| Yıldız Sertel |
|
Diğer Dünya yazıları:
Amerikan usulü demokrasi -Refah ve düzen getireceğim dedi; insanları aç, susuz, ışıksız bıraktı. -Gaddar Saddam’ı devireceğim, insancıl bir düzen getireceğim dedi. Suçsuz Iraklılara, Afganlara akla hayale gelmeyecek işkenceler yaptı. Belli ki, ABD demokrasi ile katliamı, düzenle işkenceyi birbirine karıştırıyor. İşte 28-29 Haziran’da İstanbul’da yapılacak NATO Zirvesi’ne böyle bir ülkenin cumhurbaşkanı geliyor. Başkan Bush, yukarıda saydığımız bütün bu cinayetlerin sorumlusudur. Onun yeri Lahey İnsan Hakları Mahkemesi’dir. Oysa AKP Hükümeti, bütün dünyanın nefret etmeye başladığı bu katili karşılamak için milyarlarca liralık güvenlik önlemleri alıyor ve daha şimdiden, “NATO’ya Hayır”, “Bush Gelme” sloganları altında gösteri yapanlara polis baskısı uygulanıyor. Amerika’nın çıkmazı Bu NATO toplantısında, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi görüşülecek. NATO bu projenin askeri kanadıdır. Sivil kanat G-8’lerdir. Onların toplantısında Tunus’tan Çin’e kadar uzanacak Büyük Ortadoğu alanında sözde demokrasinin gerçekleştirilmesi, “Ilımlı İslam” yoluyla Arap ve Orta Asya ülkelerine yeni bir düzen getirilmesi konuşulacak. Ancak, Mısır Cumhurbaşkanı Mübarek’in de işaret ettiği gibi, bu proje doğmadan ölmüştür. Arap-İslam dünyasında gerek Afganistan ve Irak’ta gerekse Filistin’de ABD ve İsrail’in işlediği cinayetler yüzünden o kadar derin bir nefret vardır ki buralara, “Tepeden inme demokrasi getirmek olanaksızdır.” (Le Monde Diplomatique-Nisan 2004) Bu nedenle ABD askeri kanada, yani NATO’ya yönelmek zorundadır. Bu bölgede yapılacak operasyonların merkezi de Türkiye olacaktır. Bu toplantıda aşağıdaki kararların alınması öngörülmektedir; -Türkiye’de bir NATO merkezi kurulacak. -İncirlik, Diyarbakır, Sabiha Gökçen üsleri gibi Güneydoğu Anadolu’da, Akdeniz ve Karadeniz kıyılarında daha pek çok askeri üs kurulacak. -Almanya’daki Amerikan askerleri bu üslere getirilebileceği gibi, pek çok NATO askeri de Türkiye’ye getirilecektir. -Bu üsler ve askerlerle beraber pek çok askeri malzeme, sofistike silahlar topraklarımıza sokulacak. Türkiye bir silah deposu haline getirilecek. Bunlar çoktan beri planlanan Büyük Amerikan İmparatorluğu’nun hazırlıklarıdır. Gerçekleşmenin İran ve Suriye’den başlaması öngörülmektedir. Ancak, hedef petrol ve gaz egemenliği olduğu için bütün Kafkaslar’ın ve Orta Asya ülkelerinin siyasal yolla ele geçirilmesi mümkün olmadığı takdirde askeri işgale başvurulacaktır. Ancak ABD’nin önünde büyük güçlükler vardır. Bunlardan bir tanesi, sadece İslam-Arap dünyasında değil; hemen bütün dünyada uyandırmış olduğu tedirginlik ve hatta nefrettir. İkincisi de, ekonomisinin git gide gerilemesi, doların sürekli olarak değer kaybetmesi, Amerika’ya yabancı yatırımların azalması, bütçe açığı yüzünden dünya piyasalarında Amerika’ya güvenin azalmasıdır. Bütün bu koşullar içerisinde petrolün rolü çok önemlidir. Amerika adeta bir dolar, petrol çıkmazına girmiştir. Ekonomik bunalım Amerikan doları, 1973’te, altın dayanağından ayrılalı beri, değeri inip çıkmakta ve dünya petrol fiyatlarından fazlasıyla etkilenmektedir. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Ortadoğu’da ve özellikle Basra Körfezi’nde egemen durumda bulunan Amerika’nın hiçbir sorunu yoktu. Ancak, 1979’da İran Şahı’nın İslam devrimiyle devrilmesinden sonra petrol fiyatları hızla yükseldi. İran’dan sonra Irak, Suriye ve Libya’da da devletlerin petrole el koymasıyla petrolün varili normalde 30 doları geçmezken, bir anda 40 dolara çıktı. Sanayii için büyük ölçüde petrole bağımlı olan ABD, faizlerini büyük ölçüde arttırmak zorunda kaldı. Öte yandan Amerikan ekonomisi küreselleşmenin, serbest piyasa ekonomisinin getirdiği bir takım dengesizliklerin sıkıntısını çekmektedir: -Bunlardan bir tanesi, fazla üretimdir. Tüketicinin alım kabiliyeti düşünce iç pazarı kredilerle açmak yoluna gidilmiştir. Az ve orta gelirli vatandaş banka veya tefeci kredileriyle evini, arabasını ipotek ederek tüketim ihtiyacını karşılamaya başlamış, ancak 80’li yılların sonuna doğru ödenemeyen borçlar 80 milyar doları bulunca krediler durmuş ve durgunluk başlamıştır. -Krediyle yaşamanın diğer bir yönü de, büyük şirketlerin önemli ölçüde banka kredileriyle yatırım yapmalarıdır. Başta Exon olmak üzere pek çok şirketin borçlarını ödeyememesi, 1980’li yıllardan bu yana Amerika’da önemli bir iç borç sorunu yaratmıştır. -ABD’nin silah üretimi ve savaş masrafları da ayrı bir sorundur. ABD’nin yıllık savaş bütçesi 240 milyar dolar iken Afgan ve Irak savaşlarından ötürü 300 milyar doları aşmıştır. Bütçe açığında savaş masraflarının rolü büyüktür. Öte yandan ABD bütçesinden büyük bir pay alan savaş sanayinin yaşayabilmesi için savaş kaçınılmaz bir yoldur. -ABD’nin bir baş belası da eurodur. Amerika’nın ekonomik dengesizliğinden ötürü Avrupa git gide yatırımlar için daha çekici olmaktadır. Aynı zamanda pek çok petrol satıcı ülke petrole karşı dolar yerine euro istemeye başlamıştır. Savaştan önce bunların başında Irak geliyordu. Bunu İran, Libya ve hatta Suudi Arabistan izledi. Böylece dünya petrollerinin hemen hemen 3/4’ünü elinde tutan Arap-İslam aleminde son yıllarda euroya dönüş daha da hızlandı. 1999’da Rus Merkez Bankası, Rus Bilimler Akademisi’nin yayınladığı bir raporu açıkladı. Bu raporda, euronun ortaya çıkmasının Rusya’nın stratejik çıkarına olduğu açıklanıyordu. Bu nedenle Rusya’da son zamanlarda petrole karşı euro istemeye başladı. Böylece euro dünya pazarlarında dolara sürekli bir üstünlük kazanmaya başladı. -ABD’nin diğer bir sorunu da Doğu Asya ülkeleriyle arasındaki rekabettir. Bu ülkelerde Amerikan şirketlerinin yatırımı arttıkça Amerikan egemenliğine direniş artmaktadır. Amerika’nın dünya egemenliği kurma politikası gerek Avrupa’da gerekse Asya’da bir takım gruplaşmalara yol açmaktadır. Çin, Japonya, Güney Kore ve bazı Güney Doğu Asya ülkeleri bir Doğu Asya serbest pazarı kurmaya doğru gidiyorlar. 1997-98 yıllarında IMF politikaları yüzünden bunalıma düşen ekonomilerini kurtarmak için önce o örgütten kopmaya yöneldiler, ondan sonra da bir Asya Para Fonu kurdular. Bu ülkelerin 1.5 trilyon dolar döviz rezervi bulunduğu için, ABD bu Asya Para Fonu’nu kendisi için büyük bir tehlike olarak görüyor. Bir ortak Asya parası çıkması doları daha da büyük bir tehlikeye sokacak. (J. Fred Bergsten, “Amerika’nın İki Cepheli Çelişkisi” Foreign Affairs, Mart-Nisan 2001). ABD, Çin’in Güneydoğu Asya ekonomileriyle bütünleşmesini kendisi için büyük bir tehlike olarak görüyor. Merkezi Bombay’da bulunan “Siyasal Ekonomi Araştırma Bölümü”ne göre, dünya ekonomisi duraklamaya girince Amerika, Avrupa ve Japonya bunalıma girince buna bağlı olarak şu üç ekonomik blok arasında gerginlik artacaktır: Amerika, Avrupa, Asya. (Irak İşgalinin Perde Arkası- Siyasal Ekonomi Araştırma Bölümü, Bombay-Hindistan. Sf. 95) Ekonomik bunalıma askeri çare Bombay Araştırma Grubu, ekonomik bunalıma askeri çare arayışını şöyle anlatıyor: 1. Amerika’ya Petrol Kaynağı Sağlamak: Amerika büyük ölçüde petrol ithalatına bağlıdır. Günlük ihtiyacının yarısından fazlasını, yani günde 20 milyon varilden fazlasını ithal ediyor. Ortadoğu’da ABD’ye nefret arttıkça savaş yoluyla bu ülkelere egemen olmak güçleştikçe ABD, Batı ve Kuzey Asya’ya dönmek zorunda kalacak. Halen ABD’nin ihtiyacını karşılayacak petrolün önemli bir bölümü OPEC’ten (Petrol Üretici Ülkeler Örgütü) geliyor. Bu ülkelerin çoğu Ortadoğu ve Arap ülkeleri. Dünya petrol rezervlerinin %63’ü Ortadoğu’da. Öte yandan Uzakdoğu Asya ülkelerinin petrol ihtiyacı korkunç şekilde artıyor. Son on yılda ABD’nin dünya petrol pazarlarındaki payı Japonya ve Çin’in dışında bütün ülkeleri geçiyor. ABD, hızla artan petrol ithalatıyla OPEC üretiminin önemli bir kısmını satın alıyor. Bu da, ABD’nin petrol piyasalarında önemli bir faktör olmaya devam edeceğini gösteriyor. Petrol ithalatına bu kadar bağımlı olan ABD, petrol üreten bölgelerin kendi nüfuzunun dışında kalmasına tahammül edemez. 2. Doların Egemenliğini Sağlamak: Eğer petrol üreten bölgelerde ABD’den başka bir devlet egemenlik kazanırsa, dolar ağır bir darbe yer. Euroya kayış sürerse, doların egemenliği sona erer. Öte yandan, ABD petrol egemenliğini kazanırsa, doların egemenliğini de kazanmış olacak. Oysa 1990’lı yıllarda Venezüella, İran ve Irak pek çok yabancı şirketle; Fransız, Rus ve Çin şirketleriyle kontratlar imzaladılar. Böylece ABD egemenliğini kaybetmek tehlikesiyle karşılaştı. 3. Petrolü Silah Olarak Kullanmak: ABD, bu bölgelerde egemenliğini kurmak için petrol egemenliği politikasını güdüyor: a. Amerikan askerlerinin girmesiyle Fransız, Rus ve Çin firmalarının Irak ve İran’dan çıkarılacağı düşünüldü. b. ABD, Afganistan’ı işgal ettikten sonra Pakistan, Afganistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan’da askeri üsler kurdu. Gürcistan’a askeri uzmanlar yerleştirdi. Bakü-Ceyhan Boru Hattı’na bir alternatif çıkarılmamasına gayret etti. c. ABD, Kolombiya’da Kuzey Denizi’nde ve Afrika’da rakiplerini ortadan kaldırmak için değişik girişimlerde bulunuyor. d. ABD’nin büyük petrol egemenliği projesinde en büyük yeri Çin’i önlemek alıyor. Yakın gelecekte Çin, ABD kadar büyük petrol ve gaz ithalcisi olacak. 2030 yılına kadar dünya petrol ihtiyacının %8’ini ithal edeceği düşünülüyor. Petrol ithali için yaptığı her teşebbüste Çin, karşısında ABD’yi buluyor. Bu durumda Çin, “Şanghay Beşlisi” adlandırılan bir grupla büyük bir birlik kurmaya yöneldi. Bu grup Çin, Rusya ve bir takım Orta Asya cumhuriyetlerinden oluşuyor. (Kazakistan, Tacikistan, Kırgızistan gibi.) Bu grubun hedefi bölgede kökten dinciliği ve terörizmi kontrol altına almak olacak idi. Ancak ABD’nin Afganistan’ı işgalinden sonra bu girişim baltalandı. İran’a yaptığı bir ziyarette Çin Cumhurbaşkanı Jiang Zemin şöyle dedi, “Pekin’in siyaseti güç kullanılmasına ve ABD’nin Orta Asya’da ve Ortadoğu’da asker bulundurulmasına karşıdır... Çin, Amerikan egemenliğini önlemek için gelişmekte olan millet ve memleketlerle beraber çalışacaktır.” (Willy Wo-Lop Lam- “Çin Amerika’nın Orta Asya’da Bulunmasına Karşı”, CNN, 22 Nisan 2002) Amerikan basınında, Çin’in bir büyük güç olarak çıktığı ve Amerika’nın güvenliğini tehdit ettiği hakkında pek çok yazı buluyoruz. Reuters Ajansı 24 Eylül 2002 tarihli bir bülteninde şöyle diyor: “Çin sonunda Batı Asya petrolüne bağlanmaktan başka çare bulamayacak. Çin, Batı Asya’da Amerika’nın cezalandırdığı bütün ülkelerde; Irak, İran, Libya ve Sudan’da petrol kuyularını geliştirme anlaşmaları imzaladı. Bütün bu bölge, Amerikan işgali tehditi altında olunca, Çinli önderlerin ABD’nin Çin’in enerji güvenliğine bir tehdit oluşturduğunu düşünmeleri hiç de şaşırtıcı değil.” Türkiye’nin durumu Görüldüğü gibi ABD’nin büyük Ortadoğu Projesi bir Avrasya Projesi’dir. Bu bölgede pek çok ülkeyi ve özellikle Çin ve Rusya gibi iki büyük gücü karşısına almaktadır. Ortadoğu, Kafkaslar, Orta Asya ve hatta Doğu Asya bir petrol kavgası alanı haline gelmektedir. Bu bölgede petrol için siyasal ve askeri girişimlerin kısa vadeli olacağı düşünülemez. ABD, şimdiden Gürcistan’da ve Acaristan’da birer siyasi zafer kazandı. Öte yandan dünyanın ikinci büyük askeri gücü Rusya ile bir milyar iki yüz milyon nüfuslu, ekonomisi hızla gelişen Çin’in el altından dahi olsa ABD enerji egemenliği projesini baltalayacakları açıktır. ABD’nin işgal ettiği ülkelerde uyguladığı barbar metotlarla bölge halkları arasında büyük bir prestij kaybına uğraması, bu baltalamalara çok güzel bir zemin hazırlayacaktır. Böyle bir ortamda Türkiye’nin saldırgan bir Avrasya Projesi’nin üssü haline getirilmesi yurdumuz için büyük bir felaket olacaktır. Mazlum halklara karşı bir emperyalist devletin zalim saldırılarına alet olmak Atatürk Türkiye’si için utanç vericidir. Bundan öte girdikleri ülkelerde vahşet yaratan askeri güçlerin istilası altında olmak, taktik atom silahları dahil çeşitli imha silahlarını ülkemizde bulundurmak yok olmayı kabul etmek gibi bir şeydir. İstanbul’da yapılacak NATO Zirvesi böyle bir felaket kaynağı olacağı içindir ki şimdiden NATO’ya ve Bush’un Türkiye’ye gelmesine karşı eylemler başlamıştır. İşin acı tarafı odur ki, İçişleri Bakanlığı şimdiden aldığı önlemlerle bu eylemcilere karşı baskı yapmak niyetindedir ve bu baskı şimdiden başlamıştır. Buna bakmayarak şimdiden pek çok sivil toplum örgütü, meslek kuruluşu, sendika vb. 28-29 Haziran’da NATO’ya ve Bush’un gelmesine karşı eylemler yapmaya hazırlanmaktadırlar. O gün İstanbul’un bir kan gölüne dönüşmesi düşüncesi tüyler ürperticidir. Bu durumda başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere bütün yüksek düzey sorumlulara soruyoruz: Türkiye’nin NATO çerçevesi dahilinde dahi olsa Amerikan’nın saldırı projelerine alet olması yurdumuzun çıkarına mıdır? NATO ittifakı bir NATO ülkesine saldırı vukuu bulduğu takdirde diğer NATO ülkelerini yardıma mecbur etmektedir. ABD, NATO müttefikimizdir. Ancak saldırıya uğramamıştır. Bizim saldırıya uğramamış, üstüne üstlük vahşi saldırılara girişen bir NATO ülkesine destek olmak gibi bir mecburiyetimiz var mıdır? Yurdumuzu ABD’nin süresi ve sonuçları belli olmayacak bir macerasına katmak sorumluluğunu üstlenecek misiniz ? Yoksa, geç de olsa Türkiye’nin, Atatürk’ün, “Yurtta sulh cihanda sulh” politikasını uygulamak için gerekli önlemleri alacak mısınız? |