| Ali Özsoy |
|
Edelman’ın minnettarlığı Türkiye ile ABD arasındaki kaçınılmaz çatışma, süreç ilerledikçe en Amerikancı iktidarları bile koltuğundan ediyor. Geçtiğimiz sayıda TÜRKSOLU Amerikancı darbe senaryosunu gündeme getirerek Türkiye’yi uyardı. Bizzat ABD Büyükelçisi Eric Edelman görevinin son günlerinde giderayak, darbe senaryosunun içeriğini netleştirdi. Edelman Türkiye ve ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde aynı hedeflere sahip olduğunu iddia etti. Özellikle son yıllarda bariz bir görünüm kazanan Türk-Amerikan çatışmasını ise “yüzeysel kuşkuculuklar” olarak nitelendirerek özellikle Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e, ABD’ye BOP konusundaki desteğinden dolayı minnettar olduğunu belirtti. BOP’un Ortadoğu’daki statükoyu bozacağını ve “Türkiye’nin de kısa vadede bundan zarar görebileceğini” söyleyen Edelman bir sonraki kuşağın yeni statükoyu ve istikrarı kabulleneceğini iddia etti. ABD’nin Irak işgali sürecinde Türkiye ile ABD arasında çıkan çıkar çatışması, sıcak savaş olasılığını bile gündeme getirmişti. Bu süreçte ABD yetkilileri, sürekli hükümeti, Türk devleti ve Türk Ordusu’na karşı kullanma amacıyla açıklamalar yapmıştı. Özellikle AKP iktidarına ABD’nin Türk devletinin içindeki Truva Atı rolü yüklendi. Edelman’ın açıklamalarında ilk defa bir komutana aynı misyon yüklenmeye çalışılıyor. Türkiye’nin ulusal çıkarlarıyla Türkiye’yi yönetenler arasına kama sokulmaya çalışılıyor. Ancak bundan önce bu görev ABD’lilerin deyimiyle “sivil iktidarlara” verilirken, şimdi bir komutanının ismi kullanılıyor. Açıklama aynen şöyle: “Büyük Ortadoğu ve Afrika’da özgürlüklerin geliştirilmesi süreci, ilerledikçe bölgede istikrarsızlık ve değişim olabilir. Türkiye de doğal olarak bundan kaygı duyabilir... Başkan Bush’un siyaseti meyve almaya ve bölgeyi değiştirmeye başlayınca bakış açılarımızda farklılıklar belirebilir. Bu yüzden birlikte çalışmalıyız... ... (Türk yetkililerde) yüzeyde bir kuşkuculuk var. Ama bunun ötesine geçmeniz gerekiyor. Örneğin Orgeneral Hilmi Özkök, birkaç hafta önce Harp Akademileri’nde yaptığı konuşmada, bölgenin kendi kendini yönetebilen demokrasilerden oluşmasının Türkiye’nin yararına olduğunu söyledi. Bir çok Türk yetkili de bu görüşte... Dışişleri Bakanı Rice’ın dediği gibi bir kuşak sonra bugünkü statükonun yerine farklı bir istikrar yakalayabiliriz. Genelkurmay Başkanı Özkök, Harp Akademileri’ndeki konuşmasında Büyük Ortadoğu Projesi’ni ciddi bir şekilde ele aldı... ... Ben Sayın Özkök’ün ciddi bir teklifi ciddi biçimde ele aldığını ve bunun için kendisine minnettar olduğumu söylüyorum. Şüpheciliği yenmeliyiz... Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde bölgeye değişim ve istikrarsızlık gelebilir, bu da ilerde Türkiye’yle yeni gerilimlere neden olabilir... Bu yüzden birlikte çalışmalıyız. İki ülke ilişkilerinde iniş-çıkışlı dönem ilk defa olmuyor. Çıkmak için tutarlı liderlik ve liderlerin ilişkilerin önemini anlatması lazım.” Edelman’ın kullandığı üslup ve verdiği mesajlar Türkiye’nin yeni bir döneme girdiğini gösteriyor. ABD 1990’lardan beri ilk defa bir Türk komutana Türk-ABD ilişkilerini düzeltecek ve BOP’u uygulayacak bir liderlik misyonu yüklüyor. Oysa yıllardır kurumsal olarak Türk Ordusu’na kuşatma, MGK’yı sivilleştirmek adı altında ortadan kaldırma ve Türkiye’nin tüm “kırmızı çizgilerini” ortadan kaldırmak için “sivil iktidarlara” dayanma politikasını bizzat ABD uyguluyordu. Nitekim bu politikalar sonuç verdi. Edelman’ın bahsettiği “statükonun değişmesi”, “bundan kısa vadede Türkiye’nin de zarar görmesi” ve “gerilimlerin yaşanması” adeta son iki yılda yaşadıklarımızı özetliyor. Son iki yılda ABD’nin değiştirdiği tüm “statükolarla” Türkiye kırmızı çizgilerini ezdirdi hatta topraklarını kaybetme noktasına geldi. Edelman’a göre Türkiye bunları anlayamıyor ve “geriliyor”. Oysa bir kuşak sonra yeni sömürgeciliğin Ortadoğu’da çizdiği harita kabullenilecek. Bu ise Türkiye’nin aleyhine yeni “statüko değişimlerinin” açık habercisi. İlk değişim Türkiye’nin hep karşı olduğu “Kukla Kürdistan’ın” kurulmasıydı. Bir sonraki aşamayı göreceğiz. Burada her şey Türk Ordusu’nda düğümleniyor. Bir kuşak sonra Türkiye, Büyük Kürdistan’a, Kıbrıs’ı tamamen terk etmeye ve bölünüp parçalanmaya razı olacak mı? Ancak silahla çizebilecek, yeni bir harita bu. Türk Ordusu’nun tarihinde ise emperyalist işgallere silahlı direniş örneği var. O zaman Edelman niye Genelkurmay Başkanı’na “tutarlı liderlik” misyonu biçmeye çalışıyor. Bu noktaya nasıl geldik? Bu sorunun yanıtı AKP iktidarının teslimiyet ve ihanetlerle örülü 2 yıllık geçmişinde. Irak işgali için bir Amerikancı iktidar devrilmiş yerine olağanüstü bir savaş hükümeti olarak Türkiye tarihindeki en Amerikancı iktidar olan AKP iktidarı kurulmuştu. Bu iktidar döneminde çok adımlar atıldı. Kıbrıs’ta Milli Dava bertaraf edildi. Bölücülük yasallaştı ve terör hortladı. Irak bölündü. Türk Ordusu K.Irak’tan atıldı. Türkiye’yi de hedef alan Kürt yayılmacılığı Türkmenlere yönelik soykırıma başladı. Ancak AKP iktidarı yapabileceklerinin sınırına ulaştı. ABD’nin Türkiye’ye yönelik planları işbirlikçi bir iktidarla sağlanabilecek türden değil, savaş çıkaracak, sınırları değiştirecek türden. AKP ABD isteklerini karşılayamadığı ve tıkandığı noktada AB’ye oynadı. Orada tıkanınca Rusya’ya. Hem AB hem de ABD kullandıkları bu iktidardan alabileceklerinin en fazlasını aldığı için AKP’nin altı oyuluyor. Tayyip son bir çabayla yeniden İsrail ve ABD’ye yanaşarak iktidarını uzatmaya çalışıyor. Ama artık çok geç. Irak’ın işgali ve kukla Kürdistan’ın kuruluşu için AKP’yi iktidar yapan ABD, Suriye ve İran’ın işgali için bu iktidarın istediklerini veremeyeceğini anladı. Bir Amerikancı iktidar daha Amerikancısı için feda edilecek. Suriye ve İran’dan sonra sıra Türkiye’ye gelince ise zaten işbirlikçi herhangi bir hükümet değil, tamamen Türk devleti gözden çıkarılacak. Ordu’nun rolü ne? ABD’ye göre bugün Irak’ta yaşanan büyük kayıpların nedeni Türkiye ve Türk Ordusu. Türkiye 1 Mart tezkeresini redderek, ABD güçlerine Türkiye’den geçiş izni vermeyince Irak direnişi büyük bir fırsat elde etti. Bizzat Rumsfeld hâlâ bundan dolayı Türkiye’yi suçluyor. 2003 yazında ise yine bir Türk gazetesine konuşan Wolfowitz “tezkere hezimeti” için Türk Ordusu’nu ve kendi deyimiyle “Saddamcı Kemalistleri” suçlamıştı. AKP’ye ise generallere rağmen ABD’yi yarı yolda bırakmadığı için teşekkür etmişti. Peki iki yılda ne oldu? ABD’nin hedef tahtasındaki Türk Ordusu nasıl oluyor da bir ABD planında kullanılmak isteniyor. Türk Ordusu’nun niteliği değişmiş değil. Ortadoğu’da işgalci ABD ordusuyla Türk Ordusu arasında savaşa kadar varacak uzlaşmaz bir çelişki var. Süleymaniye’de Türk askerlerine yönelik ABD’nın düzenlediği “çuval operasyonu” Wolfowitz’in açıklamalarından hemen sonra gerçekleşmişti. Bu operasyon bir başlangıçtı. Ardından Türk Ordusu K.Irak’tan çekildi. PKK’yla mücadele etme olanaklarını yitirdi. Kerkük, Kürt aşiretlerine teslim edildi. PKK bizzat ABD desteğiyle yüzlerce Türk askerinin kanına yeniden girmeye başladı. Yani aslında Türk-Amerikan savaşı ABD’nin öncü gücü olarak kullandığı PKK-Barzani ve Talabani güçleriyle başlatıldı bile. Türk Ordusu ise “kötünün kötüsünden” sakınma adına bu savaşta en önemli mevzilerini daha ilk baştan düşmana teslim etti. Şimdi savunma mevzisi Diyarbakır’a kadar çekildi. Eğer iki ülke arasında uzlaşmaz bir çelişki varsa ve savaş kaçınılmaz ise savaştan önce düşmanın temel gücünü pasifize etmek hatta dağıtmak en önemli hedeftir. Bugün ABD’nin Türk Ordusu’na ilgisi ona olan düşmanlığındandır. Nitekim Türk Ordusu’nun eli kolu bağlanmış durumdadır. Amaç şimdi hem Türk Ordusu’nu bu konumda tutmaya devam etmek hem de Türkiye içindeki yeni iktidar değişiklerini gerçekleştirmek için mümkünse bazı komutanları kullanmaktır. Wolfowitz’in açıklamaları döneminde ABD Türk Ordusu’nu AKP sopasıyla hizaya sokmaya çalışıyordu. Aradan iki yıl geçti. MGK tasfiye edildi. ABD ve AB’ye muhalif pek çok isim emekli edildi. Bir kısmı aleyhinde yolsuzluk davaları kullanılarak kampanya açıldı. Ve şimdi Genelkurmay Başkanı Edelman tarafından övülüyor. Bu sefer ABD, AKP’yi hizaya sokmak için Özkök’ün ismini kullanıyor. Tayyip tüm bu mesajları alıyor ve soluğu Tel Aviv’den sonra Washington’da almak için zarla zorla Bush’tan yarım saatlik bir randevu koparıyor. Ancak çok geç. Çünkü ABD hizaya soktuğu gücü zaten gözden çok daha kolay çıkarır. Nitekim Edelman, Özkök’ü övdükten birkaç gün sonra bakın AKP’yi hangi üslup ile uyarıyor: “Bizim ilişkimize karşı, yanlış yönlendiren fikirler ve Amerikan şirketlerini boykot çağrıları, özellikle çirkin başlarını kaldırdıkları zaman ezilmelidirler.” AKP’nin efendisi onu gözden çıkardığını ancak bu kadar kırıcı bir şekilde ifade edebilirdi. AB süreci ABD’ye yaradı Burada ABD’nin Türkiye’nin içine sokulduğu AB’ye teslimiyet sürecinden çok iyi yararlandığını not etmek gerekir. Türkiye’ye sivilleşme ve AB’yle bütünleşme adı altında savaşla kabul ettirilemeyecek tavizler kabul ettirildi. ABD, AB süreci sayesinde Kuzey Kıbrıs’ı, Ortadoğu’ya ve Türkiye’ye karşı bir üs haline getirmek için önemli bir fırsat yarattı. İlk defa bir ABD parlamenter heyeti Ercan Havaalanı’ndan KKTC’ye girerek “kuzey bölgeye izolasyonun” kaldırılacağını açıkladı. Aynı Ercan havaalanını ABD’li askeri yetkililer bir kaç ay önce denetlemişti. Türkiye’nin KKTC’si, ABD’nin “kuzey bölgesine” dönüştürülüyor. Yine AB süreci sayesinde Türkiye ulusal güvenliğini aktif bir şekilde korumak ve terörle mücadele etmek olanaklarını yitirdi. Bu ise ABD’ye ve Kürt kuklalarına stratejik bir üstünlük sağladı. Yine AB süreci sayesinde Türk Ordusu kuşatıldı ve pasifize edildi. Şimdi ise Anayasa AB referandumlarına Fransa’da ve Hollanda’da çıkan “hayır” sonuçları, Almanya’da Türkiye’ye açıkça hayır diyen bir iktidarın kurulma olasılığının güçlenmesi, AB ülkelerinde sözde Ermeni soykırımı yasalarının yaygınlaşması, Türkiye’yi hızla AB’nin rotasından çıkarıp, ABD’nin rotasına sokuyor. Amerikancı AB karşıtları Nitekim Türkiye’de Amerikancılığın pusulası olan Hürriyet’in genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök ilk defa Türkiye’nin “kendi hassasiyetleriyle AB’ye imtiyazlı ortak” olmasının en ideal çözüm olabileceğini açıkladı. Yine Tayyip sözde “milli” çıkışlarla AB’ye bölücülük ve Ermeni konularında “sert” mesajlar gönderirken, KKTC’ye giden ABD heyetine, Ermeni, terör ve Kıbrıs konularında ABD’nin desteklerinden dolayı teşekkür ediyor. ABD’nin Kıbrıs’ta Türk Ordusu’na karşı çalışmaları, PKK’ya verdiği destek ve Bush’un ABD Kongresi’nde Ermeni konusunda “soykırım” kelimesi hariç her türlü suçlamayı kullanarak Türkiye’ye ettiği hakaretlere rağmen ABD’ye teşekkür eden anlayış neyi temsil ediyor? Bu anlayış AB’nin gözden çıkardığı işbirlikçilerin yeni umudunu yansıtıyor. Yeniden “ABD’yle stratejik ortaklık” hayalleri egemen oluyor. AB karşıtlığı Türkiye’de yükseliyor. Ancak milliyetçi ve Atatürkçü bir temelden koparıldığında bu iktidara Amerikancılık olarak yansıyor. Tuzağa dikkat AKP’nin, Ertuğrul Özkök’ün ve büyük medyanın birden bölücülük ve Ermeni tezleri konusunda hassaslaşmaları ise Türkiye’ye kurulan yeni bir tuzağın işaretidir. Sanki Türkiye’ye yönelik tüm bu saldırıların arkasındaki esas güç ABD değilmiş gibi, sahte bir “milli” tepkiyle Türkiye, ABD’nin yeni işgallerine alet edilmek için Amerikancı bir rotaya sokulmaya çalışılıyor. AB Türkiye’den siyaset kanalıyla elde edebileceği her şeyi aldı. Şimdilik Türkiye’yi gözden çıkarıyor. ABD ise tam bu sırada devreye giriyor. AİHM’in Apo’yu affeden kararını ABD Dışişleri kınıyor. AB’nin Türkiye’yi gözden çıkardığını düşünen işbirlikçilerde bu sefer son umut Türkiye’yi yeniden ABD’ye yamamaya çalışıyor. Oysa Türkiye’yi asıl gözden çıkaran ABD. “Stratejik ortaklığın” bedelinin ne olduğunu Edelman’ın Siyasi İşler Müsteşarı Kunstadter geçen ay açıkça söylemişti: “İki ülke halkı Kore’de birlikte mücadele etti. Bir kahvenin 40 yıl hatırı var ama aradan 50 yıl geçti. Yeni bir kahve içmenin zamanı geldi.” Yani Türkiye; İran ve Suriye’nin işgali için topraklarını ABD’ye açmadan ve 2003’te reddettiği acı kahveyi içmeden ABD’nin sıcak kucağına oturamaya hak kazanmayacak. Aynı Kunstadter, tıpkı Edelman gibi Özkök’ün Harp Akademisi’ndeki konuşmasını övdü ve “konuşmadan önce her heceyi tarttı. Vermek istemediği bir konuşma verdi. 90 dakikalık bir konuşma yapmak istemediğini düşünüyorum. Bir boşluk hissetmiş.” dedi. Kunstadter kendini Özkök’e o kadar yakın hissetmiş olmalı ki onun duygularına bile tercüman olmaya çalışıyor. Kunstadter söz konusu boşluğun Türkiye’de “hükümet ile devlet arasındaki gedikten kaynaklandığını” kendilerinin de bu gedikten rahatsız olduğunu söyledi. Daha önce bu gedikten dolayı sürekli Türk Ordusu’nu suçlayan ABD, şimdi Türk Ordusu’nun bir komutanını övüyor. Kunstadter’in bu cüretli konuşmasında iki nokta daha dikkat çekiyor. Kunstadter Hilmi Özkök’ün “Türkiye ılımlı İslam devleti değildir. İslam ülkesi de değildir” sözüne gönderme yaparak hak veriyor. Bu söz dikkatleri çekmişti çünkü Ordu’nun resmi olarak reddettiği “ılımlı İslam devleti” sıfatıyla birlikte ilk kez kullanılan “İslam ülkesi de değiliz” saptaması Özkök’ün AKP’ye ve ABD’ye önemli bir mesajı olarak saptanmıştı. Daha önce de Özkök, Kıbrıs, K.Irak ve Türkiye’nin diğer ulusal güvenlik konularında “hükümetin yetki alanı” diyerek susarken, bir tek laiklik konusunda susmayacaklarını ve gerekirse harekete geçeceklerini açıkça söylemişti. Kunstadter bu mesajı alıyor. Acı kahvenin bedeli olarak “ılımlı İslam tabirini kullanmayabiliriz” diyor. Ama PKK’ya olan ABD desteği konusunda fütursuzca “Zaten siz de Kandil dağına girmeye daha önce çalıştınız ama giremediniz” diyerek Türkiye topraklarını ABD’ye açsa bile Kürt yayılmacılığına olan desteklerini kesmeyeceklerini belli ediyor. Tarihi sorumluluk Tüm çelişki de burada düğümleniyor. Türkiye’yle ABD arasında Türkiye’nin “laik rejimini” koruma temelinde bir ortaklık kurulacağını düşünenler büyük bir tarihi yanılgı içine düşer. ABD, Türkiye’de “ılımlı İslam” veya laik rejim tercihi yapma aşamasını çoktan geri bırakmış durumda. Irak’ın işgali için ABD’nin Türkiye’ye girmesine izin verseydik ABD’nin Türkiye için gerçek amaçlarını parçalanan Türkiye’de öğrenmiş olacaktık. Şimdi Türkiye’nin düşmediği bu tuzak yeniden kuruluyor. ABD başarılı olursa, Türkiye yalnızca bölünmüş ve işgal edilmiş bir İran ve Suriye’yle değil, ABD şemsiye altında Mersin’e kadar uzanan “Büyük Kürdistan” ile karşı karşıya kalacak. Bundan dolayı Kandil dağındaki ve Türkiye’deki PKK’lı teröristler, Türk Ordusu’nun desteğinden bile ABD için daha stratejik bir öneme sahip. Nitekim ABD de bunu saklamıyor. Laiklik ve rejim tartışmaları ise büyük bir kandırmaca ve Türk Ordusu’nun bir bütün olarak sürece olan tepkisini frenlemek için kullanılıyor. Bu oyun ne kadar sürer? Kara Kuvvetleri Komutanı Büyükanıt şimdiden itiraz ediyor.. Kunstadter’i kastederek “Biz istersek 1997’de Kandil’e girerdik... O şahsa şunu önerebilirim: Şu anda Kuzey Irak’tan Türkiye’ye çok fazla C-4 ve C-3 patlayıcı madde giriyor. Artık C- 4, teröristlerin sırt çantasının değişmez malzemesi oldu. Bu tür beyanatlarla uğraşacağına bu patlayıcılar Irak’tan nasıl Türkiye’ye giriyor, onlarla ilgilensin.” dedi. ABD’nin kendi soktuğu silahlarla ilgilendiğine şüphemiz yok. Sorun Türkiye’nin bu konuda ne yapacağı? İşte burada A veya B şahsın komutan olması önemini yitiriyor. ABD Türkiye dahil tüm bölgeyi parçalamaya ve sömürgeleştirmeye kararlı. Türk Ordusu’nun da er ya da geç buna karşı çıkması ve ABD’yle cepheleşmeye girmesi kaçınılmaz. Bir iki kişinin tarihsel hatasından kaynaklanan sözde “ortaklıklar” ortadan kalkınca savaşacak yine Mehmetçik olacak. Sorumlu mevkilerdekileri bugünden uyarmak ise bizim görevimiz. |