Arama: 
31.05.2004/Sayı:57
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Söyleşi
Dünya
Kıbrıs
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Dünya Şener Üşümezsoy

Kırım1944 Kırım Sürgünü ve
Kırım’daki devrimci gelenek

Tarihsel ticaret yolları Kırım ve Kıbrıs’tan geçer

28 Mayıs 1944’te 450 bine yakın Tatar bir gecede trenlere doldurularak Kırım’dan Orta Asya’nın çeşitli bölgelerine, çöl bölgelerine ve Sibirya’nın sürgün bölgelerine gönderildi. Kırım Sürgünü’nün yıldönümüne rastlayan bu hafta yazımızda Kırım sorununun altını çizmemiz gereken bir olgu olduğunu ortaya koymaya çalışacağız.

Günümüze değin Kırımlıların sağcı, Almanlarla işbirliği yaptığı söylenmiştir. Bu şekilde Kırımlıların Stalin tarafından jenoside benzer bir şekilde sürülmesinin sanki bir haklılığı varmış gibi gösterilmiştir ve sol bu konuya kesinlikle tabu olarak yaklaşıp olayı incelememiştir.

1000 yıldan beri Türkleşen Anadolu’nun sağ kanadında Kırım adası, sol kanadındaysa Kıbrıs adası yer almaktadır. Bu benzerlik dışında bu iki ada da -Kırım bir yarımada şeklinde olsa da Or Kapısı dışında bir adadır- aslında tarihsel ticari yolların stratejik üs noktasını oluşturmaktadır. Cenevizler, Venedik birikim döneminde Kuzey Asya ticari ekümenik yolunu takip etmek için Kırım’da üslenmişlerdir. Aynı şekilde de bu yolun güneydeki bölümü ise Kıbrıs üzerinde yer almaktadır. Kıbrıs da Venediklilerin Mezopotamya ve Hindistan’a giden yolunun üzerinde yer almıştır.

Bu iki coğrafi özellik ile başlayan tespitimiz giderek günümüze değin bir dizi sorunu devrimci bir biçimde çözmemizi gerektirmektedir. Günümüzde Kıbrıs üzerine yazdığımız yazılar, Kıbrıs üzerinden geçecek boru hatlarının kontrolü konusunda ne kadar açık seçik bir mücadele olduğunu ve bunun da etnik ve teolojik boyutun dışında Avrupa’yla Amerika arasındaki bir mücadele olduğunu vermekteydik. Aynı şekilde boru hatlarının kuzeydeki, yani Kafkasya, Tataristan ve Kazakistan’daki petrol yataklarının karşısına çıkan yolu da Kırım’dan geçmektedir. Bu anlamda da Kırım öne çıkmaktadır.

Geçmişteki olaylara bu perspektifle baktığımızda gerek 1. Dünya Savaşı döneminde Almanların Kırım’ı zaptetmesi, gerekse 2. Dünya Savaşı’nda Alman ordularının direkt Kırım’a ve Kafkasya petrollerine gittiği görülmektedir.

Kırım’ın Ruslaştırılması

Kırım Altın Ordu döneminde en son direnişini gösteren ve Tatar Orta Asyası’nın kalbini oluşturan bir bölge olarak Ruslarla son güne kadar mücadele etmiş, teslim olmamıştır. Ancak 18. yüzyılın sonlarında, 1783’te Ruslar burada egemen olabilmiştir. Bu noktada da Rusların bu bölgede aldıkları tavır bölgenin Roma’nın bir bölgesi olduğu iddiasıdır. Buna dayanarak tüm Tatarca isimlerin değiştirildiğini ve hepsinin yerine Rumca isimlerin konulduğunu görüyoruz.

Rusların Stalin döneminde Kırım sürgünüyle başardığı bu bölgeyi Türksüzleştirme projesinin Katerina döneminde de söz konusu olduğunu görürüz. Keza 2. Dünya Savaşı’nda da Almanların bu bölgede yapmış oldukları işgalden sonra yapmış oldukları haritada da tüm bölgedeki yer isimlerini Gotça isimlerle değiştirmişler ve bölgeye de Gotland ismini vermişlerdir. Bu anlamda baktığımızda iki emperyalist grubun da, Rus emperyalizminin de Alman emperyalizminin de bu bölgedeki Tatar varlığını bu bölgeden süpürüp atmak planında ortak olduklarını görürüz.
Numan Çelebi Cihan Cafer Seyit Ahmet Kırımer
Abdürreşit Mehdi Hasan Sabri Ayvazov
İsmail Firdevs -  Sultan Galiyev Kırımlı Türk devrimciler: Numan Çelebi Cihan, Cafer Seyit Ahmet Kırımer, Abdürreşit Mehdi, Hasan Sabri Ayvazov. Galiyev’le birlikte görülen Kırım’da Adalet Bakanlığı da yapmış olan İsmail Firdevs.

 

Kırım’da Galiyevci gelenek ve Genç Tatarlar

 

Kırım Tatarlarının sağcı olduğu savunulmaktadır. Aynı şekilde Kazan Tatarlarının devrimci mücadelesinde sol ideolojik olarak çok daha etkin, militan ve egemen olmuştur. Solda Vatan Hadimi gazetesi etrafında toplanmış Genç Tatarlar hareketi toprak devrimini savunarak Çar zulmünün ve diğer egemen zulümlerin yıkılması ile halkın özgürleşeceği tezini ileri sürmüş ve Galiyev’in önderliğindeki hareketlerin ilk çekirdeğini oluşturmuştur.

Solun gelmesi gereken nokta kendi halkıyla bütünleşmek, halkının özgürlüğünü savunmak ve bu halkın üzerindeki egemenlerin işbirlikçiliğini tasfiye etmektir. Mustafa Kemal’in de yaptığı, Galiyev’in de planladığı, TÜRKSOLU’nun da izini sürdürdüğü olay, yani sol ve ulusalcılık bir aradalığı, eylem içinde bulunan ve sömürülen halkının mücadelesini veren tüm hareketlerin pratikleri gibi bu sorunlu, dikenli vadiden geçmektedir.

Burada Abdürreşid Mehdi genç yaşında Tatar hareketini -Yaş (Genç) Tatarlar ismini veriyor- örgütledikten sonra ilginçtir, Kırım yarımadasında yaşı tutmadığı halde Karasu-Pazar’da belediye başkanı seçilecek ve 1. Duma seçimlerinde yaşı tutmadığı için katılamamasına karşılık 2. Duma seçimlerinde tüm halkın desteğini, aynı zamanda kuzeydeki topraksız Rusların da desteğini alarak Duma’ya seçilecektir. Bu seçimlerde Gaspıralı, bu kadar örgütlü ve köklü olduğu halde bu 20 yaşını yeni geçmiş çocuğun karşısında Duma seçimlerini kazananamıştır. Burada halka yaklaşımın kökünü görmekteyiz. Gaspıralı’nın aristokratik ve burjuva çizgisinin karşısında Mehdi’nin Vatan hareketinin halkçı çizgisi yer almaktadır.

Mehdi’nin hareketi “Kırım Tatarlarındır” tezini ileri sürmüştür. 1783’te Rusların Kırım’ı almasıyla başlayan ve tüm Kırım topraklarının Kırım halkına ait olduğu dönemin Rus işgaliyle sonlandırılması, Kırım’da ana kitle olan Tatarların topraksız Tatarlar haline dönmüş olması bu hareketin devrimcilik gücünü oluşturmaktadır. Toprak devrimi programını Lenin’den de önce Mehdi getirmiştir. Tarım Sorunları isimli kitabında Lenin, Mehdi’nin Duma’da yaptığı konuşmaları referans vermiştir. Rusların işgal ettiği topraklardan Rusları çıkarmak aynı zamanda topraksızlaşmış Tatar köylülerine toprak kazandırmak buradaki topraklı devrim tezini getirmektedir.

Gaspıralı Monarşist, burjuva ve Avrasyacıdır

Buna karşı Gaspıralı ise monarşist ve Oktobrist Çarcı yaklaşım içinde reformist bir burjuva aristokratik bir hareket olarak kültürel özerkliği savunmakta ama toprak devrimi konusunda Genç Tatarlara karşı çıkmaktadır.

Gaspıralı’nın “dilde-işte-fikirde” birlik tezi bütün Türk dünyasında benimsenmesine karşılık pratik mücadelesi Kırım halkı tarafından yönetimsel anlamda ele alınmamış ve militan karakteri olmadığı için, yani Çar monarşisine karşı ancak reformist bir mücadele savunduğu için belli bir temele oturamamıştır. Oysa 20’li yaşlarındaki Genç Tatarların bu tavırları ile önemli kitle bağları oluşmuştur.

Kırım’ın sınıfsal yapısına döndüğümüz zaman Kırım’da Hanlık döneminden kalma önemli Karaçi grupların, yani Hanı seçen grupların beylerine ve onların en önemli kesimlerine ‘beg’ denmekte, bunların alt kesimlerine mirza denmekte, değişik biçimde toprak sahibi olanlara da çelebi ismi verilmektedir. Bu aristokratik sınıflar giderek Çar’la uzlaşmış ve özellikle mirzalar Çar’la işbirliği yapmıştır. Bu anlamda da Gaspıralı’nın Rus literatüründe “Mirza Gaspırinski” diye geçmesi de devrimci tavırlara karşı çıkışını göstermektedir.

Genç Tatar hareketiyle ilgili ilginç bir örnek de Gaspıralı’nın matbaasında Komünist Manifesto’yu silahlı bir baskınla basarak Tatarca nüshalarını basmasıdır. Bu konuda Hakan Kırımlı’nın “Kırım Tatarlarında Milli Kimlik ve Milli Hareketler 1905-1916” isimli tez çalışması çok detaylı verileri vermektedir. Bu hareketin 1905 Devrimi’nin sönümlenmesi ve 1908’lerde gericiliğin Rusya’da egemenleşmesi ve hareketin yeraltına geçmesi sonrası, Gaspıralı’nın ölümünden sonra Kırım’da yeni bir hareket filizlendi.

Gaspıralı’nın çizgisinden gelen Seyit Ahmet Kırımer ile Genç Tatarlar hareketinden gelen Hasan Sabri Ayvazof birleşerek Vatan Cephesi isminde bir hareket örgütlenmişti. Bu hareket de Sovyet Devrimi sürecine doğru bir milli hareket halinde Kırım’da bir yapılanma yaratmıştır. Bu yapılanma sonucu Kırım’daki iktidarda Numan Çelebi Cihan başbakanlığı, Cafer Seyit Ahmet Kırımer de Savunma Bakanlığını yürütmüştür.

“Kırım Tatarlarındır” devrimci sloganı

Kırım’da Tatarlar dışındaki yapıların oluşturduğu bir yerde “Kırım Kırımlılarındır” sloganı mı, yoksa “Kırım Tatarlarındır” sloganı mı kullanılmalıdır tartışması söz konusu olmuştur. Numan Çelebi “Kırım Tatarlarındır” sloganı ile Kırım Hanlar Meclisi’ni ve halkevini ele geçirerek milli meclisi hükümet binası yapmıştır. 1918 yılında Sultan Galiyev’in sürdürdüğü iç savaş döneminde Kırım’da da önemli bir bildiri hayata geçmiştir.

Yani Doğu halklarına halkların kendi kaderini tayin hakkını veren Lenin’in bildirisine bir Kırımlı olan Firdevs de imza atmıştır. Firdevs, Sultan Galiyev’in oluşturduğu Milli Tatar Komünist Partisi Merkez Komitesi’nde yer alan bir Kırımlıdır. Genç Kırımlılar hareketinden gelmiştir. Bu noktada da Kırım’da milli devrimcilerin veya milli komünistlerin egemenliğinde milli Kırım Özerk Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuş ve bunun başında Veli İbrahimov yer almıştır. Veli İbrahimov daha evvelki Vatan Cephesi’nin sol kanadını oluşturan ve Sosyalist Devrimcilerden ayrılarak Lenin’in önderliğindeki Sosyal Demokrat Parti’ye geçen kanatta yer almıştır. Yani Galiyevci çizginin devamıdır.

Milli komünistler

Kırım’daki politik etkinliği solun sürekli bir kuşağı, damarı belirlemektedir ve Mustafa Suphi de “Yeni Dünya”yı Kırım’da çıkarmıştır. “Yeni Dünya” Kırım’da devrimden sonra da 1990’lara değin çıkagelmiştir. Bu sol damar önemli bir çizgiyi oluşturmaktadır. Bu çizgi Galiyev’in de kaynağını aldığı mazlum milletlerin bağımsızlığı savunma mücadelesinin tohumlarını taşımaktadır. Bu çizgiyitakip eden milli komünistlerden Molla Nur Vahidov ve Sultan Galiyev Kazan’da, Zeki Velidi Togan Başkırtistan’da, Ali Han Bükenay Kazakistan’da, Riskulov Türkistan’da, Veli İbrahimov da Kırım’da mücadele etmiştir.

1918 yılında Almanlar’ın Kırım’ı Bolşevikler’den alması sonrası Polonyalı bir Tatar olan Süleyman Sulkuver’in başkanlığında kurulan Alman işbirlikçisi Kırım hükümetinde Cafer Seyit Ahmet Kırımer’in görev alması tarihi bir hata olmuştur.

Daha sonra Kırım’dan kaçmak durumunda kalan Cafer Kırımer de devrimci harekete sempatiyle bakmaktadır. İstanbul’dan gönderdiği kişiler, örneğin Abdullah Soysal gelip Veli İbrahimov’la görüşmüş, Veli İbrahimov Türkiye’deki faaliyetleri sormuş ve bu ilişki giderek milli komünistlere karşı Stalin’in kampanyasıyla Veli İbrahimov’un 1928’de kurşuna dizilmesi, Firdevs’in Galiyev’le birlikte sorgulanarak mahkum edilmesiyle devam devam eden milli komünistlere karşı genel kampanyadan payını Kırım da almıştır. Burada görüldüğü gibi Kırım’daki devrimci hareket tüm Tatar dünyasındaki hareketi belirlemiştir.

Burada belirleyici olan “Kırım Tatarlarındır ve Tatarlar tüm Avrasya’daki birleşik bir halktır, sosyalist bir devrimle bu halk yeniden birleşecektir” temasıyla ulusal devrimle sosyal devrim içiçedir tezinin öne çıkmasıdır. Buna karşılık daha burjuva reformist ve Çar’ın izin verdiği ölçülerde, “Çar’ın müslüman halkının” kültürel özerkliğini savunan Gaspıralı’nın reformist çizgisi hayata geçme şansı bulamamış, tersine devrimci atılım geldiği zaman Gaspıralı’nın en sadık takipçileri olan Cafer Kırımer de giderek Vatan Cephesi’nde sol kanatla beraber çalışan bir çizgiye geçmiştir.

Kırımlılar Nazilerle işbirliği yapmadı

2. Dünya Savaşı sırasında Kırım’daki Alman işgalinin püskürtülmesi sonrası Kırım halkının tümünün sürülmesi ve jenoside uğraması Kırımlıların Nazilerle işbirliği yaptığı yalanına dayanmaktadır. 1500 kişiyi bulmayan, Almanlar tarafından zorla askeri bir birlik haline getirilen Kırımlıların sayısı Kırım’daki erkek nüfusun %1’ini bile bulmamaktadır. İşbirliği yapmayan geri kalan kesim de Nazi işgaline karşı direnen partizanlar içinde yer almıştır. Buna rağmen, 1944’te Kırım Nazilerden kurtarıldıktan sonra partizan veya sağcı olmasına bakılmaksızın tüm Kırımlılar sürülmüştür.

Çaresiz kalıp Almanlarla beraber Kırım’da hareketlenmeye giden çok küçük bir grubun davranışını tüm Kırım halkına ve tüm Kırım pratiğine atfedilmesi tarihsel bir hatadır. Gerçeği de yansıtmamaktadır. Kırım’daki Almanlarla işbirliğini yapma eğiliminde olan çok küçük bir gruba karşılık Almanlara karşı da, Ruslara karşı da mücadele eden Galiyevci çizgi Kırımlılarda devam etmiştir. Bu bölgeden tüm Tatarların sürülmesi Kırım’ın Kıbrıs gibi ekonomik ve politik bir askeri üs özelliği taşımasındandır. Günümüzde de bu bölge geçmişte Alman ve Rus emperyalizmi arasındaki makastayken bugün Ukraynalılar ile Ruslar ve Almanlar arasında gene kurtlar sofrasındadır.

Kırım sürgününün sonuçları

Kırım’da sadece göç esnasında ölen Kırımlıların sayısı 200 binleri geçmektedir. Bu Kırımlıların bedenleri ölmesine rağmen ruhları Kırım’da olmak arzusundadır. En azından bunların çocukları Kırım’a göçüp Kırım’da tarih boyunca bir Tatar nüfus oluşturmayı çabalamaktadır. “Kırım Tatarlarındır” ideali bir devrimci ideal olarak karşımıza çıkmaktadır. Katerina’nın Altın Orda’nın merkezini oluşturan Kırım Hanlığı’nı işgalinden sonra Osmanlı-Rus savaşları ve diğer Osmanlı savaşları süresince katliamlara uğrayan Kırımlılar bir milyon 800 bin kadar insanıyla Osmanlı topraklarına bu dönemde gelmiştir. Büyük katliamda 500 bin kişilik Tatar nüfusundan tümü sürülmüş, 250 bin kadarı yollarda ölmüştür. Bu 250 bin kişinin bugün geri dönmesini gerçekleştirmeli ve dönecek 250 bin kişinin daha Kırım’dan sürgün edilmemesi 1940’lardaki nüfusa dönme politikamız olmalıdır ki Kıbrıs’ta kaybettiklerimizi Kırım’da da kaybetmeyelim.

Kırım’daki devrimci geleneğin bize öğrettiği

Kırım’dan çıkaracağımız bu tez bizim sol açısından da olaylara bakışımızı belirleyici bir tavır olacaktır. Kırım hareketiyle ilişkili retorik olarak sol ve sağ anlamındaki bölünmeler Kırım’ın başına felaket geldiği zaman birleşebilmiştir. Gaspıralı’yla Mehdi’ye atıf tartışmalar Cafer Kırımer ile Veli İbrahimov arasında geçmemiş, bir dostlaşma sürecine girilmiştir. Çünkü yurt savunması çizgisinde hareket edildiği zaman bu çizgiler birbirleriyle birleşmektedir. Rusya’nın monarşist yapısını savunmak ve bu yapının reformlarla taleplerde bulunmanın anlamlı olmadığı devrimci dönemler gelmiştir.

Tarihte reformist dönemlerle devrimci dönemlervardır. Bu anlamda Sovyet Devrimi’nin başladığı dönemde artık reformist bir çalışmanın temeli kalmamıştır. Bugün TÜRKSOLU’nun da temsil ettiği, tanımladığı ulusalcı, devrimci atılımın toplumu en çok kucaklayan hareket olduğu ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan ise reformizm ve bir egemen güçten taviz isteme politikası Sovyetler Birliği döneminde Sovyet ideolojisiyle yaklaşıldığı zaman Orta Asya halklarını inkar etmek şeklinde ortaya çıkar. Orta Asya halklarını inkar ettikten sonra Ruslardan beklenen reformlarla Orta Asya’nın daha çok kalkındığını ve sosyalist dönemde geliştiğini savunan, sosyalizm adı altında bu halkı modernleştirdik, sosyalizm getirdik diyen sömürgecilik tezi gelmektedir. Bu olgu da Kırım’ın hareketinden baktığımızda Avrasyacılığın ayrıntıdaki taktikleriyle stratejisi arasındaki uçurumu göstermektedir. Stratejik olarak farklılık emperyalizme karşı duruş gösterirken taktiklerde ise Kırım’ın hangi noktada yok edildiğini göstermektedir.

Kırım’da bugün ne yapmalı?

Kırım’da göç döneminde ölenler sayısında bir sayıda Kırım’a yerleşip Sovyet döneminde kendilerine verilen ve Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra tüm etnik halklara verilmiş olan Kırım Milli Özerk Cumhuriyeti kurma haklarını alma durumunda olmalıdır ve bu Ukrayna’nın hegemonyasında kalmamalıdır. Keza bugün Karaimler, Kıpçaklar ve Urumlar (Rum Ortodoksları) gibi Tatarca da azınlık dili olarak Ukrayna anayasasındadır. Oysa Tatarca buranın resmi dili olmalıdır. En azından Ukraynaca ve Rusça gibi... Çünkü burada Kıpçaklar gibi Karaimler gibi onlarla sayılacak bir halk değil, en kötü durumda bile şu an 300 bine yakın bir Kırım Tatar halkı burada yaşamaktadır. Dolayısıyla geçmişte Mehdi’nin ve daha sonra Veli İbrahimov’un daha sonra Cafer Numan Çelebi’nin savunduğu “Kırım Tatarlarındır” sloganı, “Kırım Kırımlılarındır” sloganının yerine geçirilmesidir.

Özetlersek, hiçbir zaman bir emperyaliste dayanarak halkların özgürlüğünü sağlayamayız. Kırım halkının daima ilerici, devrimci ve solcu bir kitlesel tabanıyla teorik ve pratik bir geçmişi vardır.

Kırım’ın tarihsel süreçteki Orta Asya İpek Yolu’nun başlangıç noktası olarak Cenevizli kolonilerle sürekli denetlenmiş bir bölge olması günümüzde bunu Kıbrıs gibi ikinci defa önemli hale getirmektedir. O kadar ki Kırım halkının Kafkasya’daki petrol yataklarının en önemlilerinin bulunduğu maykopkatmanları Tatarca bir isim olup yağıçok anlamındadır. Bu bölgede Tatarlığın ne kadar etkin ve geçmişe dayandığını göstermektedir.