| Bedri Baykam |
|
TÜRKSOLU: CHP yine bir kurultay süreci yaşıyor. CHP, bu son olağanüstü kurultaya hangi koşullarda giriyor? Baykal ve ekibinin hangi etikdışı yollara başvuracağı bilinemez BEDRİ BAYKAM: Deniz Baykal, CHP’de iktidarı bırakmamak için kendine göre hesapları, kendine göre fevri hareketleri ve kendine göre taktik hareketleri olan bir insan. Deniz Baykal’ın olağanüstü ve olağan kurultaylardaki tavırlarını, kararlarını, bunları uygulama mekanizmalarını, artık olay öyle bir hal aldı ki, hiç kimse doğru dürüst hesaplayamaz, hiç kimse öngöremez, hiç kimse hangi sürprizi hazırlayacağını, hangi etikdışı uygulamaları bu sefer devreye sokacağını tahmin edemez. Bundan bir buçuk yıl önce, benim de genel başkan adayı olduğum seçimli kurultayda, tüzük darbesini son anda devreye sokup, delegelerden gerekli %5 açık imzayı genel başkanlık seçimine geçmeye bir saat kala, % 20’ye çıkarması ve örgüte blok liste dayatmasını yapıp, dikensiz bir gül bahçesi haline gelen bir parti meclisi tasarlaması ve kendisinden başka hiç kimsenin yarışamayacağı ve konuşamayacağı bir kurultay hazırlaması bu akıl almaz dönüşümlerin birinci büyük ayağı olmuştu. Seçimden sonra eleştiriler kendisi üzerinde yoğunlaşınca da “her şeyi açıkça tartışalım” adı altında bu sefer dikenli teller arkasında, jandarma koruması altında, kendisinin arka kapıdan kurultay salonuna girdiği Ankara’ya 40 kilometre ötede, basının ve örgütün kurultay salonuna alınmadığı ve CHP tarihine bir başka kara leke olarak geçen yeni bir hamle yaptı. Orada da hiç kimse basının girememesini, örgütün girememesini, jandarmanının varlığını, Ankara dışında kurultay toplanmasını aklına getirmemişti. Şimdi de Baykal ve ekibinin 29-30 Ocak Olağanüstü Kurultayı için, gene hangi senaryoları devreye sokacaklarını hiç kimse tam bilemez. Çünkü Baykal son yıllarda tüm yaratıcılığını kendisini iktidarda bırakacak gayri hukuki ve gayri etik hamleleri yapmak üzerine yoğunlaştırıyor. Ciddi anlamda başka bir projeksiyonu, açılımı, iktidar arayışı, toplumla uzlaşma arayışı, toplumun dinamikleriyle, gençleriyle, kitle örgütleriyle, diğer sosyal demokrat partileriyle birleşmek gibi bir hedefi, planı da yoktur. Tek planı sağlığı elverdikçe nasıl iktidarda kalacağı üzerinedir. Bu noktada Sarıgül ihraç istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu’na verildikten sonra, oylamada 8-7 Sarıgül’ün ihracı reddedilince Baykal o anda kurmaylarıyla toplandı ve bu fevri kararı aldı. Kendi fevri tavırlarına göre “hodri meydan” demiş oldu. Birden CHP’yi ve Türkiye’yi iki yanlış seçimle karşı karşıya bıraktı. Kendisinin neden yanlış bir seçim olduğunu bütün Türkiye biliyor ve konuşuyor. Kendisinin nasıl artık halkın, örgütünün onayını kaybetmiş, örgütsel ve toplumsal dayanışma ve ittifaklarını kaybetmiş, geçmişe intikal etmiş bir lider olduğu ortadadır. Sarıgül’ün de aylardır söylediğimiz gibi CHP kültürüyle, mantığıyla zaten hiç buluşmayan, birleşmeyen kimliği ortadadır. Böylece bu kurultaya giderken CHP iki yanlış arasında kaldı. Sarıgül Baykal’ın alternatifi değil TÜRKSOLU: Tüm Baykal karşıtları Sarıgül etrafında buluşsun senaryosu gündeme getirilmeye çalışılıyor. Sarıgül, Baykal’a alternatif midir? Sarıgül’ü nasıl değerlendiriyorsunuz? BEDRİ BAYKAM: Sarıgül medya tarafından sanki Baykal’ın demokratik alternatifiymiş gibi sunuldu. Ben, esasında Sarıgül dışında daha sonra aday olan Zülfü Livaneli’den daha ayrıntılı bahsedeceğim. Ancak burada belirtmek isterim ki Sarıgül’le Livaneli’nin birbirine en çok benzeyen iki tarafı, gerçekten CHP kültürüyle ilişkilerinin olmaması ve öte yandan Baykal’a muhalefet denilince akla gelen son isimler olmalarıdır. Her ikisi de en kritik noktalarda Baykal’ın tüm anti demokratik çıkışlarına destek vermiş, bu şekilde lekelenmiş ve şu anda da demokrasi ve Baykal’a karşı mücadele konusunda ağızlarını açma hakkı bulunmayan insanlardır. Bunu vurguladıktan sonra Sarıgül’e biraz daha değinmek istiyorum. Sarıgül hakkındaki yolsuzluk dosyalarının ne kadarının doğru, ne kadarının yanlış olduğunu bilemem. Medyaya yansıyan ve yansımayan her noktadan kulağımıza çalınan bir çok iddia vardır. Bunları bütün örgüt ve bütün Türkiye konuşuyor. Bunlar doğru mu değil mi, dedikodu mu gerçek mi ben bilemem. Ben mahkeme değilim. Bunu dışarıdan bakan insanlar bilemez. Sarıgül kampanyasına ABD’den icazet alarak başladı Bu yolsuzluk iddialarının tamamen dışında, Sarıgül’ün CHP Genel Başkanı olmaması için birbirinden daha büyük onca neden var. Birincisi, Sarıgül iddia ettiği gibi kampanyasına Anadolu’nun kalbinde başlamamıştır, tekrar hatırlatıyorum. Sarıgül kampanyasına Washington’da başladı. Yani önce Turgut Özal ve Süleyman Demirel, yakın zamanda Tayyip Erdoğan gibi ABD’ye gitti ve ABD’den icazet alıp yola çıktı. Bunun bir sosyal demokrat, Atatürkçü lider adayı için affedilir bir yanı yoktur. CHP, Kuvayı Milliye’den gelen bağımsızlık düşkünü ve Cumhuriyetin, demokrasinin temel kalesi olan bir partidir. ABD’den icazet alarak yola çıkamaz. CHP Genel Başkanlığına aday olan ya da CHP’yle ilişkisi olan her siyasetçi doğal olarak bir diplomat olarak tüm dünyayla, dolayısıyla ABD ile de Avrupa’yla da, Afrika’yla da konuşabilir, görüşebilir, karşılıklı görüş, eleştiri, yorum iletebilir ama bu kendisinin siyasi kampanyasının tohumunda bulunamaz. Bu lekeyi Sarıgül’ün temizlemesi artık mümkün değildir. Kendisi CHP örgütü ve kültüründen o kadar kopuktur ki neden böyle bir gafla başlayamayacağını, böyle bir gafla başladıktan sonra CHP’deki iddialarının başlamadan bittiğini göremeyecek kadar parti kültüründen, CHP mantığından Atatürkçülükten uzaktır. Burayı AKP ya da ANAP zannedip ona göre davranmaktadır. Yükselen dalgada olmak istemiştir. Daha önce SHP solda birinci partiyken SHP’de olmuştur. Sonra rüzgar DSP’ye dönünce DSP’de olmuştur. Ondan sonra rüzgar onbeş günlüğüne İsmail Cem ve sözde Hüsamettin Özkan ve Kemal Derviş’in biraraya gelerek kuracakları YTP’ye yönelince vakit kaybetmeden bir kaç haftalığına YTP’ye de girmiştir. Tarih bu kadar siyasete sörf yapar gibi bakan fazla insan yazmamamıştır. Sarıgül’ün ılımlı İslam’ı çağrıştıran bir terminoloji kullanması, CHP’nin bilindik ödünsüz laik söyleminden farklı bir oportünist, popülist dil kullanması ve bu şekilde sağ oyları da kazanacakmış gibi bir yanılgıya partiyi sürüklemesi de işin çok daha vahim boyutlarıdır. Sarıgül’ün CHP’ye demokrasi getireceği gibi bir iddia mantık dışıdır. Teorik olarak konuşuyorum, Sarıgül eğer CHP’de iktidarı alırsa Baykal’dan da fazla o koltuğa yapışır, kendisine rakip çıkmaması için daha da fazla uğraşır, parti içi demokrasiyi bir şekilde kendini korumak uğruna çeşitli yöntemlerle daha da fazla yok eder ve bir şekilde Sarıgül CHP’ye demokrasi getiremez. Zaten bir buçuk yıl önceki kurultayda da Baykal’dan belediye başkan adaylığını alabilmek için ona tüzük darbesini yapmasında her türlü yardımı etmiştir, daha da kötüsü bundan sonra Baykal aleyhine dönen ilk rüzgarda Baykal’ı da arkadan hançerlemekten çekinmemiştir. Bir şekilde kendi sözde dayanışma içinde olduğu insana bile her an hamle yapabilecek kişilikte olduğunu kanıtlamıştır. Benim gözümde güvenilmez bir insandır bu nedenlerle. Bunlar somut nedenlerdir. Kendisinin Ekim 2003’te Baykal’ı destekledikten sonra, Nisan 2004’te Baykal aleyhine dönmesinde kendi oportünist çıkarları dışında hiç bir gerekçe yoktur çünkü Baykal değişmemiştir, aynı Baykal’dır. Yalnız Mustafa Sarıgül’ün çıkarları değişmiştir. Zülfü Livaneli de Sarıgül gibi CHP kültürünün ve Altı Ok’un uzağında TÜRKSOLU: Livaneli, Baykal, Sarıgül gibi tüm adaylara baktığımız zaman bunların hiç birinin Altı Oku savunmadığını görüyoruz. CHP’nin amblemi hala Altı Ok. CHP’de Altı Ok’u savunan kimse kalmadı mı? BEDRİ BAYKAM: Sarıgül’ün ödünsüz bir Atatürkçü, bir Altı Okçu, CHP kültüründen gelen bir genel başkan adayı profilini taşımadığını biliyoruz. Zülfü Livaneli ise Mustafa Sarıgül’le büyük benzerlikler taşımaktadır. CHP solun geniş bir yelpazesini temsil edecekse, Zülfü Livaneli olsa olsa bir renk olabilir siyasi terminoloji deyimiyle. Bir kesimin, küçük bir kanadın temsilcisi olabilir, sol daha geniş bir potansiyele ulaşmak istiyorsa ama uzaktan yakından CHP Genel Başkanlığıyla Zülfü Livaneli’nin bağlantısı yoktur. Zülfü Livaneli Altı Ok’a inanmadığını, Altı Ok’un çeşitli oklarının eskidiğini, artık devre dışı kaldığını bir çok kereler belirli incelikli sözlerle belirtmiştir. Livaneli, 27 Mayıs 1960 Devrimi’ne Turgut Özal gibi bakmaktadır ve bunu defalarca ortaya koymuştur. İster yorum eksikliğinden, ister cehaletten, ister Özalvari, ANAP’vari liberalizminden kaynaklansın, 27 Mayıs’a bir faşist askeri darbe olarak bakabilmektedir. Türkiye’ye bir demokratik atılım getiren, Türkiye’de Cumhuriyet’in yüzyıl ortasında büyük bir demokratik çağ atlamasına neden olan bu büyük devrimi görmezden gelmektedir, yorumlamaktan acizdir. Zülfü Livaneli 28 Şubat öncesi günlerde şeriatçı gidişata karşı en büyük mücadele verilirken ortalıkta görünmemiştir. 28 Şubat’tan sonra Hipodrom’da Atatürkçü konserler vermiştir. Sonuçta Zülfü Livaneli, Baykal’ın en büyük destekçisi olmuştur, Baykal’ın anti demokratik tüzük darbelerini seyretmiştir, Kimi iddilara göre bu tüzüğün lehinde oy vermiştir. Kendisi o anda oylama alanından çıktığını ve bunun bir protesto olduğunu, ben bu eleştiriyi kendisine yöneltince, bana canlı yayında komik bir şekilde SkyTürk’te belirtmiştir. Bu benim siyasi hayatımda duyduğum ve kendi tarihime geçireceğim, bu dergiye bıraktığımız izler kadar hatıratımda da geçireceğim, her konuşmamda da geçireceğim bir utanç vesikasıdır. İnsan bir şeyi protesto ediyorsa bunun basın toplantısını yapar, demecini verir, makalesini yazar. Zülfü Livaneli bunlardan hiçbirini yapmamıştır, kesinlikle demokrasiyi savunmamıştır, CHP’deki anti demokratik tüzük darbesinin ortaya konuşunu ve Baykal tarafından tezgahlanan senaryoyu seyretmiştir ve şimdi hiç çekinmeden, hiç yüzü kızarmadan “ben o dönem bunu protesto ediyordum” diye kargaları bile güldürecek bir tavırla demokrasi kahramanlığına soyunmaktadır. Dolayısıyla Zülfü Livaneli’nin burada aday oluyorum demesi ortalığı bulandırmaktan ve Baykal-Sarıgül dışında yeni bir isim arayan insanları zora sokmaktan ve ortalığı CHP için daha da işin içinden çıkılmaz bir arapsaçına çevirmekten, tüm ümitleri suya düşürmekten başka hiçbir şey ifade etmez. Livaneli’nin tavrı kendisini siyasetin karanlık sayfalarına çıkmaz mürekkeple yazdıran bir utanç vesikasıdır. Siyaset ciddi bir olaydır. Kendisi içinden protesto ettiyse, tekrar ediyorum bu kargaları bile güldürür ve buna kendisine inandırabileceği altı yaşında bir ayakkabı boyacısı bile bulamaz. İşte muhalefet burada, işte Baykalcılar orada. Çıksın dürüstçe söylesin o gün Baykal’ı protesto ettiğini ya da muhalefette bizi desteklediğini. Adnan Keskin de kendisine benim kadar gülerek bakmaktadır, eski İstanbul il yöneticileri de benim kadar gülerek bakmaktadır. Zülfü Livaneli, bugün bu tavrıyla CHP’de muhalefetin dayanışmasını engellemektedir. Ayrıca Livaneli’nin “Altı Ok artık demode oldu” demesinin dışında Güneydoğu olayına bakışı da CHP kültüründen farklıdır. Livaneli’nin Atatürk’e ve Türkiye Cumhuriyeti devletine bakış açısı da farklıdır. TÜRKSOLU: Siz son genel kurulda CHP içinde Kemalist bir hareket örgütlediniz ve Kemalist söylemle Baykal’a karşı çıktınız. Bugüne kadar Baykal’a karşı hep parti içi demokrasi söylemleriyle karşı çıkılıyordu. Bu kongrede böyle Kemalist söylemle çıkan bir aday bulamıyoruz. CHP içinde bir Müdafaa-i Hukuk Grubu, Kemalist, Altı Ok’u savunacak, sahip çıkacak bir milletvekili ya da delege grubu kalmadı mı? Siz bu kongrede nasıl tavır alacaksınız? BEDRİ BAYKAM: Maalesef, Baykal’ın atamalarıyla milletvekili olan bir çok siyasetçimiz, milletvekillerimizin önemli bir kısmı Türk siyasi hayatında bu milletvekilliğini yapmadan önce kamuoyunca tanınan isimler değil. Bıraktıkları izler, verdikleri savaşlar, yürüttükleri kamuya malolmuş büyük mücadeleler, milletvekillerinin önemli bir kısmında yok. Bir kısmı belki siyasete yeni girmiş insanlardır, bir kısmı Baykal’a inanarak girmiş, şimdi Baykal’ın hatalarını görerek yavaş yavaş Baykal’dan uzaklaşmaya çalışan insanlar, iyi niyetli insanlardır. Bir kısmı yeterince tecrübesi olmayan insanlar. Bunların bu tecrübesizlikleriyle, bir kısmı Sarıgül’ü bir kısmı Baykal’ı destekliyor, bazıları da Livaneli’yi desteklediğini söyleyebiliyor. Bütün bunlar bir CHP kültürü eksikliği, siyasi tecrübe eksikliği, verilmiş mücadele eksikliğidir. Ancak bu tip eksikliklerden gelen insanlar bu hataları maalesef yaparlar. İyi niyetle ben onların doğru yolu bulacaklarına, yavaş yavaş bizlerin, gerek dergide, gerek televizyonlarda, gerek dağıtacağımız bildirilerde vurgulayacağımız doğruları göreceklerine inanıyorum. Kurultay baskın olduğu için aday olmadım Ben bu kurultayda aday olmadım. Livaneli gibi beni de destekleyenler çıkar diyerek ortada aday gibi dolaşmak zor değildi. Bu sahte bir adaylıktır, böyle bir adaylık olamaz. Ben aday olduğum zaman Türkiye’nin yarısını gezdim, 41 ile gittim, 41 ilde örgüt toplantısı yaptım, on binlerce kilometre yaptım, gerçek bir program ortaya koydum, gerçek bir kampanya yaptım. Ortada benim 2003’te yaptığım kampanyaya uzaktan yakından, program olarak, efor olarak, somut çaba olarak benzeyen bir tek adaylık yok. Benimki somut bir adaylıktı, ne yapacağımı ilk günden itibaren A’dan Z’ye anlatıyordum. Bunun broşürü vardı, bildirisi vardı, keza daha sonra çıkan “Korku İmparatorluğuna Son” kitabı da bana yaptırılmayan genel başkanlık konuşmasını da tüm detayıyla ortaya koyuyordu. Bu sefer Baykal baskın bir seçim yaptığı için benim böyle bir kampanya yapmaya vaktim yoktu. Dolayısıyla bu sefer olaylara dışardan müdahale ederek partide sözünü ettiğiniz Altı Okçu, Kemalist, dürüst, tutarlı çizgiyi savunmaya çalışıyorum. Bunu da İstanbul’da eski İl Başkanı olmuş, eski il ve ilçe yöneticisi olmuş çeşitli dostlarımızla beraber götürdüğümüz ve bir kaç yıldır süren bir grubun yetkisiyle, eliyle, siyasi örgüt dayanışması mantığıyla ele alıyoruz. Ve burada arkadaşlarımın çoğu da aynı görüşte, ben de aynı şeyi söylüyorum, bunu televizyonda da söyledim; şu anda ortaya çıkan adaylar arasında CHP’ye yakışan tek insan Hasan Fehmi Güneş’tir. Hasan Fehmi Güneş, Atatürkçü ve sosyal demokrat çizgide, CHP’de hep demokrasiyi savunmuş, Baykal’a karşı hep dik durmuş, çeşitli badirelerden geçmiş, Altı Ok’u savunan, Altı Ok’u savunduğunu söylemekten çekinmeyen, bizlerle bu konuda rahat diyaloğa giren tecrübeli bir isim. Bu kurultayda şayet Sarıgül ve Livaneli ekipleri çekilirse, Hasan Fehmi Güneş muhalif delegelerin üzerinde birleşeceği isim olursa, onun bu kurultaydan bir sonuç çıkarmasının olanaksız olmadığını düşünüyorum. Kendisinin de diğer adaylar hakkında aynı rahatsızlıkları, bir anlamda benzer rahatsızlıkları taşıdığına inanıyorum. Dolayısıyla CHP’nin bir yörünge kaybına uğramaması, siyasetten çıkmaması, devre dışı kalmaması açısından kesinlikle CHP’nin ciddi anlamda bu seçimlerde kendisini yeni bir yörüngeye oturtabilecek bir Kemalist çıkışı bir araya getirmek dışında bir çıkışı olmadığını düşünüyorum. Geçen sefer ben bu seçeneğin liderliğini yapıyordum. Şu anda bu seçenekte ben Hasan Fehmi Güneş’e destek veriyorum. Ankara’ya gideceğim, bütün kurultay lobimi yapacağım ve bu buluşmanın Hasan Fehmi Güneş’te somutlaşmasına katkıda bulunmaya çalışacağım. |