| Bedri Baykam |
|
Zina Yasası AKP tabanının baskısının eseri TÜRKSOLU: AKP, Türk Ceza Kanunu’na zina ile ilgili bir madde eklemeye çalıştı. Bu konuda en büyük tepkiyi verenlerden birisi sizdiniz. Bu konu sizce neden o kadar önemliydi? BEDRİ BAYKAM: Yıllarca söylediğim şeyi tekrarlayarak başlayalım. Adı bugün AKP’ydi, dün Fazilet’ti, ondan önce Refah’tı, ondan önce Milli Selamet Partisi’ydi, ondan önce Milli Nizam Partisi’ydi. Hiçbir farkı yok. İslam’ı siyasallaştırmanın sonucu, şeriatçılıktır. Ilımlı İslam yalnız geçiş döneminin adıdır. Türkiye’de Cumhuriyet dönemi sonrası şeriatçı ideoloji Milli Nizam Partisi’yle, Erbakan’la hangi mantık, hedef ve kadrolarla başladıysa, bugün aynı noktadadır. Makyajı değişmiştir, ama özünde hiçbir fark yoktur. Bu zina olayı nereden geldi? Tarikat liderleri ve en katı AKP’liler kalkıp “Biz iktidarız. Niye bizim istediğimiz yaşam tarzı olmuyor? Neden burası normal bir demokratik bir ülkeye benziyor? Neden hâlâ İran olmadık” deyip milletvekillerine ve Bakanlar Kurulu’na baskı kuruyor. AKP böylece göstermeye çalıştığı ılımlı yüzünü kaybetmeye başlıyor. AKP kadına değer vermiyor AKP’nin getirmeye çalıştığı zinaya hapis cepası uygulanması, Türkiye’yi Suudi Arabistan ya da İran’a benzetme çabaları doğrultusunda bir eylemdir. Yoksa AKP’nin ne kadını ne de aileyi koruma gibi bir amacı hiçbir zaman olmamıştır Kadınların görevine belediyelerde son veren, kadınları 2.-3. sınıf mahluk haline dönüştüren, onların tepkisini gören AKP’dir. AKP kadınları sosyal ve siyasal yaşamda normal bir vatandaş ve insan yerine koymamaktadır. AKP, benim kocam zina yaptı deyip kocasını iki yıl hapse attırırırsa kadınların yüzde doksanının geçinemeyeceğini bilir. Adamın akrabalarının kadını belki öldüreceğini bilir. Dolayısıyla bu yasa töre cinayetlerine hukuki bir kılıf bulmak veya kadınlara yönelik şiddete bahaneler bulmak amaçlıdır ve Türkiye’de yaratmak istedikleri karanlık dünyaya geçişin bir aracıdır. “Çalışmak iyidir, eğlenmek kötüdür.” “Evlenmek iyidir, flört etmek kötüdür.” “Dua etmek iyidir, seks kötüdür” gibi dinsel tutuculukla muhafazakarlık karışımı yaşam tarzına sahip, yalnız dua eden, işine giden, işten evine dönüp tekrar dua eden, dinin gereklerini yerine getirmek dışında bir eğlencesi olmayan, içki içmeyen, sigara içmeyen, dansetmeyen, gezmeyen, flört etmeyen, hayatını yaşamayan bir toplum profili çizmeye çalışıyorlar. AKP’nin her hamlesini bir ressamın Türkiye’yi İran’a benzetmek için attığı fırça darbeleriyle kıyaslayabilirsiniz. İranlı ressamın ikazları: Türkiye’de olup bitenin kimse farkında değil İran’da sanatçı arkadaşlarımla konuştuğumda korkunç bir gerçekle karşılaşıyorum. Sanatçıların kadın resmi yapma hakları olmadığı gibi, en soyut şekilde bile kadın resmi taşıyan kitapları ülkeye sokamıyorlar. Bir kızla bir erkek yanyana yürüyemiyor. Bir evde evli olmayan iki kişi beraber oturup konuşamıyor. Bu inanılmaz ağır şartlara rağmen sanat üretmeye çalışıyorlar ve ısrarla kendilerine bir yaratıcılık alanı saklamaya çalışıyorlar ve büyük acı çekiyorlar. Ve hep şu ikazı yapıyorlar: Dikkat edin bizde de bu işler böyle başladı. Geçen gün, bir İranlı bir akrabama demiş ki, “Türkiye’de olup bitenin bir ben farkındayım, bir de Bedri Baykam.” Bu konuda çok gürültü yaptığım için beni söylüyor. Biz aynen bu geçişi yaşıyoruz. Türkiye Kemalizmden geldiği için İran’dan farklı. Yoksa rotamız İran’la aynı. Şeriatçılara destek veren 2. Cumhuriyetçilere ne oldu? Zina olayı patlak verince şeriatçılara yıllardır şakşakçılık yapan 2. Cumhuriyetçiler güya büyük şok geçirdiler. Hani demokrattınız, hani özgürlükçüydünüz? Şeriatçıların demokrat olduğuna gerçekten inanmışlar mıydı da şaşkınlar, yoksa bugüne kadar inanmış görünüyorlardı da bu şaşkınlıkları senaryonun bir parçası mı? Tarihi okuyamamak, bilgisizlik, cehalet, yorum kapasitesi eksikliği, perspektif yokluğundan mı, yoksa senaryonun bir parçası olmalarından mı? Çünkü kimsenin bu kadar aptal olabileceğine pek ihtimal veremiyorum. İnsan vücuduna ve beynine olan saygımdan.... Ama en azından şaşırmış göründüler. Ama gerçekten ama senaryo icabı. Geçen hafta Cumhuriyet’te yazdığım bir yazıda şunu söyledim. 163. madde kaldırıldığı zaman, “141-142 kaldırılıyor, bunun dengesi olsun diye 163’ü de kaldırmamız gerekiyor” dediler. Sovyet Bloku ve duvarlar çökmüştü. Teorik olarak 141-142 tehlikesi kalmamıştı. İçi boş bir zarfla, içi İran şeriatçılığı ve İran Kara Devrimi eksportu kâbusuyla yüklü bir zarf takas edildi. Boş bir zarfla içi TNT bombalarıyla yüklü bir zarf. Sonuç: En sevdiğimiz yazarlarımız, Atatürkçü düşünürlerimiz, sapır sapır öldürülmeye ve yok edilmeye başlandı. Bütün ikazlarımıza rağmen onlara verilen bu prim ve açılan bu yolla. Şeriatçılar küstahlaştı, güçlendi, kendilerinde böyle bir hak gördüler ve gencecik beyinler adam öldürmek üzere eğitildi, yıkandı vs. Siz siyasal dinsel propagandayı serbestleştirenlere karşı tüm özgür yaşam tarzlarını savunmalısınız, biz bunları uygulayalım, uygulamalayım. Ben buna kumarı da dahil ederim. Kumar sevmem ama isteyen oynar. Ben en fazla bir sohbet etmek için bara giderim. Diskotekleri falan sevmem. Yılda bir kere biri mecbur ederse giderim. Ama isteyen gider. İsteyen istediği romanı yazar, varsa okuru satar. Türkiye’yi türbanlı kız mı temsil ediyor? Bu konularda tam bir tutuculuk ve muhafazakarlığa gidildi. Bu muhafazakarlığın hemen arkasından da Türk toplumunun manevi değerleri ve örf ve adetlerimiz adı altında, kadınların kapatılması, üçüncü sınıf insan sayılması, kızların okula gönderilmemesi, 13 yaşındaki kızlara zorla türban giydirilmesi, hepsi merkez ve aşırı sağ partiler tarafından sürekli gündemde tutuldu. Sonuç. Sonuçta, bugün artık havaalanlarında Zeki Triko’nun o nefis iç açıcı afişi karşılamıyor sizi, türbanlı kız karşılıyor. Daha önce TÜRKSOLU’nda yazdım, Zeki Triko’nun afişlerini ne kadar savunuyorsanız, o kadar demokratsınız ve laiksiniz. O bir simge. Biz böyle bir Türkiye istiyoruz diyorlar. Çarşaflı saçı görünmeyen kızın görüntüsünü asıyor havaalanına ve gelen turist o görüntüyle karşılanyor. “Haberiniz olsun burada saçlarımız kapalıdır.” Sonra havaalanları müdürü diyor ki, parayı veren düdüğü çalar. İdeolojik bir boyut yok. Yalan. Bakın Zeki Triko mahkemelik. Zeki Triko’yla konuşun, kime ne zorluk çıkarıyorlar. Bir Atatürkçü vatandaş olarak merak ediyorum. AKP’nin demokrasiyle tek ilişkisi demokrasiye düşman olmasıdır Zinaya dönersek, onların seksi suç, günah, ayıp olarak görme operasyonlarında çok önemli bir noktaydı. Çünkü, AKP’nin demokrasiyle tek ilişkisi demokrasiye düşman olmasıdır demişimdir. Demokratik bir ülkede kimse Ayşe ya da Fatma’yı sevmeye başladı diye hapse atılmaz, kafası kesilmez, taşlanmaz. Ancak şeriatçı ülkelerde Ayşe, Ali yerine Osman’a aşık olsa yarın, ki gönül ferman dinlemez, Ayşe taşlanarak öldürülür. Ya da Osman hapse atılır vs. Bunlar ortaçağ yaşam tarzıdır. Bunlar dinsel baskının, teokratik faşizmin emrettiği hiçbir çağdaş hukuk anlayışında ve ceza hukukunda yeri olmayan kanun ucubeleridir. Bunun Türkiye’de bu kadar ciddi konuşulabilmiş olması bile belki 30 yıl sürecek bir imaj bozukluğu getirmiştir Türkiye’ye. Burada bizim çok dikkatli olmamız lazım. Aşk özel hayat olduğu için, insanın sevgili ya da eş değiştirmesi kendi özel hayatının iç alanları olduğu için, belki insanlar kardeşi ya da en yakın arkadaşı dışında kimseyle bu konuyu konuşmak istemediği için bu konulara karşı bir çekince koyarlar. Bu taassubu, bu mahcubiyeti, ya da bu özel hayatın gizliliğini dinsel baskılarla ayıp, kötü ve günah kavramlarıyla birleştiren AKP bize dayatmak istediği üzerimize karaçarşafın örtüldüğü, yaratıcılığın, seksin, sanatın, özgürlüğün ve özgür düşüncenin ve tüm özgür yaşam tarzlarının yok edildiği bir karanlık önerdiği için zina konusunda bu kadar ısrar etmiştir. AKP, Avrupa’ya AB yüzünden evet demek zorunda kalınca da Türkiye dünyanın en komik ülkesi konumuna düşmüştür. Utanmaz basınımız Tayyip 5 dakikada işi çözdü diye topluma bu haberi yutturmuştur. Bir insanın kendi ortaçağ dayatmasından geri adım atması diplomatik deha mı oluyor? O gazeteyi, o başlıklarla, o yorumlarla köşelerine, manşetlerine taşıyan insanlarda hiç utanma sıkılma yok mu? AKP’nin yasakçı zihniyeti CHP gibi Atatürk’ün laiklik ve demokrasi bekçiliği yaptığını sanmak istediğimiz partisinin de desteğiyle bu zina yasasından çok daha vahim bir yasa geçti. 15-18 yaş arası gençlere seks yasaklandı. Bugün 17 yaşındaki iki genç sevişirse bunun hukuktaki karşılığı 6 aydan 2 yıla kadar hapis. Hangi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, hangi AB normu, hangi dünyanın hangi normunda 17 yaşında iki insanın sevişmesi yasaklanır? Bu sefer teknik konular başlayacak. Sevişme nedir? Madem kafayı bu kadar cinselliğe taktılar, girelim cinselliğe. Oral seks yaparlarsa sevişmiş olacaklar mı? Öpüşmüşlerse sevişmiş sayılacaklar mı? Bu yasanın uygulanmasının ne kadar mantık dışı, ne kadar zavallı ve ne kadar insanın özel hayatına ve mahremiyetine giren bir vurdumduymazlık örneği... Türk insanı dünya normları karşısında sanki seviyesiz bir mahlukmuş gibi 18 yaşına kadar seksi tanımadan yaşamaya kanun önünde mahkum ediliyor. Erkekler 13, kızlar 11 yaşından itibaren cinselliği yaşayabiliyor. O zaman gidip Tanrıyla hesaplaşsınlar. Çünkü Tanrı birbiriyle seks yapma yaşı olarak 11’i, 13’ü reva görmüş... Laik demokratik özgür düşüncenin kalesi olması gereken CHP, zinaya verdiği tepkinin yüzde birini buna vermiyorsa şunu söylüyorum. Siz 18 yaşını geçtiniz, bu kanun size değmiyor, o yüzden mi karşı gelmiyorsunuz? Aynı şeyleri ses çıkarmayan gazetecilere de soruyorum. Diyelim iki genç, 16 yaşında aşık oldu, 17 yaşında seviştiler, sonra 18 yaşında kız ya da erkek diğerini bıraktı. O zaman ben görürsün seni hapse attıracağım diye birbirlerine dava açtırma yolundan gidenler olduğu zaman ne yapacak bu yasa. Ne olacak o aileler? Kaç tane kanlı cinayet işlenecek? Kaç tane ailenin hayatı kararacak? Bunlar önemsiz konular mı? 18 yaşından önce beraber olup sonra ayrılan kaç genç vardır Türkiye’de? 200 bin tane var mıdır? Bunlardan en az 50 bin tanesi depresyona girerek ayrılmaz mı? Bunlardan bu yasa sayesinde herhalde birbirini hapse attırmaya çalışanlar, birbirini öldürenler ve intihar edenler olacak. Bunlarla savaşmaya ve tepki vermeye mecburuz. Herhalde kız olsam sırf mini etek giyerdim. Bu hükümetle savaşmamın simgesi olurdu bu. Biz erkeğiz, mantığımızla savaşıyoruz. Diyecek laf bulamıyorum. Yarın bir sinemayı kapatacak, öbür gün, başka bazı barlar kapanacak. Bir başka sefer bir adamın filmini yasaklayacak. Bir başka sefer 5 kitap daha toplatılacak. Cezalar daha sert uygulanacak. Bütün bunlar adım adım giderken, bizim bunu seyretmemiz çok tehlikeli bir olay. Tayyip ile Atatürk kıyaslanamaz TÜRKSOLU: AKP’nin Türkiye’deki modern hayatı tasfiye etmeye çalıştığını söylüyorsunuz. Bu durumun ideolojik ve siyasi bir boyutu da var kuşkusuz. AKP aynı zamanda bir ideoloji olarak Kemalizmi de tasfiye etmeye çalışıyor. 2. Cumhuriyetçi medya da Tayyip’i Atatürk’e benzeten Alman gazetesine atıfta bulunarak Tayyip’i Atatürk’le kıyaslama cüretini gösteriyorlar. Bu aynı zamanda Kemalizmin sulandırılmasına da neden oluyor. BEDRİ BAYKAM: Şu son olaylardan sonra, Tayyip Erdoğan diplomasi dehasıdır dedikten sonra büyük Türk basını, sağlıklarından ve beyinlerinin sulanmışlık oranından ciddi oranda kuşku duydum. Aklı başında kimse, tükürdüğünü yalayarak kendi yarattığı krizi çözmesi siyasi kahramanlık ya da diplomatik deha olmaz. 8 yaşındaki bir çocuk bile bunun böyle olmadığını anlar. Tayyip Erdoğan’ı Atatürk’le kıyaslayan yazarlarımız oldu. Bu utancı yaşadı Türkiye. A’dan Z’ye, birinin yaptığı, öbürünün yaptığının tam tersi olan, birinin öbürünün yaptığı Devrim’i adım adım yok etmek için herşeyini en entrikacı planlarla ortaya koyan, adım adım yaşama geçirdiği sinsi siyaset yapma biçimleri ortadayken adım adım Atatürkçü Türkiye’yi karartan, yok etmeye çalışan, Atatürkçü eğitim tarzını, hayat tarzını, dünyaya bakış tarzını, ülke ve devlet olarak varoluş tarzını yok etmeye çalışan bir insana siz gönlünüzden ne koparsa diyebilirsiniz. Çok tasdik ediyorsanız İmparatorumuz diyebilirsiniz, çok seviyorsanız başımız diyebilirsiniz, patronum diyebilirsiniz, ama Atatürk’le kıyaslamak haddinize düşmez. Bu tarihe ihanettir. Bu tarihin maddesel özelliklerine ihanettir. Bu tamamen aymazlıktan da öte, kitleler önünde işlenen bir büyük suçtur. Atatürkçü olmadıkları için Kemalizmin ideoloji olmadığını sanıyorlar TÜRKSOLU: Aynı medya, bir yandan da Kemalizmin bir ideoloji olmadığının propagandasını yapıyor. BEDRİ BAYKAM: 2. Cumhuriyetçi medya bu tartışma ortamında kendileri yıllardır Atatürkçü düşünceyi yok saydıkları ve Atatürkçülükten bahsederken yalnız kendi uyduruk şablonları doğrultusunda bir Atatürkçülük fikriyle beslendikleri için, şimdi “Kemalizm diye bir ideoloji yoktur” diye makaleler yazmaya başladılar. Kafalarında zaten Atatürkçülüğün kesinlikle ideoloji olmadığı, Atatürkçülüğün demode olduğu, devrini doldurduğu, içinin boş olduğu, bizlerin de sanki putperest bir şekilde Atatürk’ün dediklerini sorgulamadan durup dururken her gün Atatürk’ten bahseden adamlarmışız gibi bir hava yarattıkları için ve kendilerinin bu konuda bir beslenme boruları olmadığı için Atatürkçülüğün ideoloji olmadığını düşünebiliyorlar. Sosyal demokrasiyle Atatürkçülüğün önünü açmamız lazım, Atatürkçülüğü sosyal demokrasinin değerleriyle beslemeliyiz diyen Kemal Derviş’in kendini çok akıllı zannetmesi var ya, aynı sendromu görüyoruz. Kemal Derviş çağdaş Atatürkçülüğü ne kadar tanımıyorsa bu büyük 2. Cumhuriyetçi yazarlarımız da en az onun kadar tanımıyorlar. Atatürkçülüğün bir dogma olmadığını anlatan biziz. Atatürkçülüğün kendi içinde değişmez temel değerleri olan barış, laiklik, demokrasi, insan hakları, egemenliğin halkta oluşu, bilime saygı, diğer ülkelere saygı, sanata saygı gibi değişmez ve sorgulanamaz temel değerleri dışında Atatürkçülüğün zaten devrimcilik ilkesinin kendisini ve yörüngesini sürekli sorgulamayı, yeniden bulunduğu noktada aynada kendisiyle yüzleşip yeni yörüngesini oturtmak için bir kendisiyle temel değerlendirmeye gidiyor olmasını bu kişiler bilmedikleri için yok sayıyorlar. Bilmemeleri de normal, Atatürkçülüğü kendi kafalarındaki dar şablondan gördükleri için, tam tersine bu düşünceleri sansür ettikleri oranda kendilerinin varolduğunu ve varolacaklarını sanacak kadar antidemokratik oldukları için şimdi yeni bir şey keşfetmiş gibi, Atatürkçülük bir dogma olmasın, bir düşünce sistemi olsun diyorlar. Halbuki, biz hiçbir zaman Atatürkçülüğe putperest gibi bağlanmadık. (Devam edecek) |