Arama: 
31.05.2004/Sayı:57
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Söyleşi
Dünya
Kıbrıs
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Kıbrıs Mustafa İzberk

Kıbrıs hiç Yunan
olmuş mu “Acaba”?!

İzberk10.000 yıldır karanlıkta kalan Kıbrıs tarihi, Doğu Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü ile aydınlanıyor. 5 yıldır süren kazılar sonucunda bulunan kalıntılarda Kıbrıs’a ilk yerleşenlerin Anadolu’dan göç ettiği ortaya çıktı. (...) Müge Şevketoğlu başkanlığında 7 ülkeden gelen bilim adamlarının eşliğinde 30 kişilik ekip, Kıbrıs ile Anadolu arasındaki ilişkilerin 10.000 yıllık tarihini aydınlatmak amacıyla çalışmalarına 1996’da başladı.”

“Kazıda elde edilen 10.000 yıl öncesine ait volkanik cam obsidiyen, Kıbrıs’taki ilk yerleşiklerin Anadolu’dan gelmiş olabileceğini gösteriyor. Kıbrıs’ın doğal yapısında bulunmayan cam, Anadolu’da özellikle Kapadokya bölgesinde yaygın. (...) Böylece Kıbrıs’ın Anadolu’yla bağının sanıldığından çok daha eski olduğu kanıtlanmış oluyor.”

Kültür Servisi, “Kıbrıs’ın Yerlileri Anadolu’danmış”, Cumhuriyet, 20 Ağustos 2003.

“Araştırmacı E. Doblhoffer; ‘Kıbrıs dilinin Yunan dili olduğu iddiaları hiçbir şekilde ispat edilememiştir’ diye yazar ve der ki: ‘Araştırılan dil, Yunancanın barbar ve kaba görünüşünün dışındadır. Kıbrıs diyalekti, Yunan diyalektiğinden tümüyle değişiktir’ ve ilave eder, ‘Kıbrıs yazısında, Yunan alfabesindekinden çok daha fazla harf olduğu için okumada çok büyük hatalar yapılmıştır; yazının kendi yazılış şekli, otografisi vardır’ dedikten sonra şu sonuca varır: ‘Bu yazı Yunan yaratması olmayıp, Yunan öncesi ve Yunanlı olmayan bir başka halktan ödünç alınmıştır’. (...) Yukarıda Doblhoffer’in Eski Grekçe’yle okunamamış olduğunu kaydettiği Kıbrıs yazısı alfabesinde 25 adet Ön-Türk damgası vardır. Bu dil, Batılılar tarafından yok sayıldığından, Kıbrıs yazısının esas yazıldığı dil dışında olan Grekçe’yle okunmasına imkân yoktur. Sonuç: Grek kültürüne ait olduğu sanılan Troya’nın, Anadolu kültürüne ait oluşu, Kıbrıs’ta da tarihe dikkat etmek gereğini ortaya çıkarır.”

H. Tarcan, “Kıbrıs Ne Zamandan Beri Yunan’dır?”, Cumhuriyet Bilim Teknik, s.770, sf.14, 22 Aralık 2001.

“(...) Fakat bunlar Orta Asya, İran, Suriye ve Kıbrıs üzerinden Kilikya’ya kadar uzanan boyalı bezekli keramikler ve en çok Hacılar keramikleriyle dikkate değer benzerlikler göstermekte ve kültür etkileriyle birlikte Teselya’ya Anadolu’luların gelmiş olabileceği ihtimalini kuvvetlendirmektedir.” (sf. 14)

“Herodotos’un ‘Hipakhaiosların ülkesi olarak gösterdiği Kilikya’da (Seyhan vilâyeti) ve kuzeyinde ‘Aka kıyıları’ bulunan Kıbrıs’ta da Akalar oturmuşlardır.” (3. binyıl, Orta Avrupa tunç ekiniyle Anadolu’dan göçenlerin Yunanistan’da karışmasından doğan budun: Akalar, M.İ.)

“M.Ö. 13üncü yüzyılın ikinci yarısında (...) yerlerinden oynatılmış olan bazı Ege ve Anadolu kavimleri, (...) Mısır’a geçmiş, Libyalılarla birleşmek suretiyle Kıral Merneptah’ın üzerine yürümüşlerdir. Mısırlılar tarafından 1230 yılına doğru Delta bölgesinde yenilen ‘deniz kavimleri’ arasında Akayivaşalar, Turşalar, (...) vardı. Bunlardan Akayivaşaların güney Anadolu’da, ya da Kıbrıs ve Rodos gibi adalarda oturan Ahhiyavalılar, Lukaların sonraki Likyalı’lar, Turşaların ise Anadolu’dan ayrıldıktan ve birtakım serüvenler geçirdikten sonra İtalya’ya geçmiş oldukları anlaşılan Tirsen’ler veya Etrüsk’ler oldukları düşünülebilir.” (Turşa, Tirsen, Etrütskler Ön-Türklerdir. M.İ.) (sf.87)

“Bazı Dor kabilelerinin Pamfilye ve Kıbrıs’a da ulaşmış olduklarını bu ülkelerde konuşulan lehçelerdeki Dor unsurlarından çıkarmak mümkün oluyor.” (Kuzey Karadeniz’den gelmiş, kimi Traklarla karışarak Yunanistan’a inmiş budun: Dorlar, M.İ.) (sf.306)

“Atina donanmasının Kıbrıs’ta Salamis açıklarında Fenike donanmasına karşı parlak bir zafer kazanmasına rağmen (...) tarihlere ‘Kallias barışı’ olarak geçen bu barışa göre Atina Kıbrıs ve Mısır’dan kesin olarak vazgeçiyor” (...) (sf.306)

“Perikles (...) aynı zamanda Atina’nın birleşik şehirler üzerinde bir hegemonya kurmasına yeni kapılar açacağını düşünmüş olacak ki, ilk bakışta Atina için hiç parlak olmayan bu barışı kabullenmişti.” (sf.307)

“İki yüzyıl kadar süren bu faaliyet sonunda gerek Akdeniz, gerek Karadeniz’in etrafı kolonilerle çevrilmiş ve Yunanlılar buralara Eflatun’un dediği gibi bir havuzun etrafında oturan kurbağalar gibi yerleşmişlerdir. M.Ö. 6ncı yüzyıl ortalarından sonra koloni kurmak pek mümkün olmamıştır. Çünkü doğuda Pers devleti yeni genişlemelere engel olmuş, batıda ise Etrüsk’lerle birleşen Kartacalılar Yunanlılara karşı cephe almışlar ve onların bu bölgelere girmelerini önlemişlerdir. (...) Aka’ların gerek Kirkad’lar ve Girit’i, gerek Anadolu’nun ve Kıbrıs’ın bazı kıyı bölgelerini işgal etmiş ve bunları kendi devletlerine katmış oldukları, halbuki Yunanlı’ların fetih emelleri beslemeksizin yalnız tarımsal ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılamak için koloniler kurduklarını görürüz.” (sf.16)

“Demetrios, (İskender sonrası kral, M.İ.) İpsos’tan sonra Anadolu kıyılarında İyonya, Karya ve bunlardan başka Kıbrıs, Fenike ve Ege Adaları’na sahip olmakta devam ediyor, (...) güçlü donanması sayesinde bir çeşit deniz kırallığı kurmuş oluyordu. Fakat Yunanistan’daki ‘Hellen birliği’ ortadan kalkmıştı.” (sf.467)

“Mısır kırallığı işgali altında bulundurduğu Kirene, Suriye, Kıbrıs, Ege denizi kıyıları ve adalardaki topraklar” (...) (sf.491)

“Romalı komutan ve devlet adamı Pompeius (...) Mısır’dan ayırdığı Kıbrıs’ı katmak suretiyle Kilikya eyaletini yeniden teşkilatlandırdı.” (sf.490)

A.M. Mansel, “Ege ve Yunan Tarihi”, TTK y. 1995, Ankara.

“Kıbrıs (...) Finike dilinde ‘kubru’, kıyı anlamına gelmektedir. Finikelilerce bu adın kullanılması, Kıbrıs’ın Anadolu’ya ‘karşı bir kıyı’ olmasından kaynaklanmaktadır. (...) bunun Akatça dilinde Cypr olarak okunduğunu araştırmalarına dayandırmaktadır.”

“M.Ö. 1450 yılında Eski Mısırlıların egemenliği altına giren Kıbrıs, daha sonra da Hititler tarafından fethedilmiştir. M.Ö. 350’de Perslerin adaya hakim olduğunu görüyoruz. Finikeliler ve Asurlular da adanın hakimleri arasına girmişlerdir. M.Ö. 58’de Romalılar adayı fethetmişlerdir. (...) Ancak Araplar, adada tam bir egemenlik kuramadılar. Haçlı Seferleri (3. Haçlı Seferi, M.İ.) sırasında ada, 1191’de İngiliz kralı Aslan Yürekli Rişar’ın denetimi altına girdi. Ancak kral adayı önce Templer (Tapınak, M.İ.) Şövalyelerine sonra da Guy de Lusignan’a bıraktı. Lüsinyenler adayı 1489’a kadar egemenlikleri altında tuttular ve katolik dinini yaygınlaştırdılar. Bu arada Cenevizler de adayı denetimleri altında bulunduruyorlardı. Memlüklerin bu dönem içinde, adanın bazı bölümlerinde etkili olduklarını ve adada İslâm eserleri bıraktıklarını görüyoruz. (...) Ada artık Venedik korsanlarının denetiminde idi. Bu durum, Akdeniz’de üstünlüğünü ortaya koymaya başlayan Osmanlı İmparatorluğu’nu rahatsız ediyordu.” (sf.14)

“Osmanlı İmparatorluğu 1571’de adayı aldığı zaman Kıbrıs Venediklilerin egemenliğindeydi ve adada Katolik dini etkiliydi. Ortodokslar Katoliklerin büyük baskısı altında, özgürlükten yoksundular. Türklerin adayı alışlarında en çok Ortodokslar sevindiler.” (bugünkü Rumlar, M.İ.)

“Ada tarih boyunca Mısırlılardan Hititlere, Asurlulardan Araplara kadar değişik bölgesel güçlerin hakimiyetine girmiş, Doğu ve Batı Roma İmparatorluklarından göç almıştı. Bu nedenle çok karışık ve karmaşık bir toplumsal yapı sergiliyordu. Anadolu, Suriye, Ege ve Batı Roma’dan, hatta Afrika’dan gelenler Kıbrıs’ta, ‘çeşitlilik gösteren’, heterojen bir sosyal doku oluşturmuşlardı.” (sf.15)

“Ada artık Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olduğu için, 16. yüzyıldaki yükselme döneminin yararlarından ve Osmanlı sınırları içindeki düzenli yönetimden adada yaşayan çeşitli gruplar da yararlanıyordu.” (sf.16)

“İngiliz idaresi 1878’de başladığında (...) Türk nüfusu adadaki toplam nüfusun %44’ü idi. Vakıflar İdaresi’nin mülkü olan arazilerle birlikte Türklerin adada sahip olduğu pay %50’nin üzerindeydi.” (sf.17)

“Ancak İngiliz yönetimi sistemli bir biçimde hem Osmanlı İmparatorluğu döneminde hem de Türkiye Cumhuriyeti döneminde, adadaki Türk nüfusunun göçünü özendirmiştir.” (sf.17)

“1878’den itibaren Kıbrıs’taki Türklerin (Ortodoks ve) İngiliz baskısı altında bulunmaları, Türk nüfusunun Anadolu’ya ve Londra başta olmak üzere diğer bölgelere göçmelerine yol açtı.” (sf.18)

“Bu göç yıllarca sürdü. Bu nedenledir ki bugün (2000’de), Türkiye’de 235.000, İngiltere’de 120.000, Avustralya’da 40.000, Amerika ve Kanada’da 17.000 Kıbrıslı Türk bulunmaktadır.” (sf.19)

E. Manisalı, ‘Dünden Bugüne Kıbrıs’, Gündoğan y. 2002, İstanbul