Arama: 
04.10.2004/Sayı:67
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Medya
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Söyleşi
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Öner Yağcı Öner Yağcı

Öner YağcıDalgalar ve
aydın çürümesi

Toprağımız yeni bir büyük dalga ile karşı karşıya. Bu dalgaya karşı duracak insanlarsa en zayıf noktasındalar.

“Birinci Dalga”; öncesinden başlayarak Birinci Dünya Savaşı’nı da içine almış ve savaş sonrasında da devam etmişti.

“Hasta Adam” denilen, birkaç yüzyıldır izlenen politikalarla kapitülasyonlara kurban ve “Düyunu Umumiye”nin insafına terk edilen Osmanlı İmparatorluğu’na son darbeyi vurmayı ve topraklarını paylaşmayı amaçlıyordu. Üçlü Anlaşma’larla, Mondros’larla, Sevr’lerle sürmüş; ama kararlı ve yurtsever bir direnişin, önderliğin ve örgütlenmenin Ulusal Kurtuluş Savaşı ile Lozan’la noktalanan bir zaferle taçlanan Türkiye Cumhuriyeti’nin, Doğu’nun mazlum uluslarına yol gösterici bir politikayı da yaratmasını getirmişti.

Bu dalga sırasında Osmanlı'nın özellikle son dönemlerine damgasını vuran “işbirlikçilik” önemli ölçüde boy göstermiş; Almancı, İngilizci, Rusçu, Fransızcı uşakların yanı sıra yeni parlayan Amerikancı işbirlikçiler de boylarının ölçülerini almışlardı.

“İkinci Dalga”, yine öncesinden başlayarak İkinci Dünya Savaşı’nı da içine almış ve savaş sonrasında da devam etmişti.

Emperyalist dünyayı sarsan bir bağımsızlıkçılığın ateşini yakan ve saltanatla hilafetin yerine kendini var eden genç Cumhuriyet’in kararlı politikalarının yerine kararsızlığın, kendine güvenmeyişin, dış güçlere bel bağlayışın egemen olduğu politikaların izlenmesi dönemine denk düşmüştü ikinci dalga. Yumuşak politikalarla Türkiye’nin geleceğinin -belki de- savaşsız teslim alınışının ön adımları atılmaya başlanmıştı. İkili Antlaşmalarla ve dış borç tuzağıyla belirlenen yeni politikalar Cumhuriyet'in kişilikli insanlar ve toplum yaratma atılımlarını duraklatmayı başarmıştı. “Soğuk Savaş”la örtüşen ve savaşın sinsi galibi ABD'nin “Yeşil Kuşak” gibi teori ve uygulamalarının baştacı edildiği bu dönemde, genç Cumhuriyet’in yetiştirdiği ilk kuşakların amansız savunuculukları ve direnişleri ikinci dalganın yarattığı tehlikenin egemenliğini engellemişti.

AB serüveni başlamasına karşın parlak yıldız ABD işbirlikçiliği öne çıkmıştı. Ülkeyi yönetenlerin belirgin özelliği bu idi, ama Cumhuriyetçi aydınların yaşamın her alanındaki savaşımları emperyalist parçalayıcı amaçların gerçekleşmesinin önüne her şeye karşın duvar örüyordu.

1980’lerin başından itibaren ilk soluk alışları duyulan, 1990’ların başındaki Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle ivme kazanan, “Küreselleşme” ve “Yeni Dünya Düzeni” dayatmalarında kendini bulan “Üçüncü Dalga”yı göğüslemeye çalışıyor şimdi Türkiye. Ve iş gerçekten de, iki dalganın savuşturulmasından daha da zora benziyor.

ABD bayrağı, haçıyla, yıldızıyla, ışıklı New York geceleriyle, her alandaki markalı üretimleriyle dünyanın her yerine direğini çakıyor. İnsanlığın değerlerinin yerine mistisizmle, gizemle, sanallıkla, seçkincilikle, magazinle, sponsorluklarla, cıvıtmayla donatılmış tüketim değerlerini yerleştiriyor. Bunu yaparken en büyük desteği iletişimin korkunç ve devasa olanaklarından, medyanın etkileme gücünden ve başından beri var olan işbirlikçilerine kattığı yeni işbirlikçi ordusundan alıyor.

Bir yandan, var oluşunu laik Cumhuriyet’in yıkılışında bulan ve yıllardır ABD’ce beslenen dinci akımların artık siyasal iktidara tırmanmış olduğu gerçeği; bir yandan sözde demokratikleşme ve özgürleşme projesi olarak dayatılan AB rüyası ile liberalleştirilen eski solcu aydınların kendi yurduna düşmanlığa kadar uzanan “sözde” enternasyonalist politikalarının desteği; bir yandan toplumsal kimliği belirleyen kültür-sanattaki postmodernist egemenliği sağlayan medyatik yeni aydın türünün etkisi; bir yandan değer çürümesinin mafyacılığa, lumpenliğe, çeşit çeşit sapkınlıklara itip köleleştirdiği ve yığınlaştırdığı insanlar; bir yandan hem ideolojik olarak hem de ekonomik çaresizlik yada çıkar nedeniyle dinin hizmetine sunmanın yaygınlaşmasıyla gelişen mistikleştirilmenin egemenliği; bir yandan yaşamı, sözcüğün tam anlamıyla cıvıtan bir magazinleştirmenin odak haline gelmesi üçüncü dalganın Üçüncü Dünya Savaşı olmaksızın yurdumuzu sarmasıdır.

Sarsılıyoruz, çünkü yurdunu seven aydınların çığlığı yetmez durumda.

Sarsılıyoruz çünkü, balığın baştan kokması gibi aydınlarımız kokmaya başlamış.

Aydın çürümesi, renklerin son hızla kirlendiği bir gerçeklikte birinciliği beyazın alması gibi bir şeydir.