| Reha Ören |
|
Diğer Türkiye Yazıları:
Geceler sessiz. Geceler ıssız. Geceler ihanet dolu. Gecelerin ihaneti ustura keskinliğinde. Geceler kınından çıkmış bir hançer. Muhtemel bizi ancak sırtımızdan biçer. Gökçe Fırat ve Erkin Yurdakul’un Müttefik Kuşatması gecelerin ihanetini katmerliyor. Gökçe Fırat ve Erkin Yurdakul kitabın adında çok lütufkar davranmışlar. Müttefik kuşatmasıymış. Ne müttefiki? Hangi müttefik yahu? Ahmet Şafak’ın türküsünde söylediği gibi “ Her yanımız it tuzağı”.. Siz it tuzağını bilir misiniz? Demirden keskin dişli kapanlar kullanılır. Kıskacına giren it de olsa kurt da olsa kolay kolay iflah olmaz. Türkiye üzerinde oynanan oyunlar, Batılıların yerli işbirlikçileri. Ve onların bilumum melanetleri. Bütün bunlar it tuzağı değil de nedir? Ne müttefiki, hangi müttefik? Nerede, nasıl, ne zaman ve ne için ittifak kurmuşuz? Bizi ittifak tuzağına itenlerin kim olduğunu bilmez miyiz? Müttefiklerimizin tamamının ellerinde gecelerin alacakaranlığında sırtımıza yönelmiş namlular var. Puşt bir ele tutuşturulmuş zindan karası namlular bunlar. O kahpe el tetiği çekti ha çekecek. Sırtımızı dönmüşüz. Sırtımız açık. Üşüyoruz. Ölüm korkusunun verdiği üşüme değil bizimkisi. Çaresizliğin titremesi. Yaralı kurtların kadere isyanı misali titreme bizimkisi. İçimiz ürperiyor. Üşüyoruz. Titriyoruz. Bir şeyler yapamamanın humma titremesine tutulmuşuz. Kurt yalnızlığında etrafımızın it tuzağı olduğunu bile bile çaresizliğimizin acısını yaşamak zorunda kalmamızın titremesi. Yine o malum türküde Ahmet Şafak’ın söylediği gibi “ Yıkılır bir gün zalimin çarkı / Bilinir yiğidin farkı / Haramzadelerin kürkü altın olsa giymeyelim” Giymeyelim elbet. Zalimlerin çarkını yıkabilmek için de titreyerek de olsa bilenelim. Zaten bilenmişiz bileneceğimiz kadar. Sokakların sessizliğinin çığlığını bir dinleyin hele bakın neler diyecek? O sessiz çığlıklarda bu ülkenin peşkeş çekilmesinin isyanını duyacaksınız. Kulaklarınız patlayacak. Şakaklarınız zonklayacak. Benim ülkemde benim bayrağımı ayaklar altına atanları bu millet görmez mi sanırsınız? Ey Ankara egemenleri, ey kendini milletin hâkimi gören sağırlar sürüsü, körler ordusu, bayrağımı ayaklar altına atan eniklerin it tuzaklarında pusuya yattıklarını görmez misiniz? Görmez misiniz ki buldukları her fırsatta ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Özgür Gündem’i okudunuz mu? Mersindeki bayrak rezaletinden sonra savunma operasyonlarında bakın ne diyor “O bayrağı çocukların eline kim verdi?” Bayrakları çocukların ellerine kimler mi verdi? Atmalarını isteyenler verdi? Ben vermedim ya dangalak. Ben o bayrak için acun kurulduğu günden beri can verdim, kan verdim. Bir eniğin eline atması için bayrağımı vermeye hiç niyetim yok. Üstelik o bayrağı atmasını bilen enikleri de ben yetiştirmedim. Kimlerin yetiştirdiğini sizler bizden çok daha iyi biliyorsunuz. Bayrağın yere atılması Türk ve Kürt halklarının dostluğunu zedelermiş? Hangi dostluk bu, nasıl bir dostluk ki bulduğu her fırsatta beni sırtımdan vurur. Bu nasıl dostluktur ki benim şehirlerimde, benim köylerimde bana yaşama hakkı bile tanımaz. Bu nasıl dostluktur ki benim Büyük millet meclisimi bile işgal eder de hala daha özgürlük ister. Bu ne menem bir tuzaktır ki etrafımızdaki it tuzakları içimizdeki itler tarafından kurulur. Elin gâvuruna bir sözümüz yok. O zaten gâvurluğunu yapmakla mükellef. Biz kendi içimizdeki gâvurları ayıklamak zorundayız. Asıl mesele bu olmalı. Şimdi ayrışma ve birleşme zamanı. Yani safların netleşmesi gerek. Hal böyle olunca da başka söze ne gerek? |