| Özgür Erdem |
Avrasyacılığın kaçınılmaz sonucu: Annancılık Tayyip’in Rusya gezisiyle birlikte Türkiye’deki Avrasyacılarda yeni bir hareketlenme ve heyecan doğdu. Putin’in bu ziyaret sırasında Kıbrıs ile ilgili yaptığı açıklamalar da Türkiye’de büyük yankı uyandırdı. Rusya’nın Rumlar yerine Türkleri desteklemeye başlayacağı, KKTC’nin fiilen tanındığı, Rusya’nın bundan sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin yanında yer alacağı gibi sonuçlar çıkartıldı ve basında bayram havası esti. Rusya’yı ve emperyalist dünyayı iyi tanıyan ve hiçbir koşulda bir emperyalist güce güvenmeyen TÜRKSOLU olarak bu açıklamaları ve yorumları hayretle karşıladık. Türk basını bir rüya görmeye başlamıştı ve birilerinin Türkiye’yi bu rüyadan uyandırması gerekiyordu. Hele hele Avrasyacılığın yayın organı hale gelmiş olan Aydınlık da Tayyip’in Rusya gezisini manşet yapıp da Putin’in açıklamalarını sevinçle karşılayınca, bir de üstüne ortada sanki bir başarı varmış gibi bu başarının gerçek sahibinin İP olduğunu açıklayınca, ortada sadece bir rüya değil aynı zamanda bir trajedi olduğunu da farkettik. Putin Kıbrıs Türkünü değil, Annan Planı’nı destekliyor Türk basınında bir bayram havası estiren açıklama Putin’den gelmişti: “Kıbrıslı Türklere uygulanan tecrit adil değil. Kıbrıslı Türklerle ekonomik ilişkiler geliştirilmeli.” Putin bu açıklamadan sonra Annan’ı telefonla arayıp Annan Planı çerçevesinde Ada’daki çözümün aktif destekçisi olacaklarını bildirdi. Tayyip’in Rusya gezisinde heyette Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar da bulunuyordu. Rus işadamlarıyla ve Rus Sanayi Odası Başkanı Primakov’la görüşmelerde bulunan Salih Tunar, Putin ve Tayyip’in düzenlediği basın toplantısında da söz alarak KKTC’ye uygulanan ambargonun kaldırılmasını istedi. Salih Tunar’ın resmi heyette bulunması ve Putin tarafından da kabul edilmesi, Türk basınına göre KKTC’nin fiilen tanındığı anlamına geliyordu ve bu büyük bir diplomatik ataktı. Kısacası Putin, AB ve ABD’den farksız olarak, hatta Talat ve Tayyip’ten de farksız olarak Rusya’nın Annan Planı’nı destekleyeceğini söyledi. Üstelik Annan Planı’nı peşinen kabul ettiğini de söylemedi. Sadece Annan’ın arabuluculuğunu kabul ettiklerini ve önlerine gelen metne bakıp karar vereceklerini söyledi. Sanırız unutuldu, milli “saf”lara hatırlatmakta fayda var. Annan Planı’nın iki temel sonucu vardı. Birincisi Türk Ordusu’nun adadan ayrılması. İkincisi Türk Devleti’nin egemenliğinin kaldırılması. Yani Putin’in Annan Planı’nı destekleyeceğini söylemesinde milli güçler açısından öyle çok heyecanlanacak bir şey de yok. Bu noktada Türk basınında bayram havası yaşanması da doğal. Çünkü basınımız zaten Annancı. Tayyip’in geziyi başarı olarak nitelendirmesi de doğaldır. Çünkü Tayyip’in temel Kıbrıs tezi Annan Planı’nın kabul edilmesinden oluşuyor. Peki bizim milli “saf”lara ne oluyor da seviniyorlar? Denktaş: Putin bizi ürküttü Putin’in açıklamaları konusunda en gerçekçi açıklama Mücahit Denktaş’tan geldi: “Putin’in şimdi Annan Planı’nı destekleme yönüne gitmesi, bizi biraz ürkütmüştür. Çünkü Annan Planı, ortadan kalkmış bir plandır. Türkler açısından bu bir yıkım planıdır. Halkımızın yarısını göçmen yapacak bir plandır. Bütün kazançlarımızı sulandıran ve Türkiye’yi Ada’dan söküp atan, Avrupa Birliği’ni (AB) stratejik açıdan Kıbrıs’a getiren, İngiliz üsleri ile Amerikalıları Kıbrıs’ta bırakan, dolayısıyla Rusya’nın pek hoşuna gitmeyecek bir netice getiren plandır. Onun için ümit ederim ki, ‘Annan Planı’ demek suretiyle ‘Annan Planı içeriğine bakarak nelerde anlaşabilirler’ demiş olsun diyorum. Çünkü Annan Planı’nı tekrar masaya getirmek, Rumların lehine daha da yontmak demektir.” Putin Ermenistan konusunda da Türkiye’nin karşısında Tayyip’in Rusya gezisinin siyasi sonuçları yalnızca Putin’in Kıbrıs’la ilgili açıklamalarıyla sınırlı değildi elbette. Rusya ile belli konularda anlaşmalara gidildi. Bunlardan en az Kıbrıs kadar önemli olanı, Putin’in Ermenistan ile ilgili açıklaması oldu. Putin, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin gelişmesi için Rusya’nın elinden gelen arabuluculuğu yapacağını belirtti. Tabii, burada iki ülkenin ilişkilerinin gelişmesi denilirken, Türkiye’nin Ermenistan’la sınır kapısını açması kastediliyor. Bu zaten Tayyip’in ve Annancı-Ermenici basınımızın aylardır savunduğu ve Türkiye’ye ABD tarafından dayatılan temel tez. Putin bu konudaki açıklamalarıyla Türkiye üzerindeki Amerikancı baskıya katkıda bulunmuş oldu. Rus işadamlarıyla yürütülen ticaret anlaşmalarının bir tanesinin de özellikle vurgulanması gerekiyor. Türkiye Rusya’nın İsrail’e sattığı doğalgazın İsrail’e ulaşımında üstüne düşeni yapmayı taahhüt etti. Anlaşmaya göre Rusya’dan Türkiye’ye doğalgaz getiren Mavi Akım Projesi İskenderun üzerinden deniz yoluyla İsrail’e bağlanacak. İsrail’in ani taleplerini karşılamak amacıyla da Tuz Gölü’nün altındaki tuz rezervleri eritilerek depo haline getirilecek ve Rus doğalgazı buralarda saklanacak. Bu anlaşmayla Mavi Akım Projesi’nin gerçek amacının Türkiye’ye ucuz doğalgaz sağlamak değil, İsrail’e Rus doğalgazı ulaştırmak olduğu ortaya çıktı.
Bilindiği gibi Türkiye’de Avrasyacılar AB ve ABD dayatmalarına karşı direnmek için arkamızı yaslayabileceğimiz bir güç olarak Rusya’yı gösteriyorlar. Rusya’nın önderliğinde Türkiye-İran-Çin-Hindistan’ın oluşturacağı bir Avrasya ittifakının “Atlantik karşıtı” bir cephe oluşturacağını öne sürüyorlar. Bu ittifak projesinin ne kadar gerçek dışı ve hayal ürünü olduğunu defalarca yazdık. Ancak BBC’nin yaptığı bir anketin sonuçları bu yazdıklarımızı doğruladığı için tekrar etmek zorunda kalıyoruz. Bilindiği gibi BBC, Bush’un dünya çapında ne kadar sevildiğini araştıran bir anket düzenledi. 21 ülkede gerçekleşen anketin göze çarpan iki sonucu vardı. Ankete göre Bush’tan en çok nefret eden millet %82’lik oranla Türkler. Ancak daha da ilginç sonuç Bush’u en çok seven ülkelerde çıkıyor. Ankete göre Bush’u en çok seven dört ülke şunlar: Filipinler, Çin, Rusya, Hindistan. ABD’nin adeta 52. eyaleti haline gelmiş Filipinler’i bir kenara bırakalım. Orada Bush’un sevilmesi normal karşılanabilir. Geriye üç ülke kalıyor: Rusya, Çin, Hindistan. Bu liste bir yerden tanıdık gelmiyor mu? Huzurlarınızda Avrasya Koalisyonu! BBC’nin bu anketi bile Rusya’nın ve Avrasyacı güçler olarak sayılan ülkelerin hiç de sanıldığı gibi ABD karşıtı cephe oluşturma gibi bir niyetinin olmadığını ortaya koyuyor. Son yıllarda yaşanan gelişmeleri sağduyuyla değerlendirirseniz, bunu anketin sonuçlarına ihtiyaç duymadan siz de tespit edebilirsiniz. Bugün özellikle Çin ve Rusya ABD’yi karşılarına alan değil, ABD’yi yanlarına almaya çalışan bir dış politika ve ekonomi anlayışına sahipler. Çin ekonomik ve teknolojik anlamda ABD’yle işbirliğini bir hayli geliştirdi. Rusya da itinayla ABD’yi karşısına almamaya, ortak müttefikler yaratmaya ve ekonomik anlamda ABD ile işbirliğini geliştirmeye çalışıyor. Bu durumun en bariz göstergesini Putin’in ABD seçimlerinde Bush’a verdiği açık destekte de görmüştük. Bush’un en çok yalnızlaştığı, dünya kamuoyu tarafından nefretle karşılandığı bir dönemde Putin hem Bush’u, hem de ABD’nin Irak işgalini desteklemişti. Öyleyse, hangi mantıkla ABD karşıtı olmayan güçler en büyük ABD ve Atlantik karşıtı güç olarak piyasaya sunulmaktadır? Fazla söze gerek yok. Bugün Türkiye’de Rusyacılığı ve Avrasyacılığı güçlendirmek ABD karşıtlığını değil, tersine Amerikancılığı ve Atlantikçiliği güçlendiren bir olgudur. Bu da Avrasyacılığın kökeninin hangi dış istihbarat servisi olduğunu da ortaya koymaktadır. Rusya’nın Türkiye’nin temel dış politika sorunlarında ABD’yle aynı tavırları alması ve bugün Avrasya bayrağını Türkiye’nin en Amerikancısı Tayyip tarafından taşınmasının nedeni de budur. Tayyip’in Rusya gezisinin sonuçlarını altalta sıraladığımızda Türkiye’de Amerikancılıkla Avrasyacılığın nasıl çakıştığını görebiliriz. Gezinin sonucu: Tayyip önderliğindeki Atlantikçilik kazandı Tayyip’in Rusya gezisinin önemli ekonomik ve siyasi sonuçları oldu. Bunları kısaca sıralarsak: - Putin, Annan Planı’nı destekleyebileceğini ve Annan’ın arabulucuğunu kabul ettiğini bildirdi. - Putin, KKTC Sanayi Odası Başkanı’nın Türk heyetinde bulunmasına göz yumarak KKTC’yi tanıyabileceği sinyalini verdi. - Rusya-İsrail doğalgaz hattı Türkiye üzerinden kuruldu. - Tayyip, Şanghay Ekonomik İşbirliği Örgütü’ne Türkiye’nin de üye olması için başvuruda bulundu. - Putin, Türkiye’nin Ermenistan sınırını açması gerektiğini savundu. Bu gelişmeler, Türkiye’nin ABD ile son dönem yaşadığı ikili ilişkileri andırdığını anımsatmakta fayda var. ABD, KKTC’yle ticarete başlayacak Rus işadamları gibi, Türkiye üzerinden KKTC’ye uçak seferlerini başlattı. Annan Planı’nın Rumlar tarafından reddedilmesinden beri ABD, KKTC’yi tanıyabileceği sinyalini vererek Kuzey Kıbrıs’ı kendine bağlamak istiyor. Rusya, aynen ABD gibi Türkiye’yi Ermenistan sınırlarını açması konusunda sıkıştırıyor. Ve Rusya yine aynen ABD gibi Türkiye-İsrail ilişkilerinin gelişmesine büyük önem veriyor. Şimdi Avrasyacılığı Atlantik karşıtı bir ittifak olarak sunanlara soruyoruz: - Temel ABD-AB karşıtı cephe olarak önerdiğiniz Şanghay Ekonomik İşbirliği Örgütü’ne katılmak için başvuran neden “Atlantikçi” Tayyip oldu? - Ortadoğu’daki en büyük Atlantikçi güç İsrail ile Rusya’nın ilişkileri neden gelişiyor? - Rusya’nın Türkiye üzerindeki baskıları neden ABD’ninkilerle ortak hedef ve temellere sahip? - Türkiye tarihinde Rusya’yla en yakın ilişkiyi neden gelmiş geçmiş en Amerikancı Başbakan Tayyip kuruyor? - Putin gerçekten ABD karşıtıysa, neden ABD’de Bush’u, Türkiye’de de Amerikancı Tayyip’i destekliyor? -ABD, KKTC’yi tanıma sinyalleri verdiğinde “ABD Kuzey Kıbrıs’ı yutmak istiyor” diye temkinli davranmak doğruydu. Peki Rusya aynı sinyalleri verdiği zaman aynı tavır neden uygulanmıyor? Görüldüğü Türkiye’de Avrasyacılığın yayılması antiemperyalizmi değil Amerikancılığı güçlendirmektedir. Bugün Avrasyacılığı savunmanın siyasi sonucu Kıbrıs’ta Annancılık, dünya çapında Atlantikçilik, Ortadoğu’da İsrailcilik, Türkiye’de de Tayyipçiliktir. Bu nedenle bugün ABD karşıtlığının gerektirdiği siyasi tavır, Avrasyacılığı savunmak değil, ABD’ye karşı çıkıldığı kadar Avrasyacılığa da karşı çıkmaktır. Avrasyacılık balonu delik deşik Son gelişmelerle, Avrasyacılık balonu bir bir deliniyor. Delinmeye de devam edecek. Ancak Avrasyacılık balonunun bu kadar trajik bir şekilde delik deşik hale geldiğini de görmek açıkçası bizde bir takım insani duyguları da uyandırıyor. Siyasi kaderini Avrasyacılığa bağlayanların zavallı durumunu gördükçe kendimizi Kemalettin Tuğcu romanlarında sanıyoruz. Hele hele, Avrasyacı profesörlerimizin başında yer alan, Perinçek’in kadim panel arkadaşı, Erol Manisalı’nın değerlendirmelerini görünce, gözyaşlarımıza hakim olamıyoruz. Ne diyor Manisalı: “Putin’in Annan Planı’nı desteklediğini sanmıyorum.” Ne kadar üzülsek de kabahatin büyüğü hocamızda. Biz bir yıla yakın süredir Avrasyacılık konusunda uyarıyoruz. Bu tezlerin hayal ürünü olduğunu, Atatürkçüleri hayali ittifaklar peşinde sürüklemenin yanlış olduğunu, Avrasyacılığın büyük hayal kırıklıklarıyla sonuçlanacağını defalarca yazdık. Sanırız Manisalı’nın gözünden kaçmış. Perinçek Kıbrıs’ta 30 yıldır aynı şeyi savunuyor: “Türk askeri adadan çekilsin” Avrasyacılık cephesinin en eğlenceli bileşeni Perinçek önderliğindeki Aydınlık çevresi ise Putin’in son açıklamalarıyla iyice çuvalladı. Rus faşisti Papaz Dugin’i Türk dostu diye üniversite üniversite dolaştıran, bağımsızlıkçı dış politika seçeneği diye Türkiye’yi Rusya’nın kuyruğuna takmaya çalışan, samimi Atatürkçüleri Avrasyacılık hayalleri peşinde hayal kırıklığına uğratan Perinçek, Aydınlık’ta Putin’in son açıklamalarını İP’in başarısı olarak lanse edip Putin’i ikna edenin kendisi olduğunu iddia edince, Avrasyacılığın bitişini de ilan etmiş oldu. Öncelikle belirtelim, Putin’in bir şeye ikna olduğu falan yok, emperyalistliğinin gereğini yapıyor. Putin’i Perinçek’in ikna etmesi olası da değil. Çünkü Putin, Perinçek’i muhattap bile almıyor. Avrasya ittifakı Perinçek üzerinden değil Tayyip üzerinden kuruluyor. Perinçek’in ikna ettiği birileri varsa Avrasyacılık ve antiemperyalizm adına bir anda kendilerini Annan Planı’nı savunurken bulan milli “saf”lardır. Avrasyacılığın sonu Rusçuluk değil, AB’cilik ve Amerikancılıktır diye aylardır yazıyoruz. Putin’in Annancı açıklamasıyla bu dediğimiz de gerçekleşmiş oldu. Ancak bizi şaşırtan yıllardır siyasetteki zik zaklarına alıştığımız Perinçek’in ilk kez bir konuda 30 yıldır aynı şeyi savunduğunu görmek oldu. Bilindiği gibi Perinçek, Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Türk Ordusu’nu işgalci olarak nitelemiş ve Harekât’a karşı çıkmıştı. Bu tavrıyla Perinçek Kıbrıs Türkünün yanında yekvücut yer alan Türk milletinin karşısında konumlanmıştı. Perinçek, Kıbrıs konusunda tutarlı olduğunu da göstermiş oldu. 74’te Kıbrıs’tan Türk askerinin çıkmasını isteyen Perinçek, 2005’te de Rusya’yı Annan Planı’nı destekleme konusunda ikna etmekle övünür hale geldi. Perinçek “ne dediyse o”... 1974’te Türk Ordusu düşmanı, 2005’te de Annancı ve yine Türk Ordusu düşmanı... |