| Kuzey Fırat |
|
Diğer Dünya yazıları:
ABD’nin Irak’a saldırısı öncesinde, bu saldırının, aslında kukla Kürt devletini kurmak için düzenlendiğini defalarca yazdık. Her fırsatta kukla Kürt devletinin ikinci bir İsrail olacağının altını çizdik. Türkiye’nin de bunu engellemeye uygun bir strateji izlemesi gerektiğinin önemini belirttik. Son günlerdeki gelişmeler kaygılarımızda ne kadar da haklı olduğumuzu ortaya çıkardı. Türkiye’nin içine düştüğü durumun ve izlediği yanlış politikaların nelere mal olacağının en iyi göstergesi, Irak’ta yönetimin “Irak’lılara” devrinden sonra yaşanan gelişmeler ve Kürt grupların açıklamaları oldu. Irak’a saldırı öncesinde, ABD’yle birlikte Irak’a girmeyi, böylece kurulacak Kürt devletine engel olmayı önerenler, bu saldırının aslında Irak’ı parçalamak, Kürt devletini kurmak için yapıldığını yeni yeni anlıyorlar. Kürtlerin verilecek özerklikle yetineceğini sananlar, Mesut Barzani’nin son açıklamalarına dönüp baktıklarında gerçeği daha iyi göreceklerdir. “Federasyon yetmez, Kürtler kendi devletlerine kavuşacaklardır!” Kürt aşiret reisleri Irak’ın “yeniden yapılandırılması” çerçevesinde kendilerine verilen özerkliği yetersiz buluyorlar. Barzani’nin özerkliğin kendi talepleri olmadığını ve bağımsız bir Kürt devleti kuruluncaya kadar mücadeleden vazgeçmeyeceklerini açıklaması bizleri fazla şaşırtmıyor bu nedenle. Kürt aşiretleri sadece özerklikle yetinecek olurlarsa değişen hiçbir şey olmuyor ve bağımsız devlet kurma talebi de bu gelişmelerin en doğal sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Bunun ilk adımı olarak Kuzey Irak’ın güvenliğinin peşmergelere bırakılmasını, bu peşmergelerin bölgesel güvenlik gücüne dönüştürülmesini ve yeni yapılacak anayasada bu şekilde tanımlanmasını sağlamaya çalışıyorlar. Resmen ilan edilmese bile Irak’ta Kürdistan diye bir devletin varlığını hemen hemen herkes kabul etmiş durumda. Fakat Barzani, bu statüyü yetersiz görüyor. Kendisini “Büyük Kürdistan”ın lideri olarak hayal ediyor. Barzani, Kürtlerin Araplar gibi bölündüğünü, eninde sonunda Kürtlerin birleşeceğini ve “Büyük Kürdistan”ın kurulacağını ilan ediyor. Barzani’nin bu talebi kimilerine oldukça fantastik görünüyor olabilir ama dönüp son on beş yılı değerlendirdiğimizde, bu talebin gerçekleşmeyeceğinin garantisini kimse veremez. 15 yıl öncesine kadar Kürdistan diye bir devletin kurulmasına gülüp geçenler, şimdi bu devletle Türkiye arasındaki ilişkilerin nasıl olacağını tartışıyor. Türkiye’nin güneydoğusunun bir süre sonra bu devletin sınırları içine girebileceği seçeneği de göz önünde tutuluyor. Emperyalizm Ortadoğu’ya nasıl hükmedecek? Emperyalizm tarihin hiç bir döneminde Ortadoğu’ya sahip olamadı, buradaki uygarlıkları yok edemedi. Ancak Ortadoğu’dan da hiçbir zaman vazgeçmedi. Suni ayrılıklar yaratarak, etnik bölünmeleri kışkırtarak buradaki dinenişi kırmaya çalıştı. Ancak bu tarihe kadar ‘Irak’ta kazandığı başarıya’ ulaşamadı. Emperyalizmin Ortadoğu’daki en büyük başarısı İsrail’in kurulması oldu. Ancak İsrail’in kurulması tek başına yeterli değil. Zaten bölgede emperyalizmin içine düştüğü bataklığın en büyük nedeni de bu. İsrail bölgede tecrit bir ülke. Tüm Arap devletleri İsrail’e düşman. Bu nedenle İsrail gibi ikinci bir ajan devletin yaratılması hem kaçınılmaz hem de oldukça acil. ABD’nin Büyük Kürdistan projesinin hedefi de böylelikle netlik kazanıyor: İkinci İsrail. Aslında bu tartışmayı TÜRKSOLU’nda defalarca yaptık. Ve her gün bu tespitlerin somut olaylarla ispatlandığına şahit oluyoruz. Bu konuya tekrar dönmemizin nedeni, son günlerde gündemi oldukça meşgul eden İsral’in K. Irak’ta Kürt aşiretlere verdiği desteğin iyice gün yüzüne çıkması olması. İsrail de K. Irak’taki bu faaliyetini yalanlamıyor. İsrail tarafından yapılan açıklamada, “Kuzey Irak’ta İsrail’in hiçbir resmi faaliyeti yoktur. Elbette çifte pasaport sahibi veya İsrail hükümetini veya devletini temsil etmeyen özel şahıslar Kuzey Irak’ta bazı faaliyetler yürütebilirler. Bunlar onları bağlar. Devlet politikasıyla ilgisi yoktur” deniliyor. Bu faaliyetler başka hangi açıklamayla kabul edilebilir acaba? Ayrıca Mesut Barzani’nin “İsrail’le görüşmemiz doğal” yönündeki açıklamaları ve geçmişte Kürtlerle İsrail arasında kurulan ilişkiler, işbirliğini ayyuka çıkarıyor. İsrail peşmergeleri neden eğitiyor? Körfez Savaşı sonrasında Türkiye K. Irak’ta tam olarak olmasa da denetimi büyük oranda peşmergelere bırakmıştı. O dönem yapılan bu yanlışın üstüne başka yanlışlar da eklendi ve bugün bu peşmerge gruplar Büyük Kürdistan projesiyle ortaya çıktılar. Tabii Büyük Kürdistan’ın kurulması da büyük bir askeri güç gerektiriyor. Mesut Barzani’nin K. Irak’ın denetiminin peşmergelere bırakılması, peşmergelerin bölgesel güvenlik gücü olarak bağımsızlaşması talepleri, kurulması planlanan bu büyük askeri gücün ilk adımları aslında. Kürt ordusunun kurulmasında en büyük desteği de elbette İsrail sağlayacak. Çünkü kurulacak Büyük Kürdistan Devleti, İsrail’in bir türevi olacak, ordusu da İsrail ordusunun bir parçası. Doğrudan Pentagon’a bağlı, Bush’tan talimat alan bir ajan devlet ordusu oluşturulacak. Sadece bu değil, Yahudilerle Barzani sülalesinin genetik bağı, Kürtlerin bölgedeki durumları da bu işbirliğinde önemli bir etken. Kürtler de Yahudiler gibi bölgede tecrit durumdalar. Bölge ülkelerinin hiçbirisi yaşanan gelişmelere sıcak bakmıyor. Tüm Arap devletleri kurulacak Kürt devletine karşı çıkıyorlar. Hatta kurulacak Kürt devletine, gerekirse savaşarak engel olacaklarını vurguluyorlar. Her ne kadar İsrail konusunda aktif davranılmasa da, İsrail’in Filistin’deki politikaları bu ülkelerden büyük tepki topluyor. Dolayısıyla bölge ülkeleri Kürtlerin ve Yahudilerin ortak düşmanı oluyorlar. Bu nedenle İsrail-Kürt işbirliğini de ortak düşmana karşı yapılan bir işbirliği olarak adlandırabiliriz. Bu işbirliğinden dolayı MOSSAD ajanları peşmergeleri, özellikle suikast ve suikasta karşı koyma gibi konularda eğitiyorlar. MOSSAD bu eğitimler için emekli, başarılı ajanlarını görevlendiriyor. Guam Adaları’na kaçırılan peşmergeler geri dönüyor ve bu eğitimlere katılıyorlar. Ve tüm bunlar İngilizlere ait paravan bir güvenlik şirketi adı altında sürdürülüyor. Gazetelere yansıyan eğitim faaliyetinin bazı ayrıntıları ise şunlar; MOSSAD ile KDP, kağıt üzerindeki ilk resmi anlaşmayı 2001 yılında yapıyor. Eğitim hem bölgede hem de İsrail’de yapılıyor. Peşmergelere ayda 500 bin dolar veriliyor. Bölgedeki MOSSAD ajanlarının çoğu Kürt Yahudisi. Eğitime Barzani’nin yakın akrabaları da katılıyor. Eğitimi verenlerin tamamı lehçelerine kadar Kürtçe biliyor. İsrail nasıl kurulduysa Büyük Kürdistan da öyle kurulacak? Ordu kurma çalışmaları bu şekilde sürdürülürken, devletin kurulması için izlenen yollar İsrail’in bölgeyi işgal sürecini hatırlatıyor. Yahudiler Filistin topraklarını satın alarak ve Filistinleri katlederek İsrail devletini nasıl kurdularsa, aynı şekilde Büyük Kürdistan’ı kurmaya çalışıyorlar. İsrail’den göç eden Yahudi Kürtler, özellikle Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı Kerkük’te Saddam’ın bedava dağıttığı toprakları bedellerin çok üstünde fiyatlarla satın alarak buralara yerleşiyorlar. Finans kaynağı ise elbette İsrail. KDP ve KYP 5 bini aşkın Kürt’e ayda 200 dolar yardımda bulunuyor. Şimdiden 5 binin üzerinde Kürt Türkmenlerden boşaltılan bu topraklara yerleşmiş durumda. Buradaki Araplar göçe zorlanıyor. Türkmenler azınlık durumuna düşürülmeye çalışılıyor. Mesut Barzani’nin Kerkük konusunda söyledikleri de tüm bu gelişmeleri doğrular nitelikte. Barzani’ye göre Kürtler Kerkük’e dönecek, burada yaşan Araplar ve Türkmenlerin büyük çoğunluğu Kerkük’ü terk ettikten sonra referandum yapılacak ve Kerkük için hangi karar verilirse o karara uyularak Kerkük sorunu çözülecek! Oldukça demokratik bir çözüm değil mi?! İsrail’de, Filistinlileri istiyor musunuz diye referandum yapıyorsunuz ve referandum sonucuna göre Filistinlilerin kaderini belirliyorsunuz! İsrail’in kurulmasını kitaplardan okuyan bizler için tarih tekerrür ediyor ve ikinci bir İsrail’in nasıl kurulmaya çalışıldığını yaşayarak öğreniyoruz. Kerkük’e her fırsatta silahla saldıranlar, silahla yapamadıklarını bir de parayla yapmaya çalışıyorlar. İsrail’in en büyük dostu: Baba Barzani Yahudi-Kürt birlikteliği yıllar öncesinden başlıyor. İsrail kurulduğu günden bu yana Arap düşmanı kim varsa her fırsatta işbirliği içersinde oldu. Özellikle Irak yönetiminin 17 Temmuz 1968’de Baas Partisi’ne geçmesi İsrail’in geleceğini de önemli ölçüde tehdit ediyordu. Irak bu tarihe kadar Batı yanlısı, emperyalizmin ve dolayısıyle İsrail’in bölge üzerindeki emellerinin önünde engel oluşturmayacak, hatta İsrail’in işini kolaylaştıracak bir monarşi rejimi tarafından yönetiliyordu. Ancak bu rejimin yıkılması yerine milliyetçi bir rejimin kurulması emperyalizmin, dolayısıyla İsrail’in işini oldukça zorlaştırmıştı. Arap milliyetçiliğinin güçlenmesini, Irak’ın bu şekilde bağımsız bir devlet olarak kalmasına emperyalizmin tahammülü yoktu. Bu devlet ya parçalanmalı ya da iç isyanlar çıkartılarak zayıflatılmalıydı. Bu görev Mustafa Barzani’ye verildi. Barzani’nin işbirlikçiliğinin yanısıra Yahudi Kürt olması İsrail’in işini daha da kolaylaştırıyordu. Çünkü İsrail’in kurulması sırasında bir çok Yahudi Kürt’ün buraya göç ettirildiği ve bu Kürtlerin çoğunlukla Barzani aşiretinden olduğu bilinen bir gerçekti. Bunun ötesinde Barzani aşireti çok sayıda ünlü haham çıkaracak kadar dindar bir Yahudi Kürt aşiretiydi. Bundan dolayı Kürt Yahudilerin büyük çoğunluğu Barzani hareketini destekliyorlardı. Yahudilerle Kürtlerin bu birlikteliği günümüzde de oldukça olağan karşılanıyor. İsmail Beşikçi Kürtlerin Ortadoğu’da Yahudilerin doğal ittifakçısı olduğunu söylüyor, Kürtlerin Yahudi toplumuyla sıcak ilişlikiler kurması gerektiğinin altını çiziyor. 1970’lerde Kürt isyanları artmıştı ve isyanların başını Barzani aşireti çekiyordu. İsrail, peşmergelere eğitimden silaha kadar her türlü yardımda bulunuyordu. Mustafa Barzani her fırsatta İsrail’e ziyaretlerde bulunuyor, İsrail’le ilişkileri sıkı tutmaya çalışıyordu. Geçmişte başlayan bu birliktelik 90’larda da devam etti. Uğur Mumcu, bir yazısında MOSSAD’la Barzani birlikteliğini ortaya çıkardığı için İsrail Büyükelçiliği’ne çağrılıyor ve uyarılıyordu. Bu yazıdan kısa bir süre sonrada bombalı bir saldırı sonucunda hayatını kaybetmesi işin araştırılması gereken bir başka önemli boyutu. Irak’ın parçalanması Ortadoğu’nun denetim altına alınmasında neden önemli? ABD ve İsrail’in Saddam rejimine neden bu kadar kinle saldırdığını ve neden Kürtlere bu derece önem verdiğini bu tarihi gerçekler ışığında değerlendirmek gerekiyor. Irak Ortadoğu’da emperyalizme karşı direnişin merkezi, Saddam Hüseyin de bu direnişin lideriydi. Onun için Saddam’ın devrilmesi, Irak’ın parçalanması gerekiyordu. Aynı zamanda Saddam rejimi halkçı-milliyetçi bir rejimdi ve diğer ülkelere örnek olduğu için ortadan kaldırılması emperyalizm için hayati önemdeydi. Baas Partisi’nin iktidarı almasından sonra Irak’ta Kürt isyanları hiç durmadı. Emperyalizmin Ortadoğu’daki en büyük düşmanı Irak ve lideri Saddam’dı. Eğer Irak parçalanırsa Ortadoğu’nun da parçalanması hemen arkasından gelecekti. ABD Irak’a saldırdığında bu kadar büyük bir direnişle karşılaşacağını beklemiyordu. Ne de olsa her şey ayarlanmıştı. Kürtler yıllardır bu anı bekliyorlardı. Diğer gruplar da... Direniş artıyor, bölge ülkeleri tedirgin Ancak ABD planı Irak’ta tutmadı ve Kürtler hariç diğer gruplar ABD’ye karşı direnişlerini her geçen gün arttırıyorlar. ABD ise Irak’ta bataklığa saplandığının yeni yeni farkına varıyor ve şimdi bu bataklıktan kurtulmanın yollarını arıyor. İsrail’in K. Irak’ta faaliyetlerini arttırmasının nedeni tam da bu aslında. ABD’yi saplandığı bu bataktan kurtarmak. ABD’yi sadece Irak’taki direnişler rahatsız etmiyor elbette. Bölge ülkelerinin ABD’ye karşı tutumlarındaki sertleşme ABD’nin ileride zor günler yaşayacağının habercisi. Denize düşen yılana sarılır misali, ABD ve İsrail Kürtleri olası bir Arap çatışmasına karşı hazırlıyor. Peşmergeler de deneyimli İsrail ajanları tarafından Sünni ve Şii liderlere suikast düzenlemek için eğitiliyorlar. Diğer bir önemli nokta da, peşmergelerin, İran’ı denetlemek ve Suriye’yi istikrarsızlaştırmak için kullanılıyor olmaları. Geçtiğimiz Mart ayında Suriye’de, Suriye polisiyle Kürtler arasında çıkan çatışmanın arkasındaki gücün İsrail olması hiç de uzak bir ihtimal değil. Aynı zamanda peşmergeler Arap mallarına el koyuyorlar ve sınırları genişletiyorlar. Bu gelişmeler Büyük Kürdistan için ön hazırlık niteliğinde. Büyük Kürdistan, Türkiye’nin güneydoğusu, Suriye’nin kuzey doğusu, Irak’ın kuzeyi ve İran’ın güney batısında kalan toprakları da içine alıyor. Peşmergeler aynı zamanda bu projeyi hayata geçirebilmek için MOSSAD ajanları tarafından eğitiliyorlar. Türkiye ne yapıyor? İsrail’in peşmergeleri eğittiğini CIA bile kabul etmişken Tayyip’in Dışişleri Bakanı Abdullah Gül bu yöndeki sorulara, “İsrail’in açıklamalarına güvenmeliyiz” cevabını veriyor! Olayın, tüm dünyanın gündemine geldiği günün hemen ertesinde Celal Talabani ile görüşen Gül, Irak’ta Kürt özerk yönetimine sıcak baktığını açıklıyor. Kürt aşiretleri ise Türkiye’nin K. Irak’taki askeri varlığından dolayı duydukları rahatsızlığı dile getiyorlar, Türkiye’nin askerlerini bir an önce K. Irak’tan çekmesini istiyorlardı. Türk devleti K. Irak’taki Kürt grupların isteklerine boyun eğiyor ve K. Irak’taki askerlerimizi çekme kararı alıyordu. İsrail, kimileri tarafından Ortadoğu’da hâlâ Türkiye’nin stratejik müttefiki olarak görülüyor. Öyle ki yeni yapılan anlaşmaya göre Türkiye’yle İsrail ortak cephanelik kuruyorlar. Bu anlaşmaya göre iki ülkeden herhangi biri savaşa girerse diğeri bu silahları kullanma hakkına sahip oluyor. Tüm bunlar elbette Türkiye ve bölge geleceğini tehlikeye sokan gelişmeler olarak tarihe geçiyor. Şimdi şu soruların cevaplandırılması gerekiyor; Türkiye Büyük Kürdistan’a izin verecek mi? Kerkük gibi Türkmen nüfusun yoğun yaşadığı toprakların satın alınarak Kürtleştirilmesine seyirci mi kalacak? Yoksa yeni kırmızı çizgiler çekip onların paspas edilişini mi izleyeceğiz? |