24.01.2005/Sayı:74
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Dünya
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Başyazı Gökçe Fırat

Amerikancılar ve Amerikan karşıtları!

Türkiye’de Amerikancılık

Cumhuriyet Türkiyesi’ne Amerikancı akımın girişi, İkinci Dünya Savaşı sonrası yıllara rastlar. İkinci Dünya Savaşı’ndan zaferle çıkan ABD, dünyanın yeniden paylaşılmasında baş aktördür. Türkiye bu dönem ABD’nin Ortadoğu’ya müdahalesinde, Sovyetler Birliği’ne set çekmesinde önemli görevler üstlenen bir uç ülkesi olacaktır.

Türkiye’ye biçilen bu rol, bu role uygun yeni bir düzeni gerektirecektir. Bu yeni düzen parlamenter, çok partili bir sistem olacaktır. Çok partili rejimin hükümetinin Demokrat Parti olması işin doğası gereğidir. Said-i Nursi’nin eline öpen Menderes, Türkiye’nin Başbakanı olacaktır.

Menderes iktidarı aynı zamanda CHP’nin siyasetten uzaklaştırılma dönemidir. Amerikan Düzeni’ne göre kurulmuş bir Türkiye’de ve çok partili rejimde CHP’ye yer yoktur. Kuruluş ilkeleri Altı Ok’ta tespit edilmiş Atatürkçü parti, bu düzene ancak alternatif olarak yaşayabilirdi. Ancak alternatif olma yerine, o düzen içi seçeneklerden biri olmayı tercih eden CHP, kendisini bitirecek bir karar da almış oluyordu.

1950 sonrası yapılan tüm seçimlerde sol %50’nin altında kaldı. 1974’te ve sonrasında CHP’nin en yüksek oy aldığı dönemlerde bile solun oyu en fazla %45’i buldu. Günümüzde ise sol oylar %20’lerin bile altında kalmış durumdadır.

Son elli yıllık süreç içinde değerlendirdiğimizde, CHP’nin yapılacak kurultayının anlamsızlığı ortaya çıkmaktadır. Bu Kurultay, CHP’nin temel ilkeleri olan Altı Ok’un tartışılacağı bir Kurultay mı olacaktır? Hayır. O halde Kurultay’dan çıkacak sonucun, CHP açısından çok bir anlamı olmayacaktır.

Eğer bu Kurultay CHP’de Baykal Amerikancılığını yıkıp yerine Sarığül Amerikancılığını getirirse ne değişecektir? En fazla, ABD’nin desteği AKP’den CHP’ye çevrilecek, bu destekle belki CHP hükümet bile kuracaktır. Ancak böyle bir ihtimal dahi solun %45’le sınırlandırılmış barajı aşmasına imkan vermeyecektir. Hatta artık o %45’i bulmanın bile imkanı yoktur.

Çünkü son elli yıl Türkiye’de, tarikatların güçlendiği ve başlıbaşına bir güç olduğu bir dönemi getirmiştir. Bunun yıkılmasının, kısa vadede hele hele mevcut sistem içinde imkanı yoktur. Kaldı ki Sarıgül’ün tarikatlarla mücadele etmek gibi bir niyeti de yoktur. Tersine O, Fethullah desteğini de arkasına almaya çalışmaktadır.

CHP’de Amerikancılık

Tüm bu uzun süreli tabloya karşın, gerek CHP Genel Merkezi’nin tavrı, gerekse pek çok ulusal şahsiyetin tavrı, Sarıgül’ün çıkışını ABD’ye bağlamaktadır. Yani arkasında ABD olan Sarıgül, CHP içinde bir Amerikancı darbe yapmaya hazırlanmaktadır. Buna karşı alınacak tavır, CHP Genel Merkezi’nin ve elbet Baykal’ın desteklenmesidir.

Üstün körü bir bakış açısıyla bu tür bir tavır ulusal görünebilir. Ancak bu tavır son derece kısa vadelidir, tarihsel gelişimi gözden kaçırmaktadır ve iki günlük bir hesaple Türkiye’nin gelecek iki yüzyılını ipotek altına almaktadır.

Sorun, düzen sonrunu olarak konulursa, Türkiye’de Amerikancılığı vareden koşulların değiştirilmesi için verilecek mücadele bir toplumsal mücadeledir. Bu toplumsal mücadelenin Türkiye’nin toplumsal yapısına müdahale etmeyi hedeflemesi gerekir. Toplumsal yapı ise ancak toplumsal bir devrim hareketi ile değiştirilebilir. O halde CHP’nin sorunu da, solun sorunu da, Türkiye’nin sorunu da ancak ve ancak bir devrimle çözülebilir.

CHP eğer devrim programına sahip çıkar ve buna uygun bir devrim örgütü olma yoluna girerse kurtulabilir ve iktidar da olabilir. Ancak bu yol, kaçınılmaz bir şekilde CHP’nin Amerikancı çok partili rejimin dışında bir yol aramasına, hatta o yola karşı mücadele etmesine, program olarak Cumhuriyet’in kuruluş programı olan Altı Ok’a dönüş yapmasına gidecektir. Böyle bir yol için sanırız CHP lider adaylarından hiçbirinin cesareti olamayacaktır.

Çünkü CHP’nin Genel Başkanları, Atatürk’ten sonra hep Amerikancı oldular. Daha sonraları Kıbrıs’ta Johnson’la restleşen İnönü, Türkiye’nin Amerikancı çok partili rejiminin baş destekçisidir. Sonraki Genel Başkan Ecevit, tüm halkçı ve devrimci yaftasına rağmen 70’lerde de Amerikan güdümündeydi son hükümet döneminde de. Sonraki Genel Başkan Baykal da, 70’li yıllarda hızlı solculuk ve kamulaştırmacılık yaparken de Amerikancıydı sonraki dönemlerde de.

Dolayısıyla kimi zamanlarda ABD’ye cephe almalarına rağmen CHP ve Genel Başkanları aslında ve özde Amerikan denetimi dışına çıkamazlar. Bu restleşmeler kimi zaman İnönü ve Ecevit’in Kıbrıs’taki tavrı kadar radikalleşebilir. İnönü’nün “Başka bir dünya kurulur biz de o dünyada yerimizi alırız” sözleri de, Ecevit’in son dönemdeki “ABD müttefikimiz olamaz” sözleri de, Baykal’ın “CHP içinde Atlantik ötesi operasyon yapılıyor” sözleri de bu tarihi gerçek içinde ancak sınırı biraz aşan davranışlardır. Ve bu davranışlar bir süre sonra ABD’yi karşıya almamak için törpüleniverir. Ve ne gariptir ki CHP’nin her yeni Genel Başkanı daha fazla Amerikancı olur. CHP’de Genel Başkanlık yarışını kaybeden ise mecburen solculaşır ve milliyetçileşir.

Siyasetçilerin Amerikan karşıtlığı oyunu

Tabi bu durumu sadece CHP’ye özgü de görmemek gerekir. Mesela aynı durum merkez sağ partiler için de geçerli bir kuraldır. Demokrat Parti ve AP-DYP çizgisine baktığımızda yine aynı durumla karşılaşırız. Yılların Morison Süleymanı Demirel, her iktidardan düşüşünde milliyetçiliğe ve Amerikan karşıtlığına sarılır. Ama her geri dönüşünde de en hızlı Amerikancı olur. Yine DYP’nin iki Amerikancısı Tansu Çiller ve Mehmet Ağar da bugün milliyetçiliğe ve Amerikan karşıtlığına oynamaktadır.

Aynı durum en aşırı sağ için de geçerlidir. Dünün sadık Amerakncısı Erbakan bugün milliyetçi ve Amerikan karşıtıdır, yine dünün hızlı Amerikancısı Bahçeli bugün milliyetçi ve Amerikan karşıtıdır.

Siyasi yelpazenin daha aşırı sol kısmına gittiğimizde de, dünün hızlı Amerikan karşıtlarının bugün Amerikancı olduğunu görürüz. Radikal gibi gazetelerde ve kimi televizyonlarda köşeleri tutmuş eskinin hızlı solcuları bugün Amerikancıdır. Ama dün Türkiye’de en hızlı Amerikancılık yapan solcular Amerikan karşıtıdır. Örneğin 80 öncesinde Türkiye NATO’dan çıkmasın diye kampanya yürüten Perinçek bugün Amerikan karşıtlığı oynamaktadır.

Sağlı sollu siyasetteki bu Amerikancılık ve Amerikan karşıtlığı ayrımı son derece yapaydır. Karşıtlığın temeli, iktidardan uzak olmaktadır. İktidardan uzaklaşan Amerikan karşıtı olur, bu karşıtlığa oynayarak güçlenmeye çalışır, iktidara geldiği anda da Amerikancı oluverir. Sağlı sollu siyasetin zemini, iktidar olmak olduğu için, devrim yapmak olmadığı için işin doğası da budur.

Oysa ki Türkiye’de tek Amerikan karşıtı hareket Atatürkçülüktür. Ancak ne hikmetse Amerikan karşıtlığına soyunan tüm siyasetçiler Atatürk’ü kullanmaya çalışır. Atatürk’ten güç alarak bir yerlere gelmeye çalışır. Ama sorarsanız ne Atatürk’ü, ne de Altı Ok’u savunurlar. Atatürk dışı tüm siyaset, en sağından en soluna Amerikancıdır. Bu düzenin dışına çıkıp Atatürkçü olamayanların dönemsel Amerikan karşıtlıkları ise Atatürkçüleri yanıltmamalıdır. Tüm bunlar büyük bir oyundan ibarettir. Oyuna bozmak için, sağıyla soluyla tüm siyasi parti ve liderlerine, bu partileri vareden siyasal rejime, biu rejimin üzerinde yükseldiği toplumsal düzene karşı çıkmak gerekir. Bu ise Kuvayı Milliye yoludur, devrim yoludur.