| İskender Özturanlı |
|
Diğer Türkiye Yazıları: Dünya Önderi Atatürk Bugün günün ağarığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu uluslarının da uyanışlarını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve özgürlüğüne kavuşacak olan çok kardeş ulus vardır. Bu uluslar bütün güçlüklen ve bütün engellen karşın muzaffer olacaklardır ve kendilerini bekleyen bağımsızlığa kavuşacaklardır. Sömürgecilik, emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine uluslararasında hiçbir renk, din ve ırk ayrımı gözetmeyen, yeni bir uyum ve işbirliği çağı egemen olacaktır” Bu tümceler büyük devlet adamı Atatürk’ündür. Atatürk, dünya yüzünde ilk bağımsızlık savaşını başlatan ve başarıya ulaşan bir önder olduğu için, bu yolda savaş vermek isteyen tüm dünya uluslarına öncülük etmiştir. Bu gerçeği bilmeyen yoktur. Bu nedenledir ki Birleşmiş Milletlere bağlı bir bilim ve eğitim kuruluşu olan UNESCO, doğumunun yüzüncü yılı nedeniyle (1981) tüm dünyada Atatürk’ün anılması için bir karar almıştır. Paris’te toplanan XX. Genel Konferansta alınan karar şöyledir: “Atatürk, UNESCO’nun üzerinde çalıştığı tüm alanlarda olağanüstü bir devrimcidir. Sömürgecilik ve emperyalizme karşı açılan savaşların ilk lideridir. Dünya ulusları arasında hiçbir renk, din ve ırk aynmı gözetmeyen bir uyum ve işbirliği çağının doğacağına İnanmıştır. Eylemini her zaman barış, uluslararası anlayış ve insan haklarına saygı yönünde gerçekleştirmek istemiştir.” (27 Kasım 1978) Örnek ve sembol Atatürk Bu nedenledir ki özgürlük ve bağımsızlık savaşı veren tüm ulusların sembolü ve simgesi olmuştur. Cezayir’de bağımsızlık savaşı başlatanlar, ceplerinde Atatürk’ün resmini taşımışlar, Asya’da özgürlük için savaş verenler Atatürk’ün adını dillerinden düşürmemişlerdir. Bu açıdan bakıldığında Atatürk yalnız Türk ulusunun önderi değil, tüm dünyanın önderidir. Sömürgeci güçlere karşı verdiği savaşlar nedeniyle, özellikle Asya ve Afrika’daki ezilmiş uluslar için bir kurtuluş bayrağı olmuştur. Kurtuluş Savaşı ve Atatürk devrimleri bir çok ulusu derinden etkilemiş, Gandi, Nehru, Burgiba, Bumedyen, Nasır, Cinnah gibi devlet adamları Atatürk’ü örnek almışlar, onu önder olarak benimsemişlerdir. Yalnız kendi ulusu için savaşım vermemiş, “yurtta barış, dünyada barış” ilkesiyle tüm dünyanın umudu olmuştur. Bu önderlik kolay elde edilmemiştir. 17 Mart 1937 yılında Romanya Dışişleri Bakanı bakınız neler söylemiştir: “İnsan bağlı bulunduğu ulusun varlığını ve mutluluğunu düşündüğü kadar, tüm dünya uluslarının dirlik ve gönencini de düşünmeli ve kendi ulusunun mutluluğuna ne kadar değer veriyorsa, tüm dünya uluslarının mutluluğuna hizmet etmeye elinden geldiğince çalışmalıdır... Dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık varsa bana ne dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa tıpkı kendi aramızda olmuş gibi onunla İlgilenmeliyiz. Olay ne kadar uzak olursa olsun, bu ilkeden şaşmamak gerekir. İşte bu düşünüş, insanları, ulusları ve hükümetleri bencillikten kurtarır. Bencillik kişisel olsan, ulusal olsun, her zaman kötü olarak anlaşılmalıdır.” Bu sözleri laf olsun diye söylememiş, uygulama alanına getirmeye çalışmış ve uygulamıştır. Türk ulusunun bağımsızlığı için “bizi mahvetmek İsteyen emperyalizme ve bizi yutmak İsteyen kapitalizme karşı ulusça savaşımı gerekil gören” Atatürk, dünyanın egemen güçleriyle onurlu bir savaş vermiş ve kazanılmayacağı sanılan zorlu bir savaşı kazanmıştır. Bu nedenle “devletimizin banisi ve milletimizin fedakar, sadık hadimi, eşsiz kahraman Atatürk ! Vatan sana minnettardır” diyen İsmet inönü’nün bu özdeyişine bir ekleme yıpmık gerektir: “Dünya da sana minnettardır.” Bir kültür devrimcisi Atatürkçülük, bir kültür topluluğundan başka bir kültür topluluğuna geçmek demektir. Eskimiş, çağını yitirmiş bir uygarlığı bırakıp, yeni bir uygarlığa yönelmek demektir. Türk ulusunun yön değiştirmesi, yeni bir yol ve yöntem araması ve bulmasıdır. Barışçı ve insancı bir yaşam felsefesi, çağdaş uygarlık doğrultusunda bir düşünce dizgesidir. Osmanlıyı Türk yapmak, ümmet kavramından ulus kavramına geçmek demektir. Çağdaşlık demektir, uygarlık demektir, ilericilik ve devrimcilik demektir. Dava arkadaşlarıyla birlikte bir kültür programı uygulayan, insana büyük değer veren bir düşünce adamıdır Atatürk. Tarih, dil ve budunbilime o güne değin görülmeyen bir atılım kazandırmıştır. Amaç, çağdaş uygarlığa erişmektir. Yazı devrimi, okuma yazma seferberliği ve zorunlu ilk öğrenim devrimiyle, bilgisizliği ortadan kaldırmayı ve kültür sorununu çözmeyi amaçlamıştır. Dil devrimi, Halkevleri ve Halkodaları uygulamalarıyla, halk yığınlarıyla sarmaş dolaş olmuş bir kültür kaynaşmasını sağlamak İstemiştir. Batının güzel yüzünü de, çirkin yüzünü de doğru olarak gözlemiş, onun güzel yüzünü uygulamaya çalışmıştır. Bu nedenledir ki Türk ulusunu çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmak istemiştir. Dünya yüzünden “zalim ve mazlum” sözcüklerinin ortadan kaldırılması için o güne değin hiç kimsenin düşünemediği büyük bir savaşımı bağlatmıştır. Devrim ve demokrasi Atatürk’e göre devrim, Kurtuluş Savaşının bir uzantısıdır. Onun ilerici özünü korumak, onu yaşatmak için bilim gereklidir, kültür gereklidir, sanat gereklidir. Tüm çabasıyla toplumun törel yapısını devrimci bir atılımla değiştirmeye çalışmıştır. Bilime ve kültüre değer verdiği içindir ki, akılcı düşünceye de değer vermiştir. Akılcı olduğu için de barışçı, sosyal adaletçi ve sosyal devletçldlr. Toplumsal mutluluğu ve sosyal barışı bilimsel bir yöntemle sosyal adalete dayamak istemiştir. Atatürk’e göre demokrasi, yalnız yasalarla elde edilemezdi. Demokrasinin yaratılması ve korunması için, ulusun demokratik kurum ve kuruluşları yaşatma bilincine de sahip olması gerekliydi. Bu amaçla ülkemizde bir kültür ve eğitim devrimi başlattı. Ulusal kültürle evrensel kültürü bağdaştırmaya çalışıyordu. Çünkü kültürsüz hiçbir şey olmazdı. Kültürsüz insan, kokusuz çiçeğe benzerdi, Bu nedenle “Türkiye cumhuriyetinin temeli kültürdür” diyor ve şöyle tamamlıyordu sözlerini: “Türk devleti bir kültür devleti olacaktır.” Kendi deyimiyle söyleyecek olursak. Atatürk’ün Osmanlıdan aldığı miras, “u-çurum kenarında yıkık bir ülke, türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar, yıllarca süren savaş” tır. Bize bıraktığı ise, “içerde ve dışarda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet. Ve bunlan başarmak için arasız devrimler” dir. Atatürk’ün en büyük özelliği devrimci oluşudur. Devrimcilik sayesinde durağan düşünceler aşılacak, çağın gerçeğine uyulacaktır. Çünkü Atatürk’e göre, “durmak, düşmek demektir.” Düşmemek İçin yürümek, koşmak ve çağı yakalamak gereklidir. Devrimcilik ilkesiyle Türkiye, yeni atılımlara yönelmiş, öğretim birliği ve hukuk birliği gerçekleştirilmiştir. Atatürk’ün Türk gençliğine verdiği görev şudur: ‘Türk genci devrimlerin ve demokrasinin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Demokrasi ve devrimleri benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve hareket duydu mu, “bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, mahkemesi vardır, ordusu vardır” demeyecektir. Kendi eserini koruyacaktır.” Devrimcilik ilkesi, ilericiliğin, çağdaşlığın ve uygarlığın sonuç belgesidir. Devrimcilik ilkesi sayesinde Atatürkçü düşünce hiçbir zaman eskimeyecektir. Çağla birlikte yürüyecek ve Atatürkçü cumhuriyeti sonsuza değin yaşatacaktır. Atatürkçülüğün ana çizgisi bilime saygıdır. Onuncu yıl söylevinde “pozitif bilimden” söz etmiş, en gerçek yol göstericinin bilim olduğunu söylemiştir. Bilime bağlı olduğu içindir ki, katı düşüncelere, doğmalara inanmamıştır, Türk ulusuna “masallara İnanmayınız” demiş, yol göstericinin bilim olduğunu vurgulamıştır. Bilindiği gibi bilim görecedir ve salt gerçeği benimsemez. Bilime göre salt gerçek yoktur, bilimsel gerçek vardır. Bilim zamanla değişebilir, işte Atatürk’ün devrimcilik ilkesi bu düşünceden doğmuş, bu ilerici düşüncenin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu düşünce sürekli devrimciliği gündeme getirmiştir, Bir gün Yakup Kadri, “bir doktrin kurmaz mıyız, Paşam” dediği zaman, “doktrin istemem” demiştir, “sonra donar kalım. Biz yürüyüş halindeyiz.” “Durmayalım, düşeriz” özdeyişini gündeme getiren ve “her hangi bir hedefe erişmekle yetinmeyeceğiz. Daima daha ileri varmak için çalışacağız” diyen de odur. Bu yöntemle yarattığı ve yaşatılmasını istediği cumhuriyeti Türk gençliğine emanet etmiştir. Atatürk’e göre yaşam nasıl durmaz, durdurulamazsa, devrim de durdurulamazdı. Çünkü devrimcilik, durmak değil, koşmaktı. “Devrim yalnız başlar, hiçbir zaman sona ermez” di. Küreselleşme ve Atatürk İşte dünya, bu ilerici düşüncelerinden ötürü Atatürk’ü bağrına basmış, onun yolunu izlemeye çalışmıştır. Ne var ki son zamanlarda bir küreselleşme, bir globalleşme sorunu çıkmıştır ortaya. Bunu yadsımak olanaksızdır. Teknolojinin ilerlemesi, küreselleşmeyi yaratmıştır. Ne var ki küreselleşme törel ve insancıl değerleri yadsımamalıdır. Aksi takdirde insanlığın güzel yüzünü göremeyiz kolay kolay. Hep çirkin yüzü çıkar karşımıza. Dünya değişiyormuş, dünya küçülüyormuş: Küreselleşiyor ve globalleşiyormuş. Bu yargılar doğrudur. XX. yüzyılın başında okyanusu 15-20 günde geçebilen insanoğlu, bugün üç beş saatte aşmaktadır bu uzaklığı. İletişim araçlarının gelişmesi dünyayı küçültmüştür. Küçülen dünya karşısında devlet de küçülmeli, ekonomiden elini çekmeli, girişimcilik yapmamalıymış. “Piyasaların gizil gücü, uluslararası topluluğun iradesi” olarak nitelenen Yeni Dünya Düzeni, her şeye egemen olmalıymış. Para politikası bir merkezden yönetilmeliymiş. Bu merkez de Dünya Bankası ve (IMF) Uluslararası Para Fonu olmalıymış. Günümüzde ulus devlet bitmiş, tükenmiş, tarihe karışmış. İşte bu yaklaşım yanlıştır. Öncelikle böylesine bir küreselleşmenin hızına erişebilmek için devletin küçülmesi değil, büyümesi gerektir. Aynı zamanda insancıl bir dünya isteniyorsa, devlete sosyal görevler de verilmelidir. Sosyal alanda hizmet verebilmesi, İnsanın tinsel ve özdeksel gereksinimlerini karşılayabilmesi için, devlet güçsüz değil, güçlü olmalıdır. Günümüzün en önemli sorunu, insanı insan yapma sorunudur. Sömürü düzenini ortadan kaldırma, zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapmama sorunudur. Asıl küreselleşme budur, bu olmalıdır. Buna Atatürkçü küreselleşme de diyebiliriz, çünkü Atatürk yaşamı boyunca böyle bir dünyayı amaçlamıştır. Çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkmak İstemesi, böylesine insancıl bir dünya özleminden başka bir şey değildir. Bu özlemin dünya çapında gerçekleşmesi, insanın insan olması ve insanlığın kurtuluşu demektir. Sonuç Tüm bu gerçeklere ve dünya uluslarının Atatürk’e olan büyük sevgi ve saygısına karşın, ne yazık ki içimizde Atatürk’ü dışlayan kişiler ve partiler vardır. Gericilerle bölücüler Atatürk karşıtlığında birleşmiş gibidirler. Atatürk’e hakaretler yağdırılmakta, büstleri ve yontuları kırılmakta ve yıkılmaktadır. Tüm bunlar kadirbilmezlikten başka bir şey değildir. Türk ulusuna yakışmayan davranışlardır. Ne var ki Atatürk, parçalanmaz bir dağ, sönmez bir meşale ve yıkılmaz bir devdir. Bir gün gelecek, çağdaş uygarlığı aşan düşünceleri tüm dünyayı ve tüm insanlığı daha çok aydınlatacaktır. Atatürk Türk ulusunun olduğu kadar, dünyanın da göz bebeğidir. Büyük bir asker, büyük bir komutan, büyük devlet adamı ve büyük devrimcidir. Onu “ölüm bile öldürememiştir.” Geri kafalılar, bağnazlar ve yobazlar bu konuda hiçbir zaman başarılı olamayacaklardır. Çünkü cücelerin devleti yendiği bugüne değin görülmemiştir. |