12.07.2004/Sayı:60
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Söyleşi
Ekonomi
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Kapak Gökçe Fırat

Yeni Sömürgeciliğe karşı
Yeni Milliyetçilik

Artık TÜRKSOLU varYükselen milliyetçilik

Bundan 5 yıl önce, 1999 seçim sonuçları Türkiye’yi oldukça şaşırtmıştı. İki milliyetçi parti, DSP ve MHP büyük bir oy patlaması yaparak iktidara gelmişti. O günden sonra, bu milliyetçi patlamanın, Apo’nun yakalanmasına bağlı, geçici bir patlama olduğu değerlendirmeleri oldukça yaygın bir şekilde kabul gördü.

Nitekim son seçimlerde, bu iki parti birden çöktü. Ancak bu çöküşün, milliyetçi tepkinin artık dindiğini işaret ettiğini söylemek bir hayli zor, çünkü o seçimlerde de Genç Parti’nin büyük bir çıkışı oldu.

Ve dahası, bu iki parti seçmenlerinin de, bu iki partiye oy vermemelerinin nedeninin, bu partilerin milliyetçiliği değil, milliyetçilikten uzak iktidar uygulamaları olduğunu biliyoruz.

Bunun ötesinde, pek çok yerden, kendine Kuvayı Milliye diyen, ulusal sloganlar kullanan, irili ufaklı hareketlerin haberi geliyor. Bunlar, henüz küçük kuvvetler olarak önemsenmemezlik de edilmiyor iktidar sahipleri tarafından, tam tersine, ABD’li uzmanlar, bu gelişmenin üzerine çoktan bir mim koymuş durumda.

Yani neresinden bakarsak bakalım, Türkiye’de, en azından son beş yıldır milliyetçi bir eğilimin gittikçe yükseldiğini tespit etmek durumundayız.

Emperyalist merkezleri esas telaşlandıran gelişme

Yükselen milliyetçilik, en başta emperyalist merkezleri rahatsız ediyor. Onlar bu yükselişin ne şekilde engellenebileceğinin teorisini yapıyorlar. Uygulaması için büyük paralar akıtıyorlar.

Bilindik ulus devletin zamanının geçtiği, milliyetçiliğin tutuculuk, statükoculuk, hatta gericilik olduğu propagandası, bugün için milliyetçiliğe karşı mücadelenin temel idelojik köşetaşı.

Fakat bunun dışında, önemli bir gelişme daha var ki, emperyalist merkezleri, bu durum daha da telaşa düşürüyor; artık sol içinde, milliyetçi bir hareket çıkmış durumda.

Sol’un milliyetçilik bayrağına sahip çıkması yeni bir şey değil elbet. Çünkü milliyetçilik zaten kökeni itibarıyle sol bir harekettir.

Ancak, neredeyse 70 yıldır, milliyetçilik Amerikalılar tarafından, Amerikancılara yaptırıldı. Bugün hem ABD, hem de onun kurduğu sözde milliyetçi hareket bu nedenle büyük bir telaş içinde.

Sonuçta, milliyetçilik Amerikan dostlarının elinden çıkıp gerçek sahibi olan solcuların ellerinde yükselince, hem ABD hem de onun dayanağı sözde milliyetçi hareket için, hareket sahası kalmıyor.

O nedenle, 80 yılına kadar ABD’nin emrinde solcu öldürmekle meşgul sözde milliyetçi hareket, bugün, öldüremediği solcuların, milliyetçiliği yükseltmesi karşısında, bilindik rolünü uygulamaya devam ediyor.

Tartışmanın merkezi: TÜRKSOLU

Amerikan emperyalizmine karşı solcu milliyetçi hareket, iki tür Amerikancı gücün saldırısına uğruyor, birincisi liberal sağ; milliyetçiliğin gericilik olduğu sloganı ile, ikincisi Amerikancı milliyetçi hareket, solcuların milliyetçi olamayacağı sloganı ile.

Tartışmanın merkezi TÜRKSOLU’dur. Çünkü bugün, kendisini hem milliyetçi hem de solcu olarak adlandıran tek hareket TÜRKSOLU’dur. Kaldı ki milliyetçi sol teori de bizzat TÜRKSOLU tarafından ortaya konulmaktadır.

TÜRKSOLU’nun yarattığı milliyetçi sol cereyan, belli bazı noktalara vurdukça, emperyalist merkezler ve onlara bağlı hareket büroları sarsıldıkça, TÜRKSOLU’na yönelim artıyor ve bugün açık işaretleri var: Artık TÜRKSOLU milliyetçi hareketin merkezi ve tek temsilcisi olmaya hazırdır.

Bu noktada, iki şeyin önemi var. Birincisi, TÜRKSOLU’nun ortaya attığı milliyetçi teorinin ortaya konulması, ikincisi bu Yeni Milliyetçiliğin politik hattının ortaya konulması.

Milliyetçi yükselişin iki ana damarı

Bugün milliyetçiliğin yeniden canlandığı tespitini derinleştirmek gerekir. Neden milliyetçilik yükselmektedir?

Bunun aslında çok kolay bir cevabı var, çünkü milli devletler yok edilmek isteniliyor. Böyle bir ortamda, milli devletin kurucu ideolojisi olarak milliyetçiliğin yükselmesi son derece doğal.

Bu yükselişin iki damarı var, birincisi asker-sivil aydınların temsil ettiği bir damar. Bu kesim, milli devleti ayakta tutmak için, milliyetçiliğin temel harç olduğunun çok iyi ayırdında. İkinci kesim ise geniş halk yığınları, bu damar ise, milletin doğal güdüsü ile vatanlarını savunuyorlar, her annenin çocuğunu sevmesi gibi bir duygu bu milliyetçilik.

Fakat her iki damarda da önemli bir tıkanıklık var, çünkü milliyetçilik gerek bilimsel dayanakları ile, gerek ideolojik çerçevesi ile gerekse de politik sonuçları ile yeterince içselleştirilebilmiş değil.

Bu noktada, öncelikle milliyetçiliğin ne olduğunun ortaya konulması gerekiyor. Bu işe koyulduğumuzda ise büyük bir tabuyu yıkmak gerekiyor.

Milliyetçiliğin çıkışını 1789’dan öncesi ile açıklamamız gerekir. Bu açıklamanın ekseni ise sömürgeci dünya sistemidir.

Bu noktada milliyetçiliğin çıkışını 1789’dan öncesi ile açıklamamız gerekir. Bu açıklamanın ekseni ise sömürgeci dünya sistemidir. Sömürgecilik köklü medeniyetleri yıkarken, halklarını da yoketmiştir. Fakat bu yokediş karşısında yerli halkı bulmuştur. Yerli halkın sömürgeciye karşı direnişi, medeniyetini, toprağını, kimliğini koruma ve savunma amaçlıdır. Bu, sömürgeciye karşı milli direnişin ilk kaynağıdır. Fransa’da ihtilal olmadan önce, daha 1781’de Amerikalı Tupac Amaru sömürgeciye karşı ilk büyük isyanı başlatmıştır. Bu, milliyetçiliğin ilk kaynağıdır.

Hem Batıcı hem milli olunamaz

Milliyetçilik hiç de sanıldığı gibi Avrupa merkezli bir ideoloji değildir. Bize bugüne kadar, Fransa’dan çıkan milliyetçi dalganın, tüm dünyaya yayıldığı ve Türkiye’ye ise gecikmeli geldiği söylenilir.

O nedenle de Batı Avrupalılar, ulus devlet olabilmiş ama milliyetçiliğin gecikmeli yaşandığı toplumlar ve elbet Türkiye, bir türlü sağlam bir ulus devlet kuramamıştır.

Bugün ise, milliyetçiliğin çıktığı Batı Avrupa’dan başlanarak, ulus devletler tarihe karışmakta, milliyetçilik ise yerini Batılı değerlere bırakmaktadır.

Böyle bir teoriyi kabul ettiğimiz an, gerçekten de liberaller gibi, milliyetçiliği bir kenara bırakmak ve ulus devletin yıkılması için çalışmak gerekir. Ancak, hem ulus devleti savunup hem de Batı merkezli bu millet ve ulus devlet teorisini aynı anda savunmanın imkanı yoktur.

Oysa bugün Milli Saflarda büyük kafa karışıklığı bu nedenle yaşanmaktadır. Hem Batıcı, hem Avrupacı, hem de ulus devletten yana olmanın imkanı yoktur, eğer Batı ve Avrupa değerlerine gerçekten inanıyorsanız, ulus devletinizin bu değerler içinde erimesine ses çıkartmamanız gerekir.

O nedenle milli safların, öncelikle ulus devletin ve milliyetçiliğin kaynağını öğrenmesi gerekmektedir.

Milli direnişin kaynağı

Biz tam aksini iddia ediyoruz, milliyetçilik Batı Avrupa’dan çıkmamıştır, hatta Batıda millet yoktur, dolayısıyla milli devletler de Batıda hiçbir zaman kurulmamıştır.

Batılılara göre milliyetçilik 1789 Fransız ihtilalinin ürünüdür. O ihtilalin milli yanı ise, feodalizme karşı burjuvazi önderliğinde girişilen bir burjuva hareketidir. Feodaliteden milli devlete geçilir, milli devletin göstergesi, feodal sınırların yıkılıp milli pazarın kurulması, feodal dinsel bağların yıkılıp milli burjuva vatandaş bağının kurulmasıdır.

Teori, bu haliyle tutarlı gibi gözükmektedir ama bir sakatlık var. Nedeni şu; milliyetçiliğin ortaya çıkışını Batı Avrupa sınırlarında açıklamanın imkanı yoktur. Çünkü dünya, 1500’lerden itibaren, sömürgeci fetihlerle küreselleştirilmiştir. 1500’lü yıllardan başlanarak, Amerika ve Afrika kıtası halkları Batılı korsanlar tarafından yokedilmiş, sömürgeci bir sistem kurulmuştur.

Bu noktada milliyetçiliğin çıkışını 1789’dan öncesi ile açıklamamız gerekir. Bu açıklamanın ekseni ise sömürgeci dünya sistemidir. Sömürgecilik köklü medeniyetleri yıkarken, halklarını da yoketmiştir. Fakat bu yokediş karşısında yerli halkı bulmuştur. Yerli halkın sömürgeciye karşı direnişi, medeniyetini, toprağını, kimliğini koruma ve savunma amaçlıdır. Bu, sömürgeciye karşı milli direnişin ilk kaynağıdır.

Fransa’da ihtilal olmadan önce, daha 1781’de Amerikalı Tupac Amaru sömürgeciye karşı ilk büyük isyanı başlatmıştır. Bu, milliyetçiliğin ilk kaynağıdır.

Milliyetçiliğin üç dalgası

1781’de Tupac Amaru’nun başlattığı şey, Batılı sömürgecilere karşı milli direniştir. Bu direniş, yokedilme koşullarında hem bir direniştir hem de diriliş. O nedenle milliyetçilik, ezilen dünyanın direniş ve diriliş ideolojisidir.

1781 isyanının hemen ardından Amerika kıtası ardı arkası kesilmez isyanlara tanık olur. 1781’den 1830’a kadar geçen 50 yıl içinde, neredeyse tüm Amerika ülkeleri milli isyanlarla milli devletlerini kurarlar. Oysa 1830’a gelindiğinde daha ortada Almanya ve İtalya bile yoktur!

Amerika merkezli başlayan bu milli isyanlar dönemi, 1914’e kadar sürer. 1914, Meksika Devrimi’nin tarihidir. Meksika Devrimi, bilindiği gibi, halkçı, milliyetçi ve sosyalist bir devrimdir.

1781’den 1914’e kadar süren dönem milliyetçiliğin birinci dalgasıdır. Fakat 1914 yılı, yeni bir dönemin habercisidir. Bu tarih Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcını işaret eder. Bu ise sömürgeciliğin artık modern emperyalizme evrildiğini gösterir.

Bu dönemin hedef bölgesi Amerika’dan Ortadoğu ve Asya’ya doğru kaymıştır. Ancak emperyalizmi, tıpkı Amerika’da olduğu gibi burada da milliyetçi hareketler karşılar.

Bu dönemin başlangıcı 1919 Türk isyanıdır. Türk Devrimi bir Şark isyanının başlangıcıdır. Nitekim devamı gelir, Türk Devrimi’ni Hindistan, Çin devrimleri izler, 1950’ye kadar emperyalizm bu bölgede hedefine ulaşamaz.

1950’li yıllardan itibaren, Amerikan hegemonyası dönemi başlar. Ancak milleytçi dalga durmaz ve Üçünçü Dalga milliyetçi devrimler başlar. Kuzey Afrika, Uzak Doğu Asya, Arap Dünyası, 1970’lerin ortalarına kadar milliyetçi devrimlerle bağımsızlığına kavuşur.

Küba DevrimiMustafa Kemal

80 sonrası etnik bölücü hareketlerin tüm dünyayı sarması boşuna değildir. Milyonlarca dolarlık stinger füzeleri ile etnik ayrılıkçı gerilla hareketleri başlar. Che ve Fidel’in tüfekle başlattığı gerilla, artık ABD kontrolünde bir hareketin temel mücadele aracı oluvermiştir! Bugün Kandil Dağı’nda 5000 gerillayı besleyen ama iddialarına göre aç bir halkın temsilcisi olan Kürtçü ayrılıkçı hareket bunun en güzel örneğidir. Gerillayı, aç halk finanse etmediğine göre kim finanse etmektedir?

Amerikan planı: Etnik bölücülük yoluyla milli devletleri parçalama

1980’e geldiğimizde, sömürgecilik gittiği her yerde milliyetçilikle karşılaşmıştır. Milli devletler başa bela olmuştur.

Buna karşı, Amerikan planı hemen yürürlüğe konulur, ABD’nin 2015’e kadar dünya projeksiyonu, başta sosyalist ülkeler olmak üzere tüm milli devletlerin bölünmesini öngörür. Bunun için iki araç vardır, biri etnik diğeri mezhep bölünmeleridir.

80 sonrası etnik bölücü hareketlerin tüm dünyayı sarması boşuna değildir. Milyonlarca dolarlık stinger füzeleri ile etnik ayrılıkçı gerilla hareketleri başlar. Che ve Fidel’in tüfekle başlattığı gerilla, artık ABD kontrolünde bir hareketin temel mücadele aracı oluvermiştir!

Bugün Kandil Dağı’nda 5000 gerillayı besleyen ama iddialarınıa göre aç bir halkın temsilcisi olan Kürtçü ayrılıkçı hareket bunun en güzel örneğidir. Gerillayı aç halk finanse etmediğine göre kim finanse etmektedir?

Görüldüğü gibi Amerikan planı çok akıllıcadır. Etnik ve mezhepsel bölücülük hem milli devleti fiilen bölmekte, hem de etnikçi fikirlerle milliyetçiliği bölmektedir.

Bugün bir yanda milli devlet ve onu savunan milliyetçiler, diğer yanda emperyalizm ve onun paralı askeri etnik ayrılıkçı hareketler bulunmaktadır. Bu kavganın Türkiye’ye yansıyan resminin, TÜRKSOLU ile PKK mücadelesi olmasının sebebi hikmeti budur.

Günümüzde milliyetçilik

Görüldüğü üzere Batı merkezli ulus devlet teorisi bütünüyle uydurmadır. Dünya 1781’den günümüze üç milliyetçi dalga halinde bağımsızlaşmıştır. Bu, sömürgecilikle ezilen dünyanın kavgasının tarihidir.

Bu kavganın günümüzdeki safhası ise milliyetçiliğin yeniden yükselişine imkan tanımaktadır. Bunun iki halkası bulunmaktadır, biri millete düşman emperyalizmin arzu, amaç ve dayatmaları, diğeri etnik bölücü hareketlerin hain bölücü tasarıları.

Dolayısıyla milliyetçilik günümüzde, hem emperyalizme hem de etnik bölücülüğe karşı bir ideoloji halini almıştır.

Bu noktada tartışma politik bir anlam kazanmaktadır. Burada iki itiraz devreye girer.

Biri milliyetçiliğin emperyalizme karşı olması gerektiğini, buraya kadar milliyetçiliğin desteklenmesi gerektiğini savunur, bu köken itibarıyle sol duruşlu bir öneridir. Bu önerinin hemen arkasından, milliyetçiliğin abartılmaması gerektiği, halkların kardeşliği, mozaikçilik teorileri piyasaya sürülür.

Sonuçta ortada iğdiş edilmiş bir milliyetçilik kalır. Çünkü etnik bölücülüğe karşı olmayan bir milliyetçilik olamaz. Etnik bölücülük emperyalizmin en işe yarar aracıdır.

İkinci itiraz ise, milliyetçiliğin etnik bölücülüğü hedef alması, ama emperyalizme pek de bulaşmaması gerektiğini öne süren, sağ duruşlu öneridir.

Bunlar ise Avrupa ile bütünleşme, AB’ye onurlu girme, ama PKK’ya karşı olma noktasını kadar milliyetçidirler.

Enteresandır, böyle bir milliyetçilik, ne hikmetse etnik bölücü hareketin liderini asamamış, onların istediği tüm tavizleri vermek zorunda kalmıştır. E Türkiye’yi seve seve terkedemiyeceklerine göre emperyalizme seve seve taviz verirler!

Eli kanlı solcu ve sağcıları birleştiren güç

Sonuçta, milli devletin dayanağı, milletin kendisidir. Millet, etnik parçalarına bölünemiz; bu bir. Ama aynı zamanda milli devlet, emperyalizme karşı bir devlettir, dolayısıyla emperyalist sistem içinde kalınarak milli olunamaz; bu da iki.

Bu hatalar yapıldı bir kere. Ama bu hatalarda bugün hâlâ ısrarcı olanların olduğunu bildiğimiz için, bir muhasebe önerisi olarak yazıyoruz bunları.

Bu noktada TÜRKSOLU merkezli Yeni Milliyetçilik, bir yanda, sol duruşlu, enternasyonal, entel, hümanist akımlara karşı Milli Sol’un mücadelesini verir, diğer yandan sağ duruşlu, ırkçı, kafatasçı, şeriatçı akımlara karşı Atatürk milliyetçiliğinin mücadelesini verir.

O nedenle de TÜRKSOLU iki düşman kuvveti bugün biraraya getirmiştir; dün birbiriyle silahlı mücadele eden, 80 öncesinin eli kanlı solcu ve sağcıları, bugün o kanlı ellerini TÜRKSOLU’nu boğmak için kenetlemişlerdir.

Tesadüf değil, çünkü her iki kesim de 80 öncesinde de Amerika’nın emrindeydi, günümüzde de. Amerika dün iti ite kırdırma politikası izliyordu bugün itleri toplayıp Atatürkçülerin üzerine salıyorlar.

Bu noktada, Yeni Milliyetçiliğin çok önemli bir kaç politik duruşunun detaylandırılması icabetmektedir.

Milletin temeli uygarlıktır

Milliyetçiliğe yönelik önemli bir itiraz, Marksist millet teorisini bir türlü kafalarından atamayan sol kesimlerden gelmektedir. Onlara göre, milli olmak tamam anlaşılır ve olunması gereken bir şeydir, ama bunun adına milliyetçilik denilmemelidir, ulusalcılık ya da yurtseverlik denilmelidir.

Burada önemli bir kafa karışıklığı bulunmaktadır. Öncelikle Marksist millet teorisi liberaldir. Marks, burjuva sosyolojisinin milliyetçiliğini sözde başaşağı çevirmiştir, ama bunun altında yatan millet teorisini olduğu gibi sahiplenmektedir.

Oysa millet bir burjuva icadı değil, tarihsel bir gerçekliktir. Batılılar milleti icadetmişler, uydurmuşlardır çünkü kendilerini millet haline getirecek bir tarihleri, geçmişleri, uygarlıkları yoktur. Ancak Batı dışı toplumlar için millet bir gerçekliktir. Millet, uygarlıklar yaratan halkların ulaştıkları aşamadır.

Marksist millet teorisi, şimdi dönüp bize bunun bir uydurma olduğunu söylüyor! Ne yani Orhun Abideleri mi uydurma, yoksa Avrupalıların Attilâ için yazdıkları mı?

Sol adına millet kategorisinin dışlanması, tarihsizliğin kabul edilmesidir. Nitekim bu tür sol itirazlar, toplumun uygarlık geçmişinden de uzak dururlar. Oysa ezilen dünya, binlerce yıldır üstün, insancıl uygarlıklar yaratmışlardır. Bu, Batılının sahip olmadığı şeydir.

Milletin temeli uygarlıktır. Millet ancak uygarlıkların olduğu coğrafyada gerçekliktir, Batı coğrafyasında bunun için gerçek değildir, uydurmadır.

Irk uydurması

Batılılar, bu tarihsel gerçeği, sözde bilimsel başka bir icatla aşmaya çalışırlar: Irk teorisi. Oysa, ırk teorisi, tümüyle politik bir ihtiyaç için ortaya atılmıştır.

Batı Avrupa kapitalizmi kendini meşrulaştırmak için, ırk teorisini ortaya atar. Buna göre tarihlerinde hiçbir uygarlık olmayan Batılılar, Helen ırkına bağlanarak kendilerine bir uygarlık edinmiş olurlar.

İş teoride doğrudur ancak ırkı tespit edecek bir nesnel veri yoktur. Kaldı ki ırk -teorisi ortaya atılmadan binlerce yıl önce Türkler kendilerini millet olarak tanımlıyorlardı.

Bugün TÜRKSOLU’na kimi sol çevrelerden ırkçılık suçlamaları gelmektedir. Oysa bugün Türk bilimsel hayatında da politik arenada da ırkçı olmayan tek kesim TÜRKSOLU’dur. Çünkü biz, ırkın bir Batılı uydurması olduğunu biliyoruz ve hiçbir görüşümüzü de bu ırk uydurmasına dayandırmıyoruz.

Ancak milletle ırkı karıştırmamak gerekir. Millet olamayanlar kendilerini bir ırka dayandırırlarken, millet olanlar ırka değil uygarlıklara gönderme yaparlar.

Sarışın, yeşil gözlü Kürtler!

Örneğin bir Alman uygarlık tarihi yoktur, Kürt uygarlık tarihi de yoktur ve ne tesadüftür ki ikisi de kendilerini Ari ırktan tanımlarlar. Uygarlık yaratamayanların üstünlüklerinin kanıtı ırklarıdır. Ama o ırk da aslında olmayan bir şeydir.

Bu öyle bir saçmalıktır ki, esmer tenli Kürtler, kendilerinin aslında sarışın ve yeşil gözlü olduklarına bile inandırılmışlardır. Oysa dönüp aynaya bakmak yeterlidir!

Bugün TÜRKSOLU, Kürtten millet olmaz derken bunu kastetmektedir. Yazılı bir Kürt tarihi yoktur, Kürt efsaneleri bile Türk efsanelerinden çalıntıdır, bir tek Kürt devleti yoktur, bir tek Kürt yemeği yoktur, ama ne hikmetse çok asil bir Kürt ırkı vardır!

Bizler bilimden yanayız, gerçeklerden yanayız. Kürde milyon yıl sen milletsin deseniz de onu millet yapmaya kimsenin gücü yetmez. Çünkü millet olmak için boş laf değil, tarihsel ve toplumsal bir dayanak gerekir. Dilsiz bir halk olur mu? Alfabesiz bir millet olur mu? Kültürsüz, devletsiz bir millet olur mu?

Tüm soruların cevabı hayırdır ama Kürtlerin arkasında ABD olduğu için Kürtler birden millet oldukları sanısına kapılmaktadır. Arkasına ABD’yi almak millet olmaya yetmez, arkanızda bir tarih olması gerekir. Kürtlerde olmayan şey budur. O nedenle bizler Kürtten millet olmaz diyoruz.

PKK ayrılıkçı, MHP dışlayıcı ırkçı

Fakat bu bizim ırkçılık yaptığımız anlamına gelmez. Çünkü biz, Türk derken, bir ırka değil, bir uygarlığa, bir coğrafyaya, bir tarihe, bir kültüre gönderme yapıyoruz. Bu tanımın içine Kürtler dahil herkes girer. Ama bu Türkiye’nin belli ırkların kardeşçe yaşadığı bir mozaik olduğu anlamına gelmez.

Mozaik teorisi zaten ırksal, etnik, mezhepsel bölünme için çıkarılmıştır. Burada mozaikçiler ırkçıdır, ama bugün öyle bir ortamda bulunuyoruz ki ırkçı mozaikçiler hümanist, uygarlıkçı milliyetçiler faşist oluvermiştir.

Gerçekleri tersyüz etmeye kimsenin gücü yetmez. Ne Atatürk ırkçıydı ne de Atatürkçüler ırkçıdır. Bugün ırkçılığı yapan, bunu ister Türk adına, ister Kürt adına yapsın, Türk milletini ayrıştırır.

O nedenle biz, PKK’ya nasıl karşı çıkıyorsak, MHP’ye de karşı çıkıyoruz. Çünkü ikisi de ırk temelinde politika ile Türk milletini bölmektedir.

PKK’nın ırkçılığı ayrılıkçı ırkçılıktır. Onlara göre Kürtler Türk milletinin bir parçası değildir o nedenle de ayrılmaları gerekir.

MHP ise dışlayıcı ırkçıdır, onlara göre de Kürtler Türk olamazlar ve atılmaları gerekir.

Bu nedenle PKK “gönüllü birlik” derken MHP “ya sev ya terket” demektedir. PKK nasıl gönüllü birlik derken aslında gönlünde ayrılma varsa, MHP’nin de ya sev ya terket derken, atma vardır.

Oysa PKK ve MHP gibi ırkçı hareketlere karşı Yeni Milliyetçilik, Türk yurdunda herkesin Türk olarak birlikte yaşamasından yanadır. Türk olmak bu coğrafyayı ve bu tarihi birleştiren ortak kimliktir. Bu kimliği, alt kimliklere ayırırsanız, bu ırkçılıktır, ama tek bölünemez bir kimlik yaratmak doğal olandır.

Ne mutlu Türküm diyene!

Bu noktada, Kürt kökenli Türk vatandaşı tanımlaması son derece tuzaktır. İsteyen ben kendime Kürdüm desin bunda ne var demek büyük saflıktır.

Ben Kürdüm demek elbette sorundur. Çünkü Kürdüm demek, ırkçılık yapmaktır. Çünkü Kürt milleti diye bir millet yoktur.

Ama ben Türküm demek ırkçılık değildir çünkü Türk bir milletin adıdır, ırkın değil.

Bu noktada Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene” sözünün de çarpıtılmaması gerekir. Atatürk bu sözü, Türk olmanın mutluluk kaynağı olması gerektiğini düşündüğü için söyledi. Şimdi kimileri diyor ki, Atatürk ne mutlu Türk olana demedi, ne mutlu Türküm diyene dedi!

Bu tümüyle demogojidir. Cümle yapısı itibarıyle, ne mutlu Türk olana demek, kulağını tersten göstermek olur, oysa Atatürk iyi bir Türkçeciydi! Kaldı ki Ne mutlu Türküm sözünde vurgu “demek” fiilinde değil “Türk”tedir.

Üstelik Türk olmayan biri kendisine niye Türküm desin ki? Atatürk bu sözü Türkler için mi söyledi, yoksa mesela “Ben Türküm” diyerek mutlu olacağını düşündüğü Almanlar, Fransızlar için mi?

Atatürk’ün kastettiği, Batılılar karşısında Türklerin, Türklükleri ile övünmeleriydi, bundan mutluluk duymalarıydı. Nitekim bir diğer sözü de “Türk, öğün, çalış, güven”dir.

Görüldüğü gibi Atatürk, Türk’e seslenmektedir. Türk olmak, kendine Türk demek, mutluluk kaynağıdır.

Türklükte ısrar

Bu noktada Türklük aynı zamanda korunması gereken bir kavram haline gelmiştir. Çünkü milli devletin en önemli unsuru coğrafya değil milletin kendisidir!

Bugün milli devlete saldırılırken, millete saldırılmaktadır. Bu saldırı bir yandan etnik parçalarına ayırmak, diğer yandan milletin kendisini milli kimliği ile ifade etmesinin engellenmesidir.

Bugün Kürt ırkçıları bütün gün Kürtçülük yapmaktadır. O kadar ki bunların silahlı bir örgütü bile vardır. Ama Türk’e ne mutlu Türküm demek bile yasaktır. Çünkü Türk susturulmuştur.

Ama gelinen noktada Türk, hem milli devletini hem de kendi milli kimliğini savunmak zorundadır. Bu nedenle Türklükte ısrar, Türklüğü böldürtmemek vazgeçilemez bir politikadır.

TÜRKSOLU bu nedenle emperyalizme karşı bir Türk barikatı önermektedir. Bu nedenle bölücü örgütlere karşı Türk barikatı önermektedir.

Ulusalcılık değil, milliyetçilik

Burada ulusalcılık, milli olmak, yurtseverlik gibi kavramlar, hangi niyetle söylenirse söylensin, Türklüğü bulandırmaktadır. Türk, zaten bir milletin adıdır. Dolayısıyla bir Türk için doğal olanı milliyetçi olmasıdır.

Mesela bir Türk, milli olamaz, çünkü zaten doğal olarak millidir. Ama bir Türk, işbirlikçi ya da milliyetçi olabilir. Bu ikisi, onun siyasal tutumunu ifade eder.

Burada millicilik, ya da ulusalcılık, kavramlarının somut karşılıkları yoktur. Mesela ulusalcılık somut olarak neyi ifade etmektedir?

Bu soru cevaplandırılması gereken bir sorudur. Millet ya da ulus aynı kavramlardır. Bu kavramlar milliyeti ifade eder. Bu milliyet üzerinde bir ideoloji milliyetçiliktir, ya da ulusçuluk.

Ama ulusalcılık ulusçuluk değildir! O halde, Atatürk’ün 6 Ok’undaki ulusçuluk, hangi el çabukluğu ile ulusalcılık oluvermiştir?

Bu çok tarihsel bir gerçekliktir. Milliyetçiliği içine sindiremeyen, kendilerini milletleri ile tanımlayamayan bir kısım Marksist, bu ulusalcılık ya da milli kavramı ile, halktan kopmamaya çalışmaktadır.

Aynı kavramı ırkçıların ve şeriatçılarn benimsemesi de bir o kadar anlaşılır. Çünkü onlar da millete değil, ümmete ya da ırka dayanmaktadırlar.

Bugün, ulusalcılık yapılarak, Türk’ün Türklüğü sorgulanmaktadır. Kendilerine Türk diyemeyenler ulusalcı olmakta, Türk yanlısı olmaktadırlar!

Tesadüf, bugün ırkçı Kürtçü elebaşı da, Maocu başı da, ırkçı milliyetçi hareket başı da, Türk değil Ermenidir! Onlar isteseler de milliyetçi olamazlar, çünkü milletlerimiz farklı! Ama isterlerse milli olabilirler, yani biz Türkleri destekleyebilirler!

Atatürk’ün mirası

Ama Atatürkçüler açısından kavramlar son derece önemlidir. 6 Ok, Anayasal hükümlerdir. Atatürkçülüğün olmazsa olmazlarıdır. Bugün milliyetçilik yerine millicilik, ulusalcılık, yurtseverlik denmesi kabul edilemez, tıpkı milliyetçilik yerine ırkçılık, Türkçülük, Turancılık denilmesinin kabul edilemezliği gibi.

Biz TÜRKSOLU olarak 6 Ok’a dayanıyoruz. Atatürk Gençliğe Hitabe’sinde bugünleri görmüştü. Bugün herkes Gençliğe Hitabe’ye gönderme yaparak polittika yapmaya çalışmaktadır. Hitabe, ulusalcılığın manifestosu olmuştur.

Ne yaman çelişki ki, hitabe şöyle biter: “Muhtaç olduğun kudret damarlarırndaki asil kanda mevcuttur”

Üstelik Atatürk bugünleri gördü diyenler, Atatürk’ün bugünler için bıraktığı mirasın 6 Ok olduğunu unutmasınlar...