Arama: 
17.05.2004/Sayı:56
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Kıbrıs
Ekonomi
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Dünya Şener Üşümezsoy

Diğer Dünya yazıları:
Özgür Erdem - ABD Irak batağında, insanlık işkencede...
Özgür Billur - Kürt ayaklanması kapımızda
Yıldız Sertel - NATO Zirvesi felaket habercisi

AB-ABD çatışmasında Patrikhane savaşları

Kıbrıs sorunu AB-ABD çelişkisinden kaynaklanır

Kıbrıs sorununun en belirsiz ve en tartışmalı olduğu günlerde yazdığımız, “Kurtlar sofrasında Kıbrıs”ta Amerika-Avrupa ve Rusya arasındaki mücadelenin Kıbrıs’ın tarafları olduğunu vurgulamıştık. O gün “komplo teorisi” gibi görünen tespitlerimizin gün geçtikçe doğrulandığını görüyoruz.

Neydi bunlar? Kıbrıs’taki problemin tarafları Denktaş ve Papadopulos değil, Türkiye ve Yunanistan da değil. Ana sorun, AB ile Amerika arasındaki Doğu Akdeniz mücadelesidir.

Fener Rum Patriği BartholomeosTarihsel olarak 1000 yıldan bu yana Batı Hıristiyanlığı, Katolik-Protestan birliğiyle Ortodoks birliği arasında bir çelişki vardır ve Ortodoks birliği değişik formatlarda, değişik siyasi otoritelere rağmen ekümenik yapısını sürdürmüştür. Doğu Roma olarak Batı Roma’ya göre 600 yıl daha fazla devam eden egemenliği, Osmanlı küresel hegemonyası altında da yine Ortodoks dünyasının sınırları içinde devam etmiştir.

Fener Patrikhanesi’nin ekümenik gücünün yıkılış olgusu ilk kez, Yunan ve Bulgar ayrılıkçı hareketleri ile Fener Patriği arasındaki mücadelede yüzeye çıkmıştır. Moskova ise, II. Roma olarak adlandırılan İstanbul’u Türklerin almasıyla bu ekümenik yapının sona erdiğini, Moskova’nın III. Roma olarak bir ekümenik merkez olduğunu iddia etmiştir.

Fener Patrikliği’ni ABD örgütledi

Sovyetler Birliği’nin de kullandığı “III. Roma” Ortodoks ideolojisine karşı ABD, Fener Patriği’ne ekümenik yapısını vermekle bu ideolojiyle mücadeleyi eksen haline getirmişti. Fakat SB’nin dağılmasından sonra Avrupa’yla Amerika arasındaki mücadelenin sonucu AB Ortodokslar ile Katolik ve Protestanların birliğini oluşturan bir örgütlenmeye dönüşmüştür. Yunanistan da Amerikan bağlaşıklığından çıkarak Avrupa’ya yakın bir duruma gelmiştir. Amerika bu durumu aşabilmek için Fener Patriği’ne olağanüstü bir önem vererek onu ekümeniklik olarak yeniden örgütlemiştir. Türkiye’deki bir çok kilisenin tekrar canlandırılmasıyla, ABD Ortodoks dünyasının hegemonik liderliğini almayı hedeflemektedir.

Güney Kıbrıs’taki Ortodoks Kilisesi’yle Atina’nın işbirliğinin İstanbul’daki Fener Patriği’ne karşı olacağının da altını çizmiştik. Ondan sonra patlak veren ve bu yazıyı yazmamıza konu olan Atina-İstanbul çelişkisi ortaya çıkmıştır. Fener Rum Patriği Bartholomeos veya Yunan Metropoliti Başpiskopos Hristodulos gibi kişiler önemli değil. Doğu Roma olduğu zamanlarda İstanbul Fener Patriği’nin başpiskopos olarak Yunan Kilisesi üzerindeki egemenliği Osmanlı döneminde de sürmüştür. Osmanlı’nın yıkılması sonrası Yunan egemenliği döneminde III. Roma’nın yani Moskova’nın Atina üzerindeki egemenliği ve Avrupa’nın Atina’ya olan desteği, Fener Patriği’nin klasik politikasından kopuşu getirmiştir. Fener Patriği’nin klasik politikası klasik Roma ekümenik yapısının sonsuzluğuna inanan ve bu sonsuzlukta buranın merkezine kendini koyan bir anlayışa sahiptir. Buna karşılık Avrupa’daki ulusalcı ayrılmaların ve yapılanmaların öne çıktığı noktada, Atina Kilisesi kendisine Roma’yı değil, Helen’i ve eski Yunanlıların uygarlığını temel almıştır. Eski Yunan uygarlığı ile Avrupa arasında iletişim kuran bir ideolojik formasyonu kullanmıştır.

Başpiskopos DemetriosAB-ABD’nin egemenlik savaşında Kıbrıs

Amerika küresel güç olmanın ideolojik aygıtlarından biri olarak Ortodoks Kilisesi’nin ekümenik yapılanmasını desteklemektedir. İslam’ı da yanına koyarak Osmanlı’nın İslam-Ortodoks devleti olduğunu savunmaktadır. Bugün de Fener Patriği’nin bu İslam-Ortodoks kardeşliği içinde örgütlenmesinin yolunu açarak İslam ve Ortodoks dünyasındaki egemenliğini öne çıkarmaktadır.

Pragmatik bir yaklaşımcı olan Avrupa, Protestan-Ortodoks Batı Hıristiyanlığının ilk defa Doğu Hıristiyanlığı sınırlarında egemenleştiğini ve Yunanistan, Kıbrıs ve İskenderiye’ye doğru uzanan bir güç haline geldiğini vurgulamıştık.

Rusya’nın III. Roma olarak güç gösterme çabası, eski gücünü yitirdiği noktada AB ile işbirliği yapan bir politikaya indirgenmiş ve AB çevresinde yer alan Yunan Ortodoks Kilisesi’yle Moskova Ortodoks Kilisesi işbirliği net olarak ortaya çıkmıştır. Avrasyacı olarak savunulan ve Türkiye’de de destek bulan bu tezlerin arkasında III. Roma olarak Moskova’nın yayılma politikasının olduğunu belirttik. Hiç bir zaman Moskova’nın KKTC’yi ve ulusalcı Türk politikasını desteklemediğini ve eğer destekleyecekse, deklare edecekse Güney Kıbrıs’taki kiliseyi destekleyeceğini çok önceden, hiç böyle bir belirti yokken altını çizerek yazılarımızda belirtmiştik.

AB-Rusya ittifakı

Son olayda Rusya’nın Yunanistan’ı desteklediğini ve Avrupa-Rusya işbirliğinin Amerika’ya karşı daha da pekiştiğini görmekteyiz.

Geçmişte Katolik-Ortodoks dünyası arasında kesin bir ayrım vardır. Amerika bu ayrımı çatlatmak için Ortodoks Kilisesi’nin ekümenik yapısını kullanıyor. Kiliselerin Moskova’ya ve Atina’ya yakınlığıyla bir sorun çıkmaktadır.

Akdeniz’de Avrupa’ya yakın bir kesimde Amerika’yla mücadelede Avrupa eksenin başını çekerken Kafkaslar’a geldiği zaman eksenin başını Rusya çekmektedir.

Çeçenistan’dan sonra Acaristan’da olan olayda da Amerika’yla Rusya karşı karşıya gelmektedir. Annan Planı’na bakışta da her iki kesim kendi çıkarlarını düşünmektedir.

ABD’nin BM aracılığı tezine karşılık Avrupa AKEL ve Yunan Kilisesi’ni kullanarak Annan Planı’na farklı bir alternatif getirmiştir. AB ülkesi olarak Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi üzerinde egemenliğiyle Amerika’yı burada dışlama veya sınırlama noktasına gelmiştir.

Yunan Başpiskoposu HristodulosAmerika ise son Afganistan ve Irak’taki oılaylardan sonra İran’a, Suudi Arabistan ve Suriye’ye operasyon gücünü kaybettiği noktada Büyük Ortadoğu Projesi’ni Avrupa’yla yapma noktasına gelmiştir.

Patrikler değil ABD’yle AB kapışıyor

Yunan Kilisesi’yle Fener Patriği arasındaki çelişmeye geldiğimizde, Atina Avrupa’nın desteğinde bir politika izlerken buna hemen Rusya’nın desteğini eklemesine karşılık Fener Patriği’nin ekümenik ve evrenselist görünümü aslında süper bir hegemonyanın ideolojik aygıtı işlevinden kaynaklanmaktadır.

TÜRKSOLU’nda çıkan beş makalenin daha iyi anlaşılabilmesi için “Türk Jeostratejisi” isimli 250 sayfalık kitapla 2000 yıllık bir tarihi analiz ettiğimizde stratejik bir bakışın ve duruşun görünmeyen verilerden analiz edilmesi gere-ktiğine inanmaktayız.

Lester Thurow’un yaptığı tespite göre ekonomik krizler aynı fay hatlarındaki stres birikimi gibidir. Yüzeyden görülmez ama bu fay hatlarının getirdiği birikimin patlaması depremlerle ortaya çıkar. Meksika depremi, Uzakdoğu para krizinhin başlangıcı bu fay hatlarındaki birikim gibidir.

Geçmişte süper hegemonya olarak karşımıza çıkartılmaya çalışılan Çin, Amerikan sisteminde olan bir büyüme içinde. Hiçbir zaman merkez olmadığını vurguladıktan sonra, son günlerde Çin ekonomisinin dünya ihracatına yönelik büyümede patlamayı getirecek bir sisteminin olduğunu ve krizin sebep olduğunu vurguladığımız açıklama da bu analizin ürünüdür.

Dolayısıyla stratejik açıklamalar duygusallıktan değil, mutlak gerçeklik verilerinden hareketle yapılmalıdır. Ayrıntılı teolojik tartışmaların ışığında Yunanistan ve Türkiye’deki Fener Patriği arasındaki çelişkiyi çözmek mümkün olmamaktadır.