18.07.2005/Sayı:86
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yekta Güngör Özden
Türkiye
Yekta Güngör Özden
Yekta Güngör Özden
Ekonomi
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Dünya

Hüseyin Adıgüzel

Türk Cumhuriyetleri’ndeAzerbayca Müsavat Partisi'nin düzenlediği gösteri
düğmeye mi basıldı?

ABD’nin büyük Ortadoğu (BOP) projesi kapsamında, kadife devrimlerle kontrolü altına aldığı Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan’da olayların nasıl başladığı ve geliştiği malumunuzdur. Bugünlerde aynı ya da benzer senaryoların Azerbaycan ve Özbekistan için gündeme geldiği, kadife devrimin ayak seslerinin bu ülkelerde hissedildiği yadsınamaz bir gerçektir.

Aynı anda ya da kısa aralıklı tarihlerle başlayan olaylar, ABD’nin birdenbire harekete geçtiğini ya da zaman kaybetmek istemediğini akla getiriyor. ABD neden acele ediyor? Bize göre, İran kısa zamanda namlunun ucuna gelecektir. İran’ı dört bir tarafından kuşatma altına almak ve saldırıyı aynı anda dört taraftan başlatmak ABD’nin stratejik planlarından biridir. Bunun için çok acil olarak Azerbaycan’ın ve İran’ın doğusu olan Özbekistan’ın, kontrol altına alınması gerekmektedir. Böylece İran dört tarafından kuşatma altına alınmış olacaktır. Bu durumda aklımıza hemen, ABD’nin İran için düğmeye bastığı düşüncesi gelmektedir ki, gelişen olaylar, bunu açık olarak göstermektedir.

Azerbaycan, rahmetli Haydar Aliyev döneminden beri, komşu ülkeler ve Türkiye ile iyi ve dostane ilişkiler yürütme politikası izlemektedir. Bilhassa, İran ile olan ilişkilerin bir ara bozulmaya yüz tutması üzerine, Haydar Aliyev, İran’a kadar gitmiş ve İran yönetimi ile dostluk ve işbirliği anlaşması imzalamıştı. Oluşan yeni durum, ABD yönetimini huzursuz ettiği için Colin Powell Bakü’ye gelerek Aliyev ile görüşmüştü. Sonra, arka arkaya gelişen birkaç önemli olay, Haydar Aliyev’e suikast girişimi gibi, akla; ABD’nin Haydar Aliyev yönetiminden memnun olmadığı gibi yorumlar getirmişti. Tabii ki, bunlar, ilk bakışta birer komplo teorisi gibi görünse de, “komplo teorileri doğru değildir, fakat hiçbir komplo teorisiz olmaz” sözüne çok uygundu.

Cumhurbaşkanı Vekili Bakiyev (sağda) ve Feliks Kulov.Yönetimden ne kadar şikayetçi olursa olsun, Azerbaycan halkının Haydar Aliyev’e olan bağlılığı, ABD’yi burada çok somut adımlar atmaktan alıkoyan en büyük etkendi. Rahmetli Haydar Aliyev’in siyasi dehası, insanları idare etmedeki eşsiz ustalığı da, ABD için önemli bir engeldi. Haydar Aliyev’den sonra, yerini alan oğul Aliyev, babasının takip ettiği politikaya son derece sadık kaldı. Batıyla entegre olma, batılı değerleri benimseme, liberal anlayışı hakim kılma, NATO ile ortaklık, AB’ye girme gibi.. Bütün bunlar, batılı emperyalistleri memnun eden politikalardı. Ancak, rahmetli Haydar Aliyev’in, “komşu ülkelerle iyi ve dostane ilişkiler kurma” politikası da aynen devam ettiriliyordu. Bu politikanın can sıkan bir yeri vardı. Bu da İran ile dostluk ve iş birliği anlaşmasının devam etmesiydi. Son zamanlarda İlham Aliyev, İran’ı ziyaret etti. Babasının imzaladığı anlaşmayı teyit ettikten başka, İran ile askeri bir anlaşma da imzaladı. Ardından, kendi ülkesi üzerinden, komşu bir ülkeye saldırı yapılmasına izin vermeyeceğini de söyleyince, işler arap saçına döndü.

İşte tam bu günlerde, George Soros, İstanbul’a geldi. Aynı günlerde, Azerbaycan Müsavat Partisi’nin Başkanı İsa Kamber Bey de Türkiye’deydi. Bu bir raslantı mıydı? Buna, şu anda kesin olarak evet ya da hayır cevabı verebilecek durumda değiliz. Fakat, bu iki ünlünün aynı zamanda aynı yerde olmaları elbette dikkat çekiyordu. Ve çok kısa bir zaman sonra Soros ile İsa Bey’in bir köşkte üç saatten fazla görüştüklerine dair bilgiler aldık. Bütün bunlar ne ifade ediyor? Bütün bunlar, İlham Aliyev’in suyunun ısıtılmaya çalışıldığı anlamına geliyor. Soros’un ünü malum, ne işler çevirdiğini dünya alem biliyor. Bu durum, bize başka bir yorum şansı bırakmıyor. Ve İsa Bey Bakü’ye döndükten sonra; mitinglerin başlaması yorumumuzun doğruluğuna ayrı bir işaretti.

Azerbaycan’daki mitingler, televizyonlardan da verildi. Mitinglerde kullanılan sloganlar, bir çok kişiyi şaşırtmıştı. Kesinlikle söylüyorum ben hiç şaşırmadım. Aksi olsaydı şaşırırdım. Çünkü, 1992 yılından beri sistemli bir şekilde çalışanların, emeklerinin karşılıklarını bir gün alacaklarını biliyordum. Fetullah Gülen cemaati tarafından başlatılan İngilizce eğitim, Açık Toplum Vakfı çalışmaları ve bu vakfın finansmanını karşıladığı Demokrasi Enstitüsü’nün çalışmaları, Azerbaycan’ı bu hale getiren en önemli sebepti. Dikkat edilirse mitinglerde gençlerin çokluğu ve “Kurtar Bizi Bush” “Bize Özgürlük Getir ABD!” gibi pankartları onların taşıdıkları görülecektir. Azerbaycan’da sistem değişirken, kültür değişiminin de başladığı, hatta kültürel erozyona yol açtığı bilinen bir gerçekti. Bunları bilen birisi olarak bu yüzden, şaşırmadım.

Azerbaycan’da bir biri arkasına yapılan iki-üç miting, aslında bana göre, işin provasından ibarettir. Bunlar, halkı alıştırma temrinleridir. Dananın kuyruğu kasım ayı içinde yapılacak parlamento seçimlerinden sonra kopacaktır. Gürcistan’da, Ukrayna’da ve Kırgızistan’da uygulanan senaryonun aynısı burada da uygulanacaktır. Azerbaycan’daki seçimleri de diğer yerlerde olduğu gibi, iktidardaki Yeni Azerbaycan Partisi kazanacaktır. Muhalefet, Batılı güçlerin desteği ile, “Seçimlerin düzgün yapılmadığını, seçimlere hile karıştığını, şaibeli bir seçim” olduğunu iddia edecek ve halkı, hakkını koruması için meydanlara davet edecektir. Sonra, malum olaylar, polis halk çatışması, yaralananlar, ölenler ve batılı güçlerin birbiri arkasına “İnsan haklarına saygı, Azerbaycan halkına saygı” gibi tehdit edici demeçleri gelecek… Bütün bunlar iktidarın değişmesi için yeterli olacak mı? İşte burada durmak gerekir. Çünkü, İlham Aliyev her ne kadar genç ve tecrübesiz bir devlet başkanı ise de, çevresinde bulunan yönetici takımı eski komünistlerden oluşmuş, her türlü tecrübeye sahip bir takımdır. Bu takımın kolay pes edeceğini zannetmiyorum. Yani, Azerbaycan, Kırgızistan ya da Gürcistan gibi değildir. Yani Azerbaycan, önü-müzdeki iki-üç ay içinde, şimdiden tahmin edilemeyecek olaylara gebedir.

İsa Kamber Bey’in başında bulunduğu Müsavat Partisi ile Ali Kenimli Bey’in başında bulunduğu Halk Cephesi Partisi, Azerbaycan’ın en büyük üç partisinden ikisidir. Bunların bir blokta birleşmeleri aslında daha önce, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde denenmiş, fakat başarılı olmamıştı. Bugün, bu iki partiyi yan yana aynı blok içine çeken şartlar, cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki şartlardan daha ağır değildir. Belki, o günden sonra, yaşanılanlardan çıkarılan dersler olmuştur. Belki de, bir blok içinde yer almaları için birileri tarafından telkinler yapılmıştır. Hangisi doğruysa fark etmez, neticede Müsavat Partisi ve Halk Cephesi Partisi, yanlarına Demokrat Parti’yi de alarak “Azatlık Bloğu”nu oluşturmuşlardır. Amaç, seçimleri kazanmak ve seçimlerde olması muhtemel hilelerin önüne geçmektir.

Bütün bunlar Azerbaycan’da olurken Özbekistan’dan da bazı önemli gelişmeler hakkında bilgiler almaya başladık. Hatırlarsanız, Özbekistan’ın Fergana Vadisinde bir takım olaylar olmuştu ve hükümet güçleri, zor kullanarak olayları bastırmıştı. Bu da bir provaydı, fakat bu İslam Kerimov’un gücünü ölçme provasıydı. Burada, Özbekistan’ın yerel şartları da dikkate alınarak bu olaylarda, sadece dinci gruplar kullanılmıştı. İsyan girişimi başarılı olmadı. Yüzlerce kişi öldü, binlerce kişi de hapse atıldı.

ABD, sadece dinci gruplarla bu işin olmayacağını gördü ve cepheyi genişletmeye karar verdi. Özbekistan’ın en önemli ve en büyük muhalefet gücü olan Birlik Halk Hareketi, dinci grupların ve Erk Partisi Başkanı Muhammed Salih’in de katkıları ile 1992 yılında İslam Kerimov tarafından kapatıldı ve yöneticilerinin büyük bir kısmı yurt dışına kaçtı. Birlik Halk Hareketi’nin lideri Abdürrahim Polat, beş yıl Türkiye’de yaşadıktan sonra, 1997 yılında Birleşmiş Millet-ler Mülteciler Teşkilatı vasıtasıyla ABD’ye göç etti. Özbekistan’daki ikinci muhalif güç, şair Muhammed Salih’in liderliğini yaptığı Erk Partisi idi. Birlik kapatıldıktan iki sene sonra, Kerimov, Erk Partisi’ni de 1994 yılında kapattı ve Muhammed Salih de yurt dışına kaçtı. Muhammed Salih, önce Türkiye’ye geldi. İslam Kerimov’un şantajına boyun eğen Türk hükümeti tarafından yurt dışına çıkarıldı. Şu anda Norveç’te yaşıyor.

Bu kapatma operasyonlarında, İslam Kerimov, önce Muhammed Salih ve dinci gruplardan, daha sonra sadece dinci gruplardan, oldukça güçlü bir destek almıştı. Yani, yumurtaları birbirine vurdurarak kırmış ve iktidarını sağlama almıştı. Şimdi, ABD, cepheyi genişletiyor. Kendi kendilerine bir araya gelemeyen bu grupları, bir araya getirmeye çalışıyor. Birlik Halk Hareketi’nin lideri Abdürrahim Polat şu anda Amerika’da yaşıyor. Norveç’te olan Muhammed Salih de ABD’ye davet edildi. Muhakkak ki, Abdürrahim Polat ile görüştürüldü ve Özbekistan işinin nasıl halledileceği orada karara bağlandığı yönünde basına bilgiler akmakta.

Bütün bunlar, ABD’nin işini çok ciddi olarak sürdürdüğünün işaretleridir. Yakın gelecek, Kafkasya’nın ve Orta Asya’nın bir takım olaylara gebe olduğunu göstermektedir.

Kırgızistan'da üç ay önce Cumhurbaşkanı Askar Akayev'in ülkeden kaçmasıyla sonuçlanan gösteriler ardından ülke yönetimini üstlenen Kurmanbek Bakiyev, cumhurbaşkanı seçildi. Yetkililer seçime katılımın yüzde 75 oranında olduğunu açıkladılar.

Bakiyev'in cumhurbaşkanlığı yarışındaki diğer beş rakibi pek tanınmayan isimlerdi.

Seçim sonucunda en yakın rakibinin oy oranı yüzde dörtte kaldı. Cumhurbaşkanlığını vekaleten yürüten Bakiyev'in başarısı büyük oranda, asıl rakibi olarak görülen muhalif siyasetçi Feliks Kulov'la yaptığı anlaşmaya bağlanıyor.

Popüler bir isim olan eski Başbakan Kulov, seçime girmeyerek Bakiyev'i desteklemeyi kabul etti. Bakiyev de Kulov’u başbakanlığa getireceğini söylüyor.

Pek çok Kırgız, ülkenin en güçlü iki siyasetçisinin işbirliği içinde çalışacak olmasını, aylar süren sokak gösterileri ardından bir istikrar umudu olarak görüyor.

Kırgızistan işi henüz tam anlamıyla çözülememiştir. Ama, yine de şunu söyleyebiliriz: Yönetime kim gelirse gelsin, ABD’ye yakın bir politika izleyecektir. Gerekçelerini daha sonra geniş bir şekilde yazarız. Amacımız, şu anda oluşan durumu gözler önüne sermek olduğu için gerekçelere girmiyorum.

Şimdi görünen en yalın gerçek, bizim Kafkaslar ve Orta Asya’dan tamamen tecrit edildiğimiz gerçeğidir. Yani, Türk Birliği fikri, bütün bu gelişmelerle, tamamen suya düşmüş durumdadır. Çok daha açık söylemek icap ederse, bütün bunlar Türkiye’nin eğer varsa dış politikasının iflası demektir. Her yerde olduğu gibi, Türk dış politikası bu konularda da tam anlamıyla çuvallamıştır. Bugün ABD’nin sıkı sıkıya elinde tutmaya çalıştığı Özbek liderler bizim ülkemize geldiler. Burada yaşadılar. Ama, hiçbir yetkili onlara değer verip yüzlerine bile bakmadılar. Bugün görünen o ki, yarın bunlardan birinin cumhurbaşkanı olması mümkün, acaba bizim yetkililerimiz, o zaman, onların yüzüne nasıl bakacaklar? Doğrusu merak ediyorum.

Yukarıdan beri sıraladığımız gerçekler, ABD’nin BOP çerçevesinde İran ablukasını tamamlamak için düğmeye bastığının somut kanıtlarıdır. Bakalım gelecek günler neler gösterecek?

Bekleyelim ve görelim.