| Reha Ören |
|
Çoban ateşleri... Gecenin ayazı ustura keskinliğinde. Bütün gözbebekler irileşmiş. Cidarlar kısılmış. Dost ya da düşman, uzakta bilinmeyen birilerini arar gibiler. Bütün şehirlerde sis var. Ovalar puslu. İnsanlar uykuda. Katran karası gecelerin seyrinde mehtaba şarkılar bestelemenin zamanı geçti artık. Nihavent makamı kimsenin umurunda değil. Şimdi bütün şarkılar hüzzam ve bütün mevsimler hazan. Yakamozların parıltılarına bakıp, sevgiliye serenat yapmayı başkalarına bırakmalı. Dünyadan kam alması gerekenler varsın alsınlar. Umuru olanlar da buyursunlar. Ne de olsa bu ülke; Türkiye, ben ve benim gibilere ihale edilmiş. Ülkenin çıkarlarını korumak ve kollamak gibi güç bir işin taşeronluğunu üstlenmişiz. Anam misali, başı örtülü nazenin dilber, alaca gözlerini gözlerime dikerek: “Bu ülkedeki bütün okulların tamamını İmam Hatip Liselerine çevirmeli” diyor. Öte yandan profesör sakallı işadamı “Din elden gidiyor bu ülkede” diye düşünebiliyor. Maruzatı da hazır. Lakin, derkenarına dikkat etmek gerekir: “Dikkat edin beyim. Bu ülkede dinine imanına sahip insanların tamamının işleri iyi, hepsinin avratlarının bile altında son model arabalar var. Nedenini biliyor musunuz?” Kendi sorusuna kendi cevap veriyor “Allah kendisine inanana fazlasıyla veriyor da ondan”!.. Lütfen derkenara dikkat buyrun. Maddi çıkarları din ile bağdaştırmanın farklı bir metodu değil mi? Öte yandan Rum papaz başı “Heybeli Ada’yı isterim” diyor. Rum konuşur da Ermeni Papazı geri durur mu? O da bastırıyor: “Benim insanlarıma dinlerini öğretecek adam kalmadı. Ben de Harran’da Ermeni din adamı yetiştirecek okul istiyorum.” Agos marka paçavrayla gönenmiş, avukat beslemesi Hırant salyalarını akıtıp hırlayarak: “Pis Türk kanını temizleyip Büyük Ermenistan’a gidecek yolu kurabilecek saf ve temiz Ermeni kanının Ermenilerde mevcut olduğunu” pervasızca yazabiliyor. Bu ülkede kimsenin gıkı çıkmıyor. Çıkmadığı gibi kimi islami, kimi hırpani bir yığın zevat mı, zerzevat mı olduğu belli olmayan güruh salya sümük ‘taziye’lerini sunmaya gidiyorlar. Bir başka mevkute. Gayri kusura bakmayın gazete demeye dilim varmıyor. Sayfalarında necaset işleyen bir pislik varakları yığını 19 Mayıs 2004 gününde sür manşetten mesaj veriyor: “Bu gün 19 Mayıs Atatürk’ü anma, Gençlik ve Spor bayramı” üst başlığı. Ana başlığın vahametine bakın: “Gençler ilk hedef AB’dir ileri” Sayfanın sağ yanında Mustafa Kemal Paşa. Bu Mustafa Kemal Paşa benim sevdiğim Mustafa Kemal Paşa değil sanki. Fotoğrafında bile bir gariplik var. Bir yılgınlık, bir şaşkınlık, bir suskunluk var. O kartal bakışlı Mustafa Kemal değil. Ve işin aşağılık tezgahtarlığına bakın ki Türk gençliğine AB hedefini gösteren sanki Mustafa Kemal Paşa. İlk spot maksatlarını açıklamaya yetiyor: “Türk gençliği bu yıl 19 Mayıs’ı AB heyecanıyla kutluyor. Çünkü Türkiye, bu yılın sonunda Avrupa Birliği’nden önce müzakere tarihi, sonra da tam üyelik bekliyor” ( Hürriyet 19 Mayıs 2004) Vee bir başka gazete geçiyor elime. Güneş. Yayın tarihi hürriyet ile aynı Ana manşette “Rahat uyu Atam” diye yazılmış. Hemen altında “Askerlik bombası” “Yahu bu ne menem iştir?” diye düşünmeye zaman kalmadan alt spotta asıl bombanın ne olduğunu anlıyorum “Avrupa Konseyi AB kriterlerine uyum için zorunlu askerliğin kaldırılmasını Türkiye’den resmen istedi. Askerliği reddeden, alternatif işlerde çalışacak.” Hey koca Tanrım. Gök tanrım Görklü tanrım. Sen aklımıza mukayyet ol Tanrım. Sen bize güç ver kuvvet ver, sabır ihsan eyle ve dahi metanetimizi muhafaza eyle Tanrım. Beynimin her zerresine milyonlarca arı üşüştü. Uğultular, uğultular. Uğultular. Şakaklarım zonkluyor. Demirden bir mengeneye sıkıştırılmış gibiyim. Beynimdeki uğultular ağır ağır çatırtıya dönüşüyor. Kafatası kemiklerimin çatlamaya başladığını hissediyorum. Bedenimi saran kılcal damarlar dahi genişliyor. Kanımın oluk oluk akabilmek damarların cidarlarını zorladığını hissediyorum. ... ve Mustafa Kemal’i düşünüyorum. Bir onlara baktığını görüyorum, bir de bize: “Onları anlıyorum da sizleri anlayamıyorum” dediğini duyuyorum. “Yazıklar olsun diyor” Kemal Paşa. “Yazıklar olsun sizlere. Hiç mi Bursa’da söylediklerimi okumadınız. Okudunuz da idrakiniz mi yoktu da ne demek istediğimi anlamadınız.” Aczinden dolayı ezgin, korkaklığından dolayı mahcup, Türk olmanın gereğini yerine getiremediğim için korkudan dizlerim titreyip, ezilip büzülerek Mustafa Kemal Paşa’nın huzurunda yıkılıp kaldığımı hatırlıyorum hayal meyal. Gayri çoban ateşleri yakılmalı dumanlı dağların doruklarında Ne müstevlilerin tersane işgalinden bahsetmenin devri kaldı, ne işbirlikçilerin ‘gaflet’ mi, yoksa ‘delalet’ içinde oldukları sorularına cevap aramanın önemi. ‘Hain’ olduklarına karar kılınmalı. Dağların doruklarında çoban ateşleri yakmalı. Elde silah “Dağ başını duman almış” diye haykırmanın zamanı da geldi. “Ankara’nın taşına bak”arak “Gözlerimin yaşına bak” deyip korkaklar gibi ağlamanın devri değil gayri. Çoban ateşleri yakılmalı. Bursa Nutku zihinlere çakılmalı. Varsın elde tabanca, tüfek olmasın. “Her kuvvacının yastığının altında mutlaka bir silah bulunacak. Hiçbir işe yanamazsa intihar etmeye yarayacak.” Kazma sapı, kürek sapı, balta olmazsa nacak, mutlaka bulunacak. Olmazsa taşla sopayla hazırda ne varsa sırtlanıp dağlarda çoban ateşlerini yakmalı. Tez davranmalı bre.. Gayri bizim için zaman kalmadı. Böyle süklüm püklüm yaşamak ‘ar’ değil mi yoksa size? Kocamış karılar gibi homurdanarak sohbetlerde, konferanslarda laf ebeliği yaparak ömür tüketmektense Çanakkale’de, Sakarya’da, bu vatanın her karış toprağında şehadet mertebesine ulaşmış, şayak kalpaklı Mustafa Kemal Paşa’nın neferi bir Türk gibi, ölebilmenin zamanı, şimdi değil de ya ne zamandır? |