Arama: 
31.05.2004/Sayı:57
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Söyleşi
Dünya
Kıbrıs
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Söyleşi Bedri Baykam

Bedri BaykamOrdu köşeyazarı değildir,
söylediklerinin arkasında durması gerekir...

ABD’deki Türkler AKP’den rahatsız

TÜRKSOLU: Geçtiğimiz günlerde çeşitli konferanslar vermek amacıyla ABD’ye gittiniz. İzlenimlerinizi anlatır mısınız.

BEDRİ BAYKAM: Nisan ayında üç hafta süren bir ABD seyahatim oldu. Orada New York’ta, San Fransisco’da, Los Angeles’ta ve Chicago’da konferanslarım vardı. San Fransisco’da üniversitedeki konferansım rahatsızlığım nedeniyle iptal oldu. Bu seyahatim ve konferanslarım sırasında ABD’de yaşayan Türk profesörler, aydınlar ve işadamlarının Türkiye’ye nasıl baktığını, nasıl gözlemlediğini, benim Kemalist yorumuma nasıl tepki verdiklerini, yakından izleme şansım ve fırsatım oldu.

Öncelikle Türkiye gündemini yakından takip ettiklerini gördüm. Türkiye’deki tüm TV kanalları orada rahatlıkla izlenebiliyor. Lig maçlarını bile canlı izleyebiliyorsunuz. Benim ABD’de yaşadığım 80’lerin başında bunlar akla hayale gelmeyecek şeyler.

Görüştüğüm Türklerin kimisi 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl önce gitmiş. Dolayısıyla medyada son 15-20 yıldır yaşadığımız kirlenmeden nasiplerini almamışlar. Bu onların şansı. Bir çoğu Atatürkçü, cumhuriyetçi bakış açılarını çok iyi muhafaza edebilmiş ve Tayyip Erdoğan iktidarından son derece rahatsızlar. Genel olarak orada rastladığım akademik çevrelerde, öğrencilerde ve işadamlarında bütün Türkler rahatsızlar. Özellikle ısrarla bir şey yapılmasını, bir tepki verilmesini, Türkiye’nin hak ettiği medeni iktidara ulaşmasını istiyorlar.

Tabii ki buna aykırı bir kaç gözlemim de oldu. Örneğin tartıştığım birisi diyor ki, daha önce Ecevit geldiğinde Amerikan basını hiç ilgilenmiyordu. Şimdi Ali Babacan ya da Tayyip geldiğinde medyada öne çıkarıyorlar. Bunu olumlu bir nokta olarak sunuyor. Halbuki, olay medyaya çıkmaksa, Tayyip’in ABD’de yarattığı etki, Humeyni’nin İran’a dönüşünün yarattığı medyatik dalgalanmanın 30’da biri değil. Ayrıca her medyaya çıkış hayırlı olacağı anlamına gelmiyor. Babacan ve Tayyip’in ziyaretlerinde pek çok iş bağlantıları kurulduğu, işadamlarının kontratlar imzaladığı da övülerek anlatılıyor. Halbuki, Suudi Arabistan da ABD’yle iyi ilişkiler içinde. Pek çok şirket ve holding, devlet ihaleleri petrol ve silah ticareti yapıyorlar. Ticaret de her zaman hayırlı bir şey değildir. ABD’yle ticaret, özgürlüğünüzün bedelidir. Bana 100 milyar dolar verseler özgürlüğümle değişmem. Özgürlüğün bir bedeli yoktur. Kaç milyar dolarlık iş ya da ihaleye ülkemizin ruhunu, cumuriyetimizin temel ilkelerini, laikliği demokrasiyi, insan haklarını, demokrasiyi satabilirsiniz? Bunun fiyatı var mı? O arkadaşın bile kafasında soru işaretleri uyandı.

ABD’de yüzlerce sanatçı yazar dostum var. Her biri ve onların dostu ve çevresi, yani onbinlerce ABD’li infial halinde. Hükümetlerinden utanıyorlar. Elleri kolları bağlı. Protesto gösterileri yapıyorlar. Medyaya yansımıyor. ABD’de zaten demokrasi yok bunları aktaracak. Üç tane büyük kanal, üç tane petrol ve silah şirketi, ABD’yi Beyaz Saray’la birlikte yönetiyor. Mesela Cannes Film Festivali’nde Bush karşıtı filmiyle ödül kazanan Michael Moore gibi onbinlerce ve yüzbinlerce ABD aydını var. Onlar da ciddi bir dram yaşıyor. ABD’nin dünyaya bombalar ve tehditler yağdırmasından herkes o kadar tepkili ki. Bush bir daha kazanırsa ABD’yi terkedeceğim diyen insanlarla karşılaştım. Bunun yanı sıra “Bu işkence fotoğraflarını niye yayınlamışlar ki” diyen ve suçu medya kuruluşlarına atan, beyin sağlığını kaybetmiş ABD’liler de gördüm.

TÜRKSOLU: Medyadaki kirlenmeden bahsettiniz. Uzun yıllardır medyanın tekelciliğine ve işbirlikçiliğine karşı mücadele ediyorsunuz. Türk basınındaki bu yozlaşma mekanizmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de basın Atatürkçülere kapalı

BEDRİ BAYKAM: Türkiye’de kamuoyunu kim yönlendiriyor? Türkiye’de sanki bir genel kabul görmüş AB teslimiyetçiliği, Türk-İslam sentezciliği, ABD menşeili islam demokrasisi dayatması var. Bunlar medyada tartışılmadan kabul ediliyor. Türkiye’de kamuoyunun yönlendiren ve medyayı kontrol eden mesela Mehmet Barlas, Fehmi Koru, Taha Akyol, İsmet Berkan gibi isimler var. Bu 5-6 kişinin yerinde Öner Yağcı, Yekta Güngör Özden, Bedri Baykam, Alpaslan Işıklı’nın olduğunu farzedin. Kendi sütunu dışında kontrol ve etkinlikle birlikte Emin Çölaşan’ın olduğunu. O zaman Türkiye nasıl düşünürdü ve sonuçları nasıl görünürdü? Bugün nasıl görünüyor?

Bugün artık tartışılmaz bir şekilde Cumhuriyet Gazetesi ve bir kaç sol dergi dışında Türkiye aynı şeyi söylemeye, düşünmeye ve tekrarlamaya mecburmuş gibi bir hava yaratıldı. Bu hava medya vasıtasıyla empoze edildi. Biz bir karşı çıkış yapıyoruz, ama biz bunu medyayı kullanarak yapamıyoruz. Ateş Hattı, Objektif, Ceviz Kabuğu gibi reyting uğruna ara sıra Atatürkçü aydınlara yer veren programlar dışında Türkiye’de konuklu çalışan, basın odaları, haber kanallarının yorumcuları, bütün köşe başlarını tutan adamlar, sözde demokrat (özleri anti-demokrat) liberal görüşün ılımlı İslam’la çiftleşmesinden doğan o ucubeyi halka yayıyorlar. Biz şehir şehir üniversiteleri geziyoruz, siz kapı kapı evleri dolaşıyorsunuz, Cumhuriyet gazetesi elinden geleni yapıyor. Bilinçli karşı koyma ve propaganda faaliyetiyle bu işe bir dur demeye çalışıyoruz.

Tamamen sahtekarca bir medya manipülasyonu yaşıyor Türkiye. Rektörlerimiz yürüyor, üniversitelerimiz yürüyor. Halkımız galeyan içinde. Medya ise bunu yansıtmıyor. Türkiye’nin hak ettiği medya bu olamaz. Türkiye’nin hak ettiği yönetim bu olamaz.

TÜRKSOLU: Irak’ta işkence fotoğraflarının ortaya çıkmasından sonra da Türkiye’de medyanın ABD’yi desteklemeye devam ettiğini gördük. Tüm dünyanın kınadığı, Bush’un bile özür dilemek zorunda kaldığı fotoğraflar Türkiye’de medya tarafından savunuldu. Medya ile ABD arasında nasıl bir bağlantı var sizce?

ABD Türk medyasına 300 milyon dolara yakın para dağıttı

BEDRİ BAYKAM: Irak Savaşı’ndan önce ABD’nin Ortadoğu medyasına 300-400 milyar dolar akıtacağı resmen söylendi. Üstelik bu bir CIA sırrı olarak ortaya çıkmadı. Resmi kanallardan bildirildi. Bütün gazetelerde yayınlandı. Bu para tabii ki Iraklı, İranlı gazetecilere dağıtılmadı. Bu paranın önemli bir kısmı bizde Türkiye’de dağıtıldı. Aslan payının burada kullanıldığı sonuçlardan belli. Türkiye’yi Amerikancı düşünür gösterebilirsek, dünyaya ve Ortadoğu’ya çifte mesaj olur diye düşündüler.

Medya gruplarının hükümetle ihale ve borç öteleme ilişkileri içerisinde olmaları içler acısı bir durum yaratıyor düşünce ve basın özgürlüğü açısından. Bir de parasal dev emperyalist baskı mekanizması buna ekleniyor. Böylece, artık gazeteleri bugün neler olmuş diye okumuyorsunuz. Gerçeklere ulaşmak için artık hangi grubun çıkarları doğrultusunda hangi haberlerin büyütülüp, hangi haberlerin gözardı edildiğini görüp deşifre etmeniz gerekiyor.

AKP, 28 Şubat öncesi yapılanın 10 mislini yapıyor

28 Şubat öncesi yalnız bizim Kemalist gruplar ve Cumhuriyet gazetesi değil, diğer gazeteler de Refah iktidarına karşı görevlerini yaptılar. Bugünkü hükümet Refah Partisi’nin yaptığının 10 mislini yapıyor. RP’nin yaptığı gibi Atatürk’e söverek değil, Atatürk’ü çok severiz diyerek Atatürkçü kadroları tasfiye ediyorlar. Atatürkçüyüz derken fiili Atatürk düşmanlığını uygulamaya koyuyorlar. Öte yandan AKP’nin gençlik kolları 19 Mayıs’ta sokakta Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni dağıtıyor. Bunun anlamı ne? Kimliksizleştirmek. Biz bugünler için yazılmış Gençliğe Hitabe’yi bile sahiplenir, kullanır ve anlamsızlaştırırız diyorlar.

Bu manipülasyon 1980’lerin ortasında, Turgut Özal’ın kendi Türk-İslam sentezci görüşleri doğrultusunda gazetenin önemli kilit noktalarına dönek tosuncukları yerleştirmesiyle başladı. Ilımlı İslam-2. Cumhuriyet flörtünün ilk adımları 80’li yılların ikinci yarısında başladı ve artarak devam etti. Bu kişilerin Ilımlı İslam yağdancılığı dışında tek ortak noktası demokrasi düşmanlığı. Demokrasi özgürce fikir tartışması yapmak, er meydanında düşünceleri çarpıştırmaktır. Halbuki bunlar Kemalizmi her yerde yasakladılar. Yazarları, edebiyatçıları, sanatçıları sansür ettiler, tartışmalarda ve köşeyazılarında yok saydılar. Türkiye’yi tek düze, monoton düşünen bir papağana dönüştürdüler. Kemalist ve sol düşünce adeta yasak oldu. Yukarıdan dikte edilmiş Amerikancı, İslamcı, sahte demokrat, bilinçsiz liberal görüşlerin kavram kargaşasını sanki büyük bir demokrasi bilinciyle sunulurmuş gibi bir otarma yarattılar. Biz bu kefeni yırtmak için uğraşıyoruz.

TÜRKSOLU: AKP hükümeti Türkiye’nin temel niteliklerini yok etmek ve devleti savunan temel kurumlarını zayıflatmak hatta yok etmek istiyor. Kıbrıs’ta vatan satıcılığı yapıyor. Kürtçülüğe prim tanıyor. AKP’yi bu kadar pervasız kılan destek nereden geliyor?

AKP’nin ardında ABD desteği var

BEDRİ BAYKAM: Arkalarında bir ABD desteği var. Aynı zamanda komik bir şekilde Ortadoğu desteği. Hem ABD hem de İran-Suudi Arabistan desteği var. O çelişkili yumağı da beraber götürebiliyorlar.

Bu iktidar bir makyaj ve kılıf ustası. Bir strateji ve kurnazlık dehası. Taktiksel bir sunum içerisinde. Bir kere şuna güveniyorlar: Bu halk fubolla, Popstarla ilgilidir. Bu halk günlük heyecanla veya geçim derdiyle ilgilidir. AKP diyor ki, toplumun dokusunu yavaş yavaş değiştiririm. İlla bu yıl değil, 3-5 yıl sonra meyvalarını toplayacağım cumhuriyet karşıtı tohumları her tarafa serperim. Bunların getirdiği güçle her gün güçlenirim. Her gün etkinlik halkam büyür. Bu paralarla yurt ve vakıf yapıp şeriatçı gençliği büyütürüm. Onların getireceği ivmeyle daha çok belediye kazanırım. O belediyelerle daha çok para ve ihale kullanırım. Onlarla etkinlik halkamı daha çok büyütürüm. Halka arada iaşe dağıtıp sözler verip işe alıp etkinliğimi arttırırım. AKP’nin stratejisi budur.

TÜRKSOLU: Son yerel seçimlerde ortaya çıkan siyasi tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

BEDRİ BAYKAM: Parayı güce, gücü oya, yeniden elde ettikleri güç halkasını daha fazla paraya tahvil ederek kendi etkinlik alanlarını büyütme çerçevesini bu sefer direkt olarak “Bakın bakanlıklar bizde bir de belediyeleri alırsak daha ahenkli çalışırız, aksi takdirde size vereceğimiz hizmetler sekteye uğrar” diyerek halkı hizmete ulaşabilmek için ruhunu ve oyunu satacak noktaya ittiler. Türkiye’nin dörtte üçünün AKP tarafından kazanıldığını görüyoruz.

Yıllardır Türkiye’de her dediği çıkmış bir siyasetçi olarak yaşamak övünç verici değil sıkıcı bir olay. Kaç kere merkez sağ siyasetçilere, bakanlara, başbakanlara hata yapıyorsunuz siz bu dinci söylemlere prim verdikçe ve onların gelişmesine olanak sağlayan bu yapıyı açtıkça onlar sizin açtığınız bu delikten girecekler ve sizi yok edecekler diyordum. Fikir özgürlüğünden zarar gelmez diye diye Mesut Yılmazlar, Turgut Özallar ve onların adını bile hatırlamayacağım bakanlarının her biri şimdi neredeler ve ne yapıyorlar, ne düşünüyorlar merak ediyorum. Dinci partinin gerçeği varken sahtesini ne yapsınlar? 163. maddeyi kaldırıp dinci propagandayı serbet bırakınca, İmam Hatipleri açınca Kuran Kurslarının yayılmasına yardımcı olunca dincilere oy kaymasını durdurabileceklerini zannetiler. ANAP ile Doğru Yol yok oldular. Silindiler siyaset sahnesinden. Bunun bedelini yok olarak öğrendiler.

AKP Cumhuriyet’in temel değerleriyle savaş halindedir

AKP Cumhuriyet’in temel değerleriyle savaş halindedir. AKP şu anda sanatçıları, düşünce adamlarını ve yazarları hapse atabileceği cezayı çıkartmaya çalışmakla meşguldür. Çünkü bilim, sanat ve edebiyat müstehcenlik dışında kalır. AKP, sanat ve edebiyatı müstehcenlik paketinin içine geri koymaya çalışıyor. Uyum yasalarıyla demokratik ve ilerici bir Türkiye istiyorlarmış havası yaratıyorlar ve türban demokrasiciliği oynuyorlar. Alkolü yasaklayarak mı AB yasalarına uyum sağlayacaklar? Sanatta müstehcenliği yasaklıyoruz adı altında sanatçıları hapse atarak mı demokrasiye geçecekler? Göbeği göründü diye öğretmenleri öğretmen evlerine almayarak mı modernizme geçecekler?

Gözü kara gidecekleri hedefe yürüyorlar. Bunları görmeyen insanlar ve bu türban demokrasisine kanan insanlar maalesef Derviş’in de CHP’yi türbanlılaştırmaya kalkmasını demokrasicilik sanıyorlar. Ben bir ressamım. Önümde bir tablo var. Görüyorum ki hergün değişik noktalarda değişik kimseler geliyor, kimisi keçeli kalemle, kimisi fırçayla, kimisi boyayla o tabloyu adım adım karartıyor. Antilaik kadrolaşma, Atatürkçü eğitimci ve bürokratların dışlanması, Esenyurt’ta ve AKP’ye geçen diğer belediyelerde sanat hareketlerinin durdurulması, “Tükürürüm böyle sanatın içine” denmese bile fiiliyatta bunun uygulamaya geçmesi ve sanatın önünün tıkanması...

Bunları detay zannederseniz çökersiniz. Burada Türk Soluna da sesleniyorum. Türkiye’nin Kıbrıs gibi laiklik gibi gündemi varken şimdi bir de sanat hakkında çıkaracakları yasayla mı uğraşacağız anlayışı yanlıştır. İşte onların hedefi bu. Alkolün kötü bir imajı mı vardır, alkolden girer. Müstehcenliği o dünyalarında ayıplı günahlı bir hale mi sokmuşlardır, oradan girerler. İşte İranlaşma böyle olur. Zeki Triko’nun mankenlerinin afişlerine ne kadar sahip çıkabilirseniz o kadar laiksiniz. “Ben laikliği sadece Atatürkçü eğitime sahip çıkmak ve İmam Hatiplere karşı çıkmak olarak görüyorum” derseniz sizi toprağın elli metre altından, İnönü’nün deyimiyle, “Ben bile kurtaramam.” Siz Atatürkçü bir İl Milli Eğitim Müdürü’nün görevden alınmasına ne kadar karşı çıkıyorsanız, Zeki Triko’nun afişinin kaldırılmasına veya üzerinin örtülmesini de aynı derecede tepki göstermeniz gerekir. Bütün bunlar birbirini tamamlayan halkalar. AKP bu büyük tartışmaların arasında bu yasalaarı komisyonlardan geçirip o parlamentoya getirip, dayatıp, oylatıp bir oldu bittiye getirmeye çalışıyor. Gençliğe sesleniyorum, bunlara karşı ne kadar ayağa kalkarsanız, yarın o kadar özgür olacaksınız. Yoksa bu özgürlük beni ilgilendirmiyor o yüzden buna sahip çıkmasam da olur diyemezsiniz.

AKP AB’yi arkasına alıp Ordu’yu nötralize etmek istiyor

AKP’nin Amerikancı ve AB’ci politikaları çerçevesinde sanata bakışı da tam buna denk düşüyor. AB Kıbrıs’ta belli bir rota mı izliyor, ya da uyum yasalarında, AKP buna onay verecektir. Çünkü AKP bir ulusal değer, bağımsızlık, ülke onuru gibi öncelikleri kesinlikle olmayan bir parti. AB’nin başta Kıbrıs ve uyum yasaları olmak üzere neden her dediğini yapıyorlar? Çünkü tek hedefleri AB’yi dışarıdan bizi yöneten ve uymaya mecbur kaldığımız büyük güç olarak gösterip Ordu’yu nötralize etmek. Yani Kıbrıs’ta ve Ortadoğu’da ödün vererek AB’yi arkalarına alıyor ve Türkiye’de Ordu’yu ve Kemalizmi işlevsiz hale getiriyorlar. AB kendi Sevrci emperyalist fikirleri doğrultusunda Türkiye’yi ve bu bölgeyi istediği imaj şablonuna oturtmak için onları kullanıyor. Onlar da AB’yi Kemalizmi ve Ordu’yu Türkiye’de siyasetten bir güç odağı olarak yok etmek için kullanıyorlar.

Halbuki çok iyi biliyoruz ki AB Aralık’ta da iki ya da üç yıl sonra görüşelim diyecek. Siz bir kızın kapısında fino köpek gibi bekleyeceksiniz. Aman ben bu kızla nişanlanayım, evleneyim diye, kız diyecek ki üç yıl sonra görüşürüz. Bu arada bunu gazetelerimiz nasıl verecek? “Bize görüşme tarihi verildi, kızımızla nahiyet üç yıl sonra yemeğe çıkabileceğiz” diye bunu da bize başarı diye satacaklar. Şimdiden hazır olun, AB’nin bizi tam eşit üye olarak yarın alacağını düşünenler bir oturup düşünsün. Avrupa’dan dört beş misli fazla nüfus artışı yaşayan bir Türkiye’de, her gün daha da şeriatçılaşan bir Türkiye’de İngiltere, Fransa, Danimarka, Belçika, bu kara güruhu iç organlarına çekmeye arzulu mu?

Giscard hiç olmazsa efendi gibi doğruyu söylüyor, “Yok böyle bir şey, girmeniz mümkün değil alamayız sizi” diyor. Hiç olmazsa adam doğruyu söylüyor, biz adamı düşman ilan ediyoruz. Ama adam hiç olmazsa sana doğruyu söylüyor.

TÜRKSOLU: AKP’nin nasıl bir Türkiye yaratmak istediği ortada. Kıbrıs’ta referandum sürecinde olsun, AKP’nin diğer icraatlarıyla ilgili olsun, MGK’nın sivilleştirilip işlevsizleştirilmesi sırasında olsun, Ordu kendisinden beklenen direnişi göstermedi.

Ordu bir köşe yazarı değildir söyledikerinin arkasında durması gerekir

BEDRİ BAYKAM: Türk Ordusu’na sesleniyorum. İmam Hatip konusunda çok sert bir mesaj verdiniz. Belki ben o mesajı o saaatte o sertlikte vermezdim. Daha gür bir sesle verirdim, ama ne de olsa net bir demeç verdiniz. Fakat bu demecin arkasında durmak için ne yapacaksınız, kiminle konuşacaksınız ve gereğini nasıl yapacaksınız, bunu ben vatandaş olarak merak ediyorum. Çünkü Ordu bir görüş bildiren köşe yazarı değildir. Ordu’yu o konuma düşüremezsiniz. Ordu’yu arada bir önemli konularda bir görüş bildiren, dinlenmediği ve kimse takmadığı zaman da “Ne yapalım, biz de artık yaşlandık, bizi dinlemiyorlar.” diyen bir yapıya dönüşmesini ben kabul etmiyorum.

Bu arada, Sayın Baykal’a da bir hatırlatma yapmak istiyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içtüzüğünün koruma ve kollama görevini gelin iptal edelim kaldıralım diye demokrasi havariliğine soyunmak CHP Genel Başkanı’nın görevi değildir. Bu ülkenin kuruluş felsefesi Kuvayı Milliye güçleri ve Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından müştereken oluşturulmuştur. Hele bugünkü şeriatçı bölücü ve emperyalist saldırının ortasında Ordu’yu zaten kullanmayacağını söylediği ve kullanmadığı o teorik hakkından yoksun bırakmaya çalışmak CHP Genel Başkan’ının işi değildir. Uzak dursun.

(Gelecek sayı devam edecek)