Arama: 
09.08.2004/Sayı:62
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Bedri Baykam
Kitap
Ekonomi
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Türkiye Ertuğrul Kazancı

Diğer Türkiye Yazıları:
İnan Kahramanoğlu - Mektubunuz iade edildi peki ya itibarınız?
Tamer Abuşoğlu - Kemalist Manifesto, Ey Türk Gençliği diye başlar!
Muzaffer Ayhan Kara - Baykal’ın söylemedikleri yapamadıkları

Görüşler (II)

Tüm ulusalcı yurtseverler, bir büyük tehlikeyi; Türkiye’yi bölen, parçalayan, ayrıştıran sorunları ortaklaşa saptamaktadırlar. Yorumlar alabildiğinedir. Tek yol ve yöntem olan Kemalizmin “Altı Ok” esasına bağlı çözüm, isabetle belirtilmektedir. Gerçek budur. Ama güya Kemalist cephede yer alıp da sonra yüksek bir ideolojinin en azından doğal ve düşünsel gereklerine uymayanları görmek, üzüntü vericidir. Söz konusu gereğin en başında; iç ve dış hıyanet erbabına karşı birlikte mücadele vermek vardır. “Benmerkezci” mihverden uzaklaşmak öngörülmektedir. Mücadelelerde büyük amaçlar önemlidir. Kişiler ise “sade” öğelerdir. “Kerameti kendinden menkûl” sözü eski deyimdir. Her hünerin bizzat kendileriyle özdeş olduğunu sananlar, hep yanılgıda olmuşlardır.

Kamuoyunu ve kamuoyuna belli bir düşünsel güçle etkili olan basın-yayın organlarını doğru olmayan haberlerle biçimlendirmeye çalışmak en büyük yanlıştır. Örneğin ADD Genel Başkanı; eğitimci kökenli hukukçudur. İlkokul yıllarını dört ayrı yerde okumuştur. Çünkü eğitimci babası DP yıllarında dolaştırılmıştır. Kendisi yıllar boyu sürgünlerde gezen Ertuğrul Kazancı ise Danıştay kararlarının uygulanmadığı uzun bir süreç yaşamıştır. Yerel Yönetici olmuştur. Dört yıl önce gerçekleşen bir görevlendirme ancak, hukuksal hakkın teslimidir.

Hangi kaynak, “TÜRKSOLU” dergisini yanıltmıştır, bilinemez. Kamuoyuna gazete haberleriyle yansıdığı üzere, Doğu’ya “müfettiş” şeklinde bir sürgünle görevlendirilmiştir. Önce “Yürütmeyi Durdurma” sonra da “İptal” davasını idari yargıda kazanmıştır. Görevden alınma kararnamesi ise Cumhurbaşkanlığı’ndan dönmüştür. Sürgündeyken “Geçmiş olsun” deyip sonra da, sadece: “Görevi sürdürüyor” şeriatçı bakanın müşaviri, şeklinde, üstte belirtilen gerçeği bilmemiş, okumamış gibi saptırıcı beyanlarda bulunmak yakışıksızdır. Kanıtlanması kolay konularda gereksiz beyan ve davranışlar sonunda küçültücüdür. “Milli Eğitim Bakanlığı Müşaviri” olmak, devlet görevlisi olmaktır. Hükümet ayrı organdır.

Büyük davaları geçmişte sırtlanmış veya halen yürütmekte olan insanların çok ciddi olmaları, tutarlı olmaları, özüne-sözüne güvenilir olmaları istenir, beklenir.

ADD şu anda 522 şubedir. Düzeyli bir tüzel kişilik sergilenmektedir. Etkindir. İç çekişme ve zaafın yeri yoktur. Başta hukuksal gerçekler olarak, yanıltıcı çabalar zararlıdır. 21 Mart 2004’te Tüzük Kurultayı yapılmıştır. Vilayet tasdik etmiştir. Siyasi makamlara ihbar ve şikâyetler, resmi makamca tanımlanan deyimle, yani “muhbirce” yapılmıştır. Konu, toplantı çoğunluğudur. Kongreleri yürüten Divan Heyeti’dir. Hükümet Komseri ise bir sorumlu kamu görevlisidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin uygulamaya ilişkin farklı, İçişleri Bakanlığı’nın ayrı yorumları vardır. Ülkede mahkemeler vardır. Eylül ayına atılmış bir safha için şimdiden “Tüzük İptal Oldu” demek, bu deyimle basın-yayın organlarını yanıltmak “etik” değildir.

“Meşruluk” toplum yaşamının hukuksal gereğidir. “Meşruluk” kavramının yorumları değil, objektif hukuk ilkelerine göre saptanması gerekir. Gerek Mahkemelerin ve gerekse de yüksek yargı organı Yargıtay’ın çeşitli konuları içereren kararları söz konusudur. Usulüne göre oluşan kararlar meşruluğun çerçevesini çizer. Bu gerçek herkesçe bilinir. Yargıdan doğmamış kararları; “şu konu iptal edilmiştir” veya “bu durum meşru değildir” gibilerden yaymak ve yansıtmanın hukuka saygınlıkla ilişkisi yoktur. (Diğer taraftan; “etik” ve “meşru” olmadığı iddia edilen bir konuda aday olmaktan kaçınmayan eleştirel bir zihniyetin takdiri kamuoyuna ait bir husustur.)

12-13 Haziran 2004 tarihinde, gazete ilanında ve gündemde yer aldırarak Genel Kurul’a tüzükle ilgili Vilayet Yazısı maddeleri, sunulmuştur. Kısa maddelerdir. Divan Başkanı hukukçu arkadaşımız iki ayrı oylamayı yapmıştır. 05.05.2004 tarih ve 901-800 Valilik onay “tasdik” yazısı şu hususları içermektedir: ADD Genel Merkezi’nin 21/03/2004 tarihli Genel Kurul toplantısından tüzüklerin bazı maddelerinde değişiklik yaptıkları anlaşılmıştır. Adı geçen Derneğin incelenen tüzük değişikliğinde 2908 sayılı Dernekler Kanunu’na aykırı bir hususa rastlanılmamıştır.” denilmiştir. (Böylece; görev süresinin iki dönemde kısıtlanmaması dahil teyiden onaylanmıştır.)

İlgideki Valilik yazısında yer alan metin şöyle devam etmektedir: “Ancak tüzüğün tamamı incelendiğinde:

1-Delegelerin Genel Merkez’de seçme ve seçilme hakları olduğundan, tüzüğün 15. maddesi ve 3. paragrafında yer alan “Genel Kurul Delegesi olmayanlar en az 50 delegenin imzalı önergesiyle aday gösterilebilir” ifadesinin, tüzükten çıkartılması,

2-Tüzüğün 2,22 ve 29. maddeleri başlıklarında yer alan “Temsilcilikler” ibarelerinin tüzükten çıkartılmasını,

3-Tüzüğün 25. maddesinin “Dernek 09.06.1984 tarih ve 18426 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Dernek Gelirlerinin Toplanmasında Kullanılacak Alındı Belgeleri Hakkında Yönetmelik ve 05 Nisan 2003 tarih ve 25070 sayıl Resmi Gazete’de yayımlanan Derneklerin Tutacakları Defter, Muhasebe, Hesap kayıtları ile ilgili Usül Ve Esaslara Dair Yönetmelikte belirtilen defterleri tutar” şeklinde düzeltilmesi bakımından: “Tüzüğün yukarıda belirtilen noksanlıklarının düzeltilmesi için ilk olağan veya olağanüstü genel kurul toplantısında tüzük değişikliği yapılması gerekmektedir” ifade edilmektedir. (Genel Merkezimiz, 12-13 Haziran 2004 tarihli Genel Kurul’da, gündem gereği olduğu üzere sunuşta bulunmuştur. Sunuş, ilgili divan tutanağında şöylece yer almıştır. “Gündemin 12. maddesine geçildi. Tüzük değişikliği ile ilgili olarak Genel Başkan Genel Kurula bilgi verdi. Genel Kurul onayına sundu...kabul edildi.” denilmiştir.( Genel Kurula Genel Başkanca sunulan yazı 05.05.2004 tarih ve 901-800 sayılı valilik yazısına 22.09.2004 tarih ve 715 sayılı resmi bildirim ilişik tutularak düzenlenmiştir.) Hükümet komiseri zaptının yanısıra, imzalı divan tutanağı; sunuş ve kabulü zikretmektedir. Onanmıştır.

Koşullar gerektirdiğinde Genel Kurullar her zaman toplanabilir. Olanağı da, olağanüstüsü de heran olabilir. Esas olan daima seçimdir. “Sandıktan çıkmadır.” İhbar, yakınma değildir.

“Türk Solu” bir düşünsel potansiyeldir. Antiemperyalist, antikapitalist, halkçı-devletçi ilkeleri “altıok” esasına oturtarak “şer cephesine” karşı savaşın konumuyla yükümlüdür. O zaman TÜRKSOLU’nu, ciddi olmayan beyanlarla meşgul etmemek gerekir. Haksız ve insafsız davranarak sütunlarını işgal, yanlışın ta kendisidir.

Ertuğrul Kazancı 1968’li yılların “Talebe Cemiyeti” başkanıdır. O zamanın ruhu aynen mevcuttur. Geçmişte hiçbir ciddi mücadele içinde olmamış 12 Eylül döneminin icazetli kişileri; Kemalist kişi ve kurumların aralarını açmaya çalışmasınlar. Dileğimiz sadece budur.

Toplumca değeri kabul edilen üst nitelikli kişiliklerin saygınlıklarına sığınarak veya gıyaben zarara uğratarak davrananlar çıkabilir. Onlar ne yazıktır ki, ancak o yol ve yöntemle var olacaklarını sananlardır. Eğer bir örgütteyseler örneğin bir seçim sandığı derslerini verir. Eğer kişilik karalamasıyla bir yere ulaşacaklarını hesap ediyorlarsa sadece kınanırlar.

“Politika” uygulamasını basite indirmeye çabayanlansa sonunda kendileri batarlar.

TÜRKSOLU’nun değerli sütunlarını zorunlu yanıtlarla işgal etmek bence uygun değildir. Ama çare yoktur, kalmamıştır.

1-Düşünsel düzeyden, kişiselliğe yöneltilen “kem sözler” sahibine yakışmamaktadır. Örneğin “Misak-ı Milli” içinde olan ama 16 Mart 1921’deki “Moskova” antlaşmasıyla sınırdışı kalan “Batum” yöresinden aile secereli olmak, eleştiri öğesi midir?

“Jakobenist” Müderris-Dersiam Osman Nuri Bey’in Anadolu İhtilali için Türkiye’ye intikali ve İsmet Paşa’nın müdahalesiyle üst kamu görevlisi olarak atanması bir yakın tarih gerçeğidir. Böylesi bir zatın torunu olmak, bir eleştirel yazı konusu edilebilir mi? (Batum’da birlikte konuk edildiğimiz aile kökenimiz için sonradan yazı kaleme almak en azından konukseverliğe saygısızlıktır.)

2-Yerel Seçimlerde Belediye meclis Üyesi veya Başkan adaylarını açık bir genelgeyle örgütten isteyip sonra da ilgili Genel Merkezlere bildirmenin eleştirel yanı nedir? CHP Genel Merkezi’ne de örgütün içinden olan adaylar elbette bildirilecektir. Çünkü ADD, Kemalistlerin devletin her alanında temsil edilebilmesi için mücadele verme zorunluluğu duymaktadır.

3-3 Mart 2004 tarihli ATO’daki “Hilafetin İlgası ve Tevhid-i Tedrisat Yasasının” kabulü nedeniyle yapılan toplantı ilişkisiyle ADD Genel Başkanı’na neredeyse “katli vaciptir” gibilerden saldıran bir gazetenin manşetleri belleklerdedir. Bu gazetenin ADD’nin genel Kurulu’nda seçimi kaybeden grubu konu etmesi, yazması, bize nasıl bir destektir?

4-Ertuğrul Kazancı’ya yaşamında çok sıfatlar verilmişse, atanarak değil daima seçilerek gelmiştir.

5-ADD’ye sevgi ve saygı besleyen Kamu görevlilerini ihbar edercesine teşhir etmek nasıl bir tutumdur?

6-ADD Kemalistlerce yönetilmektedir. Başkaca “izm”lerle hiçbir ilgi ve ilişkisi yoktur.

Bir “dedikodu” düzeyine inen ve “boş söz” olarak dilimize çevrilecek “lâf-ı güzaf”lar yakışıksızdır. Yanıta zorunlu kalmak acıdır. Bu tür çekişmelerin yalnızca belli çevreleri sevindireceği kuşkusuzdur. Birtakım eleştirel tepkilerle bilinçler yitirilmemelidir. Tavsiye, bu olacaktır.

TÜRKSOLU ciddi bir yayın organıdır. Ciddi olmayan yazılar sütunlarına yüktür.

Saygılarımla...