| Öner Yağcı |
|
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz...” diyen bir halk kültürümüz var. Halkın öngörüsü, sağduyusu bu türkünün dizelerinde de karşımıza çıkıyor. Ama bazen ironi de yapıyor halk, söylemek istediğinin tersini de dile getiriyor ve ironik ve trajedik gerçekliğimizi anımsatıyor: Eşkıya dünyaya hükümdar olmuş. Ülkemizde oynayan bu film, dünyada egemen olan gerçekliğin bir yansımasından başka bir şey değil. İnsanlığın özgürlük savaşımıyla ve bu savaşıma karşı egemenliğini sürdürdüğü oyunlarla, düzenlerle dolu olan tarihte, benzer şeylerin yaşanması kaçınılmaz bir zorunluluk. Hep böyle olmuş ve tüm dünyada olduğu gibi Anadolu topraklarında da en eskilerden beri hep aynı film çevrilmiş sanki. “Tarih tekerrürden ibarettir derler; hiç ibret alınsaydı tekerrür eder miydi?” diyen bir şair sözü var belleğimizde. İşte şimdilerde gördüğümüz film, tarihin tekerrürünün yani bu zorunluluğun sahneye konulmasından başka bir şey değil. Dünyaya yeni bir düzen veriliyor; korku ve yalan imparatorluğu dünyanın en uzak köşelerinde bile sömürmek ve tüketmek için gidiyor. Sömürünün ve zulmün sürmesi için en gelişmiş teknolojinin silahlarının yanı sıra paranın satın aldığı uşaklar aracılığıyla bu düzenin egemenliğinin sürgit olması için çaba harcanıyor. Devletlerin ve ulusların geleceğine, bazen bombalarla, bazen uyduruk demokrasi seçimleriyle, bazen aktarılan dolarlar sayesinde gerçekleştirilen operasyonlarla, satın alınan kurumlar ve sözü değerli kılınan aydınlarla, bir de en güçlü silah olan medya aracılığıyla müdahale ediliyor. Ulusal değerler bir bir tüketiliyor. Diller, sanatlar, kültürler magazinleştirilmiş, mistikleştirilmiş, emperyalizmin değerleriyle yer değiştiriliyor. Yeni dünya düzeni denilen bu filmde yapımcı dünya finans çevreleri, yönetmense onlar adına ABD’yi ve öteki batılı emperyalist ülkeleri yönetenler. Dekor dünya ülkeleri; aktörler seçilmiş hazırlanmış, kemik verilmiş uluslararası çeteler; figüranlar insanların çoğunluğu. Kostüm, paranın aldığı her şey. Senaryoyu elbirliği ile yazıyorlar; başta ABD’nin yöneticileri olmak üzere büyük medya kuruluşlarını sahiplerinin, bilgisayar ve finans dünyasının ve ekonominin tanınmış adlarının, Stanford, Harvard ve Oxford üniversitelerinden bazı profesörlerin dünyanın nereye doğru götürüleceğini planladıkları bir senaryo bu. Bu senaryoya göre ücretler ve maaşlar düşerken borsa kurlarının ve sanayi kuruluşlarının gelirleri olağanüstü yükseliyor, işsizlik artıyor, enformasyon, uyuşturucu, bulaşıcı hastalıklar, doğal çevre, finans dünyasında ise patlama yaşanıyor. Göçler yaşanıyor; milyonlarca insan göç ediyor ülkesinden. Organize suçlarda yani mafyacılıkta, yani yeraltı dünyasında korkunç bir büyüme gözlemleniyor. Uyuşturucudan elde edilen kazançlar arttıkça artıyor. Açlık ve yoksulluk olağanüstü derecelerde çoğalıyor ve yoksulluk değil, yoksulluğa karşı duyulan korku “demokrasileri” tehlikeye sokuyor. Reklam sanayisi milyarlarca dolarlık bütçe ile ayakta duruyor. “Büyük medya imparatorluğunun ülkesinde güneş hiç batmıyor.” deniliyor. Özelleştirmede dev adımlarla ulusal zenginlikler bir avuç sermayedara peşkeş çekilirken azgınlaşmış ve dizginlenemeyen bir vahşi emperyalizm apaçık görülüyor gözlerimize. Bir de dünyanın çeşitli yerlerindeki bazı halkların bu gidişe dur demek için çırpınışları, patlamaları... Bu film Türkiye’ye de geliyor, daha önce de geldiği gibi. Türkiye’ye de buna uygun bir yapılanma gözleniyor. “Ilımlı İslam” denilen bir bağnazlık ideolojisi bu düzene hizmet ediyor. 60 yıldır sinsi sinsi politikalarla Doğu’nun mazlum uluslarına öncülük ve önderlik eden Mustafa Kemal Atatürk’ün düşünceleri, devrimleri ve yapıtının yok edilmesi çalışmaları, artık sinsiliğe gerek kalmadığını bağırıyor. Dünyadaki filmin yerli versiyonu gündeme sokuluyor. Yapımcı, paylarını arttırmak isteyen finans çevreleri; yönetmen, ülkeyi yönettiğini sananlar; dekor, ülke. Aktörler egemenliğin sürmesi için kiralanmış, şımartılmış, silahlandırılmış çeteleştirilmiş aydın bozuntuları ve bu politikanın tuzağına düşmüş olanlar. Senaryo aynı, yalnızca yerlileştirilmiş; uyuşturucu salgınından pay alanlar, işsizliği ve yoksulluğu artıranlar, göçlere neden olanlar, özelleştirme adımları atanlar, ülkeyi ekonomik, siyasal, toplumsal, kültürel bir sömürgeleşmenin ve çöküntünün içine taşıyanlar, bu baskı zorbalık sisteminin sürgit olması için ne yapmaları gerekiyorsa onu yapıyorlar. Daha önce bu filmi görenlere; Osmanlı’nın parçalanması sürecinde Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet Devrimlerini gerçekleştirenlere; 1940’lı yıllardan beri süren karşıdevrimci tüm saldırıları göğüsleyenlere düşen görev, korku ve yalan imparatorluğunun düzeninin karşısında özgürlüğün, aydınlığın, emeğin, insanın savunulması için bir araya gelmek, bu savaşımı güçlü kılmak, başarmak için çaba göstermek olmalıdır. |