| Özgür Billur |
|
Diğer Türkiye Yazıları:
İÜ’de Atatürkçüler değil Alemdaroğlu kaybetti Prof. Dr. Mesut Parlak, 17 Ocak günü Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından İstanbul Üniversitesi rektörlüğüne atandı. Böylelikle Sezer’in, Parlak’ın yerine YÖK’ün gönderdiği listede üçüncü olan Prof. Dr. Yavuz Alangoya’yı atayacağını iddia edenler yanıldılar. YÖK’ün Cumhurbaşkanı’na gönderdiği üç isim ve aldığı oyları hatırlayalım: Prof. Dr. Mesut Parlak (743), Prof. Dr. Faruk Erzengin (377), Prof. Dr. Yavuz Alangoya (263). Alemdaroğlu’nun sağ kolu Nur Serter ise 334 oy alarak seçimde ancak üçüncü gelebildi. Ancak YÖK Serter’in üstünü çizerek Alangoya’nın ismini Çankaya’ya gönderdi. Bu son rektörlük seçimiyle ilgili birkaç küçük tespitle başlamakta fayda var: 1. Vekil Rektör Prof. Dr. Tankut Centel’in aday olmaması dengeleri alt-üst etti. Centel’e verilecek oylar Mesut Parlak da dahil olmak üzere tüm adaylara dağıldı. Centel, en güçlü rektör adaylarından biri olarak belirirken YÖK tarafından engellendi. Buna herhalde Centel’in şeriatçı olduğunu ima edecek kadar ileri giden Emin Çölaşan çok sevinmiştir. Tankut Centel’in Atatürkçülük anlayışının Alemdaroğlu döneminin “şekli Atatürkçülüğü”nün tersine TÜRKSOLU’nun savunduğu “gerçek Atatürkçülük çizgisi olduğu bilinen bir gerçek. Anlaşılan birileri bu durumdan rahatsız oldu ve Centel’in önü kesildi. 2. YÖK, ikinci hatayı Centel’in yerine kendi fakültesinde bile pek tanınmayan, kamuoyunda Koç’un adayı olarak tanıtılan Yavuz Alangoya’yı göstererek yaptı. Alangoya’nın seçilemeyeceği baştan belliydi. YÖK’ün, İstanbul Üniversitesi rektörlüğü seçiminde yaptığı bu yanlış ileride kendisini de vuracak. YÖK’ün ve üniversitenin sağlam ve yekpare bir görüntü çizmemesi onun önümüzdeki dönemde AKP ile yaşanacak gerginlikte zayıf düşmesine yol açacak. 3. Mesut Parlak, üçüncü kez rektörlüğe aday oldu. Daha önceki seçimlerde aldığı oyla son seçimde aldığı oy arasında bir karşılaştırma yapıldığında bir artış sözkonusu değil. Parlak dört yıl önce de 886 oy almıştı. Buradan çıkan sonuç: Parlak, kendi tabanını önemli ölçüde korudu. Çok adaylı bir seçim yaşandığından oylar üçü tıpçı olmak üzere beş aday arasında dağıldı ve deneyimli olan kazandı. Mesut Parlak, her kesimden oy aldı. Kaybeden Atatürkçüler değil, Alemdaroğlu yandaşları Bu seçimin en önemli sonucu ise şudur: Sahte Atatürkçülük ve sahte ulusalcılık İstanbul Üniversitsinde bitmiştir. 2001 yılında 1268 oyla rektör seçilen Alemdaroğlu’nun adayı Nur Serter, ancak 334 oy alabilmiştir. Alemdaroğlu ve Serter, hırslı kişiliklerinin kurbanı oldular. Yolsuzluk ve mahkeme kararlarını uygulamamak gibi suçlarla rektörlükten alınan Alemdaroğlu ve ekibi, Nur Serter’in adaylığıyla hâlâ ayakta olduklarını göstermek istediler. Bunu yaparken Atatürk tüccarlığı da yapıldı elbet. Serter, Atatürkçülerin adayı olarak kendini gösterdi. Serter değil miydi türbana ve şeriata karşı mücadelenin başında? O halde üniversite şeriata teslim edilmek istenmiyorsa, Serter’e oy verilmeliydi. Alemdaroğlu’na yapılan haksızlığa tepki Serter’e oy verilerek gösterilecekti? Ancak bu propaganda tutmadı. Atatürkçülüğü kimseye bırakmayan Nur Serter’e öğretim üyeleri itibar etmediler. Umarız başta Serter olmak üzere tüm Alemdaroğlu yandaşları kendi devirlerinin bittiğini görürler. Nur Serter, bir tokat yemiş oldu, ama giderken üniversiteye zarar vermeden edemedi. Serter, iki ay önceden Tankut Centel’in karşısına aday olarak çıkarak Atatürkçü oyları böldü. Bütün Atatürkçü oyları toplamış bir adayı kimse engelleyemezdi. Ancak Serter, Atatürkçü ve sol öyleri bölerek giderayak üniversiteye bir kötülük daha yapmayı başardı. Alemdaroğlu’ndan desteği bir gün olsun çekmeyen Melih Aşık’ın yaptığı propagandaya bakın: “Peki üniversite doğru tercihi mi yaptı? Öğretim üyesi, üniversiteyi düzeltecek isme mi, yoksa üniversiteyi yerinde saydıracak ama hocaların işlerini kolaylaştıracak kişiye mi oy verdi? Prof. Parlak’ın kimi fakültelere türbanı serbest bırakma sözü vererek arayı açtığı doğru mu?” Alemdaroğlu ve Serter’i savunmak için İstanbul Üniversitesi’nin Atatürkçü öğretim üyeleri suçlanıyor. Bu kadarına pes. Bu seçim Atatürkçü Serter ile diğerleri arasında geçmedi. Ve bu yüzden de seçimi Atatürkçülerin kaybettiği filan yok. Kaybeden sahte Atatürkçüler, artık bu gerçeği görün! Ve şunu da görün “Alemdaroğlu döneminde üniversite Atatürkçülüğünün kalesidir” palavranız çöktü. Nasıl bir kale ki, üniversiteyi 7 yıl yönetmiş bir rektör, atamalarında etkin olduğu öğretim elemanlarının desteğini alamıyor ve önceki seçimde karşısındaki tek rakip birinci seçiliyor. Bu sonuç, Alemdaroğlu döneminin Atatürkçülüğün kalesi değil, istismarı dönemi olduğunu göstermektedir. Alemdaroğlu yandaşlarını Doğan Medyası da kurtaramadı Alemdaroğlu döneminde Doğan medyasının Alemdaroğlu’na verdiği desteği biliyorduk. Bu seçim döneminde de Emin Çölaşan, Melih Aşık ve Abbas Güçlü Alemdaroğlu’nun ve Serter’in propaganda işleri ile ilgilendiler. Yukarıda belirttiğimiz “Atatürkçülük” propagandası Alemdaroğlu mahkemelik olduğundan beri bu yazarlar eliyle yürütüldü. Örneğin Melih Aşık, Maliye Bakanlığı’nın Alemdaroğlu’na türban konusundaki sert tavırlarından dolayı ceza vererek Baltalimanı tesislerini boşaltma emri çıkarttığını yazdı. (25 Ekim 2003) Emin Çölaşan, 2001 yılnda adayların ismi Cumhurbaşkanı’ndayken, Alemdaroğlu’nun yerine Parlak seçilirse İstanbul Üniversitesi gericilerin kurtarılmış bölgesi olacağını iddia etmişti. (12 Aralık 2001) Abbas Güçlü de Alemdaroğlu döneminde ne büyük bilimsel atılımlar yapıldığını yazmadan edemiyordu. Bu üç yazar seçim döneminde de propaganda bürosu gibi çalıştılar. Güçlü, seçimin erkene alınmasının Kemal Alemdaroğlu’nun açtığı davanın lehine sonuçlanarak geri dönme olasılığından kaynaklandığı öne sürdü. Emin Çölaşan, Tankut Centel’in laik ve Atatürkçü yapısını bildiği halde onu şeriatçı olarak gösterdi. Çölaşan, Centel aday olmayınca bu kez Alangoya’yla uğraştı. Onun Koç’un adayı olduğunu yazdı. Emin Bey’e hatırlatalım; siz de Aydın Doğan’ın yazarısınız ve patronunuz Koç ile ortak. Melih Aşık da Alemdaroğlu ve Nur Serter’i öve öve bitiremedi. Ama bu propagandaların hiçbirisi tutmadı. Hocalar vicdanlarının sesini dinlediler ve Nur Serter’in yaratmak istediği cepheleşme tutmadı. Bu sonuç, Sahte Atatürkçülüğün mahkum edilmesi açısından olumlu olmasına rağmen, özellikle bu üç yazarın yürüttüğü propaganda İstanbul Üniversites’ine zarar verdi. İstanbul Üniversitesi, Atatürk’ün Üniversitesidir İstanbul Üniversitesi’nin öğretim üyeleri Atatürkçüdür. Kimse Atatürk tüccarlığı yaparak oy toplayamaz. Kimse Atatürkçülüğe sığınarak, yolsuzluk ve sahtecilik yapamaz. İstanbul Üniversitesi hocaları Nur Serter’e oy vermedi diye onları suçlamak ve gericilikle itham etmek hiç kimsenin harcı değildir. İstanbul Üniversitesi’nde yeni bir dönem başlamıştır. Yeni rektör ilk demecinde “Atatürk ilkelerine bağlılığım çalışmalarıma ışık tutacaktır” dedi. Parlak’ın çalışmalarını hep beraber göreceğiz. Bizim işimiz dedikodu yapmak değil, gördüğümüzü yazmak ve Atatürkçülüğü savunmaktır. Ancak bu seçim vesilesiyle şunu hatırmatmadan geçemeyeceğiz: TÜRKSOLU ve ADKF’nin üniversitede yürüttüğü Atatürkçü mücadeleyi Alemdaroğlu engellemeye çalıştı. Başaramadı. YÖK, ADKF’li öğrencilerin Alemdaroğlu hakkında açtığı davalar yüzünden değil, Kardiyoloji Enstitüsü’yle ilgili usulsüzlüğü gerekçe göstererek kendisini görevden aldı. Bu aslında bir anlamda ADKF ve TÜRKSOLU’nun siyasileşmiş hukuk mücadelesinin üstü örtülü engellenmesiydi. Ama bu da pek tutmadı. Çünkü, TÜRKSOLU sesini tüm Türkiye’ye yaydı ve İstanbul Üniversitesi’nde “gerçek Atatürkçülük” çizgisi öğretim üyeleri arasında da etkin bir güce erişti. Üniversite, emperyalizme ve gericiliğe karşı Atatürkçü direnişin mevzilerindendir ve TÜRKSOLU’nun bu mevzideki mücadelesini engellemek mümkün değildir. |