18.07.2005/Sayı:86
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yekta Güngör Özden
Türkiye
Yekta Güngör Özden
Yekta Güngör Özden
Ekonomi
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Türkiye

Özgür Erdem

Kırk yıllık Morison Süleyman’dan Kuvayı Milliyeci olur mu?Atatürk’ün ve Kurtuluş Savaşı’nın temel sloganı “Manda ve himaye kabul edilemez” Lozan2005 etkinliğinde kenara atıldı: Demirel’in “himayesi”nde Lozan anması

Kırk yıllık Morison Süleyman’dan Kuvayı Milliyeci olur mu?

Kahvaltı dahil 1000 YTL’yeKuvayı Milliye Turizmi!

“Manda ve himaye kabul edilemez.”

Herhalde Mustafa Kemal’in ve Kurtuluş Savaşı’nın temel felsefesini en iyi bu slogan anlatmaktadır. Lozan da bu sloganın hayata geçirildiği ve tüm dünyaya kabul ettirildiği anlaşmadır. O yüzden mandacılığı ve himayeciliği tam anlamıyla mahkum etmeden ne Lozan anlaşılabilir, ne de anılabilir.

Lozan, Türk Milleti’ne emperyalizme ve mandacılığa karşı dik durmayı ve sadece kendi gücüne güvenip kimsenin himayeciliğini kabul etmemeyi öğretmişti. Bu nedenle, Türk milletinin emperyalizme karşı direnme gücünü ve mücadele azmini ortadan kaldırmak için Lozan yıkılması gereken bir kale olarak emperyalizmin önünde duruyor.

Lozan’a saldırı son dönemde yeni bir boyut da kazandı: Artık Lozan’ın içi boşaltılmaya çalışılıyor. Bu yıl Lozan’ın yıldönümünde İsviçre’de Lozan anlaşması’nın imzalandığı yerde yapılması planlanan Lozan 2005 etkinliği bu içi boşaltma etkinliğinin son örneği. Etkinlik, bir nebze hafta sonu tatilini anımsatıyor. Zürih ve Lozan’da paneller düzenlenmiş, ancak anlaşılan şehir turu gibi “turistik” etkinlikler de ihmal edilmemiş. Hangi eylemde şu ibareyi görebilirsiniz ki: “Konaklama ve ulaşım dahil 1000 YTL”. İnsanın “Kahvaltı da içinde mi” diye sorası geliyor.

Anlayacağınız, Kuvayı Milliyeci olmanın kıstastları da değişmiş... 1000 YTL’yi bastırdınız mı, Kuvayı Milliye’nin esaslı bir neferi haline geliveriyorsunuz.

Lozan2005’te esas mesele başka. Lozan’ın tüm anlamını bir anda değiştiren bir sloganla karşı karşıyayız: “Demirel’in himayesinde Lozan 2005”

Bu sloganı eleştirmeye nereden başlasak ki? Öncelikle, Lozan ile “himaye” kelimesinin nasıl yan yana geleceğini sormak gerekiyor. Lozan zaten bağımsızlığın ve manda ve himayenin kabul edilemeyeceğinin tüm dünyaya kabul ettirildiği anlaşma değil miydi? Üstelik Lozan, Osmanlı döneminden kalma tüm himayeci anlaşmaları ve kapitülasyonları ortadan kaldırmadı mı?

40 yıllık “Morrison” nasıl Kuvayı Milliyeci oldu?

Peki “Demirel” ve “Lozan” nasıl yan yana gelebiliyor? Bugüne kadar, ne komediler sergilendi Kuvayı Milliye diye. Bu komedinin yeni bir perdesi sahneye konuyor: Süleyman Demirel de Kuvayı Milliye saflarında...

Halbuki bırakın Kuvayı Milliyeci ilan etmeyi, Demirel’den Kuvayı Milliye adına hesap sormak gerekir. Demirel’in sağcı-işbirlikçi karakterini unutanlara sanırız hatırlatmak gerekiyor:

Demirel değil miydi 40 yıl önce AP’ye genel başkan olmak için ABD’nin desteğini aldığı propagandası yapan?

Yıllarca ünlü ABD’li inşaat firması “Morrison”un Türkiye temsilciliğini kim yaptı?

Kimin masonluğu açıkça belgelendi?

Kimin iktidarı boyunca Türkiye’yi adeta ABD yönetti?

Faşist katilleri kim devlet bürokrasisinde memur yapıp adeta korudu?

612 İmam-hatip lisesisinin 324’ü kimin zamanında açıldı?

Türkiye kimin başbakanlığı döneminde adeta tarikatların kontrolüne girdi?

Şeriatçı Erbakan’la faşist Türkeş’i “Milliyetçi” cephe hükümetlerinde kim iktidara getirdi?

Denizler’in idam kararını veren Ali Elverdi’yi kim “Hayırlı bir iş yaptı” diyerek milletvekili seçtirdi?

Denizler’in idamı Meclis’te kabul edilince kim Menderesler’i kastederek “3-3 berabere” dedi?

Kim “Bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz” diyerek 80 öncesindeki faşist katliamları adeta savundu?

Sivas katliamını 8 saat eli kolu bağlı seyreden Başbakan, Demirel değil miydi?

Çorum katliamı sırasında “Çorum’u bırakın Fatsa’ya bakın” diyerek hiçbir önlem almayan Başbakan kimdi?

Yabancı sermaye kimin iktidarı döneminde en yüksek oranda Türkiye’ye girdi? Hümüket programına “müttefik ülke kuruluşlarının yatırım yapmaya özendirilmesi” maddesini kim koydu?

Milli egemenliğimizi tüm dünyaya kabul ettirdiğimiz Lozan’ı, bu milli egemenliği emperyalizme teslim eden birisinin himayesine nasıl bırakılabilir, anlamak mümkün değil.

Sağcı sağcılığını bırakmadıkça Kuvayı Milliyeci olamaz

Lozan etkinliğinde Demirel’i katmaya çalışmak, hatta Demirel’in himayesini ön plana çıkarmak tam da o yanlış Kuvayı Milliyeci anlayışın bir ürünü. Halbuki Kuvayı Milliye, sağcıyla solcunun birleşmesi değil, sağcılığa ve işbirlikçiliğe karşı Atatürkçülüğü savunmaktır. Bugün kendini sağcı hissedenler de tabii ki Kuvayı Milliye saflarına katılabilirler, ancak bu onların sağcılıklarını bırakmalarıyla mümkün olacaktır. Yoksa, Kuvayı Milliye’yi güçlendirmek uğruna sağcılıklarıyla uzlaşmak zorunda değiliz.

Ancak, Demirel’in çok daha özel bir durumu var. Demirel, klasik bir sağcı değil. Türkiye’nin bu noktaya gelmesinde sorumlu olanlardandır. Bu ülkeyi 55 yıldır hep sağ partiler yönetti. 40 yıldır da Demirel gerek Başbakan, gerekse Cumhurbaşkanı olarak en sorumlu mevkilerde bulundu. 40 yılda ülkeyi bu noktaya getirenlerin, 2005 yılında Türkiye’yi tekrar kurtaracaklarını beklemek hayalcilik değil de nedir?

“Himayeci” Atatürkçülük

Lozan 2005, anlaşılan hem sahte Kuvayı milliyeciliğin, hem de “himayeci Atatürkçülüğün” yeni bir örneği olarak devrim tarihimize geçecek. Halbuki Lozan, emperyalizme her koşulda karşı çıkmanın ve kendi gücüne güvenip emperyalizme rest çekmenin belgesidir. Bugün AKP’ye rest çekemeyenler, yıllarca “Morrison”culuk yapanlar, Rum’a rest çekemeyenler, dün yedi düvele başkaldırmış Türk Milleti’nin Lozan’ını koruyamaz. Lozan’ı onlara emanet edenlerin Türkiye’yi getireceği nokta da Kıbrıs’ın sonundan farksız olacaktır: Silahla egemenliğini kazanmış ve bağımsız olmuş, ancak masa başında emperyalizme teslim olmuş bir ülke...

2005’te Lozan’ın anlamı, emperyalizmle hiçbir şekilde uzlaşmamak, mandacılığa her koşulda karşı çıkmak ve Atatürkçü olup yeniden Kuvayı Milliyecilik yapmaktır.

Bu da devletsiz kalanlarla değil devletini korumak isteyenlerle yapılır.

Tabii kimsenin himayesi altına girmeden.