Arama: 
10.01.2005/Sayı:73
Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Bedri Baykam
Kitap
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Kitap Kuzey Fırat

Geçen sene yitirdiğimiz TÜRKSOLU Gazetesi kurucu Genel Yayın Yönetmeni Erkin Yurdakul’un bütün yazılarının derlendiği “Atatürkçülük ve Ulusal Sol” kitabının ikinci baskısı çıktı.

Ergenekon’dan çıkış ve
Erkin’in yol göstericiliği

Erkin dağı eritecek ateşi harlandıranlardan

Toplumların yaşamlarında öyle anlar vardır ki, yok olmak üzere olan bir toplum, bir yol gösterici sayesinde yok olmaktan kurtulur. Sadece kendini kurtarmakla kalmaz, kendisi gibi yok olmak üzere olan toplumlara da örnek olur. O yol göstericinin ortaya çıkması ne kadar gecikirse toplumun çekeceği sıkıntı, işkence o derece artar.

Toplumun içinden elbette çeşitli çıkış yolları bulmaya çalışanlar çıkar, ancak bu insanların iyi niyetleri dahi toplumun daha da bataklığa sürüklenmesine engel olamaz kimi zaman.

Ortaya koydukları yanlış yoldan dönülebilmesi için, olmadık eziyetlere katlanmak zorunda kalınabilir.

Bizim tarihimiz bunun örnekleriyle doludur.

Rehber olarak ortaya çıkan kimileri, Türk milletini esirden daha kötü duruma sokarken, gerçek rehberler milleti hakkettikleri yere getirirler.

Ergenekon efsanesini hemen hemen herkes bilir.

Düşmanların hücumuna uğrayan ve obaları dağılan iki Türk genci yanlarına iki kız alarak büyük bir dağın eteklerine sığınırlar. Fakat daha sonra yollarını kaybederler. Orayı kendilerine yurt edinirler.

Dörtyüz sene burada çoğalan Türk nüfusu, ortaya çıkan bir Bozkurt’un izini takip eder. Kurt dağın içinde bir delikten kaybolur. Bu deliğin başında bir demirci hemen bir ateş yakar ve dağı eritmeye başlar. Açılan delikten önce kendisi çıkar, diğerleri de onu takip ederler. Böylece yüzyıllarca bir dağın arkasına hapsolmuş toplum, dağın eteklerinden dünyanın dört bir yanına dağılır.

1920’lerde kurulan Türkiye Cumhuriyeti de, tıpkı bu efsanedeki gibi dağı eriterek destan yazan bir milletin yaptığı gibi kurulmuştur. Dağın adı emperyalizmdi ve biz dağı delik deşik etmiştik.

Ancak, o dağın zaman içinde tekrar tekrar karşımızı çıktığını görüyoruz. Delik deşik edilmiş dağın deliklerinin kapatılması için içimizdeki hainler var güçleriyle çalışıyorlar. Dağı eritecek ateşi söndürmek için kova kova su taşıyorlar.

20’lerde delinen emperyalizm dağının, içimizdeki işbirlikçileri eliyle delikleri büyük ölçüde kapatmış durumda. Dağı eritecek ateşin alevleri zayıflatıldı. Nerdeyse sönmek üzere.

Millet olarak hapsedilmek isteniyoruz.

Önümüzdeki acil görev dağı tutuşturacak ateşi daha da yakıcı hale getirmek ve dağı tamamen ortadan kaldırmak.

İşte o ateşin harlandıranlardan bir tanesi de Erkin Yurdakul’du.

Ölümünün birinci yılında İleri Yayınları’ndan ikinci baskısı çıkan “Atatürkçülük ve Ulusal Sol” kitabıyla, dağı eritecek ateşi daha da alevlendiriyor.

Atatürk, Türk milleti, ulusal sol

Atatürk’ün ölümünün hemen ardından başlayan süreç, bugün Türk milletini esir olma noktasına getirdi. Bu esaretten kurtulmak, Türk milletini hakkettiği yere getirmek için ne yapmak gerekiyor bugün?

Bu mücadelenin olmazsa olmazları nedir? Bu soruları doğru şekilde cevaplamadan çıkış yolunu bulmamız zor. Erkin bu soruların cevaplarını, tarihsel önemleriyle, teorik derinliğiyle ortaya koyuyor.

Bugün unutturulmaya, sulandırılmaya çalışılan Atatürk, Türk milleti ve Ulusal Sol gibi kavramlar, verilecek mücadelenin olmazsa olmazları. Bunlardan birinin eksik olması, bu mücadelenin, var olmakla yok olmak arasındaki bu savaşın kaybedilmesi demek. Türk milletine yönelik saldırılar, Ulusal Sol bir anlayışla önlenebilir, bu da Atatürkçülükten başka bir şey değildir.

Türk milletinin tarihi sömürgeleştirilmeye çalışılan ve son ikiyüz yıldır bu sömürgeleştirme saldırısına karşı verilen mücadelenin tarihidir.

Atatürk önderliğinde Türk milleti 1919’da bu saldırıya esaslı bir cevap vermişti. Atatürk’ün fikirleri ile şekillenen Türkiye Cumhuriyeti, O’nun ölümünden sonra tam tersi bir yola girdi. Girilen bu yol, yanlış bir uygulamadan mı ibaretti, yoksa onun çok çok ötesinde bir anlamı mı vardı?

Atatürk dönemi ile Atatürk sonrası yaşananların bu derece tezat olması, elbette uygulama hatasından kaynaklanan bir şey değildi. Yapılan yanlışları uygulama hatası veya Atatürk dönemi politikalarının devamı bir uygulama görenler, bugün geldiğimiz noktada bunun gerçeği yansıtmadığını görmek zorundalar.

Eğer ortada iyi niyet yoksa bu Atatürkçülüğün tahrifinden başka bir şey değildir. Girilen bu yolun adını doğru ortaya koymak gerekiyor. Cumhuriyet’in sokulduğu bu yolun, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine karşıt fikirlerden kaynaklandığını tespit etmemiz gerekiyor.

Girilen bu yolu Erkin “Kemalizme İhanet” süreci olarak ortaya koyuyor. Bugüne kadar yapılan gelen değerlendirmelerin dışında, bu sürecin nasıl işlediğini ortaya koyuş biçimi, bizlere aynı zamanda bu süreçle nasıl mücadele etmemiz gerektiğini de gösteriyor.

Bu tahlil, Türk milleti ve sol gibi kavramların zamanla nasıl aşındırıldığının anlaşılması açısından da oldukça önemli.

Kemalizme ihanet nasıl başladı

Kemalizme ihanet süreci, sistematik şekilde ilk defa Erkin tarafından ortaya konuyor. Atatürk döneminde toplumsal yapıyla süren savaş, onun ölümünün hemen ertesinde bırakılmıştır. Toplumsal yapı dediğimiz, batının Osmanlı’ya dayattığı yapıdır. Osmanlı’nın 300 yıldır süren uydu yapısıdır. Savaş batıya karşı, aynı zamanda o yapıyı devam ettirmek isteyen içerdeki güçlere karşı veriliyordu.

Atatürk’ün ölümünden sonra ilk iş Batıya yaklaşılmış, Batıcılar yönetimi ele geçirmişti. Erkin’in ortaya koyduğu ihanet sürecinin ilk aşaması gerçekleşmiş oluyordu böylece. “Uzlaşma”.

Uydu yapıyla uzlaşılmıştı. Atatürkçü güçlerin müdahalesini engellemek için uydu yapı korunmaya alınmıştı. Bu da ihanetin ikinci aşamasıydı. “Koruma”. Tüm bunlar yapıldıktan sonra, uydu yapı desteklenmeye başlandı ve bu da üçüncü aşamaydı.

Yaşanılan bu ihanet sürecini Erkin’in yaptığı gibi ortaya koymadan, bu şekilde sistematize etmeden bugün geldiğimiz noktayı ve bundan sonra ne yapacağımızı doğru şekilde ortaya koymamız oldukça zor.

Nitekim geçmişte bu denendi ancak Atatürkçülüğün halktan kopması önlenemedi.

Atatürkçülük ideoloji mi?

Bugüne kadar sorunun bu şekilde ortaya konamaması, Atatürkçülüğün eylem kılavuzu olarak görülmemesinden kaynaklanıyordu.

Atatürkçülüğü ideoloji olarak benimseyen, halkla Atatürkçülüğü birleştiren Atatürkçü aydınlarımızın bir çoğunda, Atatürkçülüğe karşı ufak da olsa bir güvensizlik vardı. Bundan dolayı ihanet süreci tespit edilse bile bunun nedenlerine inilemedi. Bu süreç sistematize edilemedi.

Erkin kitabıyla Atatürkçü bu aydınlarımızın bir adım ötesine geçiyor, Atatürkçülüğü halkla birleştirmenin yanı sıra Atatürkçülüğün bir eylem kılavuzu olduğunu ortaya koyuyor.

Atatürkçülüğün bir ideoloji olarak ortaya konmasının yanı sıra sol bir ideoloji olarak ortaya konması da Türk fikir hayatında önemli pencere açıyor.

Atatürkçülük toplumsal yapıyla yani uydu yapıyla mücadele programı olduğu için soldur diyor Erkin. Solculuğu bırakan Türkiye Atatürk’ün ölümünden sonra sağcılaşma yoluna sokuluyor.

Sağcılaşma 6 Ok’un kırılmasıyla başlıyor

Sağcılaşma 6 Ok’un tahrif edilmesiyle başlıyor. Bu aynı zamanda ihanet sürecinin de başladığı an. 6 Ok devrimci özünden kopartılarak, Batıcı kalıplar içine hapsediliyor.

Bunun sonucu olarak da, bugün gereksiz görülüp tamamen ortadan kaldırılmaya ya da, “çağın şartlarına uygun hale getirilerek” devrimci içeriği tamamen değiştirilmeye çalışılıyor. Atatürkçü bilinen kimi aydınların ve şeriatçı kesimin 6 Ok’un “gereksizliği” üzerine fikir birliğine varmış olmaları da gerçek Atatürkçülerin, üzerinde düşünmesi gereken önemli bir nokta. Sözde Atatürkçüler ve Atatürk düşmanlarını birleştiren çizginin ne olduğunu iyi görmek gerekiyor. Anları birleştiren batıcı, gerici çizgi. 6 Ok, o çizgiye uydurulmaya çalışılıyor bugün.

Oysa 6 Ok, Türk devrimcilerin elinde, emperyalizme karşı mücadelesinin programı. Solculuğun programı. Onun için Erkin, solcuların kendilerine program ithal etmemesini öğütlüyor. “Solun programı milletin içinden çıkan 6 Ok’tur. 6 Ok Türk halkının iktidar mücadelenin programıdır,” diyor.

Batının reddi

Her ne kadar daha önce böyle fikirler ortaya konsa da, hiç bir zaman bu kadar açık ve cesurca ortaya konmamıştır. Atatürkçülükle Ulusal Sol’un aynı düşünce sistematiği içinde bu şekilde ortaya konması aslında tarihin akışını değiştirecek bir gelişmeydi.

Peki neden daha önce böyle bir şey yapılamamıştı?

Bunun nedenini yine Erkin’in kitabından öğreniyoruz.

Batıcı fikirlerle halk iktidardan uzak tutulmuştu yıllarca. Halkın iktidarı için yola çıkanların çoğunun referansı yine batıydı. Onun için batıya hiçbir zaman esaslı darbeler indirilmedi, indirilemedi. Atatürkçülüğü soldan koparanlar, halkın da iktidardan kopardıklarının farkında değillerdi belki de.

Henüz Batıdan tam anlamıyla kopulamamıştı. Hâlâ batının düşünce kalıplarından kendilerini kurtaramamıştı aydınlarımız.

Doğru fikrin ortaya çıkması için herşeyiyle batının reddi gerekiyordu.

Bugüne kadar sol adına ortaya çıkanlar, Türk tarihini de Batıcı şablonlarla açıklamaya çalıştılar. Bunun sonucu olarak da en başta halktan uzaklaştılar, batının kucağına oturduklarını fark ettiklerinde iş işten geçmişti. Artık her şeyleriyle batının olmuşlardı. Doğru devrimci programın ortaya çıkması batının reddine bağlıydı ve Erkin bunu yaptı.

Şablonları mı yoksa solculuğu mu tercih edeceğiz diye soruyordu.

Bu sorgulama aslında, solculuk, ilericilik gibi Batıya mal edilen kavramların batının elinden alınmasıydı. Bu kavramlar bize aitti. Ezilen dünyaya aitti.

Mazlum milletlerin direniş programı

Batı gerçeğinin ortaya konması sadece bizim için değil ezilen dünyanın da kaderini değiştiren bir gelişmeydi. Türk Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanması, ezilen dünyanın sömürgecilik karşısında direnme yolunu açmıştı. Bölgemiz de dahil dünyanın dört bir tarafındaki ezilen milletler hemen hemen benzer yollar izleyerek sömürgeciler karşısında zaferler kazanıyordu.

Devrimlerin değişmez özelliği, milliyetçi, halkçı ve ilerici karakterleriydi. Tıpkı bizim zaferimiz gibi.

Bu gerçek de günümüze kadar görmezden gelinmişti. Sınıf mücadelesini Batının kavramlarıyla açıklamaya çalışanlar veya sınıfların ortadan kalktığını iddia edenler bu gerçeği de göremeyecekti elbette. Elbette sınıflar ortadan kalkmamıştı ancak sınıf mücadelesi şekil değiştirmişti.

Artık mücadele ezenlerle ezilen milletler arasındaydı. Mücadelenin araçları, programı yeniden yapılmalıydı.

Parlamentarizmin reddi

Ezilen milletlerin kazandıkları zafer sonrasında kurdukları rejimler de, batı rejimlerinden oldukça farklıydı. Batının her kurumu, devletin eninde sonunda emperyalizme teslim olacağının bir göstergesiydi.

Özellikle, devrim sonrasında kurulan rejimlerin batıdaki gibi parlamenter rejimler olarak adlandırılması, bizim devrimimizde olduğu gibi, geri dönüş sürecinin gizlenmesi için ortaya atılan birşeydi. Ortada batının ortaya attığı bir oyun vardı; parlamenterizm oyunu. Millet bu oyunla oyalanmaya çalışılıyordu.

Erkin parlamanterizmi gericilik olarak ortaya koyarken, bu zamana kadar yapılmayanı yapıyor, kuru lafla, ucuz sloganlarla veya dogmalarla değil, tarihi seyri içersinde parlamenterizmin bizler için ne anlama geldiğini, parlamenterizmin aslında emperyalizm tarafından sömürgeleştirilememiş milletlerin sömürgeleştirilmelerinin bir aracı olduğunu ortaya koyuyordu.

Parlamenter yapı her şeyiyle emperyalizme hizmet ediyordu, bu gerçeği görmemiz gerekiyordu.

Atatürkçülüğü parlamenter yapı içersine hapsetmeye çalışanların gerçek yüzleri ortaya çıkarılmalıydı.

Atatürkçülük halka aitti, parlamento halkı temsil etmiyordu.

Atatürkçü mücadelenin perspektifi de değişmek zorundaydı. Atatürk, Atatürkçülük halkla ancak bu şekilde birleşecekti.

Erkin’in kurmaylığı

Erkin’in Atatürkçülüğü, Ulusal Sol’u sistematikleştirmesinin yanı sıra, Türkiye’nin ulusal güvenliği üzerine ortaya koyduğu stratejiyle, kurmalığını gösteriyor.

Herkes NATO’yu tartışırken, o Türkiye’yi tehdit eden gücün NATO olduğunu gösteriyordu. Artık NATO’dan kurtulma zamanı diye yazıyordu.

ABD’nin Irak’a saldırısı öncesinde ve sonrasında geliştiği stratejinin Ordunun kurmay kadro tarafından seslendirilmesi, Erkin’in iyi bir teorisyen olmasının yanı sıra, iyi kurmay olduğunun da göstergesiydi.

Kitabında “Vatan Savunması” başlığı altında ortaya koyduğu fikirler, geliştirdiği stratejiler genç subay adaylarına okutulacak önemdedir.

Millete seslenen babayiğitler

Erkin’in kitabını okuduğunuzda, bambaşka bir Atatürk, bambaşka bir Kurtuluş Savaşı gerçeği ile karşılaşıyorsunuz.

Yıllardır halktan kopartılmaya çalışılan Atatürk halkla tekrar buluşuyor. Sadece Türk halkıyla değil, emperyalizme karşı mücadele verilen her yerde Atatürk’le karşılaşıyorsunuz. Erkin’in dediği gibi, Atatürk yıllardır hapsedildiği Ankara’dan kurtuluyor, mazlumların direnişinde yerini alıyor.

Batıya karşı her hareket gericilikle suçlanırken, herşeyi göze alıp Atatürkçülüğü halkla birleştiren babayiğitlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. İşte bunlardan bir tanesi de Erkin’di. O da Doğan Avcıoğlu, Şevket Süreyya, Niyazi Berkes gibi Türk düşünce dünyasında yerini alıyor.

Ama Erkin onların bir adım daha önünde.

Türk devriminin izleyeceği yol onun ellerinde daha netleşiyor.