Arama: 
04.04.2005/Sayı:79
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Kitap
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Türkiye Güngör Türkeli

Diğer Türkiye Yazıları:
Nur Arslan - Mustafa Kemal’den masonlara: Defolun Yahudi uşakları
Reha Ören - Her yanımız it tuzağı
Özgür Doğan Yaşar - 90 yıl öncesi, 90 yıl sonrası ve gelecekteki 90 yıl
Tamer Abuşoğlu - Ermeni safsatası ve gerekli mesajlar
Nedret Ebcim - Türk-Amerikan ilişkileri-2 Soğuk Savaş dönemi
İskender Özturanlı - Dünya önderi Atatürk

Talat TurhanYıllar sonra da olsa...

Geçtiğimiz, günlerde Vatan gazetesinde (27 Mart 2005) Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) eski milletvekillerinden Mehmet Gül’ün ilginç bir açıklaması vardı. Eski Milletvekili Mehmet Gül diyordu ki:

“Solculara ‘Rusçu’, ‘Çinci’ derdik. Şimdi anlıyoruz ki, büyük çoğunluğu gerçekten vatanpervermiş. Hata etmişiz. Şimdi onları çok arıyorum.”

Yıllar sonra da olsa bir hakkın teslimi bana göre.

O, “Rusçu, Çinci” yani vatan haini dedikleri arasında biz de varız. E. Yb. Talat Turhan ve arkadaşları. Yani Genç Kemalistler Ordusu (GKO) üyeleri subaylar.

Yakın tarihi bilmeyenlere anımsatalım.

1963 yılı Nisan ayı ortalarında bir Kurmay Yarbay, bir Binbaşı ve ikisi havacı üç üsteğmen tutuklandık.

Tutukluyduk. “İhtilattan men”dik. Basını izlememiz olanaksızdı. Aylar sonra hakkımızda yazılıp çizilenleri öğrenebilmiştik. Aman, biz ne vatan haniymişiz?.. Düzenleyip dağıttığımız “Genç Kemalistler Ordusu (GKO) bildirisi dışarıda hazırlanmış da bizim haberimiz yokmuş”

O günkü gazetelere baktığımızda neler görüyoruz? Bir bakalım.

“5 Subay’ın tevkif edildiğini Milli Savunma Bakanlığı açıkladı.

“Orduyu tahrike matuf beyannameler dışarıda bastırılmış. (Son Havadis, 22 Nisan 1963)

“Tevkifler Resmen Açıklandı.”

“MSB Bildirisinde yayınlanan beyannamelerin dışarıda hazırlandığı tahmini öne sürüldü.” (Hareket, 22 Nisan 1963)

Hareket gazetesinin aynı günlü sayısında Özcan Ergüder adındaki bir yazar bizleri “Vatan Hainliği” ile suçluyordu.

“Dışarda hazırlanan beyannameyi” ‘Ordu içinde dağıttıkları iddiası ile 5 subayın tevkifi resmen açıklandı.” (Yeni Asır, 23 Nisan 1963)

21 Nisan 1963 günü Milli Savunma Bakanlığı Milli İrtibat Bürosu bir bildiri yayınlıyordu konuyla ilgili olarak. Bildiri şöyle:

“Hariçten hazırlandığı tahmin edilen bir beyannamenin dağıtılması ile ilgili oldukları sanılan Yarbay ve üsteğmen rütbesinde 5 subay hakkında askeri adli makamlarca takibata geçilmiş ve bu subaylar tevkif edilmişlerdir.”

Basında bu savları okuduğumuz zaman gülsek mi ağlasak mı diye ciddi ciddi düşündük. Koskocaman Milli Savunma Bakanlığı hiçbir araştırma, soruşturma yapmadan; önemlisi, devlet ciddiyeti ile bağdaşmayan bir tutumla “Hariçten hazırlandığı tahmin edilen’ diyerek kendi subaylarını çok ağır bir suçlamanın sahibi oluyordu. Aslında tutuklanan ve sonradan tutuklanacak olan subayların suçlamayı yapanlardan daha ciddi yurtsever subaylar oldukları biliniyordu ama ellerine bir koz geçirmişler, iktidarlarını şu veya bu biçimde sürdürmek için bizleri kullanmayı yeğlemişlerdi. Bir kısım basın da “Beyannamelerin dışarda basıldığı” savını öne çıkararak sorumlulukları olan “Kamuoyunu doğru bilgilendirme(!)” görevlerini yerine getiriyorlardı.

Ordu içinde en küçük rütbeli subayından en üst rütbeli subaylarına göre tutuklanan subaylar vatan hani değildi ve bildiri de dışarıda hazırlanmamıştı. Nitekim Prof. Dr. İlhan Arsel başkanlığında oluşturulan bilirkişi kurulu, dağıtılan bildiride “Suç unsuruna rastlanmadığı” sonucuna varmış ve bu görüşünü ilgili mahkemeye sunmuştu.

Aranan, suçlu-suçsuz değildi. Ele geçen bu “önemli fırsatı” değerlendirip iktidarda kalmaktı. Nitekim (Bu sözcüğü hiç sevmiyorum, sebebi belli) o zamanki Genelkurmay 2. Başkanı Korgeneral Memduh Tağmaç tevil yoluyla durumu düzeltmeye çalıştı. Tağmaç, yaptığı açıklamada 5 subayla ilgili olarak, durumun mahkemeye intikal ettiğini ve duruşmanın gizli yapılacağını söylüyor ve “Milli Savunma Bakanlığı Milli İrtibat Bürosu tarafından verilen tebliğdeki (Hariçten hazırlandığı) deyiminin, yurtdışında değil de ordu dışında hazırlandığı manasına geldiğini belirtmiştir.” deniyordu. (Yeni Sabah 24 Nisan 1963)

Tağmaç, bu açıklamasıyla kendi çevresinin bir aczini de dile getiriyordu. Sanki Ordu içinde böyle bir beyannameyi hazırlayacak bilgi ve birikime sahip subay yoktu da dışarıda birilerine hazırlatacaktı. Bu ayıp da bu iddialarda bulunanlara yeter ve artardı bile.

Hele basının ve zamanın başbakanının tutumu daha farklı değildi. Basın “Dışarıda hazırlandığı” iddiasına öyle bir sarıldı ki, kamuoyunda kuşkular yarattı. Basının temel görevi kamuoyuna doğru bilgi vermekti. Bizim basın, kaynak olarak sağlam gördüğü Milli Savunma Bakanlığının “Dışarıda hazırlandığı tahmin edilen” söylemine sıkı sıkıya sarılmış ve bu söylemi sürdürerek kendi etik değerlerini yerle bir etmiştir. Sonradan gerçek ortaya çıktığı halde aynı basın organları vicdani bir hesaplaşmaya gitmeyi gözardı etmiş “Dün dündür-Bugün bugündür” tavrını bugünlere kadar sürdürmüştür. Yürekleri de hiçbir zaman sızlamamıştır.

Peki, biz bildiride ne demiştik de bunca ağır suçlamaların hedefi olmuştuk?

“1- Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde Genç Kemalistler Ordusu (GKO) adında bir örgüt kurulmuştur.

2- GKO her türlü düşüncenin üstünde ve hiçbir siyasi yapılanmayla ilgisi olmayan bağımsız bir örgüttür.

3-Türk Silahlı Kuvvetleri Mensupları sınıf ve rütbe farkı aranmaksızın GKO’nun tabii üyesi kabul edilmektedir.

4- GKO, bütün bu görevleri aynen yerine getirebilmek için zaman zaman Silahlı Kuvvetler mensupları arasında uyarıcı ve birleştirici yayınlarla faaliyet gösterir.

5-Bütün yayınların kendi özel kuryesi vasıtası ile GKO imzası ile yapar.

6- GKO, yüklendiği misyonun emniyeti açısından örgüt ve karargâhın açıklanmamasını gerekli sayar.

7- GKO, kendi amacı doğrultusunda, yurdun kaotik ortamına son vermeyi, sosyal adaleti gerçekleştirmeyi, vatandaş arasında birlik ve bütünlüğü sağlamayı amaçlar. Bu doğrultuda Kemalist etkinlikleri doğrudan ve dolaylı yollardan desteklemeye kendine görev sayar.

8- GKO; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin şerefli ve vatansever kişisel kaygı ve korku nedeniyle örgüt çalışmalarını aksatacak açıklamalarda bulunmayacaklarını belirtir.

9- GKO, Türk Silahlı Kuvvetleri Mensuplarının her birinin, ulusun çıkarları gibi büyük ideallerin kişisel çıkarların çok üstünde bir değer taşıdığını bildiklerini ve inandıklarını hiçbir şüpheye yer vermeksizin açıklar.”

İşte bizim “vatan hainliğimizin gerekçesi” bunlar.

Biz bunları söylerken bizi “Vatan Hainliği” ile suçlayanlar ne diyorlardı?

1963’ün Başbakanı İsmet İnönü bizim için “Sergüzeştçi” diyordu. İsmet İnönü’nün bu suçlamasına yanıt Cumhuriyet Gazetesi yazarı İlhan Selçuk’tan geliyordu.

“Ama bir de vatan aşkı yüzünden dökülenler var sergüzeşt yollarına. Bir bakarsınız, yakın tarihimiz bir sergüzeştler tarihidir...Ve tarihizimin en büyük sergüzeştinin büyüklüğüne kim kaptırmış kendini?

Mustafa Kemal.

En aklı başında, en mantıklı geçinen, koltuklarında çeki taşı gibi oturan, söze başlayınca tarihe rahmet okutan, ak saçlı, ak sakallı ekabir:

-Amerikan mandasını öpüp başımıza koyalım. . . derken Karadenizde bir büyük sergüzeşte doğru sular köpükleniyordu. 19 Mayıs 1919 bu sergüzeşt’in başlangıcıdır” (Cumhuriyet, 29 Nisan 1963) diyordu İlhan Selçuk.

Bizler dün İlhan Selçuk’un okurlarıydık sadece. Bugün de okurlarıyız, yarın da okurları olacağız.

Dün de bugün de ülkenin bugünkü açmazlara sürüklenmesinin sorumlularının söylem ve uygulamalarının da anımsanmaya ihtiyacı var diye düşünüyorum.

Biz, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını yokeden 12 Temmuz 1947 anlaşmasını imzalayanlardan değildik. Türk Ordusunu NATO’nun, daha doğrusu Amerika’nın denetimine sokan anlaşmayı da imza etmemiştik. “Türkiye bir din devleti olacaksa onu da biz yaparız. Bir başka partiye gerek yok” diyen bir bakan da yoktu aramızda. Hatta teokratik bir devlet yönetimine razı olduğumuzu simgeleyen bir din profesörünü de başbakan yapan biz değildik. Hele “Küçük Amerika” olmaya hiç heves etmedik. Harp Akademilerini Amerikalıların dayatmasıyla bir yıla indiren de biz değildik ki; vatan haini olalım. Bitmedi. 27 Mayıs devriminin ilk Genelkurmay başkanı olup, bu yollarla Cumhurbaşkanlığı katına çıkan ve Cumhurbaşkanı iken “Biz bu ülkeyi liseden mezun olan solcu gençlere teslim edemeyiz. Biz bu ülkeyi İmam Hatip Lisesi mezunu gençlere teslim edeceğiz” diyenlerden de değildik. Hele “Sosyal gelişmeler ekonomik gelişmelerin önüne geçti” diyerek Amerika denetiminde Türkiye’nin ufkunu karartan 12 Mart senaryolarını hazırlayanlardan da değildik.

Hele hele Amerika’nın “Bizim oğlanlar”ı hiç olmadık.

“Sovyetler Birliği ve komşularımızda tüm sorumlarımızı çözsek ve hiçbir sorun yaşamasak bile ben yine Amerika ile beraber olmayı tercih ederim” diyerek mandacı tavrını sürdürenlerden de olmadık.

Biz damarlarımızdaki asıl kan neyi gerektiriyorsa o gereği yerine getirmeye and içmiştik.

Sözümüzü Nazım’ca bitirelim.

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyete saldırıldığı sürece,

Türk olma onurumuzla oynanmaya çalışıldıkça,

“Türkiye, Türklere bırakılmayacak kadar ciddi bir ülkedir” diyebilen hainler oldukça,

İşe, emeğe saygısızlık sürdürüldükçe,

Ülkeyi, teokratik bir yönetime zorlayanlar desteklendikçe,

İktidar olmak için ABD’den icazet alma zorunluluğu duyan politikacılar varolduğu sürece,

Biz vatan hainliğine devam edeceğiz.

Bir de Başbakanımız gibi söyleyip sözümüzü pekiştirelim:

Bu böyle biline...

Notlar:

1- Bilirkişi bizi akladı. Mahkeme “Vatan hainliğinden değil” Askeri ceza yasasının 18/A maddesi uyarınca “Siyasi maksatla toplanmak ve siyasi telkinatta bulunmakla” suçladı.

2-Daha geniş bilgi almak isteyenler İleri Yayınları tarafından yayınlanan Talat Turhan’ın yazdığı “Genç Kemalistler Ordusu” kitabına başvurabilirler.