Arama: 
03.05.2004/Sayı:55
Anasayfa
Başyazı
Türkiye
Dünya
Tarih
Ekonomi
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Öner Yağcı  Öner Yağcı

Ne olacak?

Kıbrıs’ta referandum yapıldı, böyle sonuçlandı, şimdi ne olacak diye sormamızın gereği yok. Gereği önceden düşünülmüştü: Emperyalist küreselleşme, bölgemizdeki politikasını, Büyük Ortadoğu Projesi’ni gerçekleştirme yolunda yeni dayatmalarla yoluna devam edecek, yeni dayatmalar yeni işbirlikçilerini yaratacak, güçlenen işbirlikçi potansiyelin becerikliliğine göre adımların ve dayatmaların yenilerinin hızı ve yoğunluğu belirlenecek...

Ancak, emperyalizm her şeye muktedir değildir. Çeşitli dönemlerde, çeşitli coğrafyalardaki direnişlerle emperyalistlerin kendi aralarındaki çelişkiler emperyalist politikaların tümüyle uygulanmasının önünü tıkamıştır ve yine tıkayabilir. İlk sömürgeci emperyalistlerin, İngiliz ve Alman emperyalizminin çöküşlerini; emperyalist yayılmacılığa karşı Anadolu’dan Afrika’ya, Asya’dan Latin Amerika’ya uzanan bağımsızlık ve özgürlük savaşımlarını; 100 milyondan fazla insanın canını alan iki Dünya Savaşının da emperyalist yeniden paylaşım hırsından kaynaklandığını unutmayalım.

Emperyalistleşme, hammaddeyi ele geçirme savaşımının derinleşmesidir aynı zamanda. Kapitalizmin gelişmesi döneminde hammadde kıtlığı, hammadde kaynakları için sürdürülen rekabet ve sömürgeler elde etmek için sürdürülen mücadele kaçınılmazdı ve günümüz küreselleşen emperyalizm koşullarında da bu kaçınılmazlık sürmektedir. Üstelik, bu mücadelenin şiddeti ile emperyalist egemenliğin yayılması doğru orantılıdır.

Ortadoğu, 20. yüzyılın başından beri enerji kaynağı olarak metaların metası ve günümüz dünyasının temeli haline gelen, emperyalizmin savaş makinesinin yakıtı olan petrolün en zengin yatağıdır ve emperyalistlerin dünya rezervlerinin üçte ikisini oluşturan Ortadoğu petrollerine gereksinmesi vardır. Bu gereksinmenin politikasıdır uygulanan.

Emperyalizmin, bir yandan ulus devletlerin bittiği çığlıklarını atarken bir yandan da aşiret, din, ırk, milliyet, mezhep, tarikat bağlılıklarına dayanan yeni devlet doğumları gerçekleştirmeye çalıştığı koşullarda, Kıbrıs’ı bütünleştirmek istemesindeki hikmeti anlamak hiç de zor değil.

Kıbrıs bir kırılma noktasıdır ve bu noktada ABD ve AB emperyalistlerinin Kıbrıs’a nasıl odaklandığını gördük. Yugoslavya’yı parçalayarak 5 devlet yaratan adımların 11 Eylülden sonra terörün kökünü kazımak bahanesiyle Afganistan’ı işgal etmekle yetinmeyeceği, orada kukla yöneticiler eliyle politikasını sürdürürken Irak’a yönelip Ortadoğu’da hem petrol zenginliğine konup hem de yeni işbirlikçi devletler türeteceği de bilinen bir gerçeklikti. Şimdilik bazı mevzilerdeki direnişler dışında kıvamına getirdiği bazı aşiretler aracılığıyla planını uygulamada önemli ilerlemeler kaydettiği de günümüzün bilinmezlerinden değildir. Bilinmez olmayan dayatmalardan birinin de Kıbrıs olduğunu işbirlikçiler de bal gibi biliyorlar.

Ortadoğu’nun tamamı gibi Kıbrıs da, hem üzerinde yaşayan (Enosis düşünü kuranlarla, Yunan ve Rum yönetimlerinin politikalarını bir tarafa bırakalım) ezilen uluslarla emperyalizm arasındaki, hem de emperyalist güçlerin kendi aralarındaki çatışmaların sahnesi olması kaçınılmazdı ve yaşanmakta olan da bu zaten.

Kıbrıs, coğrafi konumu itibariyle Ortadoğu’nun denetlenebilmesi için en önemi üs konumundadır. Kıbrıs, emperyalizm için Türkiye’yi tehdit, Kuzey Afrika’yı denetim, Akdeniz’i gözleme, İsrail’e yakın olma, petrol merkezi ve Asya’ya açılan kapı olan Ortadoğu’yu avcunun içinde tutması açısından bulunmaz bir nimettir. Küreselleşen sermayenin, dünyanın çeşitli bölgeleriyle ülkelerinde işbirlikçileriyle bütünleşmeyi, dünyayı tek bir pazara dönüştürmeyi amaçlayan bir sistem olarak Ortadoğu’yu ve Kıbrıs’ı sıra başına alması bundandır.

ABD’nin 1960’lardaki Kıbrıs’la ilgili dayatmalarını; antiemperyalist dalgaya karşı geliştirilen 1971’deki 12 Mart Darbesi’ni ve bu dönemde yaşanan siyasal ve ekonomik baskıları, petrol başta olmak üzere çeşitli mallardaki sıkıntıları ve kuyrukları, haşhaş ekim yasağını, Kıbrıs’taki Barış Harekâtı’na karşı ABD’nin ambargosunu, ardından gelen. 1980’deki ABD yöneticilerine “Bizim oğlanlar işi başardı.” dedirten 12 Eylül darbesini ve sonrasındaki uygulamaları da emperyalizmin yaşamımıza dayatmalarının işbirlikçi iktidarlar aracılığıyla uygulanması olduğunu belleğimizden çıkarmamalıyız.

Emperyalist politikalara boyun eğiş, çaresizliklerden çare üretip Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Ulusal Kurtuluşçu, Müdafaayı Hukukçu, Kuvayı Milliyeci önderliklere ve tarihe sahip Türk ulusuna yakışan bir politika değildir.