleri, PKK bildirgeleri

Bir sözümüz de AB karşıtlığı adı altında ABD uşaklığına soyunanlara var. ABD PKK saldırılarıyla Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. ABD, Türkiye’yi İran ve Suriye işgallerinde kullanmak istiyor. Türkiye’de ise insanların önüne “ancak ABD’ye hizmet edersek PKK’yı ABD durdurur” gibi bir olta atılıyor.

Şimdi alın şu ABD ve PKK bildirgelerini okuyun. AB ve PKK karşıtlığı adı altında ABD uşaklığını savunanların, Tayyip’ten bile büyük bir ihanete soyunduğunu daha iyi anlayabilirsiniz.

Nisan ayında Kongra-Gel karar alarak orijinal adına döndü. PKK ismine yeniden sahip çıkmalarıyla ABD’nin saldırı emri verdiği anlaşılıyor. Son üç ayda terör patladı.

Yine Nisan ayında ABD, uluslararası terör raporunu açıkladı. Raporda usulen PKK’nın da adı geçiyor. Ama nasıl? ABD’nin resmi devlet raporuna göre PKK “bağımsız demokratik bir Kürt devleti kurmak isteyen bir organizasyon.” Türkiye’nin tepkisi üzerine ABD raporu savundu: “PKK’nın kendi hedefini nasıl tanımladığı raporda aktarılıyor.” Böylelikle ABD’nin raporunda demokrasiyi savunan tek örgüt olarak PKK geçmiş oldu. Yakında PKK’ya usulen de olsa terörist demeyecekleri açık.

Nisan ayında ABD bildirgesinde PKK’nın amacı demokrasi diye geçerken, 13 Temmuz günü Karayılan, Kandil Dağı’ndan adeta ABD raporunun izinden gittiklerini PKK adına teyit etti. Karayılan amaçlarını: “Demokratik bir biçimde yaşamak ve demokratik bir Kürt hareketi yaratmak istiyoruz. Aşırı sosyalist düşüncelerden vazgeçiyoruz. ABD, demokratik hükümetleri destekleyen bir çizgiye girerek bölgeyle ilgili politikalarında bir değişiklik yaptı. Washington Ortadoğu’yu değiştirmek için bölgeye geldi ve Kürtler de bu davada büyük bir rol oynuyor” diyerek açıkladı. ABD ve PKK arasındaki “demokrasi” amacıyla kurulmuş siyasi eşgüdüm bu kadar açık.

Peki ya askeri eşgüdüm. Yine bir örnek: ABD AB’den sözde farklı tavır alarak Türkiye’nin Güneydoğu’da operasyon yapabileceğini belirtti. Ama bu icazet şarta bağlandı. “İnsan haklarına aykırı davranmamak ve K. Irak’a girmemek koşuluyla.” Türkiye öyle bir ülke haline getirildi ki kendi topraklarını savunması için bile Batı devletlerinden şartlı icazet alınıyor.

K. Irak konusunda aynı hassasiyeti PKK’lı Karayılan’da yaptı: “Sınır ötesi operasyon, ABD ve Irak’ın izni olmadan gerçekleşemez. Militanlar, Bingöl, Diyarbakır ve Tunceli’de üslenmişler. Ancak Türk Ordusu ısrarla Irak sınırında hareket içindedir. Türkiye Irak’ta sınır ötesi operasyon yaparsa, biz de savaşı Türkiye geneline yayarız.”

PKK ile ABD yetkililerinin açıklamaları ve Türkiye’ye yönelik tehditleri bile adeta aynı kalemden çıkmış gibi. Aynı siyasi ve askeri hassasiyetler söz konusu. 2 yıl önce K. Irak Türkiye’nin kırmızı çizgisiyken, şimdi ABD ve PKK dahil tüm Kürtçü teröristlerin kırmızı çizgisi olmuş durumda. Türk Ordusu’na “sen Türkiye’nin güneydoğusunda canlı hedef olarak kalabilirsin ama K. Irak’a girip ülkeni savunamazsın çünkü burası kurulacak “Büyük Kürdistan’ın” güvenli bölgesi” deniyor.

ABD Genelkurmay İkinci Başkanı Pace, Türk Genelkurmay İkinci Başkanı Başbuğ’un yanında bile Türkiye’deki terör olaylarından PKK’yı değil, bölgeye refah ve eğitim götürülmeyen Türk devletini sorumlu tuttuktan sonra, “PKK’ya karşı bir tek ABD bize destek verir” diyenleri basit bir saflık içinde olmakla suçlayamayız. Hem ABD için Türklerin kanını pazarlamak istiyorlar hem de ABD’nin PKK’yla döktüğü Türk kanını görmezden geliyorlar.

Ezene üzülme, ezilenin yanında ol

ABD’nin tavrı açık. İngiltere’nin tavrı açık. AB ülkelerinin hepsinin tavrı açık. Türklere ve Müslümanlara karşı Haçlı Seferleri’ni ve emperyalist tavırlarını açıkça ilan ettikleri için onları ikiyüzlülükle de suçlayamayız.

Hem teröre karşı topyekun savaş ilan ettik diyorlar, sadece 2 yılda Afganistan ve Irak’ta 200 bine yakın sivili katlediyorlar, hem de New York’ta, Madrid’de, Londra’da düzenlenen sadece birkaç misilleme saldırısı üzerine dünyayı ayağa kaldırıyorlar.

Hem Türkiye’deki her türlü terör eylemini ve terörist örgütü destekliyorlar hem de Türkiye’den Batının “teröre karşı savaş” adı altında başlattığı Türkiye dahil tüm mazlumları hedef alan Haçlı Seferi’ne katılmasını istiyorlar.

İngiltere’de son bir haftada Müslümanlara ve camilere yüzlerce saldırı düzenleniyor. İnsanlar öldürülüyor. Avrupa’daki Türklerin ve Müslümanların üstünde, hedefinin “asimilasyon, entegrasyon ve gerekirse sınır dışı etmek” olduğu açıkça duyurulan faşist bir baskı düzeni kuruluyor. Türkiye’de demokrasi adı altında her türlü terörist eylemi himaye eden İngiltere, Müslümanları bir kez bile avukatla görüştürmeden ve mahkemeye çıkarmadan yıllarca zindanlara atıyor. Diğer yandan 30 bin kişinin katili Apo’yu ipten kurtaran Batı, katili serbest bırakmamız için sürekli baskı yapıyor.

Türk halkının ise kafası belki de hiçbir zaman olmadığı kadar netleşiyor. New York’taki eylemlerden sonra halkın sevinç duyguları, “acaba”larla, soru işaretleriyle gölgelendirilebiliyordu. Afganistan’da, Irak’ta Batının düzenlediği katliamlardan ve Türkiye’ye karşı ABD ve AB’nin hain saldırılarından sonra kimsenin içinde Batıya karşı acıma kırıntısı kalmadı. Gerçekleri öğrenmek için gazete sayfalarına değil, halkın arasına dalanlar “Az olmuş” cümlelerini her yerde duyabilir.

Basit bir kincilik çağrısı yapmıyoruz. Kendi çıkarımızı savunalım yeter. Bizim de Batılılar gibi tutarlı olmamız şart. Bize ağlamayana biz de ağlamayalım. Bizi ağlatanı biz de ağlatalım. Mazlumun da kendini savunma hakkı vardır. Londra’da da Türkiye’de de...