| Öner Yağcı |
|
68 Kuşağı Mustafa Kemal ve devrimci arkadaşlarının, Nâzım Hikmet’in dediği gibi, “dağlarda tek tek ateşler” yakarak kazandırdıkları zaferden sonra oluşturduğu yapılanmayla doğan ilk kuşak Cumhuriyet çocukları, 1940 Kuşağı’nı ve Köy Enstitülüler Kuşağı’nı yaratarak tarihin aynasında anlamlı bir sınav vermişti. Bu sınav, İkinci Dünya Savaşı yıllarında ve sonrasında ülkemizi yönetenlerin devrimleri sürdürmekle devrimci politikalardan vaz geçmek arasında; bağımsızlıkçı, onurlu politikayı sürdürmekle Amerikan emperyalizminin kurmak istediği Yeni Düzene boyun eğmek arasında kararsız kaldığı dönemde Cumhuriyet’in yılmaz savunucusu olunarak verilmişti. O yıllarda, Cumhuriyet’in ilkelerini, bağımsızlığı, laikliği, yurt sevgisini öne alan bir yaşam biçimi anlayışının topraklarımızda yeşermesiydi bu kuşaklar. 68 Kuşağı, 1940’lı yılların ortalarından itibaren emeklemeye başlayan Cumhuriyet’in emanetçisi bebeklerin, bu aydınlık ufuklarda büyüyüp gençliğe adım atmalarıyla ortaya çıkan ve artık başka bir dünya arayışıyla ülkemizi emperyalist bağımlılık ilişkilerine ve emperyalist borç batağına sürüklemeyi tercih eden işbirlikçi politikalara karşı bağımsızlığın direniş mevzisi olmasıdır. 1950’li yılların sonunda “Olur mu böyle olur mu / Kardeş kardeşi vurur mu / Kahrolası diktatörler bu dünya sana kalır mı?” gibi marşlarla ifade edilen bir kalabalıklaşma ve dayanışma dalgası 27 Mayıs Devrimi’ni doğurmuş ve bu kuşakların mücadelesinin yansıdığı önemli bir atılım olarak özgürlük ve bağımsızlık yolundaki gençliğin mücadelesine yeni aydınlıklar açmıştı. 68 Kuşağı, Can Yücel’e, “En uzun koşuysa elbet / Türkiye’de de devrim / O, onun en güzel yüz metresini koştu / En sekmez luverin namlusundan fırlayarak... / En hızlısıydı hepimizn, / en önce göğüsledi ipi... / Acıyorsam sana anam avradım olsun / Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun.” dedirten Deniz Gezmiş gibi önderleriyle büyüyen ve tüm gençliği sarmakla kalmayıp toplumun tümünü kucaklayan bir sevdaya dönüştü. O dönemin sevdasının “Kahrolsun Emperyalizm, Bağımsız Türkiye, Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye, NATO’ya Hayır, Amerikan Üslerine Hayır, Kahrolsun Emperyalizm ve Yerli İşbirlikçileri, Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi, Emek En Yüce Değerdir, Atatürk Geliyor...” gibi sloganlarla yaratıldığını söylemek yeterlidir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Amerikan emperyalizmi dünyanın dört bir yanına ahtapot kollarını uzatmıştı. Ama dünyanın dört bir yanından da çoban ateşleri gibi emperyalizme karşı mücadele yangınları başlatılmıştı. Afrika’nın dört bir yanı, Latin Amerika, Güneydoğu Asya, Vietnam, Ortadoğu, Filistin kaynıyordu. 68 patlaması yaşanmaya başladığında ülkemizde bir karşı devrim yaşanıyordu ve bu karşı devrime dur demek için 68 Kuşağı ayağa kalkmıştı. Ülkemiz gençliği de, Vietnam ve Filistin direnişlerinde simgelenen antiemperyalist özle büyük bir kararlılık, kitlesellik, dayanışma ve coşkuyla ayağa kalktı. 6. Filo’nun bir daha yıllarca denizlerimize gelememesi, sözde “Barış Gönüllüleri”nin toprağımızdan kovulması, ulusal değerlerimizin sahiplenilmesi, bağımsızlık bilincinin yükselmesi bu dönemin yadsınamaz zaferlerindendir. Tarihinin köklerindeki toplumsal dinamikle bütünleşmeyi başaran 68 Kuşağı, bugünün dünyasında yaşanan sorunlara ve ülkemizin getirildiği yere bakıldığında haklı olmanın kıvancını yaşamaya devam ediyor. Dünyanın en gericisi olan emperyalizme ve onun yerli işbirlikçilerine karşı mücadele etmenin erdemiyle dolu olmanın ne büyük bir kıvanç olduğunu kim yadsıyabilir? Bugünün küreselleşen dünyasında Amerikan emperyalizminin, en gerici işbirlikçileriyle birlikte tıpkı 68 Kuşağı’nın doğduğu dönemdeki gibi, dünyanın dört bir yanını, en yakın tarihte Afganistan’ı ve Irak’ı kana ve ateşe boğduğu koşullarda 68 Kuşağı ne kadar doğru davranmış denmesinin bir gurur kaynağı olduğunu söylemekten daha doğal ne vardır? Ne mutlu bu ülkeye ki 68 Kuşağı’nı doğurmuş; tarihinden aldığı güçle en karanlık dönemlerde bile bağımsızlık ateşlerini tutuşturmayı bilen; Şükran Kurdakul’un, “Biz ki acılar döneminden / Ellerimizi kirletmeden geçtik” dizelerindeki gibi haykıran kuşaklar yetiştirmiş. Bugün, yeni 68 Kuşaklarına; Amerikan emperyalizminin dayatmalarına direnebilecek güçlü direniş kaleleri oluşturma görevini yerine getirecek önderliklere ihtiyacı var ülkemizin. Bugün o kuşakların genlerini taşıyan bağımsızlık meşalelerini, antiemperyalist savaşımı sürdürecek birikime sahip olmanın kıvancını taşıyoruz ve bu birikim, ülkemizin dört bir yanında çoban ateşlerini yakıyor. |