Arama: 
17.05.2004/Sayı:56
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Kıbrıs
Ekonomi
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Dünya Özgür Erdem

Diğer Dünya yazıları:
Şener Üşümezsoy - AB-ABD çatışmasında Patrikhane savaşları
Özgür Billur - Kürt ayaklanması kapımızda
Yıldız Sertel - NATO Zirvesi felaket habercisi

ABD Irak batağında, insanlık işkencede

İşkence fotoğrafları Batı medeniyetinin fotoğraflarıdır

Amerikan askerleri avlanıyor!ABD Irak’a saldırıyı başlattığından beri TÜRKSOLU olarak, iki önemli gerçeğin altını çizmiştik. Birincisi bu saldırının ABD’nin zaferiyle değil yenilgisiyle sonuçlanacağı, ikincisi ise Türkiye’nin ulusal çıkarlarının ABD’nin yanında değil, Irak’ın yanında olmayı gerektirdiği.

ABD’nin Irak’ı işgalinin birinci yılını çoktan doldurduğu bu günlerde gerçekleşenler yanılmadığımızı ortaya koydu. “Koalisyon” güçlerini oluşturan ülkeler bir bir Irak’ı terk etmeye başladı. Irak’ta pek çok kent tekrar direnişçilerin denetimine girdi.

Son olarak tüm dünyanın kanını donduran insanlık dışı işkence ve tecavüz fotoğrafları, Irak’ta gelinen noktayı derli toplu değerlendirmeyi gerektiriyor.

Çırılçıplak Iraklı mahkumların üstüne köpeklerle saldıran ABD askerleri... Kafasına çuval geçirdiği Iraklının üzerine işeyen İngiliz... Çırılçıplak Iraklılara aklın hayalin alamayacağı işkenceler yapan ABD’liler... Ve bizim bakmaya utandığımız bu görüntüleri keyifle izleyen kadın askerler...

Üstelik bu görüntüler gizlice çekilmiş de değil. Fotoğrafların tümünde sıratarak poz veren ABD askerini görebilirsiniz. Kısacası işkence yapmaktan çekinmeyen, hatta yaptığı işkenceyle gurur duyan ve bunu fotoğrafla “ölümsüz”leştirmek isteyen sadist bir kafayla karşı karşıyayız. Bu fotoğraflar, Batı denilen medeniyetin ne olduğunu, ABD emperyalizminin gerçek yüzünü sanırız bize çok iyi anlatıyor.

İşbirlikçilerimizin peşinden gitmemizi öğütlediği, karşı çıktığımızda da Saddamcılık suçlamasıyla bizi linç etmeye kalkıştığı Batı medeniyeti işte budur: İşkence yaptığı mahkumlarla ve tecavüz ettiği kadınlarla sırıtarak fotoğraf çektiren askerler.

Üstelik bu görüntüler ABD kamuoyu tarafından da kanıksanmıştır. En alçak fotoğraf karelerinde görünen kadın asker Lynndie England’ın bu yaptığından keyif aldığını bizzat ailesinin açıklamalarından öğreniyoruz. Üstelik ailesi kızlarının yaptıklarıyla gurur duyduğunu belirtiyor, hatta bunu açıklamak için basın toplantısı düzenliyor. ABD kamuoyu da işkencelerden ve tecavüzlerden birinci derecede sorumlu olan Rumsfeld’in istifasına gerek olmadığını düşünüyor: Yapılan kamuoyu araştırmasında Rumsfeld’e %70 destek çıkıyor.

Yaşananlar basit bir işgal sonrası tecavüz-işkence sahnesi değildir. İşkenceyi ve tecavüzü normalleştirenlere katılmıyoruz. Dünya kamuoyuna yansıyan bu görüntülerin altında önemli bir tarihsel gerçeklik yatmaktadır. Batı medeniyeti kendi dışındaki tüm medeniyetleri küçümsemektedir. Bu nedenle Batı kendisini diğer medeniyetler için bir kurtarıcı olarak görmekte, bu medeniyetleri gerekirse yok etme hakkını kendisinde bulmaktadır.

Zaten aynı Amerikalılar ABD Afganistan’a saldırıyı başlattığında da kornalarını çalarak sevinç gösterileri yapmıştı. İşte Amerikan milletinin gerçek yüzü. İşkence ve tecavüzden, işgalden rahatsız olmak yerine onu kutlayan ve mazlum milletlere yağan bombalardan mutlu olabilen sapık bir millet.

11 Eylül eylemini desteklediğimizde bizi ayıplayan ve insanlık dersi vermeye kalkışanlara Amerikan milletinin bu gerçek yüzünü bir kez daha incelemelerini tavsiye ederiz.

Yalnız ABD’nin değil işbirlikçinin de alçak yüzü

Katil Amerikaİşkence ve tecavüz fotoğrafları yalnız ABD’nin değil, işbirklikçilerinin de gerçek yüzünü ortaya koydu. ABD sözde Irak’a demokrasi getirmek için saldırmaktaydı. Buna samimi olarak inananların bunca rezaletten sonra bu yanlışlarında ısrar etmelerini bekleyemezsiniz. Ancak ABD ne yaparsa yapsın alkışlayan, daha doğrusu alkışlamak zorunda olan işbirlikçiler, bizi de hayrete düşüren bir şekilde işkence fotoğraflarına karşı çıkmadılar. Hatta ABD’yi aklamaya çalıştılar.

Irak’a giren ilk Amerikan birliği olarak andığımız Türk basınının işbirlikçi kalemleri ABD generalleriyle aynı tavrı aldılar. İşkenceyi meşrulaştırmaya, Türk halkında ve tüm mazlum milletlerde doğan öfke ve nefreti dindirmeye çalıştılar.

Bir kısmı fotoğrafların sahte olduğunu iddia edecek kadar küçüldü. Bir kısmı ise, bu alçaklıktan bile Batı medeniyeti namına bir üstünlük yaratmaya kalkıştı. Türkiye’de olsa bu fotoğrafların yayınlanmayacağını, ABD’de bunların yayınlanmasının ABD’nin ne kadar demokratik bir ülke olduğunu kanıtı olduğunu söylediler. Bir kısmı ise fotoğrafların basına yansımasının ardındaki nedenleri komplo teorileriyle açıklamaya çalışarak insanlık dışı işkenceleri sıradan rutin olay konumuna getirmeye çalıştı.

Benzer bir tavrı bizi yanıltmayacak bir şekilde Irak’taki işbirlikçi Kürt aşiretleri sergiledi. Kaderlerini ve geleceklerini tamamen ABD’nin işgaline bağlamış bu işbirlikçi aşiretler, ilk ağızdan işkence fotoğraflarını savundular. Talabani yaptığı açıklamada, işkence fotoğraflarında abartılacak bir şey olmadığını savundu.

Yıllardır “eziliyoruz, katlediliyoruz, soykırıma uğruyoruz, işkence görüyoruz” edebiyatıyla dünya kamuoyunda sempati uyandırmaya çalışan bu aşiretlerin maskesi de böylece düşmüş oldu.

 

"Ezilen" Kürtler işkencecinin yanında

Irak işgalinin gerçek bilançosu

 

Mart sonlarında ABD işgalinin birinci yılını doldurmasıyla emperyalist basın ve işbirlikçi kalemleri işgalin bir yılının bilançosunu çıkarmaya başladılar. Daha henüz işkence fotoğrafları ortada yoktu. Direniş de bugünkü gücüne henüz erişmemişti. Bu yüzden bol bol atıp tuttular. Irak’ta bir polis teşkilatı ve yeni bir ordu kurulduğu, Irak halkının ABD müdahalesinden memnun olduğu, Baas örgütlenmesinin dağıtıldığı, Saddam’ın yakalandığı ve tüm direniş dinamiklerinin susturulduğu yazıldı, çizildi. Hatta Irak halkının %70’inin ABD işgalini olumlu karşıladığı %60’ının hayatından memnun olduğu çeşitli uydurma anketlerle kanıtlanmaya çalışıldı.

Ancak işgalciler için Mart sonlarındaki bu iyimser hava Mayıs’ın ortalarına geldiğimiz şu günlerde çoktan dağıldı. Gerçek bilançoyu bir de biz çıkaralım:

- ABD ve İngiltere Irak’ta büyük kayıplar vermeye başladı. Bir yılda ABD’nin verdiği kayıp sayısı Vietnam’da üç yılda verdiğinden daha fazla. Artık öldürülen ABD askeri haberleri sıradan haberler haline geldi.

- “Koalisyon güçleri”ni oluşturan ülkeler bir bir Irak’ı terk etmeye başladı. İspanya El Kaide’nin 11 Mart’taki saldırısından sonra Necef’teki 1200 askerini geri çekti. El Salvador ve Honduras da İspanya’yı takip etti. Bulgaristan ve Polonya da askerlerini geri çekeceğini açıkladı ancak ABD’nin büyük tepkisi üzerine askerlerini geri çekme programını bir süre erteledi. ABD’nin en sadık müttefiklerinden İtalya’da bile askerlerin geri çekilmesi yönünde büyük eylemler yapılıyor. Güney Kore ise asker gönderme kararını gözden geçirmeye karar verdi. Norveç ise Haziran’da görev süresi biten askerlerini geri çekmeye hazırlanıyor.

- ABD ve İngiltere’de işgal sorgulanmaya ve eleştirilmeye başlandı. Bush yönetimi Powell ve Rumsfeld ekibi olarak ikiye bölündü. Powell’ın başını çektiği ekip başarısızlıktan Rumsfeld ekibini sorumlu tutarak Irak’a işgali eleştirmeye başladı ve geri çekilmeyi tartışmaya açtı. İngiltere’de askerlerin geri çekilmesi yönünde Lordlar Kamarası’na önergeler verilmeye başlandı.

- ABD, Irak’ı işgal planlarında Şiilerin kendisini destekleyeceğini düşünmüştü. Ancak özellikle son bir kaç aydır Irak’ın güneyinin çoğunluğunu oluşturan Şiiler daha organize bir şekilde direnişe başladılar. Hatta kimi şehirlerde kontrolü Şii milisler ele geçirdi.

Özellikle Sadr’ın komutasındaki Mehdi Ordusu ismini alan milisler ABD’nin başını oldukça ağrıtmaya başladı. İngiliz Ordusu Basra’yı boşaltmak zorunda kaldı. Yine Şiiler’in yoğun olarak yaşadığı Güney Irak şehirleri Necef, Amara, Nasıriye, Kerbela ve Kufe’de işgal kuvvetlerinin kontrolü önemli ölçüde azaldı. Bu şehirlerin hiçbirisinde asayiş tamamen işgal güçlerinin elinde değil. Bağdat’ın da “Sadr Şehri” olarak adlandırılan Şiilerin yoğun yaşadığı bölgesinde ABD’nin hiçbir denetimi bulunmuyor. Abd bu bölgelere Helikopter desteğiyle girebiliyor, ancak uzun süre kalamıyor.

- Sünnilerin yoğun yaşadığı bölgelerde de durum çok farklı değil. Bağdat’ın pek çok mahallesinde ABD askerlerinin girişi engelleniyor. Özellikle Felluce ve Tıkrit’te işgale karşı direniş büyük zaferler kazandı. ABD askerleri Felluce’yi tamamen boşalttı ve kentin güvenliği artık Saddam’ın eski bir generali tarafından sağlanıyor. Üstelik Felluce’deki güvenlik güçleri eski Irak bayrağını hâlâ taşıyor ve Saddam döneminin üniformalarını giyiyor.

- Musul ve Kerkük’te Kürtler’in nüfus yoğunluğu açısından hakimiyet sağlama planı önemli ölçüde engellendi. Türkmenler ve Araplar bu iki şehre göç ederek bölgenin Kürtleşmesinin önüne geçmeye çalışıyorlar. Özellikle Şii Araplar’ın silahlı milisleri Kürtler’in Arap ve Türkmenleri sindirerek Musul ve Kerkük’ten kaçırmasının önüne geçmeye başladı.

- İşgalin başından beri birbirinden bağımsız ve ayrı olarak direnen Şii ve Sünniler Mart ayıdan itibaren direnişlerini birleştirmeye başladı. Özellikle 8 Mayıs’ta Bağdat’ta binlerce Sünni ve Şii’nin Cuma namazını beraber kılması yüzyıllardır görülmemiş bir birliktelik havasıydı.

Yazdıklarımız bir bir çıkıyor

Özetlersek, ABD işgali başlatırken planladıklarının hiçbirisini gerçekleştiremedi. ABD’nin işgal planının en önemli unsuru, Saddam karşıtı yerel muhalif unsurları harekete geçirmekti. Güneyde Şiiler, kuzeyde ise Kürtler kullanılmak istendi. Kuzeydeki Barzani ve Talabani önderliğindeki işbirlikçi Kürt aşiretleri bu plana balıklama atladılar, ancak Şiiler ABD’yle işbirliği yapmayı kabul etmediler. Hatta bir süre sessiz kalarak ABD işgalinin sonucunu bekleyen ortayolcu Şii gruplar bile direnişe katılmaya başladı.

Böylece “kurtardığı” her kentte çiçeklerle karşılanmayı, yörenin eli silah tutan erkeklerini de yanına katarak Bağdat’a kadar ilerlemeyi planlayan ABD, işgalin ilk gününden beri büyük bir çaresizlik ve yalnızlık içinde.

TÜRKSOLU, Irak işgalinin daha ilk ayı dolarken ABD’nin kaybettiği tahlilini yapmıştı. ABD’nin Irak’ta bir bataklığa girdiğini ve bu bataklıkta boğulacağını söylemiştik. ABD’nin Irak’ta başlayan Ortadoğu’yu sömürgeleştirme saldırısının büyük bir hezimetle sonuçlanacağını, ABD emperyalizminin çöküş sürecini başlatacağını yazmıştık. ABD’nin hem Ortadoğu’da hem de dünyada gitgide yalnızlaşacağını, rakip emperyalist güçlerin ve mazlum milletlerin bağımsızlık mücadelesinin ise güçleneceğini belirtmiştik.

Geçen süreye baktığımız zaman dediklerimizin bir bir gerçekleştiğini görmekteyiz. ABD’nin emperyalist rakipleri AB ve Rusya hem Ortadoğu’da hem de Avrasya coğrafyasında ABD’ye kafa tutmaya başladılar. Arap ülkelerinde, özellikle işkence görüntülerinin yayınlanmasıyla birlikte ABD nefreti arttı, ABD işgalini destekleyen Arap ülkesi neredeyse kalmadı.

ABD Ortadoğu bataklığına

ABD önderliğindeki “koalisyon güçleri”nin İngiltere ve ABD ile sınırlı kalmaya doğru gittiğini görmekteyiz. ABD ve İngiltere’de de çatlak sesler şimdiden çıkmaya başladı. Irak’taki direnişin bu noktada doğru stratejiyi belirlemesi gerekmektedir. ABD’yi kısa sürede Irak’tan uzaklaştırmak mümkündür. ABD’nin istediği yasal ve anayasal düzenlemeler hızla gerçekleştirilir ve Irak’ın fiilen kuzeyde kukla Kürt Devleti, güneyde Şii devleti, merkezde Sünni Arap Emirliği şeklinde bölünmesine göz yumulursa ABD ve İngiltere Irak’tan çekilecektir. ABD güdümündeki Geçici Yönetim Konseyi’nde de temsilcisi bulunan Şii direnişçilerinin bir kısmının bu planı kabullendiğini görebiliyoruz.

ABD’nin kısa zamanda Irak’tan ayrılması, Irak’ta oluşan parçalı yapıyı güçlendirecektir. Halbuki işgalin uzamasıyla Irak’taki direnişin etnik ve mezhepsel yönü zayıflamaya, milliyetçi yönü güçlenmeye başlayacaktır. Ayrıca direnişin uzamasıyla ABD daha da fazla perişan olacaktır. ABD’nin bugün Irak’tan çekilmesi, ABD için bir kurtuluş sayılabilir. İstediği Anayasa’yı kabul ettirmiş, istediği yönetimi atamıştır. Ancak Iraklıların uzun süren mücadelesinin ardından Irak’tan çekilen ABD büyük yara almış olacaktır.

ABD emperyalizminin bu şekilde Irak bataklığında daha da derine batmasının sağlanması gerekmektedir. Bu nedenle Ortadoğu’nun mazlumları ABD’yi çeşitli uzlaşma yollarıyla kısa sürede bölgeden uzaklaştırmak yerine ABD’yi bölgenin daha da içine çekme taktiğini izlemelidir. ABD’nin işgali uzadıkça başarısızlığı artacak, etkinliğine ve gücüne daha büyük darbe inecektir.

Türkiye açısından durum

ABD’nin Irak’ta geri çekilmeye başlaması, Türkiye’nin belli doğruları anlamasını sağlamalıdır. ABD’nin yarattığı Irak, Türkiye’nin istediği bir Irak değildir. Bu gerçek, ABD’nin emperyalist karakteriyle Türkiye’nin mazlum karakterinin uzlaşmazlığından kaynaklanmaktadır. ABD’nin Irak’taki çıkarları doğal olarak Türkiye ile çelişecektir. Ancak ABD ile Türkiye’yi müttefik olarak gören anlayış Türkiye ile ABD’nin Irak’ta ortak bir noktada buluşacağı hayaline kapılabilmektedir.

ABD’nin isteği şeriatçı Irak

Öncelikle Mart başında kabul edilen Geçici Anayasa’dan örneklerle ABD’nin nasıl bir Irak yaratmak istediğini ve hatta yarattığını görebiliriz. Anayasa “Çıkarılan yasalar Şeriat’a aykırı” olamaz diyerek Irak’ın 40 yıllık laik devlet yapısını bozmuş, Irak’ı basit bir emirlik gibi şeriatçı bir yönetime dönüştürmüştür. Yeni Anayasa’ya göre çıkarılacak kanunlar dini liderlerden oluşan Danışma Meclisi’nin onayından geçmek zorundadır.

İşgal altındaki Irak’ın vardığı nokta ortadadır: Şeriatçı düzen. Bu şaşırtıcı olmamalıdır, çünkü ABD’nin güdümündeki tüm Ortadoğu ülkelerinde şeriat düzeni hakimdir. Laik yapıya sahip Mısır, Suriye gibi ülkeler ise emperyalizme karşı verdikleri mücadelenin sonucunda bu yapıya kavuşabilmişlerdir. Bu durum, antiemperyalistlikle laiklik arasındaki kaçınılmaz bağı göremeyenler için öğretici olmalıdır.

ABD’nin kukla Kürt Devleti sevdası

Yeni Anayasa’yla Kürtlere de daha önce verilmemiş haklar tanınmış, Kürtçe devletin ikinci resmi dili olarak belirlenmiştir. Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti’nin kurulmasının ilk adımı da Anayasa’da atılmış, Kuzey Irak’taki bölge yönetimine geniş özerklik ve özyönetim hakkı tanınmıştır. Ayrıca yapılacak referandumda mevcut 18 eyaletten 3’ünde 2/3 oranında “Hayır” çıkması durumunda Anayasa’nın yürürlüğe girmeyeceği hükmü bulunmaktadır. Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı 3 farklı eyalet bulunmaktadır. Böylece Kürtlere veto hakkı tanınmış bulunmaktadır. Bu da hem Arapların hem de Türkmenlerin tepkisini çekmiştir.

Türkmenler ABD’nin hazırladığı Anayasa’da azınlık statüsündedir. Böylece 3 milyon Türkmen 15 bin nüfuslu Ermenilerle aynı kefeye konmaktadır. Ayrıca Genelkurmay Başkanı başta olmak üzere Irak’taki pek çok kritik önemdeki yönetici kadro doğal olarak ABD işbirlikçisi Kürt aşireti mensuplarıyla doldurulmuştur. Yahudilere de mülk edinme ve ticaret yapma hakkı tanınmıştır.

Kısacası, karşımızdaki Irak portresi şudur: Kürtler devletin asli unsurudur, Kürtçe Arapçayla birlikte resmi dildir. Devlet bürokrasisinde Kürtler hakim olmaya başlamıştır, Türkmenler haklarını kaybetmiştir, Kerkük ve Musul’da Türkmenler’e yönelik planlı ve ciddi bir yıldırma ve göç ettirme programı uygulanmaktadır. Ancak ABD’nin Kürtlerle ilgili planları daha da kapsamlıdır. ABD Kürtler’e yalnızca Anayasal haklar vermekle kalmayacak, bugün özerklik tanıdığı Kürt aşiretlerini yarın kukla bir devlete dönüştürecektir.

ABD’ye karşı gelmek göze alınabilseydi

Tezkere tartışmaları sırasında Türkiye’nin ABD’nin yanında Irak’a girmesinin büyük zararları olacağını söylemiştik. Şimdi bahsettiğimiz sakıncalar bir bir görülebiliyor. Türkiye ABD’nin yanında yer alsaydı, Türk Ordusu Bağdat sokaklarında batağa saplanmış bir durumda olacaktı. Bugün ABD’nin verdiği kayıpları, Irak’ta olsak biz vermeye başlayacaktık. ABD komutasına giren Türk askeri, bugün açığa çıkan işkence fotoğraflarında ister istemez yer alacaktı.

Türk Ordusu’nun Kuzey Irak’tan da çekilmemesi gerektiği yönündeki görüşlerimiz de süreç içinde doğrulandı. Bugün Kürtler’in işgalin başındakinden daha kötü bir durumda olduğunu tesbit etmemiz gerekiyor. ABD, Kürtler’e destek sağlamaktan çok uzakta, kendi derdine düşmüş durumda. Araplar ve Türkmenler, Kürtler’in çoğunluk oluşturmak istediği petrol bölgeleri Kerkük ve Musul’u Kürtler’e kaptırmamakta kararlı. Bu nedenle Kürtler işgalin başındaki avantajlı konumunun aksine bir kuşatma içinde kalmış durumda.

Türk Ordusu bugün Kuzey Irak’ta bulunsaydı güneyden Araplar ve Türkmenler’in tuttuğu hattı kuzeyden tamamlayabilir ve böylece Kürtler tam anlamıyla bir kuşatma içine girmiş olurdu. Böylece ABD’nin hedeflediği kukla Kürt Devleti fiilen imkansız hale gelirdi. Halbuki bugün Kürtler Kuzey Irak’ta büyük bir hareket alanı yaratmış durumdalar. Son olarak Suriye’de ayaklanan Kürtler, acaba Türk Ordusu bölgede olsaydı bu kadar pervasız davranabilir miydi?

Ancak o dönem ABD’yle karşı karşıya gelmemek için Türk Ordusu Kuzey Irak’tan çekildi ve seyirci konumuna geldi. Halbuki ABD’nin Irak’ta kontrolü sağlayamayacağı, hele hele Kuzey Irak’ta işbirlikçi Kürt aşiretleri kullanarak hakim olamayacağı daha o günlerde belliydi. Türkiye o dönem ABD’yle karşı karşıya gelmeye çekinmeseydi, bugün Kuzey Irak’ta hem PKK’ya hem de ABD’nin kukla Kürt Devleti planına karşı daha güçlü durabilirdi.

Türkiye’nin çıkarı işgalci ABD’nin değil mazlum ırak’ın yanında

Irak’ta ABD’nin yaratmaya çalıştığı portre Türkiye’nin tercih ettiği bir portre değildir. ABD’nin yönettiği Irak, kırmızı çizgilerimizin tümünün çiğnendiği bir Irak haline gelmiştir. Bu da doğaldır. Türkiye bir mazlum millet olarak farklı çıkarlara sahiptir, ABD emperyalist bir ülke olarak farklı çıkarlara sahiptir.

Türkiye de bu noktada yerini doğru belirlemelidir. Türkiye işgalci bir medeniyetin güdümüne girmemelidir. Hem Türk milletinin 5000 yıllık medeniyet birikimi, hem de Türkiye’nin mazlum millet çıkarları ABD’yi değil, ABD’nin işgal ettiği Irak’ı savunması gerektiğini göstermektedir.