Arama: 
06.06.2005/Sayı:83
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Türkiye
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Türkiye

Nedret Ebcim

ABD'nin kukla Kürt DevletiTürk-Amerikan ilişkileri-3
ABD’nin kukla Kürt Devleti projesi

Türk Amerikan ilişkilerini 21.03.2005 tarihli TÜRKSOLU gazetesinde birinci bölüm, 04.04.2005 tarihli sayısında ikinci bölüm (Soğuk Savaş Dönemi) olmak üzere özetlemiştik. Üçüncü ve son bölümde ise 1900’lü yıllardan başlayarak günümüze kadar gelişen Türk-Amerikan ilişkilerini irdeleyeceğiz...

Her yılın nisan ayından önce geleneksel olarak Türk-ABD ilişkileri sertleşmeye başlar. 1915’de sözde “Ermeni Soykırımı” bahanesiyle ABD’deki Türk karşıtları hemen faaliyete geçip ilişkileri germeye başlarlar. 1990 yılının Şubat ayında Senatör Robert Dole ABD Kongresi’ne Ermeni karar tasarısını sunuyordu. Cumhurbaşkanı Turgut Özal Dışişleri Bakanı da Mesut Yılmaz’dı. Genelkurmay ve Milli Savunma Bakanlığı, Ermeni tasarısı geçerse Pirinçlik ve Sinop Üslerinin kapatılması söz konusu olacağını ABD’ye bildirmişti. ABD’nin bu dönemdeki başkanı ise “Baba Bush” idi. Ülkemizin içişlerine müdahale etmeyi alışkanlık haline getiren ABD yine bu dönemde irtica ile ilgili, Türk Ceza Yasası’nı 163. maddesi için görüş bildiriyordu. Onlara göre 163. maddeyi kaldırmanın çeşitli sakıncalara yol açabileceğini sözde demokrat tavırlarıyla ortaya koyuyorlardı. Bunlar tabi ki inandırıcı değildi. ABD işine geldiği zaman Bin Ladin gibi bir şeriatçıyı destekler veya ülkemizde de Said Nursi adındaki irticayı korur ve kollardı. Aynı Amerika’da yaşayan F. Gülen “hazretlerine” yaptığı gibi. ABD 90’lı yıllarda komünizmin çökmesi ve SSCB’nin dağılmasıyla birlikte bir ara Türkiye’yi gözden çıkardı.Bu yüzden de özellikle Kıbrıs konusunda Türkiye sert çıkışlar yaptı. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Abramowitz Kıbrıs’ta insan hakları konusunda ilerleme sağlayamazsak, ilişkilerimizin bozulacağını çok sert bir dille anlatıyordu. Ayrıca bize özelleştirmeye karşı çıkmayın diye uyarıyordu.

ABD artık Türkiye’ye fazla gereksinmemiz yok derken, 2 Ağustos 1990 tarihinde Irak Kuveyt’i işgal etti. Cumhurbaşkanı Turgut Özal her zamanki gibi parlak zekasıyla (!) bir koyup üç alacaktı. ABD ile ilişkiler tekrardan (1938’den sonra) Amerikan çıkarları doğrultusunda gelişiyordu. Turgut Özal, “Kişisel dost” ABD Başkanı Baba Bush ile daha evvelki tanışıklığından dolayı sık sık görüşüyor, hatta başkana çeşitli taktikler veriyordu. 28 Şubat 1991 yılında Irak, Kuveyt’den çekildi. Türkiye ise üç koyup bir bile alamamıştı!... Bu arada 3 Aralık 1990 yılında Orgeneral Necip Torumtay istifa etmişti.

Turgut Özal’ın yakın dostu George Bush bir süre sonra Özal’ı defterden silip, o dönemde başbakan olan Süleyman Demirel ile ilişkiye başlıyordu. Kısacası ABD için dostluk değil çıkar önemliydi. Körfez krizinden sonra Irak’ın kuzeyinde bir boşluk oluştu. ABD Kuzey Irak’ta kukla Kürt devleti oluşturmak istiyordu. Çekiç Güç ile de bunu pekiştirip “Yeni Dünya Düzeni” planını uygulamaya sokuyordu.

1991’den sonra da ABD, özellikle Kuzey Irak’taki bu boşluğu değerlendirip ayrılıkçı terör örgütü PKK’yı desteklemeye başladı. Aslına bakarsanız, Türk-ABD ilişkileri 90’lı yıllardan itibaren daha çok Çekiç Güç, Körfez Krizi, Irak Savaşı ve buna bağlı olarak Kuzey Irak sorunu ve ABD tarafından desteklenen ayrılıkçı terör örgütü PKK çerçevesinde şekillenmişti. Emperyalistler Ortadoğu’daki ve özellikle de Irak’ta mevcut olan iyi kaliteli petrolü ele geçirebilmek için bu bölgede daima etnik grupları kışkırtmışlardı. Özellikle de Kürtleri.

22 Ocak 1946 tarihinde KDP (Kürt Demokrat Partisi) lideri Kadı Muhammet, İran topraklarında Mehabad Özerk Kürt Cumhuriyeti’ni kurmuştu. Ancak Sovyet emperyalistlerine güvenen Kürtler 16 Aralık 1946’da daha önce kendini Cumhurbaşkanı ilan etmiş Kadı Muhammet ve eşrafı İran’a teslim olmak zorunda kalmışlardı.

ABD Irak’taki etnik grupları kışkırtıyor

70’li yıllardan itibaren ABD Iraklı Kürtleri destekliyordu. 90’lı yıllardan itibaren de Çekiç Güç’ün yardımıyla ABD buradaki Kürtlere federe bir devlet kurdurdu. Açıkçası ABD Kürt kartını açıyordu. Kendilerini daima ABD tarafından güvenilir bir dost ve müttefik olarak gören Kuzey Irak’lı Kürtler faaliyetlerini genişleterek sürdürdüler. ABD Irak’daki Saddam rejimini yıkabilmek için güneyde Şiileri, kuzeyde ise Kürtleri sürekli kışkırtıyordu. ABD desteği ile ayaklanan Şiiler ve Kürtler başarılı olamamışlar ve 250 bine yakın kayıp vermişlerdi. 1991 Nisan ayında Saddam rejiminden kaçan binlerce Kürt, Türkiye ve İran sınırına sığınmak zorunda kalmışlardı. Bunu fırsat bilen ABD, 10 Nisan’da 36. Paralel olarak anılan bölgeyi “Uçuşa yasak bölge” ilan etmişti. İşte bu dönemde sözde insani yardım bahanesiyle “Çekiç Güç” uygulaması başladı (17 Nisan 1991).

KDP ve KYP’nin (Kürt Yurtseverler Partisi) anlaşması ile 1992’de yapılan Kürt Ulusal Meclis’i seçimlerinde Barzani ve Talabani yanlıları 105 üyeli parlamentoda 50’şer üye çıkardılar. 5 üyeliği ise Süryaniler kazanmıştı. Tabiki Türkmen nüfusu yine yok sayılmıştı.Daha önce de söz ettiğimiz gibi 1992 Ekim ayında Kürt Federe Devleti ilan edildi.

Kuzey Irak ve Kürt Sorunu

Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Kuzey Irak’ta ABD’ye hep destek verdi. Herhalde kendisinin de söylediği gibi damarlarındaki Kürt kanından dolayı Kuzey Irak’taki Kürt gruplara ABD ile birlikte tam destek verdi. Fakat bu politikalar yüzünden de Türkiye beline kadar çamura saplanıyordu. Ayrıca bu dönemde Kürt liderler Talabani ve Barzani’ye kırmızı pasaport verildi. Çekiç Güç belasını başımıza salan Özal, PKK’nın daha da güçlenmesine ve palazlanmasına sebep oldu. Çekiç Güç bu bölgede terörist PKK militanlarına inanılmaz bir malzeme ve silah yardımında bulunuyordu. Uçuşa yasak bölgede PKK militanları bu boşluğu değerlendirerek hain emellerini devam ettirdiler. Türkiye defalarca Kuzey Irak’a askeri operasyonlar yapmak zorunda bırakıldı. Bu operasyonlarda zaman zaman 40 bine yaklaşan ordumuzun bir çok değerli subayları ve Mehmetçikleri şehit veya gazi oldular. Ülkemiz PKK terörü nedeniyle 32 bin kayıp vermiş, bu olaylar nedeniyle de en az 150 milyar dolar para harcamıştı. Her bakımdan ülkemize büyük maddi ve manevi zararlar veren bu çatışmalarda ABD’nin düşmanca tavrı bilinmektedir. Öyleyse bu nasıl müttefikliktir ?

ABD Kongresi’nde karar tasarısı

2000’li yıllarda da ABD, Kürt asıllı vatandaşlarımızı kışkırtmak amacı ile faaliyetlerine devam etmiştir. ABD Kongresi’nin 6 üyesi 24 Temmuz 2000 yılında bir Kürt karar tasarısı hazırladı. Tasarıda iki madde bulunuyordu. Birinci Madde: Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak’ın hapishaneden çıkartılması. İkinci Madde: Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan Kürt halkının kendi dillerinde kültürel, dil, eğitim ve televizyon hakkı. Bu iki maddeye de imza koyan ABD Temsilciler Meclisi’nin, Demokrat ve Cumhuriyetçi üyeleri daha önce de sözde “Ermeni Soykırımı” tasarısını hazırlayıp imza atanlardı.

ABD özellikle 2000’li yılların başından itibaren Kuzey Irak’a bir çok CIA destekli peşmerge yerleştirildi. Bunların sayıları 4 bine kadar varıyordu. Amaçları Kuzey Irak’ta bulunan Kürtleri yetiştirip bağımsız bir Kürdistan kurmaktı. ABD’nin bu aşkı Kürtlerin kara kaşı, kara gözü için değildi. Çağımızın en büyük emperyalist devleti ABD için her zaman menfaatler ön plandaydı.

Talabani ve Barzani’nin ABD ilişkileri

6 Nisan 2005 yılında, Kürt Lider Talabani’nin, Irak’ta, Devlet Başkanı seçilmesinin hiç de tesadüf olmadığını biliyoruz. Talabani 2002 yılında, Daily Telegraph’a yaptığı açıklamada: “Bush, babasının yarıda bıraktığı işi tamamlayacak” demişti. Gerçekten de Oğul Bush görevini yapmıştı. Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunu Kürdistan olarak gören Barzani ve Talabani’nin ne kadar tehlikeli olduğunu görmekteyiz. Bu yüzden de ABD’nin yüz yıldan beri izlediği politika bizim açımızdan hep çok tehlikeli olmuştur. Gerçekleşmesini asla istemediğimiz ülkemizi tekrar kan gölüne sokma uğraşısının bu sefer ki taktiği maalesef Türk-Kürt çatışmasıdır. Irak’ta Kürt Lider Talabani’nin iktidara gelmesiyle Türkiye’deki ayrılıkçı terör örgütü PKK-KADEK için bulunmaz bir fırsat doğmuştur.

Türk-ABD ilişkileri bozuluyor

Türk- ABD ilişkileri 1 Mart 2004 tarihinde tezkere nedeniyle epeyce bozuldu. ABD’nin yıllardan beri hedeflediği BOP, daha sonra da genişleyerek GOP adını alan emperyalist plan için Türkiye biçilmiş bir kaftandı. Ilımlı İslamcılık adına İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan en uygun adaydı. Hatta ABD Başkanı Oğul Bush Amerikan tarihinde hiç olmayan bir anlayışla parti lideri Tayyip Erdoğan’ı ülkesine davet etmiş ve başbakan muamelesi yapmıştı. Tayyip Erdoğan liderliğinde AKP 2002 Kasım seçimlerini büyük bir farkla kazanıp, tek başına iktidara gelmişti. Tayyip Erdoğan da artık Başbakan’dı. Ancak TBMM 1 Mart 2004 tarihinde, ana muhalefet CHP ve sağduyulu bazı Ak Partili milletvekillerinin oyuyla büyük bir sürpriz yaparak tezkereyi reddetti. 1 Mart ABD’de hayal kırıklığı yarattı.

Sonuç

Türk Halkı, tarihin hiç bir döneminde durup duruken hiç bir ülkeye düşman olmamıştır; veya o düşmanlık yerini bir süre sonra dostluğa bırakmıştır. Türk tarihinde ezeli bir düşmanlık yoktur. Türk-ABD ilişkilerinde birinci bölüm olarak 21.03.2005 tarihli TÜRKSOLU gazetesinde yayınladığımız yazımızda ve 04.04.2005 tarihli 2. yazımızda, ve şimdi son bulan yazımıza kadar gördüğümüz bir şey var. O da ABD’nin sürekli bize kazık attığı ve “dost görünen düşman” gibi davrandığıdır. Buna rağmen Türk Halkı hiç bir zaman ABD toplumuna karşı bir kin duymamıştır.Türk halkı sadece ABD hükümetlerinin politikalarını onaylamamıştır. 2005 tarihinde yapılan BBC anketlerinde ABD % 82 oranında Türkler tarafından sevilmeyen bir ülke haline gelmiştir. Ancak Milliyet gazetesinin 12 Mart 2005 tarihli anketinde, “Türk halkının ABD düşmanı olduğunu düşünüyor musunuz ?” sorusuna % 71 oranında “hayır” demiştir. Yine aynı halk “Türk- ABD ilişkilerini nasıl tanımlarsınız ?” diye sorulduğunda, % 74 oranında “müttefiktir” diye yanıtlamıştır. Aynı anket “George W. Bush yönetiminde ABD politikalarını onaylıyor musunuz ?” sorusuna bu sefer % 91 oranında “hayır” demiştir.

Türk halkı ABD’de yetişmiş edebiyatçı John Steinbeck, Jack London, atlet Carl Lewis, sinema sanatçısı Clark Cable, John Wayne vb. gibi Amerikalı isimleri sevmiş ve benimsemiştir. Bu satırları yazanın da en iyi arkadaşları arasında Amerikalı dostları da vardır...

Son olarak Türk-ABD ilişkileri tek taraflı devam ettiği sürece,ilişkilerin bozulması olasıdır. Bunu da düzeltmek Amerika’ya düşmektedir. Zaten ABD bu emperyalist politikaları sürdürdüğü müddetçe tüm dünya ve ülkemiz için tehlikeli bir hale gelecektir. Bu da beraberinde acı olayları getirecektir...