| Bedri Baykam |
|
Muhalifler 40 dakika, Baykal 10,5 saat konuştu TÜRKSOLU: CHP’nin son kurultayı çok tartışmalı, kavgalı bir kurultay oldu, şu anda CHP’nin durumu ne? BEDRİ BAYKAM: Bu kurultayın açılışından sonraki gündem maddesi, görülmemiş bir şeydi. Sanki ağır ceza mahkemesinin karar metni gibi... “Partiye zarar verici milletvekillerinin durumunun görüşülmesi” diye bir gündem maddesi vardı. Gündem maddesi; sonucu, fiili ve suçu baştan bildiriyordu. Kurultayda toplam 3,5 muhalif 40 dakika konuştu, Genel Başkan ve onu destekleyenler 10,5 saat... Bütün bu konuşmalardan sonra Genel Başkan kürsüye geldi dedi ki: “Gördünüz mü, kimse bir şey söyleyemedi, neden Baykal’la olmuyor diye. Ortada hiçbir somut şey yok!” Orada hiçkimsenin zaten bunu anlatmaya ne zamanı ne de takati vardı. Divan Başkanı’yla kavga etmekten sesimi kaybettim. Bana kürsüden 5 kere isim verilerek sataşıldı. Buna rağmen yanıt hakkı verilmedi. 22 konuşmacı arasından 3 muhalif, 19 Baykalcı konuştu. Genel Başkan 2 kere ikişer saat konuştu. Biz sıramızı beklerken yeterlilik önergesi verildi. Bu yeterlilik önergesiyle olay bağlandı. “Hadi, çok dinledik. Hastası olanlar var. Eve dönmeleri lazım” dediler. Bunu deyip yeterlilik önergesini zorla geçirdikten sonra Genel Başkan tekrar 2 saat konuştu. Kurultay’ın açılışı da çok ilginç bir şekilde yapıldı. Genel Başkan’ın Divan Başkanı adayı İsmet Atalay’la muhalefetin adayı Bekir Kumrul arasında seçim yapıldı. Bana sorarsanız el kaldıranlar eşitti. Genel Başkan, “Büyük ekseriyetle İsmet Atalay kazandı” dedi. İsmet Atalay’ın uygulamalarını gördüğümüzde onun neden “büyük ekseriyetle” kazandığı da ortaya çıktı. Bir şeyi hazmedemiyorum, o sözü Genel Başkan geri almaya mecbur. CHP, Anadolu Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin devamıdır. Baykal’ı ve ekibini protesto eden, nümayiş yapan grubun içerisinde öğrenciler var, emekli öğretmenler var, emekli bürokratlar var, işadamları var, işsizler var... Ama hiçkimsenin onlara “çapulcular” demeye hakkı yok. İki kere söyledi bunu sayın Genel Başkan. Bunu son derece üzücü buluyorum. Bu lafları kesinlikle geri almasını bekliyorum. Jandarmalar çok üzücü. Jandarmalar çağrılmışlardı, görevlerini yapıyorlardı. Anlamadıkları bir görevi yapıyorlardı. Ama orada kim, kimi, kimden koruyordu? CHP’lileri CHP’lilerden mi koruyorlardı? Ben örgütün sevgi gösterileri, desteği ve her türlü dayanışma katkısı, sevgisi ile elimde “Korku İmparatorluğu’na Son!” kitabıyla ön kapıdan girdim. Sonra öğreniyoruz ki Genel Başkan jandarma koruması altında arka kapıdan girmiş. Genel Başkan kendi partisinin kurultayına arka kapıdan giriyor. Sonuç olarak o kurultay bir aile içi tartışma olduğu için bu yüzden basın alınmadı dendi. Biz de inandık. Hiç de öyle olmadı. Susturulan milletvekillerimizin büyük çoğunluğu da enteresan bir şekilde sessiz kaldı. Genellikle orada kürsü muhalefeti ve divan başkanına muhalefeti, Sabri Ergül, Adnan Keskin ve ben tarafından götürüldü. Biraz Ertuğrul beyi ekleyebiliriz, delege. Ahmet Güryüz Ketenci ve Mehmet Tomanbay önerge karşıtı birer konuşma yaptılar. Fakat ben zannediyordum ki milletvekilleri bizimle beraber, bizim gibi kürsüde olacaklar ve kürsüde yapılan haksızlıkların durdurulmasını isteyecekler. Esas konu onlar. Onlar nedense oldukça pasifti. TÜRKSOLU: Kitabınızda bir önceki kurultayın yaptırılmayan konuşması var. Bu kurultayda da konuşturulmadınız. Baykal, bir kurultay daha toplasa herhalde orada da konuşturulmayacaksınız. BEDRİ BAYKAM: Genel Başkanlık konuşması süresizdir. Ben o süresiz konuşmada hayatımın en önemli konuşmasını yapacaktım. Benim iddiam şu, delegenin “Baykal’ın delegesi” olması farketmez. Ben Baykal’ın delegesini de ikna ederim. Ben kendime güveniyorum. Baykal’ın seçtirdiği CHP delegesi de benim delegemdir. Burada belki 10, taş çatlasa 15 dakika vaktim olacaktı. O 15 dakikaya da güvenerek, yine 15 dakikalık bir konuşma hazırlamıştım. Ama İsmet Atalay o kadar tembihlenmişti ki Bedri Baykam konuşmayacak diye, kürsüden beş kere bana açık sataşma yapılmasına rağmen yanıt hakkı verilmemesi... Bu da CHP tarihinde ilktir herhalde. Baykal’ın hataları saymakla bitmez “Parti içi demokrasiyi severiz ama eleştiri olmaz.” Eleştiri olmadan nasıl olacak? Biz neyi eleştiriyoruz? Gençlik Kolları kurultay yapmıyor, kadın kolları kurultay yapmıyor, parti içi seçimleri örgüt yapmıyor, adaylar arasına kadın konmuyor, gençlik partiye giremiyor, muhaliflerin düşünceleri dinlenmiyor, muhaliflere söz hakkı verilmiyor, partinin sloganları, afişleri sanki liderimiz bir tarikat başıymış gibi düzenlenmiş, hiçbir sosyal demokrat partinin sloganlarına veya tavrına benzemiyor. Bunlar somut veriler. “Somut bir şey söyleyemediler” diyor sayın Baykal, daha saymaya devam edeyim mi? Sol birleşmiyor, solun birleşmesi için herhangi bir somut adım atılmıyor. Hiçbir büyük kamuoyu gösterisi çabası ortaya konmuyor. Miting yapılmıyor. CHP medyasını kuramıyor. TÜRKSOLU: CHP seçimlerde büyük bir yenilgi aldı. Ama tartışılan bazı şeyler var. 3-5 yıldır bunlar gündeme getirilmeye çalışılıyor. En başta geleni belki, “Artık CHP’nin dinle barışması gerekir, türbanlılarla barışması gerekir. Artık o Atatürk döneminin, İnönü döneminin katı laiklik anlayışını terk etmesi gerekir” gibi. Hem Deniz Baykal yönetimi bu fikirde, hem de muhalefet diye ortaya çıkanların büyük kısmı da aynı yönden eleştiriyorlar. CHP’nin 6 Ok’ta laiklik olduğu için bu milletten oy alamadığını düşünüyorlar. CHP türban konusunda tarafsız kalamaz BEDRİ BAYKAM: CHP aslında türban konusunda iyi bir muhalefet götürüyor. Ama öte yandan diyor ki, “Başörtüsü takanla bir sorunumuz yok.” Ben bu demeci reddediyorum. İnancı gereği türban takanla kişisel bir sorunumuz olmaz ama biz öbür ideolojiyi, kıyafet devrimini savunan ideolojiyi gerekçeleriyle birlikte ortaya koymaya, sahiplenmeye mecburuz. “İsteyen istediği gibi giyinsin. Ben taraf değilim” demek CHP’nin görevi değildir. Genel Başkan, “Korku İmparatorluğu’na Son!” kitabımın 193-194. sayfalarında bahsediyorum: Şayet türbanla inancı için örtünenle sorununuz yoksa, o zaman sizin peçe, çarşaf, cübbe giyenlerle de bir sorununuz yok demektir. Onlar da bunu inançları için yapıyorlarsa ne farkları kalır türban takandan? O zaman onları da savunur duruma düşersiniz. Dine saygılı laiklik kavramı bizim kesimin yarattığı ucube kavramlardan biridir. Bu kavramı partimiz artık yüksek sesle eleştiremez oldu. Derviş, bu konuyu hiç anlamamış bir insan. Derviş AİHM de türban konusunda biz ne diyorsak, Yekta Güngör Özden ne diyorsa, aynı kararı ortaya koydu. Artık bu sorgulanamaz. Tekrar da bir dava açılamaz. Bu kesin örnektir. Ama Derviş’in herhalde kendine has bir Batı vizyonu var ki, o tam AKP’nin istediği yönde CHP’nin yetersiz bulduğumuz direncinin bile kırılmasını istiyor. TÜRKSOLU: Bu arada Mustafa Sarıgül Sivas’tan başlatacakmış Genel Başkan adaylığını. Ama önce Fethullah efendiye gitti. Genel Başkan adayı Fethullahçılarla görüşemez BEDRİ BAYKAM: Bu partinin başına dinle barışık, camiyle barışık biri lazım, cümleleri çok ters geliyor bana. CHP’nin Genel Başkan aday adayı böyle bir şey söyleyemez. Gidip Amerika’dan icazet almaz. Fethullahçılarla görüşmez. CHP’nin Genel Başkan adayı iki yılda dört parti değiştirmez. CHP’nin Genel Başkan adayı CHP’ye girer girmez belediye başkanı adayı olabilmek için en koyu Baykalcı olup İstanbul İl Kongresi’nde neredeyse maddi manevi tüm fizik varlığını Baykalcılardan yana tavır alarak sonra Baykal seçimde mağlup olup rüzgar aleyhine dönünce “Hadi şimdi beni başkan yapın” demez. TÜRKSOLU: Şöyle bir görüntü var kamuoyunda: Bir taraftan Deniz Baykal yönetimi var, baktığımız zaman politika olarak Atatürk’ün CHP politikasını sürdürmüyor. Ama muhalefete bakıldığı zaman orada çok daha tehlikeli bir durum var: Bunlar, Atatürkçülükten ne kaldıysa geride onları da atıyorlar. Bu sefer sıradan vatandaş baktığı zaman sanki şöyle bir şey oluşuyor; “Bunlar gelecekse başa Baykal’a razı olalım.” BEDRİ BAYKAM: CHP’deki muhalefet Derviş veya Sarıgül’den ibaret değil. Derviş veya Sarıgül’ün buna benzer fikirler ortaya koyduğu ve buna benzer kaygılar yarattığı ortada. Ama CHP’de evet onlar var, Atatürkçülük tek başına mide doyurmaz, Atatürk ve laiklikle bir yere varamayız diyen Hurşit Güneş var. TÜRKSOLU: Medyada sesi çıkan muhalifler bunlar sonuçta. İnsanlar da gazetelerden, televizyonlardan gördükleri kadarıyla bir muhalefet görüyorlar. BEDRİ BAYKAM: Çevrede Hasan Fehmi Güneş var, ben varım. Mustafa Gazalcı da var. CHP’de Kemalist, Cumhuriyetçi pek çok insan da var. CHP’nin oy tabanı, CHP’nin örgütünün büyük çoğunluğu Atatürkçü ve Kemalist. Bahsettiğimiz sapmaya evet diyenlerin %20’yi geçtiğini ben düşünmüyorum. TÜRKSOLU: Ama sonuçta öyle bir siyasi parti düzeni var ki, o %20 diyebileceğimiz sapma CHP’yi yönetiyor. BEDRİ BAYKAM: Türkiye’nin demokrasisinin ne olması gerektiğinin fikirlerini 6 kişi temsil ediyor. Bunlar 6 tane II. Cumhuriyetçi yazar ve gazete yönetmeni. Ama Türkiye’nin nasıl düşündüğünü esasında göstermiyor. CHP için de aynı şeyi söyleyebilirim. Bu ismin ortada olması geniş anlamda CHP üyelerinin veya seçmenlerinin o görüşte olduğunu göstermez. Ben CHP seçmenlerinin ve örgütünün büyük çoğunluğunun Kemalizm ve sosyal demokrasi açısından bir sorun görmediğini, hiçbir ayrıcalık görmediğini ve olaya Atatürkçülük penceresinden baktığını biliyorum. Deniz Baykal Atatürkçüleri uzak tutuyor TÜRKSOLU: Aslına bakarsanız şimdi o kurultaylara gelen delegelere sorsanız, kendi vicdanlarıyla karar verebilseler, Atatürkçü bir seçenek çizerler ama bu kurultaylarda hep Atatürk karşıtı bir seçenek çıkıyor. BEDRİ BAYKAM: Deniz Baykal, kurultaylarda hep çok Atatürkçü bir konuşma yapar. Çok Atatürkçü konuşuyorsunuz ama çevrenize toplumun Atatürkçü bildiği hiç kimseyi almamakta ısrar ediyorsunuz diyorum. Topluma şu mesajı vermiş oluyorsunuz: “Atatürkçülük çok geçer akçe değil. Çok önemli olsa ben onlarla siyaset yapardım.” İki yılda bir kurultaylarda Kuvayı Milliye, Samsun ve 19 Mayıs’tan bahsederek Atatürkçü olmazsınız. Deniz Baykal CHP’de yanına Atatürkçü, -şu anda olan ve olmayan- birçok kişiyi alabilirdi. Almıyor. Yanıma aldıklarım Atatürkçü değil mi diyecek. Yanına aldıklarının çoğu da sorsanız Atatürkçüdür ama son 20 yılda Türkiye başka yerlerden geçti. Son 20 yıldır Türkiye’de ideolojik bir savaş veriliyor. O savaşı verirken kim neden öne çıktı, kim neden o savaşı ödünsüz verdi, hangi kesimden kimler o savaşı verirken öldürüldü ve bunu can bedeliyle ödedi? Bunun CHP Genel Başkanı tarafından iyi bilineceğini tahmin ediyorum. Bunun gereğini yapması ve kadrolarını ona göre kurması gerekirdi diyorum. TÜRKSOLU: Ama şimdi görüyoruz ki, CHP’de hemen hemen 6 Ok’un hepsi sorgulanıyor. Atatürk milliyetçiliği dediğimiz şey de aslında bu son dönem II. Cumhuriyetçi kavram olan mozaikçilik yüzünden bir kenara bırakılmış durumda. Hatta en son Leyla Zana’lar serbest bırakıldıktan sonra onlar hemen Deniz Baykal’ın yanına geldiler. PKK’lı milletvekillerini SHP o dönem sokmasaydı listesinden, çok güçlü bir partiydi. Ama çok büyük bir kamuoyu tepkisi oldu. Nitekim Ecevit’in yükselişi aslında SHP’ye karşı bu dönem oldu. Şimdi tekrardan aynı şeyler. Bir gün Abdullah Gül görüşüyor, bir gün Deniz Baykal. Bu insanların da PKK üyesi olduklarına mahkeme iki defa karar verdi. Sadece mevzuatİdeğiştiği için serbest bırakıldılar. Yoksa aklandıkları için değil. CHP etnik ayrımcılığa aracı olmamalı BEDRİ BAYKAM: Ben demokrasiden bahseden bir insan olarak görüşmesin demem. Ama görüşmek başka, fikir birliğinde olmak başka, eylemde ne olacağını göreceğiz. Ben bütün Türkiye’de az ya da çok, legal ya da illegal Kürtçülük yapan, etnik ayrımcılık yapan herkese şunu derim: Bu ülkede 4-5 kuşaktır, hatta 50 kuşaktır bütün ırklar birbiriyle birleşmiş, karışmış. Bu coğrafyada Türk toplumu böyle oluşmuş. Zenci hakkı savunur gibi Kürtçülük yapılmaz. Burada esas konu Lozan’ın rövanşını almak. Birinin kendi dilinde şarkı söylemesini savunmak başka etnik ayrımcılığı desteklemek başkadır. Bugün Türkiye’de Kürtçülükten başlayarak yayılmak istenen suni bir etnik ayrımcılık var. Ama etnik ayrımcılığa dayalı siyasi çözülmeyi körükleyici Sevrci bir intikam mekanimasına CHP de, herhangi bir parti de aracı olmamalı. TÜRKSOLU: Bugün barış başka bir şeyin sloganı. PKK biz barış ilan ediyoruz diyor Türk devletine. Leyla Zana’lar çıktıktan sonra barış isteriz diyor. İstedikleri şey şu, Türk devletiyle Apo oturacak bir barış anlaşması yapacak. Ortada savaşan iki ayrı devlet varmış gibi... Toprak pazarlık konusu yapılamaz BEDRİ BAYKAM: Biz barışı “Yurtta sulh cinhanda sulh” anlamında söylüyoruz. Ortada pazarlık konusu yapılabilecek bir toprak parçası da yok. Bir federasyon düşüncesi de yok. Bizim barışımız, kimsenin kimsenin kökeniyle ilgilenmediği, herkesin insanca yaşadığı, yurdun her köşesinde daha mutlu bir şekilde yaşayacağı bir Türkiye’nin temelini kurmak. Bizim barıştan anladığımız bu. TÜRKSOLU: Temel politikalar, 6 Ok’ta bahsedilen, hemen hemen hepsinde CHP’nin geri adımları ortada. Aldığı sonuç da ortada. Bir siyasi parti ya da o partinin lideri neden kendisine oy kaybettirecek bir politikayı ısrarla izler. Bir siyasi parti iktidar olmak ister, lideri de başbakan olmak ister. BEDRİ BAYKAM: Olağanüstü kurultayda Genel Başkan çok net olarak şu cümleyi söyledi: “CHP’nin hedefi Türkiye’de iktidar olmak değildir. Türkiye’yi refaha taşımaktır.” CHP kendisi iktidar olmadan diğer partilerin daha iyi yapacağını herhalde ima etmiyor. Hangi parti Türkiye’yi CHP’nin onaylayacağı bir refaha taşıyabilir. Ben Türkiye’deki hiçbir diğer partinin Türkiye’yi refaha taşıyabileceğine inanmıyorum. Bu cümleyi ben Genel Başkan olsaydım sarfetmezdim. TÜRKSOLU: Açılış konuşmasında beğenmeyenler MHP’ye, AKP’ye gitsin diyor. O zaman o partinin başında durmanın ne anlamı var ki? BEDRİ BAYKAM: Beni beğenmeyen başka partiye gitsin, sözünü onaylamak mümkün değil. Çünkü bu Türkiye’de solun daha da bölünmesi demektir. Bu bölünmeler yüzünden AKP bu kadar güçlüdür. “Korku İmparatorluğu’na Son!” kitabımda daha geçmiş mücadelelerimizden örnekler var. Usta kaptan, buzullar arasından gemiyi zarif bir şekilde götürendir. Bindirdiği buzula 5 kere aynı rotadan bodoslama geçiren bir kaptan olabilir mi? TÜRKSOLU: Gemiyi herhalde en son kaptan terk edecek? BEDRİ BAYKAM: Hiç şüphemiz yok. Kaptan köşkünden dışarı çıkmamaya kararlı. TÜRKSOLU: Siz devam edecek misiniz? Nasıl devam edeceksiniz? BEDRİ BAYKAM: Allah bize maddi manevi güç versin de bu mücadeleye devam edelim. Ben bu mücadeleyi bırakmak ne demek, onu çözemiyorum. Artık ben bu işten vazgeçtim, Türkiye’yi yobazlara veya bölücülere bıraktık diyecek halimiz yok. Türkiye’de sol artık iktidar olmasın deme şansımız da yok. Keşke bu dediğimiz eleştirileri uygulayan bir kaptan olsa da ben yalnız atölyemde resim yapsam, roman yazsam, dünyayı gezsem. Türkiye’de CHP’yi , CHP’de Atatürkçülüğü iktidar yapana kadar ve onu başarılı kılana kadar bu mücadele sürecek. |