| Özgür Doğan Yaşar |
|
Diğer Türkiye Yazıları:
Adam, başına siyah kalpak geçirmiş, boynuna kırmızı renk ince uzun atkı atmış televizyon ekranından, ülkenin karnından konuşan Başbakanı gibi yuvarlıyor. Adının önünde, “Profesör Doktor” sözcükleri yer alan Yalçın Küçük’ten söz ediyorum. Küçük, 1 Ocak 2005 Cumartesi gecesi Hulki Cevizoğlu’nun “Ceviz Kabuğu” programındaydı. Öyle uçuk şeyler söyledi ki, ulusun zorlu yıllarında Fransızlara hizmet ettiği yazılıp çizilen babasının oğlu olduğunu kanıtladı. Bu önemli değil. Önemli olan, “ulusalcı” kesilmesiydi. Yalçın Küçük, gerçek bir ulusalcı olamaz; ancak biçimsel (şekilci) ulusalcı olabilir. Öyleler sokaklarda dolu. Çoğu da, yabancı istihbarat örgütlerine servis sunuyor. Yalçın Küçük, adının önündeki sözcüklerden dolayı kendisini “bilim adamı” olarak tanımlıyor ama hiç de bilim ışığında düşünen, hareket eden bilim adamı gibi davranmadı. Bilime inanan bilim adamı olsaydı, “biçimsellik” yanlışına düşmezdi, bilimsel konuşurdu. Yaptıkları ve yazıp çizdikleri, ulusalcı olmadığının, olamayacağının kanıtıdır... Yıllarca yazdıkları ile Kürtlere us (akıl) hocalığı yapan Yalçın Küçük, gerçekten ulusalcı olsaydı, sıkça cezaevine girmesine neden olan eylemleri gerçekleştirmezdi... O gece televizyonda diyor ki, “Ne yaptımsa ülkem için yaptım. Ben, bu ülkede Kürtlerin varlığını ve izlenen politikanın yanlış olduğunu devletime anlatmaya çalıştım. Beni dinlemediler. Yanlış politikalarla, Kürtleri kendimizden uzaklaştırdılar...” Gerçekler, bu kadar basit mi?.. Bir çarpıtma ancak bu kadar olabilir! Yalçın Küçük, gerçekten ulusalcı ve bu ülkenin bilime inanmış bilim adamı olsaydı, Kürt gerçeğini, izlenen yanlış siyasaları ve gelinen noktayı kendi ekseninde anlatırdı, çarpıtmazdı. Demek ki; Yalçın Küçük ulusalcı değildir, ulusalcılık oynuyor... Yalçın Küçük’e, “ulusalcılık” oynatılıyor da... Öyle olmasaydı, iyi bildiğine inandığım ulusalcılığı çarpıtmaz, ulusalcılara çamur ve ulusalcılığın mimarı, ulusalcıların düşünce atası Kemal Atatürk’e iftira atmazdı. Atatürk’ün ve O’nun izindekilerin, ulusal sınırlar dışındaki topraklarda gözü olmamıştır. Olması, olası mı? Olması, kendisi ile çelişkiye düşmek ve kendini inkar etmek demek değil midir? Atatürk böyle bir yanlışa düşer mi? Böyle bir yanlışa düşülmesine izin verir mi? Asla... Ama Yalçın Küçük böyle bir savda bulunuyor! Yalçın Küçük, o gece televizyon canlı yayınında, Ulusal Kurtuluş Savaşı kazanmış Kemal Atatürk’ün, İsmet İnönü’ye, “Musul’u al” dediğini söylediği. Bunu öyle bir sundu ki, dikkat kesilmemek elde değildi. Büyük sırdı ve bilen birkaç kişiden biriydi; ilk defa açıklıyordu. Tanığı, Bülent Ecevit’ti. Bülent Ecevit ise ertesi gün, Yalçın Küçük’ü doğruluyor. Yaşayan tek tanığın ya da doğrulayıcının doğruladığı, “Yalçın Küçük çarpıtması”nı, biraz açalım: Atatürk, ölmeden önce, İsmet İnönü’ye, “Musul’u al” demiş. İnönü de, genç yaşta Çalışma Bakanı yaptığı Bülent Ecevit’i karşısına oturtmuş; ona, Atatürk’ün vasiyetini açıklamış. Arkasından, “Bak Bülent, ileride Başbakan olacaksın. Benim yapamadığımı, koşullar oluşur oluşmaz sen yap; Atatürk’ün vasiyetini sen yerine getir, Musul’u al” demiş. İnönü’nün, kendisini CHP’nin başından alaşağı edeceğini kestiremediği Bülent Ecevit, Başbakan oluyor ama Musul’u alamadan Başbakanlığa veda ediyor, siyasi yaşamına biçimsel olarak nokta koyuyor. Ecevit’in, Başbakanlığı sırasında, Kıbrıs Barış Harekâtı’nı gerçekleştirdiğini anımsayalım ve “İnönü, Ecevit’e, ‘Kıbrıs’ı al’ demiş olmasın?” diye şakacıktan soralım. İnönü ile Ecevit arasında bu içerikte bir takım konuşmalar geçmiş olabilir. İnönü, Ecevit’e, “Atatürk bana vasiyet etti, ben de sana vasiyet ediyorum: Koşullar oluştuğu vakit, Musul’u al” demiş olabilir. Ama, Atatürk, böyle bir vasiyette bulunmaz, İnönü’ye, “Musul’u al” demez. Yalçın Küçük’ün bu gerçeği çarpıtmadan anlatması gerekirdi. Ulusal Kurtuluş Savaşı vermiş ve kazanmış Kemal Atatürk’ün, uluslararası antlaşmalarla sınırları çizilmiş ulusunun dışında kalan topraklarda gözü yoktur, olamaz. Atatürk, başkalarının da, ulusunun toprağında gözü olmasına katlanamaz. Ulusal onuru, ulusal bilinç ve düşünceyi sahiplenip destekleyen Kemal Atatürk, yakın dava arkadaşına, “Musul’u al” der mi? Demez. Ata’nın, Hatay özlemini, bu konuda izlediği siyasayı ve Hatay’ın Türk topraklarına katılış sürecini anımsayalım... Hatay olayı, dersler alınacak/çıkartılacak bir örnektir. Atatürk, “gizli düşünceli” bir lider değildir. Her düşüncesini ulusuyla paylaşmıştır. Böylesi açık ve paylaşımcı biri, halkından bir şey gizler mi, ikinci bir kişiye “vasiyet”te bulunur mu? İnançlarına, düşüncelerine, ilkelerine ters düşeceği için bulunmaz. Zaten bulunmamıştır. Ama Yalçın Küçük, “bulunduğunu” dile getiriyor. Yaşayan tek tanık Bülent Ecevit de doğruluyor! Amaç, Atatürk’ü ve Atatürk’ün ulusalcılık ülküsünü karalamak; “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesinin sahibinin aslında “barış adamı” olmadığını, Musul’u almak gibi gizli emeller peşinde koşan biri olduğunu yaymak; içte ve dışta “Atatürk sevgisi”ni yıkmak... Bu amacın uğraşında olanlar, emperyalistlerdir. Çünkü, kolay lokma belledikleri ülkelerde, Atatürk sevgisi ile Atatürk’ün mimarı ve örneği olduğu ulusal bilinçle, ulusal bilinç çekirdekli ulusal direnişle karşılaşıyorlar. Başarıya ulaşmaları olası değildir. Atatürk’ün yıllar önce söylediği gibi, “Geldikleri gibi gidecekler!” “Prof. Dr.” unvanlı binlerce adamları olsa da; Yalçın Küçük’e, istedikleri kadar, kalpak giydirip, kırmızı atkı taktırsalar da; ona, ulusalcı görünümü verip, “Ulusalcıyım” dedirtseler de; ulusalcılığı çarpıtsalar da, geldikleri gibi gitmekten başka seçenekleri yoktur. Yalçın Küçük, bu gerçekleri kabul etmelidir. Başka kimlikle ulusalcılık oynamayı bırakmalıdır. Atatürkçü ulusalcıların arasına sızabileceğini usundan geçirmemelidir. Yalçın Küçük, bir hafta aradan sonra (15 Ocak 2005 Cumartesi gecesi) gene Ceviz Kabuğu’ndaydı. Bu defa, “Kırgız Kalpağı ile çıktı. Kırmızı renk atkısı boynundaydı. Adının önündeki unvanları kullanmaktan hoşlanmadığını açıkladı. “Sıradan insanlar, sıradan insan olduğumu düşünmesinler” demekten edemedi. “İçimde isyan var” ve “Ben 16 yaşındayım” tümcelerini de kullanan Yalçın Küçük, ilk programda ortaya attığı “Atatürk’ün Musul vasiyeti” sözlerinin, aydınlar arasında ve toplumda hemen hemen hiç tartışılmamasını yerdi. Bu toplumun yürekli ve bilinçli Atatürkçü aydınları, gerçek olmayan bir savı niye tartışsın ki? Kendisini, sıradan insanların üstünde gören Yalçın Küçük söyledi diye mi?.. Hadi oradan... Yalçın Küçük kendisini bu kadar ciddiye alıyorsa, kendisinin ciddiye alınmasını ve ortaya attığı “Atatürk’ün Musul vasiyeti”nin tartışılmasını istiyorsa, Bülent Ecevit tanıklığı ile yetinmemelidir... |