Arama: 
04.10.2004/Sayı:66
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Kitap
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Söyleşi
Ekonomi
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Türkiye Ali Özsoy

Diğer Türkiye yazıları:
Ertuğrul Kazancı - “Her şey aslına rücû eder”
Talat Turhan - Manzara-i Umumiye:2004
Salih Yavuz - Eğitim sistemine bilimi Atatürk getirdi
Reha Ören - “Narkilopsi” illeti ve bizim Türk milleti

ABD’nin bataklıktan çekilme stratejisi

Irak’ta A Planı yeniden devrede

2003 yılından beri devam eden Irak’taki ABD işgali yeni bir aşamaya gelmiş durumda. Irak’taki direniş sonucu büyük bir bataklığın içine çekilen ABD, nihai askeri zaferin imkansız olduğunu görmeye başladı. ABD’de işgalin stratejisi konusundaki tartışmalar kızışıyor. Bu tartışmalar sadece Kerry ve Bush’un seçim kampanyası çerçevesinde yürümüyor. Asıl çatlak son aylarda Bush iktidarının içinde ortaya çıktı. Şimdi ise Irak’taki askeri başarısızlık sonucu ABD’nin belirlediği yeni strateji uygulanmaya başlandı. Kerry ve Bush da seçim kampanyaları sırasında aynı stratejiyi dillendirmeye başladı.

Aylar önce TÜRKSOLU gazetesinde ABD’nin Irak’ta askeri yenilgisinin kaçanılmaz olduğunu, bu yüzden ezilenlerin esas çıkarının ABD’nin bir an önce Irak’tan çıkması değil, daha çok bataklığa çekilmesi ve ABD’ye ölümcül darbeler vurulması olduğunu açıklamıştık.

ABD için en iyi çözüm Irak’ta ulusal devletin ve ordunun yıkıldığı ve fiilen bir kukla Kürt devletinin kurulduğu bugünkü durumun korunarak sıcak savaştan kaçmak. Irak’ın üçe bölünmesi, her üç kesimin ABD’nin kontrolü altında olması ve ABD güdümlü çatışmaların yaşanması ABD için bugün en ideal çözüm.

Daha işgalin ilk günlerinde ABD’nin Irak’a egemen olamayacağı ve direnişin zaferini engelleyemeyeceği ortaya çıkmıştı. Bugün ABD istihbaratının kendi kaynakları Irak’ta direnişin boyutlarını ortaya koymakta. Ayda 2100 saldırıyla direnişin güçlü ve istikrarlı bir şekilde işgal güçlerini vurduğunu belirten ABD istihbarat raporu, sanılanın aksine direnişin Necef ve Felluce gibi sembol kentlerle sınırlı olmadığı belirtiyor. K. Irak’ın küçük bir bölgesi hariç Irak’ın hemen bütün kentleri işgalciler için yasak alana dönüşmüş durumda.

Direniş karşısında uğranılan yenilgiyi en yetkili ağız olarak Dışişleri Bakanı Powell da kabullendi. Powell Irak’ta durumun daha da kötüye gittiğini ve direnişin Ocak ayındaki seçimleri baltalayabileceğini itiraf etti. Bu durum karşısında ABD’nin Irak’tan kaçış planı ilk kez Rumsfeld tarafından açıkça ortaya kondu. Rumsfeld: “Koalisyon ve ABD güçlerinin sayısını azaltabilmemiz için, öncelikle Irak’ın barışçı ve mükemmel hale gelmesi gerektiğini düşünmek gerizekalılık olur, zira burası hiçbir zaman barışçı ve mükemmel olmadı ve olacağa da benzemiyor.” dedi.

Irak'ta Direniş!Amaç Irak’ı parçalamak, parçalanmışlığı korumak

ABD’nin askeri açıdan Irak’a hükmedemeyeceği ve işbirlikçi bir rejim kuramayacağı ortaya çıktı. Artık ABD işgalin ilk hedeflerine odaklanmış durumda. Şimdiki kazanımlarını da bu çerçeve de korumaya çalışıyor.

ABD’nin işgaldeki en büyük amacı kukla bir Kürt devleti kurmaktı. Kısa vadede bu hedefe ulaşılmış göründü. Ancak Irak’ta güçlenen silahlı direniş ABD’nin hedefini de tehlikeye atmış durumda. Dolayısıyla ABD Irak’ta askeri bir zafer kazanmak yerine daha büyük darbeler yemeden kazanımlarını korumaya odaklanıyor.

2005 Ocak ayında Irak’ta yapılacak sözde seçim ABD’nin işbirlikçi bir hükümet altında tüm Irak’ı birleştirmesi için yapılmıyor. Zaten ABD dahil herkes seçimin ülkenin çoğunluğunda yapılamayacağını kabul ediyor. Rumsfeld de seçimin her yerde yapılmasının şart olmadığını açıkladı. Esas amaç Irak’ın bölünmüşlüğünün korunması ve meşrulaşması.

Bu bölünmüşlüğü korumak için Kuzey Irak’ı istilacılardan kurtaracak ulusal bir direniş hareketine karşı savaşmaya devam edecek “meşru” bir yönetim Bağdat’ta kurulmak zorunda. Allavi ve Bush bu amaçla Ocak seçimlerinin güvenliği için Irak’ın komşuları ve BM Güvenlik Konseyi üyeleriyle uluslararası bir konferans düzenlemeye çalışıyor. Abdullah Gül hariç hiçbir ülkenin temsilcisi bu konferansı daha kabul etmiş değil. Amaç Irak açısından hiçbir meşruluğu ve gücü olmayacağı kesinleşmiş yeni işbirlikçi yönetimi ve seçimi, ABD’nin askeri müdaheleleri için “uluslararası arenada” meşru kılmak.

ABD askerlerinin ve işbirlikçi Kürt aşiretlerin başlattığı Türkmen katliamı ve Kerkük’te artan çatışmalar ancak ABD’nin yeni stratejisi dikkate alınarak doğru değerlendirilebilir. ABD’nin Irak işgalindeki temel stratejisi etnik ve mezhepsel çatışmaları kışkırtarak ülkede egemen olmaktı. Şii kartı Sünnilere, Sünni kartı Şiilere, Kürt kartı ise hepsine karşı kullanılacaktı. Ancak plan başarısız oldu. Şii, Sünni tüm Araplar ABD’ye karşı aktif bir direniş savaşına girişti. Etnik ve mezhepsel koz ters tepti. Bir tek Kürtler ABD’nin emrine girdi onlar da tecrit bir güç haline geldi.

Bu yüzden ABD Kürt yayılmacılığını hızlandırmak ve elindeki tek güvenli bölgeyi genişletmek için acil harekete geçti. Kürtlerin ve ABD askerlerinin Tel Afer’de başlattığı Türkmen katliamının amacı K. Irak’ta Kürt egemenliğini kabul etmeyen bölgelere ve Türkmenlere hakim olmak. Tel Afer’in diğer önemli yanı ise Kerkük Türkleriyle Türkiye arasındaki bağlantı yolu üzerinde olması. Kürt aşiretleri bu bölgeye de egemen olduğunda asıl Kerkük’te başlatacakları soykırımı Türkiye’nin engellemeye hiçbir şansı olmayacak.

ABD’nin yeni askeri stratejisi

ABD’nin Irak işgalindeki ilk stratejisi kentlere egemen olmadan Bağdat’a girmek ve rejimi yıkmaktı. Böylelikle direniş baştan dağıtılacak, savaşılmadan es geçilen kentlere sonradan girilecekti. Bugün ise bu stratejinin çöktüğü görülüyor. Başta büyük ve kolay başarı olarak nitelendirilen ABD operasyonu şimdi çökme noktasında. ABD birlikleri pek çok kentten çekildiği gibi Bağdat’ta bile tutunamıyor. İşbirlikçi silahlı bir güç oluşturma çabası ise başarısız oldu.

Bugün ABD Irak’ta son kartını oynuyor. ABD’nin askerlerinin büyük bir kısmını Irak’tan çekmesi şimdiden tartışılmaya başlandı. Plan çerçevesinde ilk olarak Ocak 2005’te Irak halkının çoğunluğunun katılmayacağı seçimle Kürtlerin ve diğer ABD kuklalarının temsil edileceği bir sözde hükümet kurulacak. Kerkük ve kuzey petrolleri garanti altına alındıktan sonra kuzeyde Kürtler kendi bağımsızlıklarını ilan edecekler. Kukla Kürt devletinin yıkılmasını engellemek için önemli miktarda ABD askeri kuzeye çekilecek.

ABD ve İngiltere güneyde Basra, Nasıriye ve Amara’daki işbirlikçi yönetimleri bir araya gelip özerklik ilan etmeye teşvik ediyor. ABD ve İngiliz birlikleri bu bölgedeki özerkliği ve petrol yataklarını korumak için güneye yığılacak. ABD direnişe açık hedef olmamak için kuzey ve güneyde yoğunlaşacak. Bağdat’taki kukla yönetimini korumak için de kuzey ve güneyden sürekli operasyonlar yapacak.

Şii ve Sünni çatışmalarının kışkırtılarak direniş güçlerinin parçalaması ve iç savaş senaryosu bu planın en önemli ayağı. Kürtlerin yayılmasına karşı birleşen Türkmen ve Arapların kukla Kürt devletini yıkması kuzeydeki “insani yardım ve barış” amaçlı ABD güçlerince engellenecek. Bağdat’ta ise Sünni Şii çatışması kışkırtılarak ve esas olarak peşmergelerden oluşan Irak “ulusal ordusuna” askeri destekle ayakta durulmaya çalışılacak.

Bu planların içinde Türkiye’ye ise ABD’nin Irak’tan çektiği askerlerini gerekli olduğunda yeniden Irak’a yığmak için barınak olma görevi verilecek.

A Planı yine devrede

Türkiye’ye yönelik ABD’nin askeri taleplerinin yeniden gündeme gelmesi da tam bu amaca denk düşüyor. Irak işgalinin hemen öncesinde TÜRKSOLU olarak ABD’nin B Planı olmadığını, Irak’ı işgal etmek için tek planının Türkiye’yi bir işgal üssü olarak kullanması ve böylelikle hem Türkiye’yi hem de Irak’ı kolaylıkla işgal etmesi olduğunu açıklamıştık.

Nitekim artık Türkiye’siz Irak işgali olarak nitelendirilen ve ABD işbirlikçilerinin “Türkiye için bir kabus olur” tehditleri savurduğu B Planı’nın ABD için bir kabus olduğu ortaya çıktı. ABD Türkiye, Suriye, İran ve S. Arabistan gibi işgali onaylamayan ülkeler arasında Irak cehenneminde hedef tahtasına dönmüş durumda. Oysa Mart 2003’te tezkere geçmiş olsaydı ABD’nin yüzbinlerce askeri için Irak dışında güvenli bir cephe gerisi oluşturulmuş olacaktı.

B Planı denen Türkiye’siz işgal planının çöktüğü bugün açıkça ortada. K. Irak’taki bir kaç Kürt aşireti bölgesi dışında tüm Irak’ta ABD için tek bir güvenli bölge yok. İşgali destekleyecek bir cephe gerisinden yoksun olmamak bir işgalci için düşülecek en kötü durumdur. ABD Vietnam’da bile böyle bir duruma bu kadar kısa bir sürede düşmedi. Dolayısıyla ABD’nin bataklıktan çekilme planı Türkiye’nin işgal üssüne çevrilmesi demek olan A Planı’nın yeniden devreye sokulmasından başka birşey değildir.

Bunun için Türkiye ile ABD arasında her yıl düzenli olarak yapılan Yüksek Düzeyli Savunma Grubu toplantıları öncesi ABD Türk Ordusu’na Mart 2003’teki taleplerini yeniden dayattı. ABD Savunma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Ian Brezinsky Ankara’daki görüşmelerde uluslarası müdaheler için küçük operasyonel birliklerin Türkiye’ye yerleştirilmesini, Almanya’dan çekilecek iki F-16 filosunun İncirlik’e yerleştirilmesini, 20’ye yakın deniz ve hava limanına ABD birliklerinin yerleştirilmesini, meclis kararı olmaksızın bu birliklerin uluslararası operasyonlar gerçekleştirebilmesini talep etti.

Türk askeri heyeti şimdilik Türkiye’nin yasalarının ve anayasasının bu tür bir düzenlemeye izin vermediğini ABD tarafına iletti. Ancak AKP iktidarı 1 Eylül günü yayınladığı bir tebliğle ABD’nin isteklerinin zaten önemli bir kısmını yasadışı olarak karşıladı. Bu tebliğe göre 8 deniz limanı, 7 hava limanı ABD’nin Irak’a silah nakliyatı için kullanıma açıldı. Bu limanlar tam da ABD ordusunun birliklerini de yerleştirmeyi talep ettiği noktalar. Irak’taki Ocak 2005 seçimlerinden önce ABD, Almanya’daki askerlerinin ve uçaklarının önemli bir kısımını Türkiye’ye yerleştirmek istiyor.

Washington’da Powell’a Türkiye’nin “hassasiyetlerini” bildirdiğini söyleyen Abdullah Gül ABD’nin başarısızlığının, kendilerinin de başarısızlığı olacağını ilan etti. ABD’nin başarısı için A Planı yeniden devreye sokuldu. Türkiye’ye yerleşecek ve uluslararası operasyonlarda bulunma hakkı olacak ABD birliklerinin nerelere operasyon yapabileceğini soran Türk askeri heyetine ABD’liler bunun bilinemeyeceğini söylemişler. Ancak yanıtı çok merak edenler K. Irak’a bakabilir.

Kerkük için savaşa hazırlık

ABD Türkiye’den kaldırdığı uçaklarla Tel Afer’de Türkmenleri bombaladı. Ancak bu tür operasyonlar şimdilik gizli ve kısıtlı olarak yapılabiliyor. Amaç ABD birliklerinin Türkiye’ye Irak’a müdahale edebilecek bir güç olarak fiilen ve hukuken girmesi. Türkiye ile ABD arasındaki Soğuk Savaş döneminden kalma ikili antlaşmalar bunun için yeterli değil. Eğer Türkiye’ye Mart 2003’teki tezkerenin koşulları kabul ettirilirse ABD’nin Irak’taki konumu yeniden sağlamlaşacak.

ABD böylelikle bir taşla iki kuş vurmak istiyor. Türkiye’deki askeri birlikler Kürtlere karşı Arap-Türkmen direnişini kırmak için sürekli olarak operasyonel bir güç olarak kullanılacak. Aynı zamanda Türkiye topraklarına yerleştirilen ABD işgal güçleri, Türkiye’nin ABD’den bağımsız olarak K. Irak’taki kukla Kürt devletinin yayılmacılığına karşı müdahalede bulunma şansını ortadan kaldıracak.

Kerkük bu planın ön cephesi. ABD güçleri ve peşmergeler Kerkük’ten 50 bin Arap’ı kovdu. 80 bini aşkın Kürt Kerkük’e taşındı. ABD askerleri Türkmen ve Arap toprakları üzerine kurulan Kürt mahallelerinin her türlü imar işini üstlenmiş durumda. Kerkük’te tek engel olarak Türkmen çoğunluk kalmış durumda. Tel Afer’de başlatılan katliam Kerkük’teki hesaplaşılacak tek güce karşı bir ön provaydı. PKK, Peşmergeler ve ABD Tel Afer’de olduğu gibi Kerkük’te de Türklere karşı ortak harekata ve katliama hazırlanıyorlar.

Barzani Kerkük’ün Kürtlerin Kudüs’ü olduğunu ve gerekirse zorla işgalden kurtarılacağını ilan etti. İşgalciden kasıt Türkler ve Araplar. Barzani sık sık Musul ve Kerkük’ün Kürdistan’ın kalbi olduğunu açıklıyor. Ancak “Kürdistan’ın kalbi” dedikleri Musul bugün ABD askerlerinin ve peşmergelerinin köşe bucak kaçıştığı bir direniş merkezi durumunda. O yüzden ilk hesaplaşma yeri olarak Kerkük seçilmiş durumda. Eğer Ocak 2005’e kadar Kürtler Kerkük’te çoğunluk olmayı başarır ve Kerkük düşerse, bu sefer hedef Musul olacak. Bu aşamadan sonra kukla Kürt devletinin kuzeye yayılmacılık dönemi başlayacak.

Kerkük için savaş bu yüzden ABD için çok önemli. Eğer Kerkük ve Musul Kürtlere verilemezse kuzeydeki kukla Kürt devleti hemen yıkılır. O zaman ABD’nin Irak’ı üçe bölmek, kuzeyde ve güneyde tutunarak orta Irak’ı kuşatma planı suya düşer. ABD’nin Irak’tan iç savaş yaratıp “zaferle çekilme” hayalleri de tarihe karışır. Bu yüzden Türkmen ve Arapların soykırıma uğratılması, kuzeyde Kürt aşiretlerinin nihai zaferi ABD’nin vazgeçilmez tercihi. Eğer bu gerçekleşmezse Bağdat’ta da ABD’nin tutunması imkansız hale gelir.

Türkiye direnmedikçe her koşulda kaybetmeye mahkum

Türkiye’ye ABD planında dayatılan rol açık. Mart 2003’teki tuzak Türkiye’ye yeniden kurulmuş durumda. O zaman Türk askerinin Irak’a girebilmesi gibi bir yem de mevcuttu. Şimdi o yem de yok. Türkiye’ye “sen hiç işimize karışma sadece şu noktalardan istediğimiz yere saldırma hakkı ver” deniliyor. Bu koşullarda “Peki nereye saldırmayı düşünüyorsunuz” diye sormak hıyanet olarak değilse ancak gaflet olarak değerlendirilebilir. “Nereye müdahale edeceğimizi şimdiden söyleyemeyiz” diyen ABD sadece Irak, Suriye ve İran’ı değil Türkiye ve Diyarbakır’ı da hedeflediğini herhalde bugünden açıklayamaz.

Ortadoğu’da sürekli olarak bir ülkede işgalci olarak kalamayacağını çok erken anlayan ABD, güvenli bölgelerden vur kaçla istediği rejimleri yıkmayı amaçlıyor. Müttefiki İsrail ve Kürtlerin yayılmacılığını da destekleyerek bölgede sürekli kalmaya çalışıyor. Türkiye’nin “güvenli bölge” olarak seçilmesi kalıcı işgalin esas Türkiye’yi hedeflediğinin göstergesi.

Türkiye iki yıldır ABD’ye direnmediği için çok büyük yaralar aldı. Ancak Mart 2003’te tezkerenin reddedilmesi ve ABD’nin A Planı’nın sekteye uğraması Türkiye’ye zaman kazandırdı. Şimdi Türkiye sürekli ertelediği seçimle yine başbaşa. Ya “en kötü ihtimal” olduğu iddia edilen ABD’yle karşı karşıya gelmeye cesaret edecek ve Kürt yayılmacılığına ve ABD işgaline karşı Irak’ta ve Ortadoğu’da Türk-Arap-Fars işbirliğini oluşturacak, ya da ABD’nin Irak’ta iç savaş yaratma planına dahil olup, Türkiye’de de iç savaş ve ABD işgalinin kapısını açacak.

Türkiye’nin ABD işgalcilerine açılması ve ABD-Kürt işgalini kendi topraklarına yaymak yerine, ABD’yi Irak bataklığında Arap-Türkmen birliğinin darbelerine mahkum etmesi gerçekleşecek en iyi ihtimaldir. ABD için ise en kötü ihtimaldir.

ABD’nin Irak’ta iç savaş yaratarak kukla Kürt devletini genişletme ve Irak’ta tutunma stratejisi çökmeye mahkum. Sünni ve Şii Arapların birbirleriyle savaşmayacağı şimdiden ortaya çıktı. Arap ve Türkmenler de birleşmeye başladılar. Dolayısıyla ABD planının bir iç savaşa yol açmaktansa ABD-Kürt işgaline karşı Irak halkının savaşına dönüşmesi kaçınılmaz.

O zaman Türkiye’ye bu savaşta kendi yerini almak kalır. ABD’nin A Planıyla bile başarılı olması ve Irak’ı zaptetmesi çok düşük bir ihtimaldir.

Ancak Türkiye ABD’nin planına dahil olursa sadece kendi işgalini ve bölünmesini kendi eliyle hızlandırmış olur. ABD’nin A Planı’ndan mahrum bırakılıp daha büyük darbelere maruz kalması bizim çıkarımıza olan tek stratejidir.

Türkiye ABD ve Kürt aşiretlerine bugün verdiği hayati lojistik desteği tamamen keserek fiilen savaşa girmeden bile bu stratejiyi uygulayabilir.

Habur kapısından Kürt aşiretlerine lojistik sağlamak yerine, Ovaköy kapısından Türkmen ve Araplara ulaşmak atılacak ilk adım olacaktır.

Türkiye’den ABD uçakları kaldırtıp Türkmenleri bombalatmak yerine, Türk uçaklarının K. Irak’taki bölücü odakları tehdit etmesi atılması gereken ikinci adımdır.

Son olarak ABD’nin başarısızlığı, bizim başarımız olacaktır.