Arama: 
12.07.2004/Sayı:60
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Söyleşi
Ekonomi
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Türkiye Güneş Ayas

Diğer Türkiye yazıları:
Muzaffer Ayhan Kara - NATO kafa, NATO mermer
Ertuğrul Kazancı - Görüşler
Göktuğ Direk - Sosyal demokrasi çökerken

MHP tartışması üzerine:
PKK yandaşlarının teşekkür ettiği parti

MHP üzerine bir tartışma başlatırken güncel bir gelişmeden hareket ettik. MHP bir süredir geri plana ittiği İslamcı sloganlara geri dönme sinyalleri veriyordu. Ülkü Ocakları, İmam-Hatip tartışması dolayısıyla AKP’yi destekleyen açıklamalar yapmaya başlamıştı. MHP’nin iktidara geldiği günden beri oynadığı misyonu değerlendirerek ve son gelişmeleri de gözden geçirerek bunun MHP’yi AKP’leştireceğini tespit ettik. Buradan yola çıkarak bir uyarı yapmayı gerekli gördük.

Güncel bir tehlikeden yola çıkarak güncel bir uyarı yapmanın yeterli olmadığını biliyorduk. Çünkü MHP’deki AKP’leşme eğiliminin altını kazıdığımızda karşımıza Türk-İslam sentezi çıkıyordu. Türk-İslam sentezi söz konusu olduğunda Türkeş’i de tartışmaya açmak kaçınılmaz hale geliyordu.

MHP’nin geldiği son noktadan aslında ülkücü kesim de rahatsızdı. Ama gelinen noktayı MHP’nin geçmişine, liderine ve doktrinine bağlamak konusunda bir cesaret gösterilemiyordu.

Oysa ki bugün Bahçeli’yi eleştirenlerin gelinen çizginin 40 yıldır izlenen siyasi hattın doğal sonucu olduğunu görmesi gerekiyor.

Önce gelinen noktanın resmini çekelim.

Televizyonda Mehmet Gül’ün de katıldığı bir televizyon programı resmi daha iyi görmemizi sağlayabilir. Tam Leyla Zana’ların salınmasından sonra yapılan bir program.

Sırrı Sakık “Kürt sorunu için iktidarın attığı adımları” değerlendiriyor. Bildiğiniz gibi Sırrı Sakık Parmaksız Zeki adıyla tanınan Şemdin Sakık’ın kardeşi. Şemdin Sakık ise PKK’nın en büyük katliamlarının sorumlusu ve örgütün ikinci adamı.

İşte bu adamın eski DEP milletvekili kardeşi AKP’ye övgülerini sıralamayı bitirdiği noktada aklına MHP’ye haksızlık yaptığı geliyor ve birden Mehmet Gül’e dönerek hükümetteki hizmetlerinden dolayı teşekkür ediyor. Öyle ya bu yolu açan Tayyip’ten de önce MHP hükümeti değil miydi? Apo’nun affedilmesi de dahil bütün kritik adımlar bu dönemde atılmadı mı? Peki Sakık bu hizmetlerinden dolayı MHP’ye teşekkür ederken haksız mı?

İşte bu milliyetçi ismini kullanan bir partinin geldiği noktanın resmidir. PKK “Türk milliyetçileri”ne teşekkür etmektedir, Türkiye hızla parçalanmaktadır, parçalanan Türkiye’nin başına bir halife yerleştirmek için Amerikancı mollalar Ordu’ya, Cumhurbaşkanı’na ve Türk devletine meydan okumaktadır ve tüm bunlar olurken MHP ve Ülkü Ocakları İmam-Hatip dayatmasında AKP’yi destekleyen açıklamalar yapmakla meşguldur.

Bu bir çizginin iflasıdır. Milliyetçi olduklarını söyleyenler bu noktaya nasıl gelindiğini ve Türkeş’in rahle-i tedrisatından geçmiş bunca kadronun niçin sessiz kaldığını sorgulamalıdır.

Bazı ülkücüler hâlâ putataparlığı sürdürüyor

Biz hatanın kaynağının çok daha derinde olduğunu bildiğimiz için ideolojik bir tartışma başlattık. Bunun için de ülkücü kesime putları kırma, dogmaları sorgulama çağrısı yaptık.

Bazı yayın organlarında cevap izlenimi taşıyan yazılar beklediğimiz gibi hâlâ putataparlığı sürdüren yazılardı.

Hıristiyanlarda baba-oğul-kutsal ruh teslisi neyse bazı ülkücüler için de lider-teşkilat-doktrin üçlüsü aynı şeydi.

Şaşırmadık.

Ancak yine de verilen derme çatma cevaplar içinde üç tür çaba gözümüzden kaçmadı. Birincisi, MHP’nin ve Ülkü Ocakları’nın ne kadar ABD ve İsrail karşıtı olduğunu kanıtlama arzusu, ki böyle bir çabanın varlığı Amerikancı bir geçmişin itirafıdır.

İkincisi, kendilerinin gerçek Atatürkçü olduklarını ima eden utangaç çabalar. Utangaç diyoruz, çünkü bize hırçın cevaplar verenler hâlâ kendilerine Atatürkçü diyemiyorlar.

Üçüncüsü de “hareket” içinde anti-emperyalist, milliyetçi, laik ve dolayısıyla Atatürkçü yönelime sahip kesimleri hedef alan ve onları “komünist” göstermeye çalışan bildik suçlamalar.

Bunlar bizim için sevindirici gelişmelerdir. Çünkü bu kesim içinde Amerikan emperyalizmine karşı bir eğilimin geliştiğini, bu eğilimin Atatürk’ü yeniden keşfettiğini ve bütün bunların ekmeğini “milliyetçilik”ten kazananları rahatsız ettiğini göstermektedir. Yine burada bir parantez açarak belirtelim; böyle bir kesimin varlığı açtığımız tartışmanın dışlayıcı ve köprüleri atan değil fikri köprüler kuran bir çaba olduğunu göstermektedir. Çünkü Türkiye’de milliyetçilerin birleşmesi Atatürkçülükte birleşmedir.

En iyi birlik sağlam bir fikri köprü inşa ederek gerçekleşebilir. Bu noktada Türk milliyetçileri ne olduklarına karar vermelidir.

Atatürkçü müsünüz, Türkeşçi misiniz?

Eskiden bu hareket içinden Atatürk’e çok ağır şekilde dil uzatanlar çıktı. Şimdi bunu açık açık yapanlara o kadar rastlanmıyor. Yine de örnek vermek gerekirse iki Atatürk düşmanı halen bir çok ülkücü derginin ve sitenin Türk büyükleri listesine girmiş durumda; Necip Fazıl ve Rıza Nur.

Rıza Nur, Atatürk’e kinini ciltler tutan kitaplarla kusmuş birisidir. Atatürk Nutku’nda onun nasıl da Türk’e karşı Arnavutlarla beraber savaşıp sonra da milliyetçilik tasladığını belgeleriyle ortaya koyar. Bu adam halen bazı ülkücüler için Türk büyüğü sıfatına layık birisidir. Bu nasıl Atatürkçülük, bilen varsa açıklasın.

Neyse ki Atatürk düşmanlığı Türkiye’de artık öylesine marjinal bir çizgi ki artık bunu açıktan yapabilen ülkücü kalmadı. Hatta en iyisinden Atatürk’ü “büyük devlet adamlarından herhangi biri” olarak görenler şimdi O’nun “Türk milliyetçiliğini devlet yapan şahsiyet” olduğunu keşfettiler.

Peki bu tespit Atatürkçü olmaya yeter mi?

Solcular Atatürk’ü kullanıyor, Atatürkçülük maskesi altında solculuk yapıyorlar diye aklınca bize saldıran yüzsüzlere sadece tek bir soru sormak yeter. Atatürk’ün 6 Ok’unu savunuyor musun? Hayırsa sus. Sen Atatürkçü değilsin ki, sana ne kimin Atatürk’ü kullandığından!

Geçenlerde birisi kendilerinin Atatürkçü olduğunu kanıtlamak için Atatürk’ü İslamcı göstermeye kalkmış. Türk milliyetçilerinin laiklik diye bir davası olamazmış. Kendisini Atatürkçü ilan eden anti-laik zat iki satır sonra da dönmüş bizim Atatürkçülüğümüzü sorguluyor. Güler misin, ağlar mısın.

Biz Atatürkçülüğün noteri filan değiliz. Kimin Atatürkçü olduğu Atatürk’e bakarak anlaşılır. Atatürkçülük Atatürk’ün sağlığında bizzat kendisi tarafından geliştirilmiş ve 6 Ok olarak formüle edilmiş bir fikirdir. Atatürkçülükle alâkası olmayan bir partinin 6 Ok’u kendine bayrak edinmesi bizi ilgilendirmez. Nasıl ki milliyetçilikle ilgisi olmayan bir parti bu ismi kullanıyor diye Türk milliyetçiliğinden vazgeçecek değilsek, 6 Ok’tan da vazgeçemeyiz. Çünkü Atatürkçülük 6 Ok’tur.

Hatta bu 6 Ok Türk devletinin kuruluş felsefesi, Türk Anayasasının temelidir. 6 Ok Türk milletinin ideolojisidir. İster beğenin ister beğenmeyin ama 6 Ok’u reddedip de Atatürkçü pozlarına bürünmeyin komik duruma düşersiniz.

Bu noktada 80 öncesinin bir muhasebesini yapanlar her şeyden önce Atatürkçü olup olmadıklarına karar vermek zorundadırlar. Bu sağlıklı bir muhasebenin ön şartıdır.

Atatürkçülük yerli, Türk-İslamcılık ithaldir

Ülkücü kesim içinde Atatürk’ü keşfedenler, şimdiye dek niçin Atatürk’ten uzak düştüklerini sorgulamalıdır. Bunun nedeni Türk-İslam ülküsü denilen ithal ideolojidir. Atatürkçülük ve aynı anlamda olmak üzere Türk milliyetçiliği yerli bir fikirdir. Ancak Türk-İslam sentezi ithaldir ve sanıldığının aksine İslam ülkelerinden değil ABD’den ithal edilmiştir. Amerikancı bir ideolojidir. Yani ne Türklükle ilgisi vardır ne de İslam’la.

Acaba şu soruları hiçbir ülkücü kendine sormuyor mu?

Türklük adına yola çıkan bir hareket nasıl oldu da Türk milletinin binlerce evladının emperyalist devletlerin çıkarları uğruna öldürülmesine yol açtı?

Tüm bu kanlı oyun göz göre göre oynanırken nasıl NATO’yu, ABD’yi, 6. Filo’yu savunabildi?

O çok bilgiç NATO yazı dizilerinde şimdi bunlardan da bahsedebilir misiniz Türk-İslam kedicikleri?

Türk milletinin “başbuğ”u gibi bir sıfat yüklediğiniz kişi “antiAmerikancılık vatanseverliğe aykıdırıdır” veya “Amerikan karşıtlığı ABD’yle ilişkilerimizi bozuyor” deyip ABD’nin çıkarları uğruna solcuları hedef gösterirken bu nasıl milliyetçilik diye düşünmediniz mi?

Madem ki o kadar genci ölmeye ve öldürmeye gönderecek gücünüz ve etkiniz vardı, bu gücü niçin ABD’ye ve İsrail’e karşı kullanmadınız? Hadi bunu geçtik, Rusya Türklerinin özgürlük mücadelesi için bu gücün milyonda birini seferber ettiniz mi?

Mahir Çayan Türk-İslamcı değildi, ama Filistin’in Müslüman halkına sahip çıkmak için Türk tarihinde ilk ve tek olarak İsrail konsolosunu kaçırdı, Deniz Gezmiş gidip bizzat Filistin’de savaştı, O zaman Türk-İslamcılar niçin Müslüman Filistin’i değil de İsrail’i savunuyordu?

Bugün sabah akşam Yahudi komploları yazarak kendisine köşe kapanlar bir kez olsun İsrail dostluğu politikasının baş mimarının Türkeş olduğunu yazmaya cesaret edebilirler mi?

Uzatmaya gerek yok, geçen sayılarda da yazdık. Türk-İslam sentezi Amerikancılığın örtüsü, Atatürkçülüğün ve Türk milliyetçiliğinin sahte alternatifidir. Buna sentez dememize çok kızanlara da şöyle söyleyelim ki bu ideolojinin ne Türklükle ne İslam’la ilgisi olmadığını bildiğimiz için bu ifadeyi kullanıyoruz.

Buradaki Türk de İslam da bir propaganda malzemesinden, alınıp satılan bir maldan farksızdır, bunun için de biraz ondan biraz bundan katılıp bir sentez yapılmıştır. İslam adına yapılan, milliyetçi bir hareketi bir tarikatlar federasyonu haline getirmektir. Yine bu İslamcılık Kürtçü Şeyhlerin elini eteğini öpmeye, Kahramanmaraş ve Çorum’da ne idüğü belirsiz çapulculara Türk ve Müslüman halkımızı katlettirmeye kadar varmıştır.

Bunu görmek için iki şey yeterlidir; Türk olmak ve ruhundaki boşluğu o “kutlu Hakikat”la doldurmak. Eh, bir insanda ikisi de yoksa, bunların tüccarlığını yaparak yaşar. Hırla deyince hırlar, uslu dur deyince uslu durur. Tüccarlıkla ayakta durur. Onun için ticaretine konu olamayacak hiçbir şey yoktur, Türklük de İslamlık da... Türk-İslam sentezini kabul eden beden işte gerçekten de böyle ruhsuz kalmış bir cesettir.

Bu arada İslam’dan soyutlanmış bir Türklüğün ceset olduğunu iddia edenlere sormak gerek; Bilge Kağan, Tanrıkut Mete, Cengiz veya Attila Türk tarihinin kahramanları mıdır, yoksa ruhsuz cesetler midir?

Yapma be Şakirt, Türklüğü bu kadar da hafife alma!

AKP niçin yükseliyor?

Biz MHP’nin İslamcılaşması AKP’yi güçlendirecek diye uyarmıştık. Kimileri buna da karşı çıkıyor. Meğer AKP Atatürkçüler sayesinde yükseliyormuş. Yani laiklik uygulandıkça AKP büyüyormuş, AKP’yi altetmek için de kendileri gibi İslamcı adamlar lazımmış.

Şimdi tam da bu noktada dönüp birkaç sene öncesine gidelim, Refah Partisi’nin birinci parti olarak iktidara geldiği günlere. O günlerde Atatürkçü aydınlar irtica tehlikesine dikkat çekiyor, halkı ve devlet kurumlarını sürekli uyarıyordu. Ama nedense Türkiye’de bir demokrasi rüzgarıdır gidiyordu. Kimse şeriatçılara karşı bir adım atmıyordu. MHP ise zaten önceki seçime Erbakan’ın Partisinden katılmıştı. O zamanlar tam da bizim Türk-İslamcıların istediği gibi bir MHP vardı. Ancak sonuçta Erbakan en çok oyu aldı, MHP havayı aldı.

Sonra Şeriatçılığa karşı halktan başlayan ve devlet kurumlarına da yansıyan bir bilinçlenme gelişti. Türkiye’de bir laiklik mücadelesi başladı. Ordu da iktidara karşı belli hazırlıklara girişiyordu. Bu noktada MHP de Erbakan’ın yanında açık bir tavır almayarak, laik cephenin uzağına düşmemeye dikkat etti. Sonra 28 Şubat oldu, şimdi bütün Türk-İslamcılarımızın düşman olduğu 28 Şubat…

Peki 28 Şubat kısa vadede kimin oylarını yükseltti, kiminkileri düşürdü, hiç düşündünüz mü? 28 Şubat’tan sonra Tayyip’in de içinde olduğu Refah’ın oyları düştü ve MHP tarihinin en yüksek oyunu aldı. Demek ki laik politikalar ve Atatürkçüler İslamcılığı yükseltmiyormuş. İyi de AKP nasıl yükseldi diyeceksiniz?

Onun için de dönüp MHP iktidarına bakmak gerek. Şimdi AKP iktidarına niçin kızıyorsanız ardı ardına yazın, bütün bu konularda ilk adımların MHP tarafından atıldığını göreceksiniz. Rum kesimi MHP’nin onayıyla AB’ye girdi. Tahkim MHP iktidarında onaylandı. Kemal Derviş o zaman getirildi. Apo’nun affedilmesi ve Kürtçe eğitimin yasalaşması da MHP iktidarında gerçekleşti. Kıbrıs elden giderken ve Türkiye parçalanırken vatan MHP’li vekillerin umurunda değildi. Hatta içlerinde en radikal bilineni tam MHP tahkimi onaylayıp kapitülasyonları hortlattığı sırada kafasında kızıl yıldızlı Che şapkası, ağzında Havana purosuyla “Fidel Dayı”nın memleketinde fotoğraf çektiriyordu. Vallahi ben vatanım bölünürken “Fidel Dayı”nın yanına gitmeyi düşünmem, “Atatürkçü abilerim” de…

Sonuçta böyle bir tablodan AKP çıktı.

Türkiye’de İslamcılığın geliştiği zemin milli toplumsal yapının bozulduğu zemindir. Ne zamanki emperyalizm ülkeye girerek toplumsal yapıları parçalar ve milli zemini yok eder, birden İslamcılık filizlenir. Çünkü Batıcılık ve İslamcılık birbirini doğurur, birbirinden doğar. İslamcıların yükselmemesi için ülkenin emperyalizme bağımlılığı ortadan kaldırılmalı, milliyetçi ve laik politikalar uygulanmalıdır. İslamcılığın ve Batıcılığın kozmopolit kültürüne karşı milliyetçi bir kültürle karşı koyabilirsiniz. Onların zeminine girdiğiniz an güç kazanan Batıcılık ve İslamcılık olur.

Batının da Türkiye’de tercih ettiği yönetim İslamcı bir yönetimdir. Birkaç örnek; Kurtuluş Savaşımız sırasında Batının ve işgalci Yunan’ın tercihi işbirlikçi Vahdettin, onun kurduğu Halife Ordusu ve gerici sloganlarla ayaklanan çapulcu takımıydı. Cumhuriyet döneminde İngiltere Şeyh Sait’e dayandı. Soğuk savaş öncesi dünya çapında yeşil kuşak teorisiyle İslamcı rejimleri destekledi.

Bugün ise ABD Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında bir ılımlı İslam rejimi öneriyor. Bunun Türkiye için adı Halifelik’tir. Yani Tayyip’in bugün uygulamaya soktuğu ve Ülkü Ocakları’nın destek olduğu süreç.

AB herkesin de bildiği Kaplancıları beslemektedir. Humeyni’yi de destekleyen onlardı. Avrasyacılar ise Orta Asya’da ve Türkiye’de milliyetçiliğin önüne geçmek için İslamcı İran modelini öneriyorlar. İsteyen “müthiş antiemperyalist” Dugin’i okuyabilir. Özetlersek birbiriyle çelişen bütün emperyalistlerin bizim için öngördükleri model tam da AKP’nin yapmaya çalıştığı ve Ülkü Ocakları’nın halkın isteği sandığı bu İslamcı modeldir, yani kökten Batıcı bir Hilafet rejimi.

Kızıl Elma operasyonu Atatürkçülüğe karşı yapıldı

Buradan daha temel bir noktaya geçebiliriz. Batıcılık ve İslamcılık nasıl emperyalizmin iki farklı yüzüyse, Türk-İslamcılık ve Maoculuk türü gayrı-Atatürkçü akımlar da emperyalizmin diğer yüzleridir. Burada da karşımıza Fuller’in Kuvayı Milliyesi veya işbirlikçi basının taktığı adla Kızıl Elma koalisyonu çıkar.

Biz Atatürkçülük temelindeki solcu-milliyetçi birlikteliğine elbette ki karşı değiliz. Tersine bu fikri girişimin önde gelen mimarı TÜRKSOLU’dur. Fakat emperyalist merkezlerin operasyonu olarak gördüğümüz Maocu/Türk-İslamcı ittifakına da bir o kadar karşıyız. Bu ittifakın Atatürkçülüğe karşı kurulduğunu ve bir dış istihbarat faaliyeti olduğunu söylerken ne kadar da haklı olduğumuz bu tartışma sırasında bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Bu ittifakın MHP kanadındaki esas gücü aslında MHP muhalifleriydi. Ancak birilerinin oyununa geldikleri açıktır. Çünkü karşı oldukları MHP yönetimi bu ittifakı üstü örtülü biçimde desteklemiştir. MHP’nin teşkilat disiplinini bilenlerin Ülkü Ocakları’nın kendi inisiyatifleriyle Maocularla ittifak kurup mitingler yapamayacaklarını da bilmiş olmaları gerekir. Bu ittifakı MHP yönetimi ne desteklemiş ne de engel olmuştur. Böylece bir taşla iki kuş vurmuşlardır. Hem solda ve milliyetçi kesimde Atatürkçülüğe yönelme eğilimine karşı Maoculuğun ve Türk-İslamcı klasik çizginin korunmasını sağlamışlardır, hem de Türkçü muhalefeti yıpratarak İslamcı çizgiye kolay geçiş yapmışlardır.

Emperyalizmin Kızıl Elma operasyonu iki aşamalıdır, oyun içinde bir oyundur. Bunu daha bir yıl önce ayrıntılarıyla yazarak uyarımızı yapmıştık. Birinci oyun mevcut siyasi partilerden ve ideolojilerden arınmış Atatürkçü bir Kuvayı Milliye hareketinin önüne geçmek, Kuvayı Milliye’yi Maocu-ırkçı ittifakı olarak lanse ederek marjinalleştirmekti. Bu oyunda bitme noktasına gelen iki hareket kullanıldı. Oyun içinde ikinci oyun ise ülkücüler üzerinde oynanmıştı. Bu özel olarak ülkücüleri marjinalleştirme operasyonuydu. Çünkü Maocular zaten son derece marjinal binde birlik bir gruptu. Ülkücüler ise nereden baksanız 3 milyon oya sahip bir hareketti. Bu noktada ülkücüler Maocu ittifak ile 500 kişilik bir sokak hareketi haline dönüştürüldü.

Türk-İslamcılığın omurgasızlığı

Şimdi bize cevap vermeye çalışan birisi bunun bir derin devlet operasyonu olduğunu fark ettiğini söylüyor. Hatta bu mitinglere 50 bin kişi katılsa MHP’nin bölüneceğini, iyi ki 500 kişi katıldığını söylüyor. Ama operasyon suçunu nedense ABD’ye değil de Türk devleti içindeki belli kesimlere, yanlış anlamadıysam Ordu’ya bağlıyor. Zaten farklı şekillerde hep ülkücülerin Türk Ordusu’nun hedefi olduğunu, bizim ise Ordu’yu ülkücülere karşı göreve davet ettiğimizi ima ediyor. Türk milliyetçisi olduğunu iddia eden birinin Türk Ordusu’na bu kadar düşman olması anlaşılır gibi değil.

Bunlar suç üstünde basılan birinin hezeyanlarıdır. Çünkü kendisini yakından tanırız ve ona bazı şeyleri hatırlatmayı “yoldaş”lığımızın bir gereği sayıyoruz.

Keşke sen de o mitinge katılmasaydın da miting 499 kişi olsaydı, belki o zaman MHP’yi daha iyi korumuş olurdun! Hatta keşke o mitingden çıkıp TÜRKSOLU bürosunu ziyaret etmeseydin ve keşke orada basiretsiz liderinizi devirme planlarından bahsetmeseydin. Sen de bu işin içinde olmasan emin ol kimse MHP’yi bölemezdi. Belki de sen “uslu dur”maya karar verdiğin için halen bölünmemiştir.

Neyse ki, tüm bu tartışma bir şeyi daha açığa çıkartmıştır. “Atatürkçü abi”lerimizden birinin söylediği gibi Atatürkçülük adam olmaktır. Sağlam durmanın tutarlı ideolojisidir. Mazlum millet bakış açısına dayandığı için hiçbir zaman herhangi bir emperyalistin kucağına düşmez. Türk milliyetçiliğinin tek tutarlı biçimidir. Türk-İslamcılık ise Türk milliyetçiliğinin ve Atatürkçülüğün alternatifi olarak omurgasız bir ideolojidir ve kelimenin tam anlamıyla melez bir sentezdir.

İçki masasından kalkmayanların sanki İslam devleti kuracaklarmış gibi “kanımız aksa da zafer İslamın” sloganı attığı, dün NATO’yu Türk milletinin koruyucusu olarak görenlerin bugün NATO karşıtı yazı dizileri hazırladığı, aynı kişilerin dün güya “ölümüne” savaştıkları Rusya’yı Türk milletinin en büyük dostu olarak takdim edip Dugin adlı faşist Rus papazından daha Rusçu oldukları bir fikri karmaşa Türk-İslamcılık denen omurgasız ideolojinin ürünüdür. Öyleyse bırakın bu ithal Amerikan malı ideolojileri de bir kez olsun yerli ve Türk olan bir ideolojiyi savunun, Atatürkçülüğü.

Çok şey mi istiyoruz, Türk milliyetçileri?